4. bölüm / 4
İntikam YeminiAcı Geçmişin Tatlı Anısı
Bölümler 4Şu an: Acı Geçmişin Tatlı Anısı
- 1 Hain Plan2.849 kelime
- 2 Kaçak Gelin4.922 kelime
- 3 Yeni Hayata İlk Adım5.285 kelime
- 4 Acı Geçmişin Tatlı Anısı4.677 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
BÖLÜM 4
Acı Geçmişin Tatlı Anısı
~~~
Mavi Gri — Bir Şehri Sevmek
"Eğer acı geliyorsa mutlulukta gelir"
(Yazarın anlatımıyla)
22 yıl önce
Küçük kız duvara iyice sinerek arkasına yaslandı ve oyun oynayan çocukları izlemeye başladı. Balonu olmayan çocukları almıyorlardı. Küçük kız babasından istemeye korktuğu için alamamıştı. Boğazı susadığı için kurumuştu ama babası ona su vermemişti. Puslu gözleriyle kolunu sıvazlarken derin bir nefes aldı. "Ağlamak yok, baba kızar" o sadece su içmek istemişti ama babası onu kolundan tutarak bu bahçeye atmıştı. Hiç arkadaşı yoktu ki?
Çocuklar gülerek ellerindeki uçan balonlarla koşarken duvar dibinde oturmuş, onları izleyen kız çocuğunu kimse umursamıyordu. Bir kişi dışında…
Önüne gelen siyah tutama üfledi. Üzerindeki beyaz elbiseyi yine annesi ona giydirmişti. Beyaz annesinin en sevdiği renk olduğu için o da seviyordu. Çünkü annesi seviyordu. Ve yine annesinin siyah saçlarını toplayarak beyaz kurdeleli toka takması en sevdiği şeydi. Gece annesi onun saçlarını okşarken en sevdiği şarkıyı söyler ve kızını uyuturdu.
Yere oturduğu için üstü kirlenecekti ama hiç düşünmemişti. Annesi kızmazdı. Annesi onun hayatı olmuştu. Annem kızmaz, annem izin verir, annem yapar, annem alır derdi hep
Babası yapmazdı çünkü…
Ağlamamak için çabalasa da puslu gözleri ve kızaran burnu onu ele veriyordu. Ayaklarını kendine çekerek kollarını bacaklarına doladı. Çenesini diz kapağına yaslayarak annesinin gelmesini bekledi. Nereye gitmişti ki şimdi?
Gülerek babasının kucağına atlayan çocuğu gördüğünde küçük yüreği burkuldu. Herkesin babası kendi çocuğuna sarılırken o neden sarılmak istediği babası tarafından dayak yiyordu. Gözünden bir damla yaş süzülmesine izin verdi. Ne de olsa babası görmezdi. Küçük kız onları izlerken başka birinin göz hapsinde olduğundan habersizdi.
Gözlerini kapatarak hayal dünyasına dönmek istedi. Orada babası onu hep parka götürüyordu. Oradaki hayatı çok güzeldi ama annesinin dediği gibi o pembe bulutlara kavuşmayı bekliyordu. Ama annesi daha çok küçük olduğunu ve bunun için savaşması gerektiğini söylemişti. O da bu yüzden hep söz dinleyen bir kız olmuştu.
Belki de bu yüzden büyüdüğünde söz dinlemeyecekti. Çünkü o kendi kurallarını artık kendi yazacaktı. Babasının ona layık gördüğü dünyadan sıyrılmayı bekleyecekti.
Yanında birinin varlığını hissedince irkildi. Babası mı gelmişti? Gözlerini irice açarak hızlıca başını eğdi ve gözyaşlarını sildi. "Ağlamıyordum." Omzunda hissettiği el ile geriye kaçtı. "Gerçekten ağlamıyordum, gözüme birşey kaçmıştı."
"Hep ağlar mısın sen?" diye bir çocuk sesi duyunca başını kaldırdı. Yanına oturan bu çocuk ondan birkaç yaş büyüktü. Omuz silkti kız
"Annemi özledim sadece" babasının ona vurduğunu söylerse babası kızardı.
"Anneni burada oturarak mı bekliyorsun?" Bu çocuk neden çok soru soruyordu? İnce kaşları çatıldı kızın
"Başka yer yok ki" vardı ama bir sürü kişi vardı. Onların yanına gitmemeliydi.
"Kaç yaşındasın sen?" Amacı kız çocuğunu konuşturmak ve yalnız kalmamasını sağlamaktı. Ama bu huysuz şirin bunu anlayamamıştı.
Kız ellerine baktı bir süre "bu kadar yaşımdayım" dedi beş parmağını göstererek
Çocuk güldü bu haline "beş yaşındasın yani?" Kız anlamasa da başını salladı.
"Sen ne kadar yaşındasın?" dedi çocuğun ela gözlerine bakarak
"Sekiz yaşındayım" kız anlamadı. Küçük elleri çocuğun yaralı elini buldu.
"Ne kadar yani?" Çocuk iki parmağını kapatınca kızın yeşil hareleri irileşti
"Kocamansın sen" çocuk gülümsedi.
"Sen çok küçüksün" huysuz şirin yine kaşlarını çatınca keyifle izledi onu
"Bal ayısı!" Annesinin ona okuduğu masaldaki ayı tam o an aklına gelmişti. O ayı da kocamandı.
"Huysuz şirin" suratını astığında başını eğdi. Çocuk ona gülerken gözleri ellerinin arasındaki yaralı ellerini buldu.
"Ellerin uf mu olmuş?" Çocuğun bakışları değişti. Kız şaşkın gözlerini ona çıkarttı. "Baban mı yaptı?" Çocuk ellerini çekti. Kız henüz küçüktü ve her yarayı babaların açtığını düşünüyordu. Bir yerde haklıydı. Karşısındaki çocuğun da babası kötü bir adamdı. Babaları neden kötüydü ki? İyi babalarda vardı. Neden onların babası kötüydü?
"Hayır" kız bir süre çocuğun yaralı eline baktı
"Öpeyim mi?" Dediğinde çocuğun yerdeki bakışları kız çocuğunu buldu. "Yaralar öpünce geçermiş, annem öyle söyledi." Elini uzattı. "Öpeyim geçsin" çocuk ona anlamsız bakışlar atarken elini tuttu ve küçük dudaklarını parmak boğumlarına bastırdı. Başını beklentiyle kaldırdığında çocuk hala onu izliyordu. "Geçti mi?" Çocuk yutkundu.
Kimsenin sarmadığı yaralarını minik bir kız çocuğu sarmıştı.
"Geçti." Dedi ve elini geri çekti. Kız önüne döndüğünde kızın susmasını istemediği için yeni bir konu açtı. "Hiç arkadaşın yok mu?" Kız omuz silkti.
"Balonum yok ki?" Çocuğa baktı. "Senin var mı?" Çocuk başını iki yana sallayınca gülümsedi.
"Arkadaşının olması için balona ihtiyacın yok küçük kız" dediğinde sinirlendi.
"Küçük kız değilim bi kere!"
"Öylesin bi kere" diyerek onu taklit etti. Kız somurtunca güldü. "Suratını asınca çok çirkin oluyorsun" kız dudak büzdü.
"Çirkin miyim ben?" Dedi gözlerinin içine dolu gözlerle bakarak
Çocuk gülümsedi. "Değilsin" kızın keyfi yerine gelmişti. "Ama ağlamak sana yakışmıyor"
"Neden ki?" Çocuk arkasına yaslandı.
"Çünkü çok komik oluyorsun" diyerek kızın saçları ile oynamaya başladı.
"Ya yapma! Saçım bozuluyor" dedi ve kenara kaydı. Çocuk yine gelince güldü. "Ya gelmesene! Anneme söylerim seni" çocuk kızı güldürmenin keyfi ile gülümserken yanlarına gelen adamla derin bir nefes verdi.
"Babanız çağırıyor" kız çocuğunun yüzü düşünce mutluluğunun kısa sürmesi çocuğu üzmüştü. Ayağa kalkarak annesinin dili ile uğraşmak istemediği için üzerini düzeltti ve adam ile otele ilerledi. Önlerine gelen baloncu ile duraksadı.
"Bir balon almaz mısın be yakışıklı?" dediğinde çocuk arkasına döndü. Onun balonu olamazdı. Erkek adamın balonu olmazmış, öyle büyütmüşlerdi. Köşede oturmuş, çocukları izleyen kıza baktı. Aklına gelen şey ile gülümsedi ve baloncuya döndü. O kıza alabilirdi.
"Orada oturan kıza bir balon götürebilir misiniz?" Dediğinde baloncu kıza baktı. Kabul edince adam baloncuya parasını ödedi. Tam gidecekken çocuk durdu. "Kağıt ve kaleminiz var mı?" Adam başını sallayarak ona verince kağıdı duvara yaslayarak yazmaya başladı. Kızın okuyamayacağını biliyordu ama belki annesi ona okurdu. İşi bitince yanındaki adam ile babasının yanına gitti.
Kız çocuğu baba ve kızı izlerken başına gelen baloncuya şaşkınca baktı. Baloncu kıza gülümseyerek kırmızı kalpli balonu kıza uzattı. "Arkadaşının sana hediyesi" dediğinde kız kocaman gülümsedi. Yerden destek alarak ayağa kalktığında adam balonu eline vermişti. Gülerek zıplamaya başladı.
"Benimde balonum oldu!" Başını kaldırmış gülümseyerek balonunu izlerken camın arkasından onu izleyen arkadaşından haberi yoktu. O kızın ilk defa arkadaşı oldu o gece…
İlk defa balonu oldu.
Balona yapıştırılmış kağıdı görünce balonu eline aldı. Kağıdı alarak açtığında birşey yazıyordu ama o okuyamıyordu ki?
Kağıdı elbisesinin cebine sıkıştırarak balonu ile oynadı. Annesi ona sonra okurdu. Belki de tek arkadaşı olacağını düşündüğü çocuk pembe bulutlar arasındaki hayalleri içinde yer aldı. İsmini bilmiyordu ama arkadaşıydı işte
Balonunu babasının patlatacağını düşünmeden oynadı tek başına
O notta yazan yazıyı ise hiçbir zaman öğrenemedi.
Ama çocuk ona verdiği sözü tutacak ve onu babasından kurtaracaktı.
💚
Eflin Öztürk
Önümdeki dev şirkete gözlerimi irice açmış bakıyordum. Bu adamın kötü olduğu bir konu neden bulunmuyordu. Demir birşey demeden içeriye ilerleyince peşinden gittim. Ayaz işsizi spor ayakkabılarıma söylenmeyi bıraktığı için şükretmeliydim. Adam başımın etini yemişti.
Gel de Demir’e anlat işte
Hatırladıklarımla dudağımın ucu kıvrıldı. Evde bana öyle davranınca onu kızdırmak için Çiğdemden kostüm istemiştim. İlk başta anlamasa da ne yapacağımı anlatınca hemen elime tutuşturmuştu. İçerisinde yürümek için cebelleştiğim kostüm küçük gelse de işimi görmüştü. Demir Çiğdemin kartlarını aldığı için Çiğdem de sinirlenmişti ve bu teklifimi kabul ederek arkadaşları ile katıldığı kostüm partisinde giydiği civciv kostümünü vermişti. Civcivleri çok seviyordum. Küçüklüğümden beri televizyonda çıkan dalin reklamlarındaki civcivleri isterdim. Sanki o bebek şampuanını alınca o civcivlerde yanında gelecek zannetmiştim. Ama dışarıya bile çıkamazken o çok istediğim bebek şampuanını hiç almamıştım. Şimdi siz şey diyeceksiniz
Bu kadının milyonluk eşyaları var neden basit bir şampuanı ister ki?
Ama gerçekten ilgi çekici bir reklamdı. Şimdi ise o bebek şampuanlarını kullanıyordum. Bence gayet normal birşeydi ama dalga geçen insanlar olmuştu. Bizde biliyoruz şampuan almayı canım
Dalinin yeri ayrıdır bizim için
Civcivlere olan aşkımda bu yüzdendi işte
Adımlarımı hızlandırarak Demir’e yetiştim. "Ee ben ne yapacağım?" Kısa bir an bana baktı.
"Ya asistanım olacaksın, ya da baştan başlayarak stajyer olacaksın" dediğinde durdum. Bu adamın asistanı olmak istemiyordum. Ben ondan uzak durmak için cebelleşirken bir de asistanı olamazdım.
Yani Demir Ateş gibi bir adama sabırlı bir asistan gerekli
Ya sabah yaptığım şeyin intikamını alırsa?
Tamam, biz stajyerliğe kayıyoruz
"Stajyer olacağım" dedim yanına koşarak. Adam çok hızlıydı, yetişemiyordum. Ne acelesi varsa sanki?
Asansörün önünde beklerken etrafa kısa bir bakış attım. Neden herkes bize bakıyordu?
"Bence asistanının yerine geçmem hoş olmaz" alakası yok
Etrafta birbirlerine birşey söyleyerek bizi izleyen insanlara yüz buruşturarak baktım. "Ya bunlar niye bana bakıyor" Evet, bana bakıyordu. Eğer bunlarda Ayaz gibi spor ayakkabıma birşey söylerlerse burayı bombalardım.
"Kimlerin yanında olduğunu biliyorsun, değil mi?" dedi Ayaz yine soğuk tavırla
"Ya sen neden sürekli evrimleşiyorsun" güldüm. Onu sinir etmek ister gibi gülüyordm ama haklıydım. Sürekli şekilden şekile dönüşüyodu "İki dakika önce bana laf atıyordun" gözlerini kıstı. Uyarıyı alınca sahte bir ciddiyetle konuştum. "Anlaşıldı Ayaz Bey! Dikkat ederim!" dedim yüksek sesle
"Demek stajyer olmak istiyorsun?" Bana dönen Demir'e 'az önce ne dedim' bakışı attım. Dedim ya stajyer olacağım diye?
"Sen bilirsin" dedi ve arkamı gösterdi. "Oraya git, seni yönlendireceklerdir" dediğinde öylece kaldım.
"İyi de-"
"Hadi Eflin" ofladım.
"Günün kötüleşir inşallah" diye homurdanarak arkamı döndüğümde benim duyacağım şekilde cevapladı.
"Sen varken daha kötüsü mümkün olamaz" elimdeki çantayı kafasına geçirmemek için sıkıca tuttum. "Telefonun açık olsun"
"Bekle sen" diye mırıldandım ve sekreter kızın yanına giderek gülümsedim. "Ben yeni başladım buraya da..." geveledim ne diyeceğimi bilemez bir şekilde. "Şey, ismim Eflin Öztürk, bi bakabilir misiniz?" Kız gülümseyerek bilgisayara döndü ve birşeyler kurcaladı.
"Evet, isminiz kayıtlı" bana döndü. "İş saatlerinde erken gelmeye dikkat edin, bugün için affederler ama sonrasını bilemem" dediğinde başımı salladım. "Şuradaki koridordan sola gidin sizi yönlendireceklerdir" başımı sallayarak kıza teşekkür ettim. Bunu Demir de söyleyebilirdi ama puşt herif beni buraya göndermişti. Arkamı döndüğümde beni izlediğini gördüm. Onlara doğru ilerlerken beni izleyen insanlara gülümsüyordum. Onlara baktığımı anlayınca da hemen önlerine dönüyorlardı. Demir’in yanından geçerken gülümseyerek başımı eğdim
"Günaydın Demir Bey" dediğimde ne yaptığımı anlamış olacak ki kaşları kalktı. Ben yanından geçip giderken o da çoktan gelmiş olan asansöre bindi. "Allahtan size sabır diliyoruz" dedim ve önüme döndüm. Kadınların topuklularının aksine benim spor ayakkabımın hiç sesi çıkmıyordu. Karşıdan hızlı adımlarla gelen kadını görünce dudaklarımı birbirine bastırdım. Platin sarısı saçları ve masmavi gözleri vardı. Saçlarının boyalı olduğu belliydi. Yüzü ise yaptırılmış olduğu belli olan bir biçimdeydi. Ben sadece görevdeyken kırılan burnumu yaptırmıştım ama bu kadın baştan sona yapaydı. Yine de iyiydi. Önemli olan huyu değil miydi zaten?
Ona gülümsediğimde bana yüz buruşturarak baktı. Az önce söylediğim lafı geri alıyorum. Ben bu kadının o altın saçlarından tutarak duvara çerçeveletebilirdim. Güzel bir portre olurdu en azından
Bisiklet koltuğu modelleri olarak satardık
Evet, Safiye haklısın
💚
Öğle molasının gelmesiyle başımı yattığım yerden kaldırdım. Ömer’i aramalıydım. Bu gece Demir’in Mert'i öldürmesine izin vermeyecektim. Öğle arasına kadar Demir ile birbirimize işkence ettiğimiz -daha doğrusu bana- o zaman diliminde bu gece Mert'i öldüreceğini duymuştum. O yüzden Ömer ile konuşacak ve buna engel olacaktım. Eşyalarımı toparlayarak hızlı adımlarla çıkacaktım ki sabahtan beri hakkımda konuşan bir grup tarafından durduruldum. Onlara döndüğümde göğsüme çarpan mavi dosyaya kısa bir bakış attım. Hayır, dosyayı tutmadım ve dosya yere düştü. İçindeki kağıtlar yerlere saçılırken kaşlarımı kaldırdım. "Topla onları" diyen kıza baktım. Kollarını göğsünde birleştirmiş bana bakıyordu. "Düşüren sen değil misin? Toplasana hadi" derin bir nefes aldım ve yerdeki kağıtları topladım. Amacı bir insanı küçük düşürmekse eğer elbette ki ona izin verecek değildim. O keyifle beni izlerken ayağının önündeki kağıda uzandım. Topuklu ayakkabısının ucuyla kağıdı geri çekince dudağımın ucu kıvrıldı. Başımı kaldırarak ona baktığımda keyifle beni izlediğini gördüm. Yavaşça ayağa kalktım ve kağıtları dosyaya yerleştirdim. Ayağının dibindeki kağıdı almadım. "Bitmedi." Dediğinde ona döndüm.
"Evet, bitmedi." Dosyayı onun aksine masaya koydum. Başımı omzuma eğerek gülümsedim. "Çünkü yeni başlıyoruz Seçil, ve emin ol karşımda durmak bile istemezsin" ismini bilmem onu şaşırtmıştı. Sabahtan beri bu kadının bakışları ve sözleri altında susmuştum ama bence bu kadarı yeterliydi. Tabiki de karşımdaki kadına karşı mesafeli olmalıydım ama uyuz bir insandım. Ve kimse bana diz çöktüremezdi. Fakat onu da küçük düşürecek değildim. Bu yüzden başımda onca dert varken onu takmayacaktım. Bu sadece bir uyarı olarak kalacaktı fakat ileri giderse çekinmeyecektim.
“Sen kim olduğunu sanıyorsun?!” dedi sinirle üzerime atılırken olduğum yerde kalarak ona baktım.
“Hemcinsin olan bir kadına diz çöktürerek neyi amaçlıyorsun Seçil?” dedim yüz buruşturarak başımı iki yana salladım. “Benden hoşlanmadığın açıkça belli oluyor ama bunun için beni rahatsız etmek yerine amacına ulaşmak için daha çok çabalayabilirsin” Amacının çalışmak değil de zengin erkeklerin dikkatini çekmek olduğunu anlamam hiç zor olmamıştı. Evet, benimle uğraşıyordu çünkü beni gördüğünden beri sürekli bana iş kitleyen Kayra beyin dikkatini hiçbir zaman çekememişti. Kim nasıl olur da geldiği ilk günden beri şirket ortakları ve sahibinin odasına sürekli çağırılırdı ki?
Evet, Ayaz tam 16 kere beni odasına çağırmış ve beni deli edecek türden görevler vermişti. Ben bilerek bunların sekreteri olmamak için stajyerlik yapmak istemiştim ama daha da pişman olmuştum. Sadece Ayaz değil Kayra bey de sürekli beni çağırmıştı. Allah aşkına sizin sekreterleriniz ne boka yarıyor da bana bulaşıyorsunuz?
Kayra bey şirketin ortaklarından biriydi ve Demir ile arası soğuktu. Sürekli bana onunla ilgili sorular sorup duruyordu. Sanırım şirkete beraber girdiğimizi görmüş olmalıydı.
Derin bir nefes alarak onu ve cevaplarını umursamadan arkamı dönerek uzaklaştım. Kendime bir kahve yapmış ve terasa çıkarken Ömer’i aramıştım. “Kimsiniz?” dediğinde kıkırdadım. Onu hiç arayamamıştım.
“Benim, Eflin” abartılı bir şekilde cevapladı.
“İsmi çok tanıdık ama çıkaramadım” terasa girdiğimde zamanımın kısıtlı olduğunu bilerek direkt konuya girdim. Her an biri yanıma gelebilirdi çünkü ilk günden oldukça merak ediliyordum. Henüz terasta kimsenin olmaması işime geldi.
“Mert’i öldüreceğim.” Duyduğum öksürük sesiyle gerginlikle dudaklarımı kemiriyordum. Çok büyük bir risk alacaktım ve öğrenilirse mesleğimin elimden gideceğini biliyordum. Neyse ki teşkilat üyeleri bile Gecenin Gölgesi olduğumu bilmiyordu. Onlar sadece mafyaların arasında bir ajan olduğumu zannediyordu. Bu kararım yüzünden Ömer ile yollarımız ayrılacaktı, biliyordum. Bunun olması kalbimin sızlamasına neden oldu. Abim dediğim bir adamdan uzaklaşacaktım ve bu oldukça acı vericiydi.
Belki… dedim içimden Belki herşeyin bittiği gün yeniden abi kardeş gibi olurduk.
İmkansızdı çünkü bu oyunun sonunu biliyordum. En çok da bu üzüyordu ya zaten?
“Neredesin sen?” dediğinde gülümsedim usulca “Demir’in şirketindeyim.” dediğimde sinirle homurdandığını işittim. Diğer taraftan gelen hışırtıları dinledim kısa bir süre “Aklını mı kaçırdın kızım sen?! Manyak mısın?”
“Ömer olmuyor, dayanamıyorum artık” dedim bıkkınca “Uzatmanın bir anlamı yok. Özgürüm artık” Dinlenme ihtimaline karşı üstünü kapatarak konuşmaya başladım çünkü şu anda birinin gözlerini üzerimde hissediyordum. Önümdeki cam trabzanın yansımasından arkamdaki kişiye baktım. Kayra bey oradaydı. Sinirle homurdandım. İki dakika yalnız kalmaya gelmiyordu.
“Üstler zaten senden şüphe etmeye başladı. Amacın görevden alınmak mı?”
“Evet” dedim hiç şüphe etmeden “İlişkimi kesmek istiyorum.” onlarla olan bütün bağlantıları koparacak ve aradan geçen birkaç aydan sonra da Eflin Öztürk arık ölü olacaktı. Kayra’nın varlığı beni rahatsız ederken devam ettim. “Ona söyle, şüpheli davranıyor” sanki sevgilisinden ayrılmak isteyen bir kadınmış gibi konuşmam pek şüphe çekmiyordu. “Sonra yanına gelirim. Kapatmam gerekiyor” cevap vermesine izin vermeden telefonu yüzüne kapattım ve çantama koydum. Telefonumu ve hattımı da değiştirmem gerekiyordu ama bunu sonra yapacaktım.
Derin bir nefes alarak dirseklerimi cam korkuluğa yasladım ve şehir manzarasını izlerken Kayra’ya bakmadım bile “Sanırım özel bir konuşmayı böldüm.” bana doğru adımladığını biliyordum ama ses çıkarmadan yüzüme vuran tatlı esintinin ferahlığına kapıldım.
“Sorun değil Kayra bey” dedim ona dönmeden “Sadece beni rahatsız eden birinden kurtulmak istedim.”
“Bir sorun yok, değil mi?” dediğinde yanıma gelmişti. Gülümseyerek ona döndüm.
“Teşekkürler, hallettiğimi düşünüyorum.”
“Rahatsız olursan söylemekten çekinme, sana yardımcı olabilirim.” Rahatsız olduğum kişi oydu ama umursamadan başımı sallayarak önüme döndüm. Bu adamın yanlış düşünceler içinde olduğunu düşünüyordum. Bunu da derinlemesine inceleyecektim çünkü sapık zihniyetli birine benziyordu. Bir kadını rahatsız edebilme ihtimali sinirimi bozarken derin bir nefes alarak yaslandığım yerden ayrıldım. Elimdeki içmediğim kahveyi ona uzattım. “Size iyi günler. Sade kahve sever misiniz bilmiyorum ama içmedim. Alabilirsiniz.” Şerefsiz olduğuna inandığım piç hiç sorgulamadan elimdeki kahveyi alınca göz kaydırmamak için zor duruyordum. Ne malumdu içine bok koymadığım? sorgusuz sualsiz içecek miydi?
“Teşekkürler. Buna ihtiyacım vardı işte” gidip alabilirdi. Eli de ayağı da tutuyordu çok şükür.
Sanki veren ben değilmişim gibi söyleniyordum.
Onu umursamadan gülümseyerek vedalaştım ve dolmaya başlayan terastan ayrıldım. Koridorda ilerlerken Ayaz’ın beni çağırmadığı aklıma gelince kaşlarım çatıldı. Yine bir bok yiyecek olma ihtimali zihnime dolarken Kayra beyin arkamdan seslenmesiyle sinirle homurdanarak aceleci adımlarla ilerlemeye başladım. Onu duymamış gibi davranacaktım. Aceleci adımlarla giderken kısa bir an arkama bakıp gelip gelmediğini kontrol ettim. Onu göremeyince dudaklarımda tatlı bir tebessüm belirdi. Tabi tatlı olduğu tartışılırdı çünkü büyücü cadılar gibi bir gülüş sunmuştum. Tam önüme dönmüştüm ki aniden kafam sert bir dirseğe kafa atınca küfrederek sendeledim. Ben daha önüme dönüp ne bok yediğime bakamadan duvara toslayıp göt üstü yere düşmüştüm. Karşımda sırıtarak bana bakan Ayaz’ı görünce dudak bükerek alnımı ovaladım. O malın kolu nasıl olur da birden önüme çıkmıştı? Ayrıca neden o kadar acıtıyordu? Bu embesil yemek niyetine dambıl mı yutuyordu?
“Ya mal” dedim kısık sesle kimsenin duymaması için çabalarken. Tabi herkes buraya bakıyordu orası ayrı ama…
“Aaaa Eflin hanım?” dedi şerefsiz sanki bilerek yapmamış gibi “Neden önünüze bakmıyorsunuz? İnsanları incitebilirdiniz.” Ulan şerefsiz senin yüzünden götüm dümdüz tabaka oldu sen hâlâ milletin canının derdindesin?
Homurdanarak ayağa kalktığımda sırf o rahatsız olsun diye gözlerimi yaşlarla doldurdum. Her an ağlamaya hazır gözlerim böyle anlarda işime yaradığı için mutluydum. Dudak bükerek gözlerimi sildim. “Bugün herkes üstüme geliyor Ayaz bey. Özür dilerim.” acaba ağlasa mıydım diye düşünmüş ama hemen vazgeçmiştim. Asla başka birinin gözü önünde ağlamazdım. Biraz göz dolması yeterliydi. Gülümseyerek kenara çekildiğimde Demir’i görünce dudaklarımı birbirine bastırdım. Bir süre yüzümü inceledi ve hemen ardından kaşları çatıldı. Huysuz yaşlı Cüneyt.
“Gel benimle” dedi ve cevap vermemi beklemeden arkasını döndü. Herkesin bakışları altında olduğum için ufak adımlarla onu takip ederken yanımda yürüyen Ayaz’a uyuz bir bakış attım. Dümdüz duvar gibi karşısına bakarak yürüyordu.
“Hepsi senin suçun” dedim sessizce
Soğuk sıfatının aksine cevabı alaycıydı. “Önüne baksaydın sende” bana çarpan kolunu kemirmemek için çaba sarf ediyordum.
Sessizce içimden söverek önüme döndüm. “Uyuz Necati” Beni duymuş olacak ki kaşları havalanmıştı. Sonunda çarpmamak için üstün çabalar sarf ettiğim sıfatında bir değişim olunca gülümsedim.
“Ağlak Necmiye” kaşlarım hızla çatılırken sinirle ona döndüm. Yüzümdeki gülümsemeden eser kalmazken ses desibelini kontrol etmeyi unutarak cırladım.
“Ağlak Necmiye ne be!” Demir’in odasına yaklaşmıştık. Neyse ki çok kimse yoktu da rezil olmamıştık. “Pancar kafalı” yüz buruşturdu.
“Kara bela” bu hoşuma gitse de inatla cevap verdim. Bela olabilirdim ama bunu kimse bilmiyordu bile
“Amazon kaçağı” dudaklarını birbirine bastırdı. Hoşuna gittiğini görünce sinirle devam ettim. “Su aygırı götü” aniden bana dönünce irkilerek Demir’in yanına kaçtım. Korkunç bir sıfatı vardı.
“Susacak mısınız artık?” İkimiz de birbirimize ölümcül bakışlar atarken sessizce Demir’in odasına kadar ilerledik. Aklıma gelen şeyle merakla ona döndüm.
“Neden odana götürüyorsun beni?” acaba kovacak mıydı şirketten? İşime gelirdi.
"Konuşacağız"
"Neyi?" dediğimde duyduğum topuklu ayakkabı sesiyle yüzümü buruşturdum. Elmas geliyordu. Evet, yüzüne gülümseyip pişman olduğum sevgili koltuk sıfatlı Elmas… Hiç kusura bakmasın ama nefret ediyordum. Elmas da tıpkı Kayra gibi şirket ortaklarından birinin kızıydı ve ayrıca bölge liderlerinden birinin kızıydı. Dövüş eğitimi aldığını bana ilk fırsatta üstü kapalı bir şekilde belli etmişti. Hanımefendiye bak, bizi döveceğini söylemişti.
Yersen
Ayrıca şımarık ve süslü biriydi. Tümüyle birbirimize zıttık. Demir’e karşı olan ilgisinin de farkındaydım çünkü her gördüğümde adamın kıçının dibinde geziyordu.
"İşin yoksa bu kadının çenesi ile uğraş" diye homurdandığımda Demir bana yandan bir bakış attı. "Ne? Hiç susmuyor ki?" Bu kadındaki çene kimsede olamazdı. "Şimdi siz Elmas hanımın yanında mı benimle konuşacaksınız?" Ya bu adam niye cevap vermiyordu? Beni çıldırtmak istedikleri belliydi. "Hem Kayra bey çağırmıştı. Sinirlenmesin şimdi" kapıyı açarak geçmemi bekleyince tatlı bir gülüş attım. Kayra beyin de çağırdığı falan yoktu. Kaçmak için götümden atmıştım. Bu adamdan kurtulmak için çirkeflik yapmak istemiyordum ama böyle devam ederse şirketi ayağa kaldıracaktım. Bunu yapmaktan nefret ediyordum. "Ağladığım için beni şirketten kovacak mısınız?" dediğimde Demir’in büyük odasına adımımızı atabilmiştik. Çok fazla konuşmuştum ama o da cevap vermiyordu. Bakışlarım bilmem kaçıncı kez girdiğim geniş odada gezindi. Bütün şehir adamın ayaklarının altındaydı. Eh işte, bizde Seçil yellozu ile karşı karşıya oturuyorduk. Benim masamın karşısında onun masası olması da kaderin bize götünden gülmesiydi. Diyorum size
Hayat bazı insanlara bu şekilde gülüyordu.
"Bunun için mi ağladın?" Demir hazretleri sonunda konuşmayı çözebildiğinde neredeyse diz çökecek ve 'affedin efendim, böyle olsun istemezdim' diyecektim. O kadar konuşmasını beklemiştim ve sonunda söylediği cümle bu mu olmuştu?
İçeriye elli metre topuklusu ile Elmas girince derin bir nefes verdim. "Hayır, Demir bey" dedim gülümseyerek "Acelem vardı. Bu yüzden hızlıca gidiyordum ki Ayaz Beyin kolu önüme atladı" Evet, Ayaz Bey değil kolu atlamıştı.
"Kolum mu?" Güldüm ve Ayaz'a döndüm.
"İlahi Ayaz Bey, sizin atlayacak haliniz yok ya" diyerek alttan alttan laf soktum. Tabi o bunu hemen anlamış ve kaşlarını çatmıştı. "Ya beni çağırmışlardı da… ben gitsem iyi olacak" arkamı döndüm ve hızlı bir adım attım. Bir an önce bu gerici ortamdan topuklamam gerekiyordu ve özellikle Elmas’ın gelişiyle iyice sıkmıştı. Bu sefer de Demir’in kolunu önümde durunca dudak büzdüm. Ya çirkeflik yok diyorum zorunda bırakıyorlar ya!
"Seni kim çağırdı Eflin?" Başımı eğerek acındırma moduna geçtim. Belki bu sefer yerlerdi. Şekilden şekile giriyordum bunlar yüzünden
"Kayra Bey çağırdı yine" dediğimde derin bir nefes vermiştim. Kolumu ondan beklenilmeyecek derecede yumuşak tuttu ve kendisine çevirdi.
"Kaldır başını" kaldırmayacaktım. Elmas tabi geç kalır mı?
"Kızım ne acındırma yaptın sende, söyle ve git işte" Ayaz yine o soğuk sesi ile cevap verdi.
"Bu konu ne seni, ne beni ilgilendirir Elmas" bu adam neden bazen çok iyi olabiliyordu. Ya da neden benim yanımda şeytana dönüşüyordu?
"Ben gideyim" dediğimde yine engelledi. Umarım acırdı. Kendimi acındırmaktan nefret etsem de önemli olan kaçmaktı.
"Gitmeyeceksin." Dediğinde gözlerimdeki korku ile baktım ona
"Ama olmaz"
"Seni takip ediyorum Eflin, yaptığın herşeyi biliyorum" tek kaşını kaldırdı. "Beni kandırmaya kalkışma ve herşeyi anlat" uydur bakalım yalan makinesi
"Biz Kayra bey ile önceden sevgiliydik" dediğimde midem bulanıyordu. O çapkına bir tane çarpmadan rahat etmezdim. "Ondan ayrıldığım için benden intikam alıyor" dediğimde Ayaz'a kısa bir bakış atmıştı. Ne yapacağımı bilmiyordum çünkü karşımdaki kişi Ateşti. Ayaz, Elmas ile birlikte çıkınca istemsizce gerildim.
"Önceden sevgili olsaydınız birbirinize bu şekilde bakmazdınız" eli çenemi kavradı. "Beni kandıramazsın Öztürk" dediğinde ne yapacağımı bilemedim. Bu adam nasıl kandırılırdı?
Kendime hatırlattım. O Ateş olabilirdi ama bende Eflin Öztürktüm.
Dolan gözlerime bakınca kaşlarını çattı. Bundan nefret ediyordum ama yapacaktım. Bugün birşey yapacak ve ikisinden de kurtulacaktım. Önce Mert'in hikayesi bitecekti. Sonra ise Eflin Öztürk bu dünyadan silinecekti. Artık Gölge sahalardaydı. Başımı iki yana salladım. "Anlatamam" çenemdeki eli sıyrıldı.
"Hemen bana bir açıklama yap yoksa gözlerinin dolmasına sebep olan o piçi öldüreceğim." arkamı döndüm. Sakin çıkan sesinin aksine suratı taş kesilmişti. Sahte gözyaşlarımı silerken Kayra’yı öldürebileceğine olan inancımla sahte bir endişeyle ona baktım. Sahteydi herşey, kimliğimde dahil olmak üzere tümüyle sahte bir insandım.
"Bırak beni" yutkundum. "Sana gerekli bütün parayı vereceğim ama bırak beni"
"Para umrumda mı sanıyorsun?" Önüme geçti. "Ne para, ne de Sinan sikimde bile değil" dediğinde başımı eğdim.Ne diye küfür ediyorsun göt. Bu adam kadar inatçı birini tanımıyordum. "Ben istediğimi aldım. Bundan sonra benimlesin" günah benden gitti.
Geriye çekildim ve kaşlarımı çatarak ona baktım. "Bana fikrim sorulmadı ve ben seninle kalmayacağım." İşaret parmağımı hiç düşünmeden ona doğrulttum. Bugüne kadar dayandım ve şimdi gerçekleri oyun olarak ona gösterecektim. "Bugüne kadar hep emirler ile büyüdüm ve bundan sonra da emirleriniz altında yaşamaya devam etmeyeceğim"
"Sana emir bile vermedim" bana yaklaştı. "Sırf o cehennemden kurtul diye çekip çıkardım seni, bunu herkesin ortasında bile yapabilirdim ama yapmadım" dediğinde yutkundum. Evet, kaçacağımı biliyordu ve bu yüzden beni beklemişti. Bunu anlamam zor olmamıştı. Sinan haber verdiğinde bile çekip gidebilirdim ama o bunu yapmamıştı. "Yapmadım çünkü seni küçük duruma düşürmek istemedim." Kahretsin ki haklıydı. Başka bir bok yapamıyordum çünkü bu adamı kandırmak imkansızdı.
"Yapsaydın" dedim çenemi dikleştirerek "zaten yeterince küçük düşürülmedim mi?" Güldüm. "Çıkarlarınız uğruna bir kadını daha küçük düşürseydiniz, hiç yapmamışsınız gibi davranmak yerine açıkça söyleseydiniz" işte Gölge bu yüzden vardı. Kadınların objeleştirilmesi ve masum çocukların darp edilmesi Gölgenin doğuşu olmuştu. Evet, Gölgenin bir çok amacı vardı. En başta vatanı ve masum insanların canını korumaktı. Sonra ise içimde büyütemediğim küçük çocuğun intikamıydı. Gölge bir katildi. Ve evet, Gölge aynı zamanda liderlerin öldürmek için ödül koyduğu o insandı. Demir Ateş’in ise çıkarları uğruna aradığı biriydi. Amcasını bulamıyordu. Bu yüzden Sinan'ı öldürememişti ama onun yerini Sinan bile bilmiyordu artık
Ve İshak Ateş herkes tarafından artık Gölgenin esiri olduğunu göstermişti.
Nasıl mı?
Hazar Ateş’in düzenlediği davette ansızın kesilen eletrik düzeldiğinde duvarda kan ile yazılmış bir yazı vardı. İşte bu yazı onlara Gölgenin Ateş ailesinin inine bile girebileceğini öğretmişti. Sırf bu yüzden Ateş ailesinin itibarı sarsılmış ve çokça saldırıya uğramışlardı.
Kısacası Ateş ailesi bile Gecenin Gölgesinden nefret ediyordu.
"Sizi tanımıyorum, bu işlerle uğraşan insanları tanımak da istemiyorum" evet, onu hala tanıyamamıştım çünkü adam Gölgeye kafa tutmuş bir deliydi. Herkese korku salan bir adam vardı karşımda
Ben bile konuşurken ne söyleyeceğimi iki kere düşünüyordum. Ağzımdan çıkacak her kelime beni ele verebilirdi. Özellikle de karşımda Gölgenin bile hafife almadığı bir adam duruyordu.
"Gerekli ödemeyi yapayım, n'olur bırakın beni" yalvarmak kadar hiçbir şeyden nefret etmemiştim.
"Dışarıda Sinan ve Mert seni arıyor, dışarıya adımını attığın an seni yakalayacaklar" işte bu böyle bir adamdı. Öyle ki iki lider bile bir araya gelse Demir'e ait hiçbir şeye adım atamıyordu. Kıskanmıştım istemsizce
"Hayatta hiçbir amacım yokken yaşamamın da bir anlamı yok" omuz silktim. "Bu yüzden gidiyorum ben" hızlı adımlarla kaçacakken kolumdan tutması ve beni kendine çekmesi bir oldu. Ellerim refleksle göğsüne tutunurken gözlerimi irice açmış, yüzüne bakıyordum.
Adam boylu boyunca kas kütlesi Eflin! Kaslı göğsünde yatmak varken neden ondan uzak durmaya çalışıyoruz ki?
"Hiç söz dinlemez misin sen?" Pardon ama göğsüne yapışmış bir şekilde aklımdan geçen lanet kelimeleri sindiriyorum.
Kendime gelerek hızlıca geriye çekildim. "Ne yapıyorsun sen ya!" Şu an Safiyeye olan sinirimi bu adamdan çıkarabilirdim. "Öyle işine gelince tutup çekemezsin beni!" Tek kaşı havalandı.
"İşime gelince mi?" Hırsla arkama döndüm.
"Gidiyorum ben!" ne kadar çirkef bir kadındım.
Hepsi Elif yüzünden!
Yine kolumdan tuttu ama bu sefer beni bir yere götürdü. "Yapmak istemediğim şeyleri yaptırıyorsun ya bana, ben sana ne diyeyim?"
"Ne demedin ki?!" Bir odanın kapısını açtı. "Ya yapmasana!" Beni odaya güzelce koydu. Sonra da kapıyı çarpıp gitti.
"Kadın elini kolunu sallayarak ortalıkta koştursun, sonra gelsin bana emir veriyorsun desin" haklıydı.
Kapıyı açamayınca vurdum. "Beni alıkoyamazsın!"
"Susacak mısın, yoksa susturayım mı?" Yine vurdum.
Tam olarak nasıl bir susturmadan bahsediyoruz?
"Yapamazsın ki! Hem kimse susturamaz beni!" Kapıya çok güçlü olmayacak şekilde tekme attım. "Sen kimsin ki Ateş! Beni mi susturacaksın?!" Kapı birden açılınca sustum. Dudaklarımı birbirine bastırarak ona baktığımda derin bir nefes verdi
"Eflin kes sesini" kapı yeniden kapanınca bağırdım.
"Yobaz!" Arkamı döndüm ve banyoya göz attım. Ofladığım sırada çantamın elimdeki varlığını fark ettim. Sinsice sırıtarak telefonumu çıkardım ve buradaki kimseyi tanımadığım için Elif’i aradım. Burayı cehenneme çevirecekti ama yapacak birşey yoktu. Elif’in numarasına tıklayacaktım ki kapı yeniden açıldı ve Demir telefonu elimden aldı. Kapı kapanırken ayağımı sertçe yere vurdum. "Senden nefret ediyorum adi herif!"
Bir süre sonra odanın kapısı açıldı ve Ayaz'ın sesini duydum. "Eflin nerede?" Ses çıkarmadım. Yoksa hep dalga geçecekti. Benden ses çıkmayınca Demir yerimi söyledi ve puşt Ayaz gülmeye başladı. "Demek kaçacaktı ha?"
"Ayaz yemin ediyorum şirket falan dinlemem şu kapıyı kırar o ağzına sokarım!"
"Ya bu yabani neden sana saygılı davranırken bana farklı davranıyor" sırıttım
"Sen insan değilsin çünkü" uzun bir sessizlik oluştu. Dudaklarımı kemirerek geriye adımladım. Bu hayvanın kapıyı kırma ihtimali de vardı
"Nerede lan o anahtar!" Bağırdım.
"Yaklaşma bana puşt herif!" Aynadan saçımı düzeltirken Demir'e bağırdım. "Çıkarsana sende!" Dediğimde içerideki sesler kesildi. Kapının açılmasıyla yutkundum.
"Demir Bey, beni çağırmışsınız" Kayra’nın sesini duyunca küfrettim. İyi de ben buradan çıkmaya kalkışsam adamın adı sapıklığa çıkardı. Ama çıkmazsam da Demir, Kayra'ya herşeyi söyleyecekti. Sonuç olarak Kayra peşimi asla bırakmayacaktı.
Çirkefliği bırakarak boğazımı temizledim ve kapıyı tıklattım. Sabah şirkete beraber girdiğimiz için herkes şüphe etmişti zaten
Arkadaşmış gibi davranacaktım.
"Demir, ben burada kaldım." Kapıyı zorladım. "Açılmıyor, bi bakar mısın?" Ya Allah'ım ben ne kadar insaflı bir kızım ya!
"Geliyorum." Dedi. Biraz bekleyince kapının açılma sesi geldi. Derin bir nefes verdim.
"Kapıya baktır bi ara" tek elimle önüme gelen saçlarımı arkaya attım. "Ya içeride kalsaydım?" Bana yaklaşarak kulağıma yaklaştı.
"Sadece bana ayak uydur" kaşlarımı çatarak ona baktım. Ne diyordu bu adam?
"Anlamadım?" Arkasını döndüğünde bende bizi izleyen Kayra'ya baktım. Demir aniden elimi tutunca yutkunarak birleşen ellerimize baktım. Bu adam ne yapıyordu?
Ne oluyor lan burada?
"Evet, seni çağırdım" masasının arkasına gittiğimizde beni yanına çekerek elini belime attı. Ben şaşkınlığımı gizlemeye çalışırken Ayaz beni izliyordu. "Sebebini sormayacak mısın?" Diyerek Kayra'ya sorgulayıcı bakışlar atınca Kayra bendeki gözlerini çekti ve başını yere eğdi. Bu adam gerçekten mükemmel ötesiydi. Tek bir bakışı ile adama haddini bildirebilmişti.
Ama tek sorun belimdeki elinin sebebiydi.
"Dinliyorum, efendim"
"Bundan sonra nişanlım senin hakkında en ufak bir şikayette bulunursa bu şirkette yer almayacaksın" dediğinde hızlıca ona döndüm. Ne diyordu bu dangalak?
"Anladım, efendim" dediğinde onu duymuyordum. Az önce Demir ne demişti?
Ah, hayır, bu yine Safiye’nin bize kurduğu bir tuzak olmalıydı.
Vallaha birşey yapmadım bu sefer
"Ve bu konu kimsenin dilinde dolaşmayacak" ne zaman uyanacaktım? Uzun zaman sonra gördüğüm en garip rüyaydı.
Sanırım gördüğüm tek rüyaydı
Genelde kabus görüyordum.
Demirin belimdeki eli sıklaşınca gözlerimi kapattım.
Bu bir rüya değildi.
💚💚
Eveeeeeeetttt bölümümüzün sonuna gelmiş bulunmaktayız.
Nasıldı? Beğendiniz miii?
Tepkilerinizi sabırsızlıkla bekliyor olacağım. Sizi çok seviyorum güzel okurlarımʕっ•ᴥ•ʔっ
Kitaplarım hakkında bilgi edinmek için Instagram'da @kitaplar_ve_izleri.d hesabına bakabilirsiniz
Bölüm etkileşimi
