2. bölüm / 4
İntikam YeminiKaçak Gelin
Bölümler 4Şu an: Kaçak Gelin
- 1 Hain Plan2.849 kelime
- 2 Kaçak Gelin4.922 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Yeni Hayata İlk Adım5.285 kelime
- 4 Acı Geçmişin Tatlı Anısı4.677 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM 2
Kaçak Gelin
Maya Perest — Yok Bana Bu Cihanda
"Bu yara geçmez, bilirim ama durup durup kanamak niye anne?"
"Daimidir sürgünüm
Hasret benim ocağım
Gurbet benim evimdir" gözümden bir damla yaş süzüldü. Annem çok severdi bu şarkıyı
"Yok bana bu cihanda bir yer
Bana bu cihanda bir yer
Şu koca cihanda
Yoktur, aman" titreyen ellerim zemini buldu. Kendimi kaldırmaya çalıştım ama ellerimin sızısı kısıkça inlememe neden olmuştu. Midem bulanıyordu ve lavaboya gidemiyordum. Yatağımın üzerindeki telefonum çalmaya başlayınca irkildim. Başımı kaldırdığım sırada gözlerimin önü kararmıştı. Pes ederek başımı zemine dayadım ve yalnız oluşumu fırsat bilerek ağlamaya başladım.
"Sessiz ol, baba kızar"
Gözlerimi araladığımda tam karşımda yerde cenin pozisyonu almış bir şekilde sessizce ağlayan kıza baktım. Küçük elleriyle kimsenin duymaması için ağzını kapatmıştı. Kesik kesik nefesler alıyordu. Gözlerimiz buluşunca daha çok ağladım. Hayaldi o
"Ağlama, baban kızar sanada"
Gözlerimi sıkıca kapattım. Sesimin duyulmaması için ellerimde ağzımı kapattım. Gözlerimi açmak istemiyordum. O hala karşımdaydı, değil mi?
Bir süre sonra bilincim kaymaya başlamıştı. Sık sık gözlerimi açmaya çalışsam da başarısız oluyordum. Daha fazla dayanamadım. Yerde, kendi kustuğum kanın üzerinde kapattım gözlerimi
💚
"Anne!" Yerimde huzursuzca kıpırdandım.
"Anne ben sensiz nasıl yapacağım ki!"
"Yaparsın kar tanem, güveniyorum sana"
"Olmaz ki, ben daha çok küçük değil miyim?" Gözlerimi neden açamıyordum. Bu lanet kabustan uyanmak istiyordum. "Çocuklar anneleri olamazsa hiçbir şey yapamaz!"
"Ben kızıma güveniyorum." Kesik nefesler vermeye başladı.
"Anne, canın çok acıyor mu?" Acı içindeki gülümseyişini unutamıyordum. Zaten bana her zaman gülümse diyen annem değil miydi?
"Acımıyor güzel kızım"
"Nereye gideceksin ki?" Bu bir kabullenişti. Henüz 8 yaşında olan bir kızın kabullenişiydi. Ölümün ne demek olduğunu annesi gidince anlamıştı.
"Çok güzel bir yere gideceğim kızım"
"Beni götürmeyecek misin?"
"Sen daha çok küçüksün kar tanem, kardeşini bul ve benim için mutlu ol, tamam mı?"
Sözümü tutamadım anne, özür dilerim
"Bir daha gelmeyecek misin?"
"Sizi her zaman izliyor olacağım"
"Peki ben seni görebilecek miyim?" Titreyen elleri küçük ellerini buldu.
"Sen hissedeceksin Eflin, gökyüzüne her baktığında seni izlediğimi hissedeceksin" başını sallamıştı kız
Bir süre sonra annesinin elleri minik elleri arasından sıyrılmıştı. "Anne uykun mu geldi?" Ayağa kalktı ve koşarak odasına girdi. Elindeki battaniyeyi alarak aşağıya indi ve annesinin üzerini örttü. "İyi geceler anne" arkasına döndü ve sürekli tekrar eden şarkıyı kapatmaya çalıştı. Annesi rahatsız olsun istemiyordu ama ulaşamadığı için tekrar tekrar çalan şarkıyı kapatamadı. Annesi o şarkıyı çok severdi. Bu yüzden vazgeçti ve yerde kanlar içerisinde yatan annesinin uyanmasını bekledi. Tekrar çalan şarkıyı fısıldamaya başladı. Sürekli dinledikleri için ezberlemişti artık
"Kaldı gözlerimde bir avuç hayal
Gelmiyor sabahım, geçmiyor yaram"
Ertesi gün annesi uyanmamıştı ve kız acı çığlıklarla ölümün aslında ne olduğunu öğrenmiş oldu. Adamların kolları arasında çırpınırken anlamıştı o süslü dünyasının yalandan ibaret olduğunu
Zaten onu mutlu eden tek kişi annesi değil miydi?
💚
Gözlerimi zorlukla araladım. Gözyaşlarım bir boncuk misali dökülürken gülümsedim. Gülümsedim çünkü bunu ona borçluydum. "Ben Senem Öztürk'ün kızıyım ve hiç kimse beni yıkamaz" güçlükle kalktım yerimden "Ve annemin intikamını da almadan vazgeçmeyeceğim" kendi kendimi teselli ederek doğruldum. Midem aniden bulanınca elimi karnıma bastırarak eğildim. Bakışlarım boy aynasından kendime kayınca aynadaki aksime baktım bir süre
Şimdiki kadın ile Fransadan gelen kadın aynı kişi miydi?
Telefonumun tekrar çalmasıyla yüzümü buruşturdum. Midem bulanıyordu. Yatağa kadar gidersem kendime ödül verebilirdim. Bakışlarım banyo ve yatağım arasında gidip geldi. Banyoya girsem duş almam çok zor olacaktı. Yatarsam kalkamayacak durumdaydım. Oflayarak ayağa kalkmaya çalıştığımda ağrıyan bileğimin sızısı daha çok arttı. "Başlarım böyle işe ya!" Dediğimde midem ağzıma geldi. Karnımı tutarak eğilince yine banyoya gidememiştim. Kan kusarken aynı anda ağlıyordum da
Kustukça midem bulanıyordu. En sonunda kendimi kastım ve sürünerek kapıyı kilitledim ve banyoya girdim. Karnımın ağrısı ayağa kalkmamı engelliyordu. Lavaboya tutunarak zorlukla kalktım. Aynadan şişmiş olan yüzüme bakınca gözlerim yaşarmıştı. Alnım morarmıştı. Dudaklarımdan sızan kanlar kurumuştu. Berbat bir haldeydim. Titreyen ellerimle suyu açtım ve yüzümü yıkamaya çalıştım. Dengemi kaybetmem ile yere oturmuştum. Oflayarak kendime küfürler yağdırdım ve ıslak ellerimi boynuma sürterek kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Zor olacaktı ama duş alacaktım. Yeniden doğrulmaya çalıştım ve elime su alarak ağzımı çalkaladım. Ağzımdaki kan tadından kurtulduğum için belki mide bulantım artmazdı. Bileğimin ağrısını umursamadan kenarlardan destek alarak küvete ilerledim. İyi ki duşa kabin yerine küveti tercih etmişim dedim kendi kendime
Üzerimdeki kıyafetlerden kurtuldum ve suyu açarak arkama yaslandım. Karnımdan aniden gelen sancı ile yüzümü buruşturdum. Başımı geriye yaslayarak tavanı izlemeye başladım. İzlediğim tavan mıydı yoksa yaşadıklarım mı?
Sıcak suyun içinde mayışana kadar bekledim. Kollarımı kaldırmaya mecalim yoktu bu yüzden sadece vücudumun ulaşabildiğim kısımlarını yıkadım. Eğildiğim için karnım kasılıyordu. Başımı ise sadece durulamıştım.
Kanlı zemine basmadan yanından geçtim ve giyinme odasına girerek giymesi kolay bir kıyafet seçtim. Aynadan kısa bir an kendime baktığımda gözümden bir damla yaş süzüldü. Dik duramıyordum ve bu benim için çok önemliydi.
Dik duramıyordum.
Seçtiğim şort ve tişörtü oldukça yavaş bir şekilde giydim. Oturduğum puftan yavaşça kalkarak odama ilerledim. Kendimi yatağın üzerine nasıl attım bilmiyorum ama başarmıştım. Komidinin üzerinden telefonumu aldım ve elifin aradığını gördüm. Onu yeniden aramadım. Telefonu bırakarak derin bir nefes almaya çalıştım. Gözlerimi kapatarak uyanmak istemediğim ama uyanmak zorunda olduğum derin bir uykuya daldım.
💚
Aynadan donuk gözlerle kendimi izlerken makyözler makyajımı yapıyorlardı. Evet, o gün gelmişti ve ben birazdan evlenecektim. Tabi planımız işlenirse ben kaçacaktım ve yerime Gölge geçecekti. Ama bu aşırı riskliydi çünkü Gölge asla görünmezdi ve bugün de görünmemek için elinden geleni yapardı. Yani iyi hazırlanmalıydım.
Kapının yavaşça açılmasıyla kimin geldiğini anladım. Elif korktuğumu bildiği için kapıyı yavaş açmıştı. "Bize biraz müsade edebilir misiniz?" dediğinde yalandan gülümsedim
"Kankamdan müstakbel kocam hakkında tavsiye mi alacağım yoksa?" Elif hemen uydurdu
"Tabiki de!" Makyözler gülerek odadan çıktıktan sonra Elif bir süre kapanan kapıya baktı. Ben ise bu süre zarfında güzel kızımı incelemiştim. Diz kapaklarının üzerinde biten koyu yeşil bir elbise giymişti. Elbisenin ince askıları vardı ve askıları kurdele tarzındaydı. Kestane rengindeki saçlarını ise dağınık topuz yapmıştı
Kızım yine fazla asaletliydi.
İç sesime güldüm. "Bu ne güzellik Elif Hanım!" dediğimde kaşlarını çatarak bana döndü. Gittiklerinden emin olmuştu. Yanıma gelerek beni ayağa kaldırdı.
"Onu boşver biz ne zaman harekete geçeceğiz" önüme gelen saçımı düzelttim.
"İşaret vereceğim Elif, o zaman başlamaları yeterli" sıkkın bir nefes verdi.
"Ya işler planlandığı gibi gitmezse" bana bakarken kahve gözleri dolmuştu. "O adam ile evlenmeni istemiyorum Eflin, adam psikopatın teki!" Yanına giderek sıkıca sarıldım.
"Bu riski almak zorundayız" burnunu çekerek geriye çekildi.
"Neyse bu rimele çok para verdim. Ağlamamalıyım" Elifin söylediklerine güldüm. Sanki hiç parası yokmuş gibi konuşuyordu
Kız bizden zengindi.
Günay ailesinin varisi olarak ne kadar çok param olsada Elif anne ve baba tarafından onlarca arsa ve şirket sahibiydi. Tabiki de kendisi sadece biri ile ilgileniyordu. Ona da nadiren giderdi. Çünkü biz Elifle beraber iç mimar tasarımcısıydık!
Kesinlikle!
"Neyse çağır şunları bitsin bu işkence" diyerek yeniden yerime oturdum. Karnımda hissettiğim hafif sızıyla ofladım. Toparlanabilmiştim ama ara sıra ağrılarım oluyordu. Bakışlarım boy aynasının yanına asılan elbiseye takıldı. Beyaz değildi. Evet, normalde beyaz olması gerekiyordu ama benimki daha soluk renkteydi.
Bugün için özellikle kısa almıştım.
Elbise dizimin üstünde bitiyordu. Saten olması ayrı sinirimi bozuyordu ama yapacak birşey yoktu. Düğününde gelinlik giymeyen tek insan olma yolunda ilerliyorum. Kalın askılıydı ve fazla dekoltesi yoktu.
Derin bir nefes vererek içeri giren makyözlere gülümsedim. Kalan işleri de bittikten sonra Elif ve Yonca yanıma gelmişti. Yonca bizim teşkilatın bir üyesiydi. Teşkilattaki tek kız bizdik
Elif, ben ve Yonca..
Yonca kırmızı bir elbise giymişti. Gülümsedim. Açıkça canınızı alacağım demeye çalışıyordu ama bunu kimse anlayamazdı çünkü Yonca doktordu.
Evet, yaralardı. Ama sarmasını da bilirdi.
"Eee hadi bittiyse mekana havalı bir girş yapalım" diyen Yoncaya güldüm. Elif ile aynı kafadaydılar
E bizde aynı olunca tam bir felaket oluyordu.
"Şunu giyeyim, geliyorum" dedim ve elbiseyi aldım. Arkamdan seslerini duyuyordum. Kıyafeti askısından çıkardım ve üzerimdekilerden kurtuldum.
"Kırmızı ruj sür sende" gülerek elbiseyi giyindim. "Hepimiz fazla iddialı olmalıyız"
"Kızlar! Biriniz bana yardıma gelin!" dediğimde Yonca koşarak yanıma geldi ve fermuarı çekti. Arkamı döndüğümde ıslık çaldı.
"Fazla mı ateşli olduk, ne?" dediğinde gülerek dolabımdan ayakkabılara baktım. "Altın topukları olanı al" diyen Yoncaya hak verdim. YSL topuklu ayakkabıyı alarak puflardan birine oturdum ve giyindim.
Ayağa kalkarak aynadan kendime baktım. Yüzümdeki gülümseme ile yan döndüm ve kendimi inceledim. Koyu yeşil gözlerimi ortaya çıkaracak güzel ve iddialı bir makyaj yapmışlardı. Siyah saçlarım ise topluydu ve önde iki perçem bırakılmıştı. "Eflin ve Saint Laurent aşkı" gülerek ona döndüm.
"Hakkını veriyorlar ama" Elif içeriye girerken dahil oldu
"Christian Loubotin de güzel ama" dediğinde başımı salladım. Loubotin'in kırmızı tabanlarının kadınlar için yeri çok önemliydi. Loubotin'in bir kadında yansıtmak istediği değerler vardı. Ayakkabıları sadece giyilmek için değil, aynı zamanda fark edilmek için yapılmıştı. Kırmızı tabanının anlamı cesur, güçlü ve unutulmazdı. Bu yüzden herşey bir yana Christian gerçekten mükemmeldi.
"Evet, tabanının kırmızı olması aslında-"
demiştim ki odamın kapısı tıklatılmadan açıldı.
"Eflin" diyen Mertin sesini duyunca göz kaydırdım. Sesine bile katlanamıyordum.
"Eflin şu anda müsait değil!" Diye seslendi Elif
"Eğer kaçmak aklının ucundan bile geçerse kimse onu elimden alamayacak" dediğinde yüz buruşturarak taklitini yaptı
"Tamam sevgilim" dediğimde onunla alay ediyordum ama o 'sevgilim' kelimesine takılmıştı.
"Bekliyorum güzelim" Yonca kısık sesle küfretti.
"Bekle" dedim ve kapı kapanınca giyinme odasından çıktım. Yine YSL'ye ait olan çantayı ve parfümlerinden birini alarak sıktım. İşim bittiği için kızlara döndüm. "Çıkıyor muyuz?"
"Mert ile çıkmayacak mısın?" Dediğinde sırıttım
"Yoo" dedim ve kapıya ilerledim. "Dışarıdadır zaten" kapıyı açmam ile Sinan ile göz göze geldim. Sinan ile mi evlenecektim ben! Dışarıda dedim dışarıda bu dangalak varmış. Sinan yarısı beyazlamış olan saçlarını karıştırarak bana yaklaştı. Kızların içeride olduğunu bilmiyordu.
"Bana bak" dedi ve kapının arkasını kontrol etti. Kızlar saklanmış mıydı? Kimse olmadığını anlayınca bana döndü. "Düğün iptal" dediğinde kaşlarım çatıldı.
"Neden?" Arkasını kontrol edince iyice şüphelenmeye başladım. Şimdi mi söylenirdi bu! İşsiz gibi hazırlanmış mıydım ben
Eflin çok içimde kaldı. O merdivenlerden havalı bir iniş yapmalıydık
"Demir Ateşe satıldın" dediğinde bütün dünyam başıma yıkılmıştı. Kapının kolunu sıkıca kavradım. Bu piç ne saçmalıyordu?
Satılmak ne demekti ya! Eşya mıydım ben
Şu anda bütün auram sarsıldı.
Safiye siktir git satıldın diyor bu puşt! Sen ne diyorsun
En azından Demir'i kendimize aşık edelim?
Allahım cinnet geçirecektim. "Ne diyorsun sen ya?!" dediğimde yerimde dikleştim. "Son dakika bu saçmalık da nereden çıktı!" Dediğimde yüzünde iğreniyormuş bir ifade ile bana baktı.
"Mert ile mi evlenmek istiyordun?" Güldü. "Ne yazık ki sen benim piyonumsun ve ben seni nereye yönlendirirsem oraya gideceksin" o piyonu senin götüne sokacaktım. "Şimdi beni iyi dinle" bana doğru bir adım atınca geriye çekildim. "Önce biraz aşağıda dolaşacak, sonrasında ise ortadan kaybolacaksın" en azından işimiz bir bakımdan kolaylaşmıştı.
Tabi efendim sonrada Demir Beyimiz bizi yakalayacaktı.
Evet, o biraz zor olacaktı ama olacaktı.
"Ateş orada olacak, en ufak hatanda kafana sıkmaktan çekinmez"
Biz sen değiliz piç
Safiye ilk defa haklıydı. "Tamam" diyerek içeriye girdim ve kapıyı kapattım. Aynadan kendime bakınca sinirlendim ve elimdeki çantayı makyaj masasındaki aynaya fırlattım. Makyaj malzemeleri yuvarlanarak yere düşerken ayna kırılmadı. Bu durum beni daha çok sinirlendirirken derin bir nefes aldım. Neden ben kendimi kötü duruma düşürmemek için savaşırken her seferinde dibe batıyordum.
Kendimi çok değersiz hissediyordum.
Ağlayamazdım.
Rimelimiz akar
Ağlamayacaktım.
Makyajımız bozulur
Sinirle ellerimi yumruk yaptığım sırada Elif ve Yonca ne yapacağımı anlamış olacak ki ikisi de kollarımı tutmuşlardı. "Sabret Eflin" diyen Yonca beni sakinleştirmeye çalışıyordu. "Alacaksın intikamını, işte o zaman onlar kendini değersiz hissedecekler çünkü sevdikleri olmayacak, hepsi onlara sırtını dönecek" Elif destekledi
"Senin sevdiklerin var Eflin, işte bu yüzden hep önde olacaksın" derin nefesler almaya devam ederken söylediklerini içimden tekrarlıyordum
Senin sevdiklerin var
Kimse sana sırtını dönmeyecek
Savaşacaksın
Son kez derin bir nefes aldım ve kızlara döndüm. "Gidelim." Elif hemen çantamı aldı ve yanıma geldi. Çantamı elinden alarak odadan çıktık. Merdivenlerden aşağıya inerken az önceki halimin aksine fazlasıyla sessiz ve bir o kadar da duygusuz gözlerle iniyordum merdivenleri
Dışarıya çıktığımda herkesin geldiğini görmüştüm. Yavaş adımlarla inerken yanıma Mert geldi. Kolunu uzatınca tutmadım. Ona bakmak yerine tam karşıma baktım. Merdivenler bittiğinde insanların dikkatini çekebilmiştik
Muhtemelen gelinlik giymediğim için şaşkındılar
Ve beyaz yerine soluk bir beyaz tercih etmiştim. Krem rengine yakın bir renkti. Hem ben beyaz giyemezdim.
"Koluma gir" gözlerimi Mert'e çevirdim.
"Böyle bir emir almadım" dediğimde amacımı anlamıştı
"Benden alacaksın emirleri" dediğinde gülerek önüme döndüm. Bakışlarım Demir ile kesişince tepki vermemeye çalıştım. Hepsi o dangalak yüzündendi. Yüzümdeki gülümseme silinmedi
"Yarından itibaren"
"Bu geceden itibaren" dediğinde yüzümdeki gülümseme yavaşça silindi ve bakışlarım onu buldu.
"Bu geceden sonra senin tanıdığın kadın olmayacağım" dediğimde kolunu belime atarak beni kendine çekti
"Benim kadınım olacaksın" bok olacağım!
Ona cevap vermek yerine onu arkamda bırakarak yürüdüm. İnsanlar beni ilk defa görüyorlardı. Haliyle şaşırmışlardı tabiki de
Düğüne değil de davete katılmış gibi hissediyordum.
Bir adam ve kadın yanıma geldi. İşte başlıyorduk "Aslı Vural" dedi kadın gülümseyerek
"Eflin bende" dedim aynı naziklikle ve gülümseyerek elini sıktım. "Eflin Öztürk" dediğimde kadının yüzündeki gülümseme bi an solmuştu ama yeniden eski haline döndü.
"Aras Vural" dedi adamda başını eğerek
Bu hareketi istemsizce hoşuma gitmişti. Aynı şekilde başımı eğdim. Karısından başka kimseyle tokalaşmaması hoş bir hareketti.
Genç olsaydın nikahı basardım amca
Sen önüne geleni nikahına al zaten!
Tam o sırada Elif yanıma geldi ve kısaca gülümseyerek Vural ailesi ile tanıştıktan sonra bana döndü. "Hallettik" gözlerimi kırptım kısaca
Ayazın buraya gelmesiyle annesi gülümsedi. "Ayaz'ı tanıyorsundur belki" dediğinde gülümsedim.
"Evet, ismini duymuştum" dediğimde Elifin kısık sesle ettiği küfürü bir tek ben duymuştum. Ayaz Elife bakınca kaşlarım çatıldı. Ayaz elini bana uzattı.
"Seninle bir kere daha karşılaşmıştık ama pek tatlı bir karşılaşma olmamıştı" gülümseyerek başımı salladım. Elif o sırada gözlerini irice açmış bana bakıyordu. Ona anlatmadığım için beni doğrayacağına emindim.
"Eflin ben" dedim kısaca Ayaz Elif'e döndü ve yüzünde muzip bir ifade oluştu.
"Elif Hanım" dediğinde gözlerini irice açarak Elif'e bakma sırası bendeydi. Tam o sırada karşımdaki masadan bizi izleyen kızı buldu. Benden birkaç yaş küçüktü. Elif ve bana gülümseyerek bakıyordu ama yüzündeki gülümseme buruk bir gülümsemeydi. Ayaz elini Elif'e uzattığında tek şaşıran ben değildim. Anne ve babası da aynı şekilde Ayaz'a bakıyordu. "Ne güzel bir tesadüf" dediğinde Elif homurdandı.
"Üçüncü tesadüf" gülümseyerek Ayaz'ın elini sıktı. Biraz fazla sıkmıştı hatta "Evet, sizi yeniden görmek büyük bir tesadüf" Ayaz gözlerini kıstı
"Beni azarlamadığınıza göre nerede olduğumuzu biliyorsunuz demektir" dediğinde güldüm. Ayaz'ın annesi de gülmüştü ve kocasının kulağına birşey söylemişti. İkisi de sırıtınca kaşlarımı kaldırdım.
Elif Ayaz'ı yer mekan fark etmez azarlıyormuş demek ki
Yazıklar olsun Elif bunları başkasından duyuyordum.
Yanımıza gelen Demiri görünce sıkıntılı bir nefes verdim. "Ben diğerleri ile de tanışsam iyi olacak" dedim gülümseyerek ve izin isteyerek yanlarından ayrıldım. Daha ben birkaç adım atmadan diğer liderlerin aileleri başıma toplanmıştı. Anlaşıldı. Bu gece kolay bitmeyecekti.
Demirden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışmıştım. Doğu ve Batının liderleri haricindeki herkes ile tanışmıştım. Doğu bölgesinin lideri daha gelmemişti. Batı liderinin ailesi ile de görüşmem dikkat çekerdi.
Yanıma gelmiş olan Mert elimi tutunca ona kısa bir bakış attım ve sabır dileyerek önüme döndüm. Acaba bu sefer kime gösteri yapıyordu. Geldiğimden beri yanıma gelip elimi tutuyor ve kendince birşeyler uyduruyordu. Tabi beni saf sanıyordu gerizekalı
"Gümüşay ailesi ile tanışacaksın, hareketlerine dikkat et" dediğinde yalandan kıpırdandım.
"İstemiyorum." Gülerek bana döndü ve yüzüme eğildi. Kokusu üzerine kusma isteğimi arttırırken güldü.
"Ne o, korktun mu yoksa?" Geriye adımladım
"Niye korkayım ki? Sadece istemiyorum" bana yaklaşmaya devam etti
"Hadi güzelim, biz evimize gidelim o zaman" dediğinde çaresizce Elifi aradı gözlerim. Tam o sırada Demir ile kesişti bakışlarımız
Gözlerimi kaçırarak geriye gittim ve elini elimden ayırarak Mert'e baktım. "Makyajımı tazeleyip geliyorum, sonra tanışalım" dedim ve cevap vermesini beklemeden hızlı adımlarla eve girdim. Üst kata çıkarak banyoya girdim ve kapıyı kapatarak aynadan kendime baktım. Saçlarımı düzeltirken aynı anda da Mert'e güzel sözler söylüyordum. "Piç kendine bulmuş bi kız, kandırmaya çalışıyor" gülerek çantamdan kırmızı rujumu çıkardım. "Çok uçma nikah masasına ebenle oturturlar seni" dedim ve aniden gelen sevinçle gülerek ruju dudaklarıma yedirdim. İşim bittikten sonra aynaya öldürücü bir bakış attım. Bir de bunun için güldüm. "Aferin kızım, böyle güleceksin o puşta" keyifle çantamı toparladım. Kapıyı açarak banyodan çıktım. Kapıyı kapatarak arkamı dönmüştüm ki gördüğüm kişi ile kapıya yapıştım. Demir Ateş tam karşımdaydı. Ve...
Çok yakındı.
Burnuma kokusu gelince gözlerimi kapatmak istedim ama rezil olmamak için kendimle savaştım. "O ne güzel sözlerdi öyle" diyen adamın ela harelerinden ayırdım bakışlarımı "ne kadar çok seviyorsun nişanlını" boğazımı temizleyerek ona baktım.
"Beyefendi şu anda nişanlı bir kadınla konuşuyorsunuz ve nerede duracağınızı bilmenizi isterim" dedim ve kenara çekilerek ondan uzaklaştım. "Aramızdaki mesafeye dikkat edelim" dediğimde kaşları kalktı
"Beni tanıdığını biliyorum Eflin" başını omzuna eğdi hafifçe "evine geldiğim günü hatırlamıyor musun yoksa?" dediğinde gülümsedim.
"Kim olduğunuzu bilmiyordum ve bu yüzden o gün öyle davrandım. Bu yüzden de özür dilerim" Hayır, kim olduğunu biliyorum uzun herif "Ve bu konumunuzu ve size nasıl davranmam gerektiğini değiştirmiyor" hiç eksik kalır mıyım? Laf arası ağzına da sıçtım. "Ayrıca bir hanımefendiyi dinlemek hoş bir davranış değil" Allah benim belamı verecekti. Adama alttan alttan racon kesiyorduk. nazik bir ayar çektikten sonra tatlı tatlı gülümsedim. "İyi günler" arkamı dönecektim ki sözleri durmama neden oldu.
"Baban söylemedi mi yoksa?" dediğinde gözlerimi usulca kapattım. Şeytan diyor ki tut kafasından yapıştır duvara ama ben şeytana uymayacağım. Yeniden ona döndüm.
"Ama bu evleneceğim gerçeğini değiştirmiyor" kollarını göğsünde birleştirerek duvara yaslandı. Gerilen kol kaslarına bakmamak için çaba sarf ediyordum. Zaten o lanet siyah gömlek yüzünden rüzgarda sırt kasları belli oluyordu. İnsan bir ceket giyerdi.
Sen adamın sırt kaslarını mı dikizledin?
"Hayır ya! Yok öyle birşey!" dediğimde yanlışlıkla sesli söylediğimi yeni fark edebilmiştim. Elimi dudaklarıma bastırarak gülümsedim. "Özür dilerim, size söylememiştim" Demir muhtemelen deli olduğumu düşünüyordu. Hepsi gömlek yüzündendi.
Evet, tek engel oydu.
Safiye lütfen sus, sırası değil
Aslında yakışıyorsunuz da, kıyafetleriniz bile uyum içinde
Sabır çekerek Demire baktım. "Kısacası evleneceğim ve sizi belki de hiç görmeyeceğim. Bu yüzden satın almak saçma olmaz mı?" O kelimeyi kullanmak bile istemiyordum. Yerinde dikleşerek kollarını çözdü ve bana doğru ilerledi. Yanımda durduğunda ben ona dönmüştüm ama o bana bakmıyordu.
"Buna sen karar vereceksin" kulağıma eğildi. "Ve emin ol beni çok göreceksin" dedi ve gitti. Ben ise arkasından şaşkınca ona bakıyordum.
"Allahım nedir benim çektiğim ya!" Dedim ve çantamdaki telefonumun çalmasıyla hızlıca telefonumu aldım. Yonca arıyordu.
"Ön bahçe fazla korunaklı, arka bahçede zaten insanlar var, bodrum kata gel" dediğinde etrafımı kontrol ettim.
"Tamam" dedim ve hızlıca odama gittim. Giyinme odasına girerek dolabımı açtım ve kıyafetleri kenara iteleyerek dolap kapağına dokundum. Parmağımı yavaşça üzerinde gezdirirken bulduğum hafif çıkıntı ile gülümsedim. Çıkıntıya parmağımı bastırdığımda kilik sesi geldi. Küçük bölmeyi kenara iteleyerek silahlarıma baktım. Küçük olduğu için sadece iki silah bulunuyordu. Çoğunluğu farklı uzunluklarda bıçaklardan oluşuyordu. Tabi bunun daha büyük bölmeleri de vardı ama onlara ihtiyacım yoktu. Elbisemi yukarıya sıyırarak kemeri taktım ve belli olmaması için bacağımın iç tarafına iki tane bıçak yerleştirdim. Yeterince vakit kaybetmeden bölmeyi kapattım. Tam o sırada odanın kapısının açılmasıyla sessizce küfrederek hızlıca kıyafetleri düzelttim ve cam kapağı kapatarak kendimi puflardan birine attım.
"Eflin?" Dediğinde ayakkabımı çıkarmıştım.
"Buradayım" diye seslendim Mert'e Çok geçmeden kapı açılmıştı.
"Ne yapıyorsun burada?" Ayakkabıyı gösterdim
"Değiştirip geleceğim" sıkıntılı bir nefes verdim. "Bileğim ağrıdı da" telefonu çalınca bana kısa bir bakış attı.
"Nikah başlayacak, aşağıda ol" dedi ve gitti. Gülümseyerek diğer ayakkabımı da çıkardım.
"Bekle piç kurusu" dedim ve dolaptan ince topuklu bir ayakkabı aldım. Ne olur ne olmaz birinin kafasına sivri topuk da geçirebiliriz
Ayakkabıları da giyerek çantamı aldım ve odadan çıktım. Yavaş adımlarla aşağıya inerken etrafı kontrol etmeyi de ihmal etmiyordum. Zemin katta kimsenin olmaması birazdan nikahın kıyılacağını anlamama neden olmuştu. Merdivenlere geldiğimde koşarak aşağıya inecektim ki mikrofon ile nikahın başladığını duydum. Gelinin olmadığı nikah
Elif koşarak yukarı çıkacaktı ki beni görünce rahat bir nefes aldı. Elimi tutarak beni sürüklemeye başladı. "Hadi! Geç kaldık!" Dedi ve beni Yoncanın yanına bırakarak yukarı koşmaya başladı. Ben arkasından ona bakarken üzerinde hizmetlilerin giydiği etek ve gömlekle Yonca yanıma geldi.
"Şüphelenmesinler diye gitti." Başımı salladım. "Arabaya ulaşana kadar rahat bir yolculuk olmayacak senin için" dediğinde anlamaz bakışlarla ona baktım "atla hadi!" Diyerek yemek götürmek için kullanılan şeyi gösterdi. Şaşkın bakışlarla oraya bakarken devam etti. "Evlenmek istemiyorsan atla!" Dediğinde düşünmeden atladım. Yonca üzerini beyaz örtü ile örttüğünde çantamdaki telefonu çıkararak tamamen kapattım. Çalarsa boka batardık. İyi de merdivenlerden nasıl çıkacaktık?
"Merdiven?" dedim ilerlemeye başladığımızda
"Farklı bir yoldan gideceğiz" dediğinde aklıma gelenlerle sırıttım. Aptal Sinan hiç olmadık yerlerde işime yarıyordu. Mahzenden garaja girmek için farklı bir yol kullanacaktık ve dışarıya çıkmamıza gerek bile kalmayacaktı. Garaj iki katlı olduğu için bodrum kattan girebiliyorduk. Sinan kendi kaçış alanlarını oluşturmuştu ve bu benim işime yarayacaktı. Kafam dizime yapışmış bir biçimde otururken üst kattan sesler gelmeye başlamıştı. Yonca hızlandı. İnsanlar arabalarına doluşmadan çıkmalıydık. Aniden bir şeye takılınca zıpladım
"Yavaş! Götüm kırıldı!" Dediğimde homurdandı.
"Sıkı tutun sende!" Oflayarak daha sıkı tutundum. Bir süre sonra geldiğimizi anlamıştım. Çünkü Yonca varlığımı unutmuştu. Örtünün altından baktığımda siyah bir arabanın kapısını açmak için uğraşıyordu. "Ya sabır!" dedi ve uzun uğraşlar sonucu kapıyı açtı. Araçlar zırhlıydı ama bizde eğitimliydik. Yani araç zırhlı bile olsa açmamız için türlü çeşitler vardı. Mesela kapı kolu olmazsa camın üst tarafını ince bir bıçak sayesinde aralar ve kapının kilit sistemini kırarak açabilirdik. Olmadı cam kurşun geçirmez olsa bile kırmamız için aletler vardı ama şimdi yanımızda değillerdi tabikide "Atla çabuk!" Dediğinde hızlıca dışarıya çıktım. Birazdan herkes arabasına binecek ve gidecekti. Gelen adım sesleri ile arkamı döndüm. Yonca halledeceğimi bildiği için arabanın şoför koltuğuna geçmiş kabloları kurcalıyordu. Gelen koruma sanırım arabalardan birini götürmek için gelmişti. Beni görünce kaşları çatıldı ve silahına davrandı.
"Bir kadını mı vuracaksın?" Tek kaşım havalandı. Böyle birşey yapmaya kalksa bile herşeyi bırakır saatlerce işkence edebilirdim. "Ve bu kişi patronunun kızı"
"Benimle gel!" Güldüm. "Sana benimle gel dedim!" Dediğinde oyalanmak istemedim. Arkasına gülümsedim
"Patronun da geliyor zaten" arkasını dönmesi ile bacağımdaki bıçağı çıkardım adamın boğazını nişan aldım. Aynı hızda bıçağı fırlattığımda adam boğazını tutarak diz çöktü. Yanına giderek silahını aldım ve köşeye fırlattım. Adam gözlerini kapattığı sırada yanındaki yemek arabasına yerleştirdim ve üzerini örttüm. Tam o sırada Elif gelmişti. Sanırım hala üst katlarda beni arıyorlardı. Odalardan birinin kapısını açtım ve adamın boğazındaki bıçağı çekip çıkararak ayağa kalktım. Aynı anda arabaya sert bir tekme atarak kapıyı kapattım. Bunları özellikle yırttığım bez parçası ile yapmıştım. Ellerimi temizleyerek çalışmış olan arabaya koştum.Kapıyı çekerek kızların yanına koştum.Arka koltuğa binerek kapıyı çekmem ile aynı hızda Yonca gaza bastı. Yavaş bir şekilde virajı dönerek üst katın garajına gelince derin bir nefes verdim. Camlar filmli olduğu için bizi göremezlerdi ve araba bize ait değildi. Kapı arabanın sesi ile adamlar tarafından açılırken yavaşça bahçeden çıktık. Yonca birden gaza köklenince Elif kahkaha attı.
"Mert Göte döndü!" Dedi ve bana dönerek kafamı tuttu. Alnımdan öperek geriye çekilince bende gülmeye başladım. "Sinan evrimleşecek!" Dedi ve mutlulukla telefonunu arabaya bağladı. Yüksek ses müzik açtığı sırada hala ben bizim dans eden deli kıza gülüyordum. Yonca da bize eşlik ederken kısa bir süre dikiz aynasından arkaya baktı ve küfretti. Kenara çekilerek bende bakınca ikinci küfürü de ben savurdum. Erken sevinmiştik.Peşimizde kaç araba vardı?
Evet, plakalara göre şu anda peşinizde Öztürk, Ateş, Gümüşay, Vural ve Sarıca ailesi var
"Gümüşay ne alaka ya!" Diye bağıran Yoncaya Elif cevap verdi.
"Ne bileyim ben!" Aklıma gelen şeyle öne eğildim.
"Arabanın plakasına baktınız mı?" İkisi birbirine kısa bir an bakınca küfür ettim. "Gümüşayların arabasına mı çöktük lan biz!!"
"Ya kızım diğerlerini anlarımda koskoca iki lideri nasıl peşimize taktık!" Elif dikiz aynasına yeniden baktığında Yonca daha da hızlandı. "Başka araba yoktu değil mi Yonca?!" Yonca küfretti.
"Kapat lan şu şarkıyı!" Elif güldü.
"Tekerlerine sıksak" dediğinde şarkıyı kapatmıştı. Fark ettiğim şey ile kaşlarım çatıldı. Bunlar neden bize saldırmamışlardı. Arkama tekrar döndüğümde Ateş ailesinin araçlarının önde siper olduğunu ve Gümüşay ile sağ sol yaparak ilerlediklerini gördüm. Öne geçip bize sıkmalarını mı engelliyordu yoksa Gümüşay ile mi kapışıyordu?
"Olmaz şüphelenirler" dedim ve arkama yaslandım. "Hem peşimizde beş tane lider var ve hepsinde sayısız araba var" biz nasıl bu kadar aileyi peşimize taktık
Hayır, Sarıcayı anlarım. Ateş ailesininde sebepleri var, Vural onlara destek olur, hadi diyelim Öztürk de Sinan kızının peşine düşer illaki, ona da tamam
Ama Gümüşay ne ya!
Yemedik arabasını!
"Ömeri mi arasak? Destek felan gönderir" dediğinde tersçe Elif'e baktım.
"Tamam Elif, hatta helikopterde gönderip alsınlar bizi burdan, hayır yaparlar sonuçta!"
"Ya ne yapayım çok gerildim!" Tırnaklarını kemirmeye başladı.
"Yonca yaklaşıyorlar!" dedim Gümüşay'a ait araçlardan birini görünce
Yonca sağa kırdı. Ateşlere ait araç da sola geçince küfretti. "Sikerler ama ya!" Yine kırdı. Biz bir sağa bir sola giderken hızımız yavaşlıyordu.
"Demir! Arabalarını yolumdan çek!" Diye bağıran Mert'in sesini duyunca dudaklarımı kemirmeye başladım. "O piçi öldüreceğim!" Dediğinde Elif aniden yüklenen sinir ile camı açtı ve başını uzattı.
"PİÇ SENİN BABANDIR İT HERİF!!! GÖTÜN YİYORSA GEL!!" Dediğinde Mertin bağırışını ve patlayan silah seslerini duydum. Elifi kolundan tutarak hızlıca çektim.
"Kızım manyak mısın sen?!" Camı kapattığımda arkasına yaslandı ve az önceki halinin aksine yola baktı. Aklına gelen şeyle öne eğildi.
"Şurada silah vardır" demesiyle öne eğilen kızın kolunu tutarak geriye çektim. Yonca ise yola odaklı bir şekilde Elife kızıyordu. Arabalar iyice yaklaşınca düşünmeye başladım. Akılıma gelen şey ile derin bir nefes aldım. Umarım işe yarardı.İlerideki yol ayrımını görünce öne eğildim.
"Biraz ileride yol ayrımı var, şimdi hızlan ve aniden sola sap" dediğimde Elif dehşet bir ifadeyle bana döndü
"Saçmalama Eflin! Ya dönüşü alamazsa?!" Başka birşey elimizden gelmediği için bu riski göze alacaktık. Yoncaya döndüm
"Yapabilir misin?" Dediğimde çok vaktimiz yoktu. Yonca sıkıntılı bir nefes vererek yeniden dikiz aynasına baktı. Aniden vites değişerek gaza köklenince cevabını almış oldum. Elif hızla Yoncanın kemerini taktı ve kendi kemerini de taktıktan sonra arkasına yaslandı. Bende kemerimi taktığım sırada dikiz aynasına baktım. Arkadaki arabalar hızlanınca dudağımın ucu kıvrıldı. "Şimdi!" diye bağırmamla Yonca sola kırdı ve sert bir dönüş yaparak ağaçların arasına girdi. Motoru ve
farları kapattığı sırada derin bir nefes aldık
Araba durmuştu ve diğer arabalar yavaşlayamayacağı için devam etmişti. Elif kahkaha atarak arkasını döndüğü sırada kemerimi çözmüştüm. Elif ellerini kaldırdığında gülerek beşlik çaktım. Aynı şeyi Yonca ile de yaptıktan sonra gülerek kemerlerinden kurtuldular
"İyi yırttık yalnız" dedim öne eğilerek
"Ya ben sizin aklınıza kurban olayım ya!" Dedi ve yanağımıza öpücük kondurdu Elif
"Ee şimdi nereye gideceğiz?" Dediğinde Elif telefonunu aldı.
"Bizimkileri ararız bi ara" dedi ve fotoğraflarımızı çekti. "Hikaye yapacağım" ofladım.
"Bunlar Eflin ne ara evlendi derlerse ne diyeceksin?" Yoncaya hak verdim. Elif ise omuz silkti.
"Enişteyi beğenmedim derim" biz tekrar gülerken bu mutluluğumuzu bozan şey önümüzde yanan farlar olmuştu. Üçümüz aynı anda küfrettik
"Sıçtık" dedi Elif
"Kim tarafından?" dedi Yonca
Karanlıkta sadece farlarını gördüğümüz arabanın kapısı açılınca Yonca bizim kapıları kilitlemişti. Adam yavaşça arabanın farlarının önüne gelince gölgesini görebilmiştik. Geniş omuzları olan ve başını hafifçe eğmiş bizi izleyen adam kim olabilirdi?
O bizi görebiliyordu çünkü Elif az önce iç lambaları açmıştı. Yoncayı dürttüm. "Farları açsana" dediğimde yutkunarak farları açtı. Işıkların yanması ile karanlıktaki silüetin Demir olduğunu anladık. Kollarını göğsünde birleştirmiş, başını hafifçe eğmişti. Tek kaşı havalandığında yorgun bir nefes verdim. "Kilitleri aç" Yonca arkasına döndü.
"Onun Ateş olduğunun farkındasın, değil mi?" Elif başını salladı. Ben ise beni izleyen Demir'e bakıyordum
"Şu piç Sinan tarafından eline düştüğün adam Eflin! Kendine gel!"
"Aç kapıyı" dedim. Yonca sıkıntılı bir nefes vererek kapıları açınca arabadan indim. Ilık rüzgar saçlarımı savururken tam Demirin karşısına geçtim ve bende kollarımı göğsümde birleştirerek onu izledim. İlk konuşan o olmuştu.
"Benden kaçabileceğini mi sanmıştın?" Açıkçası öyle düşünmüştüm. Yine de istifimi bozmadım. Başımı dikleştirerek Demir Ateş'e baktım.
"Benden ne istiyorsun?" Yaslandığı arabadan dik bir konuma geldi.
"Seni istiyorum." Gülümsedim.
"Nişanlıyım ama"
"Düğününden kaçtın Eflin, sence nişan umrunda mı sanıyorsun? Hayır, parmağındaki yüzükten başka birşey değil" kaşlarını kaldırdı. "Belki de kelepçedir." Dediğinde karnıma aniden giren ağrı yutkunmama neden oldu. Demir'e çaktırmadan arabaya yaslandım ve geçmesini bekledim.
"Beni yanına aldığında ne olacak? Sen mi evleneceksin?" dediğimde başını iki yana salladı.
"Ne yaptığın beni ilgilendirmez, kimi seviyorsan onunla evlenebilirsin" gülerek başımı çevirdim. Tamam, Merti sevmediğimi anlamış olabilirdi. Ama onun inine sızmak için ilk fırsatta atlamayacaktım. Gerçekçi olmalıydık "ama senden önce ilgilenmem gereken kişiler var" dediğinde arabadan bizi izleyen kızlara baktı ve inmeleri için işaret verdi. Kaşlarım çatıldı.
"Onlara dokunmayacaksın" dediğimde bana baktı.
"Nasıl bu kadar rahatsın Eflin" dedi ve bana doğru adımladı. Aynı hızda Elif ve Yonca arabadan çıkmıştı ve her ihtimale karşı tetikteydiler "Babasının yanında uslu bi kedi gibi davranan kadın bana karşı nasıl bu kadar rahat olabiliyor?" dediğinde bir süre düşündüm. Bende bilmiyordum. Kollarımı göğsümde birleştirdim.
"Belki o adam bana korkunç gelmiyordur" dediğimde dudağının ucu kıvrıldı. Bana cevap vermek yerine Yoncaya döndü. Böylece bunu sonra kanıtlayacağını anlamam zor olmamıştı.
"Siz ikinizde bizimle geliyorsunuz" ne saçmalıyordu bu adam
"Hiçbir yere gelmiyorlar" kaşlarım çatıldı. "Bu planı ben yaptım ve gelirsem de tek gelirim. Onları karıştırma"
"Ortakların olarak onları da götüreceğim" iyi de onlara ne yapacaktı?
Gözlerimdeki saklayamadığım endişeyi fark edince hiç beklemediğim birşey söyledi. "Size zarar vermeyeceğim." Bu acımasız, gaddar görünen adam bize az önce ne demişti? Ona her ne kadar güvenmek istemesem de gidecektim. Karnımdaki kasılmalar kesilince boğazımı temizleyerek arabaya binmek için harekete gemiştim ki Demir durdurdu. "O arabaya değil" dedi ve kendi arabasını gösterdi. Başımı sallayarak kızlara döndüm. Onlar ne kadar tereddüt etselerde omuz silktim
"Kaçamayacağımızı anlamışsınızdır." dedim ve bıkkın adımlarla arabaya ilerledim. Aslında Demiri ortadan kaldırabilirdik ama başımıza büyük bela almış olurduk
Böyle bir adamı dünya üzerinden silmek yazık olurdu demiyor da!
Bende bu şeytan nerede kaldı diyordum.
Arka koltuğa geçtim ve homurdanarak kollarımı göğsümde birleştirdim. Arkamdan kızlar da binerken söyleniyordum. "Ne güzel film sahnelerine taş çıkarmıştık. Bu herif nereden çıktı ya!" Demir arabaya binince sustum. Demir arabayı çalıştırdı ve oradan uzaklaştık. Aklıma gelenlerle sessizliği bozdum. "İyi de bizim peşimizde sadece sen yoktun ki? Diğerleri nerede?" Dediğimde dikiz aynasından bana baktı.
"Muhtemelen her yerde seni arıyorlardır" kolundaki gümüş saat'e baktı. "Gümüşay hariç" dediğinde kaşlarımı çattım.
"Anlamadım?" Yeniden yola döndü.
"Bilmeni gerektirecek bir durum yok"
"Peki Si- babam" dediğimde çenesi kasılmıştı. Niye sinirlendi ki?
"Haberi olsa bile sana yaklaşmaya cesaret edemez" dediğinde arkama yaslandım. Elifin yüzündeki gururlu bakışları görünce ona ters bir bakış attım. Her gördüğü adamı bana yakıştırıp, adamı araştırdıktan sonra da başımın etini yerdi ve yine böyle bir vaka ile uğraşamazdım. Demir lütfen bana kötü davran
"Bence Eflini yalnız gördüğü ilk an yaka- yani hesap sorar" bu aklınca Demiri sınava mı sokmuştu?
Demiri?
Niyetini anladığımdan kolunu cimcikledim ve kulağına yaklaştım. "Umarım aklımdan geçeni düşünmüyorsundur güzel kardeşim, yoksa herkesin içinde çirkeflik yapmaktan çekinmem" Elif uzaklaştı
"Tamam anne" sesli söylediği şeyle donakaldım. Yonca bıyık altından gülerken Demir sadece yola odaklanmıştı.
Uzun bir sürenin ardından Sinan'ın evinden iki katı büyük bir villanın önüne gelmiştik arabadan indiğimde derin bir nefes almıştım. İşte asıl hikaye şimdi başlıyordu.
~~~~
İkinci bölümümüzde sizlerle❤️
Çok uzatmadan bitirelim.
En sevdiğiniz sahne neresi oldu?
Bölüm iyi miydi?
Elimden geldiğince uzun yazmaya çalışıyorum:)
Sizleri çok seviyor ve kaçıyorum(っ.❛ ᴗ ❛.)っ
Bölüm etkileşimi
