Bölümler 16Şu an: Tebessüm
- 1 Insomnia2.713 kelime
- 2 Araba Camı3.814 kelime
- 3 Tebessüm4.809 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Baş başa5.878 kelime
- 5 Değişim4.251 kelime
- 6 Boşluk Doldurma5.818 kelime
- 7 Şok Etkisi4.514 kelime
- 8 Kadim Sırra Adım Adım6.148 kelime
- 9 Bomboşluk5.527 kelime
- 10 Mezar6.041 kelime
- 11 Saklı Sırlar5.300 kelime
- 12 Unutulan Geçmişin Esamesi5.851 kelime
- 13 Mucize5.099 kelime
- 14 Hastane Kaçağı4.036 kelime
- 15 Göz Göze2.218 kelime
- 16 Dondurucu Soğuk1.002 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
INSOMNİA
3. BÖLÜM
TEBESSÜM
İleriye doğru uzanarak elimde biriktirdiğim çekirdek çöplerini kasenin içine bıraktım. “Yani şimdi seni aldılar. Baya baya en tehlikeli hastanın yanına koydular.” Başımı salladım. Gözlerini kocaman açtı. “Kusura bakma ama o hastaya dayanacağıma Yakup’la bir sene daha geçirmeyi yeğlerim.” Güldüm. “Bende kalmaya meraklı değilim zaten. Ama sonuçlar açıklandıktan sonra beni hiçbir hastane almaz sen biliyorsun.” Elindeki çekirdeği yüzüme fırlattı.
“Demekki ne kadar zeki olursan ol bazı kapılar zekayla açılmazmış değil mi Feridecim.” Gözlerimi devirdim. Attığı çekirdeği alarak avucumdaki çekirdeklerin üzerine koydum. “Odaya bir girdim. Yapılı bir adam oturuyor. Kendimi sorguluyorum lan hastanın adı Yağmur değil mi diye.” Gülerek konuştu. “O anki yüz ifadeni görmek isterdim.” Kaşlarımı kaldırdım. “Asıl bombayı bilmiyorsun.”
Heyecanla yerinde doğrulurken bende yerimde doğruldum.“Bunun psikoloğu geldi işte seansa başlayacak. Bunun gözü sürekli benim üzerimde. Zaten diken üzerinde oturuyorum.” “Üzerine atlayıp seni boğması yokmu” Güldüm. “Gözünü ayırmıyor benden. Ben daha da geriliyorum tabi. Sonra bu yerinden kalktı yanıma oturdu.” Yerinde doğrulurken gözlerinde heyecan parıltıları vardı. “Gözlerimin içine bakıyor. İçimden dualar etmeye başladım ama. Titrememek için kendimi zor tutuyorum. Sonra farkettim ki çantama bakıyor.” “Ee?” Bu haline güldüm.
“Meğersem çantamın ağzı açık kalmış. Dağınık diye dikkati dağılmış. Ama aklım çıktı o bana dik dik bakarken.” Güldü. “Delinin birisi tam seni bulmuş.” Başımı iki yana salladım. “Problem şu ki. Adam asla deli gibi değil. Hal ve hareketlerinde öyle bir şey yok.”Elini havada salladı. “Gördüğün hangi deli deliye benziyor ki?” Avucumdaki çekirdeği çitlerken başımı iki yana salladım. “Bu daha farklı. Böyle bakışlarında o delilik fazla yok gibi. Seanstaki konuşmaları bile fazla normal. Bu kadar normal görünerek nasıl kırmızı alanda anlayamıyorum.” Kaşlarını çattı.
“Hastalığı neymiş?” Elimle alnıma vurdum. “Bir diğer problemde o. Dedim ya bunların ilk stajerleri benmişim diye. Araştırtmışlar beni namımı da duymuşlar. Diyorlarki biz sana onun hastalığını söylemeyeceğiz sen bulacaksın.” O kahkahalara boğulurken bende güldüm. Gerçekten sinirlerim bozulmuştu. “Bir gün şu aklının sana sıkıntı çıkaracağını biliyordum.” Nefesimi verdim. “Birazda sen anlat. Hastan nasıldı?”
Heyecanla konuşmaya başladı.
“Böyle bizden birkaç yaş büyük bir kadın geldi bana. O kadar tatlı ki. İlk günden muhabbeti sarıyor. Aşırı derecede tatlı. Tabi mesajlarda da isyanımı gördüğün üzere Yakup aptalıyla aynı ekipteyim ama kadın çok tatlı. Hastalığı da ağır bir hastalık değil. Yakup olmasa bu sezon iyi geçerdi ama.” Elimdeki çekirdek çöplerini kasenin içine koyarak çayımı elime aldım. “Ama raporunu Yakup yazacak, benden sana söylemesi dikkatli ol.” Bağdaş kurarak yerinde hareketlendi.
“Daha bugün. Kantine indim kendime kahve almaya. Aptal karşıma çıktı elimdeki kahve üzerine döküldü. En son raporumu kötü yazacağına dair söyleniyordu.” Gözlerimi devirdim. “Öyle dediğine bakma olanı yazar. Geçen sene de öyle yapmıştı. Ama sen yine de dikkatli ol damarına basarsan raporu kötü yazar. Aranı iyi tutmaya çalış.” Arkama yaslanarak başımın altına yastık aldım. “Ben bir şekil Yakup’la idare ederim ama sen o hastanede ne yapacaksın kızım? Daha bugün aracına olanları gördük. Senin yerinde kim olsa polise şikayet ederdi.”
Nefesimi verdim. “Biliyorum. Yarın gittiğimde hocalarla konuşacağım. Muhtemelen giriş kattaki hastalar yapmıştır diye düşünüyorum.”
“Hemen yaygara koparmak yerine yarını niye bekliyorsun?” Bakışlarımı tavanda gezdirdim. “O saatte hocalar çoktan gitmişti. İlk günden yetkililerin kapısını çalmanın pek hoş karşılanacağını sanmıyorum. Yarın hallederim.” Bir nefes sesi kulağıma doldu. “Ben senin yerinde olsam çoktan o hastaneyi başlarına yıkmıştım.” Elimle başımı ovdum. “Bilmiyorum Sena. Bugün yaşadığım yüksek dozdaki gerginlikten sonra yetkililerle uğraşmak istemedim belkide.” “Anlıyorum. Annenleri aradın mı?” Başımı salladım. “Eve gelirken biraz konuştuk.” Yerimde doğrularak sırtımı koltuğa yasladım.
“Eğer hasta bilgilerini paylaşmak serbest olsaydı bu meseleyi beraber çözerdik.” Başını salladı. “Keşke. Aynı hastanede olsak yine beraber çözebilirdik. Bu tehlikeli hasta beni fazlasıyla meraklandırdı.” Gülümsedim. “Sen birde bana sor.”
“Belki de düşündüğün kadar değildir.” Omuzlarımı kaldırıp indirdim. “Bilemem ama o hastanenin Mavi alanındaki hastalar bile en ağırlarından. Yağmur kırmızı alanda mavi alandaki hastalar bile öyleyse Yağmur’u düşünemiyorum.” “Ama sen dedin asla hasta gibi değil diye.” Başımı salladım.
“Takıntıları olduğu belli ama hasta gibi değil. Bakalım altından neler çıkacak.” Başını sallayarak yerinden kalktı. “Ben artık gideyim.” Yerimden doğrulurken konuştum. “Nereye?” “Eve” Elimdeki çay bardağını masaya bıraktım. “Bu gece burada kal. Hem sabahta ben seni bırakırım.” Başını iki yana salladı. “Eve geçip bir duş almam lazım. Başka zamana artık.” Yanağımdan öperek kapıya doğru ilerledi. Masanın üzerindeki çay bardaklarını alarak mutfağa doğru ilerledim. Kapının sesi evi doldururken tekrar yalnızlığımla baş başa kaldığımı anladım. Bardakları tezgahın üzerine bırakarak mutfak masasının üzerindeki çantamın içinden not defterimi çıkardım.
Masadaki birkaç defteri de alarak mutfaktan çıktım. Oturma odasının dağınıklığına bakmamaya çalışarak odama girdim. Elimdeki defterleri yatağın üzerine bırakarak oturdum. Yatağın üzerindeki bilgisayarımı açarak masaüstünden daha önce oluşturduğum belgelere girdim. Burada benim anlayacağım dilde hastaları nasıl tespit etmem gerektiği ve hastalıkların öngörüleri yazıyordu. Önce Yağmur’la ilgili notlarımı kontrol etmem gerekiyordu. Bugün aldığım notları açarak içimden okudum.
Gözlerimin önüne odası gelirken fazlasıyla düzenli olduğunu fark ettim. Zaten dağınıklığa gelemezken bu kadar düzenli olmasına şaşırmamalıydım. Ama daha dikkatli düşündüğümde herşeyin aynı zamanda simetrik olduğunu anlamak zor değildi. Odanın içindeki tüm eşyalar simetrikti. Notlarım arasına bunu da eklerken biraz daha düşündüm. Dağınıklığa gelememesi onu takıntılı bir temizlik hastası yapmazdı. Ama odası fazlasıyla temizdi. Bunu incelemem için bir tane daha not alırken nefesimi vererek bilgisayardaki notlarıma baktım. Öncelikle cevabını veremediği sorulardan başlayabilirdim. Bunun ne belirtisi olduğuna bakabilirdim. Sürecin tekrarlanması asla ilerleme kayıt etmemesine sebep açıyordu.
Bakışlarım notlarımda gezinirken gördüklerimle kaydırmayı bıraktım.
Bilişsel İşlev Bozukluğu, kişi soruyu anlayamaz, anlamlandırma da zorlanır veya cevap bulamaz.
Altında maddelendirdiğim hastalıklara bakarken kaşlarım havalandı.
Bunama, zihinsel yetersizlik, ağır depresyon.
Bunlar fazlasıyla ağır durumlardı ama onda böyle bir şey olduğunu sanmıyordum. Cevap vermekte zorlanıyordu ama soruyu anlamama konusunda emin değildim. Elimdeki kalemi defterin üzerine bıraktım. Belki de ilk günden araştırma yapmamalıydım. Onun hakkında bir günde tespit yapamazdım. Ellerimle gözlerimi ovdum. Ama baştan bir düşüncem olmadan da ilerleyemezdim. Bakışlarım diğer maddelerde gezindi.
Düşünce akışı bozukluğu, kişinin dikkati dağınık veya kopuksa cevap veremez. Şizofreni ve psikotik bozukluğu, Düşünce blokajı.
Tabi ya. Düşünce blokajı olabilirdi. Bir anda boşluğa düşme hissi. Ne düşündüğünü unutmasına ya da donma etkisine benzerlik olabilirdi.Bugünki gözlemlerime göre donma etkisi vardı. Düşünürken nereye baktığını önemsemiyordu. Bu durum onunla bağlantılı olabilirdi. Notlarım arasına bunu sonradan eklemeyi unutmuştum. Deftere onu da ekleyerek diğer maddelere baktım. Her incelediğim madde yeni bir teori ortaya atıyordu. Ve benim için aşılması gereken binlerce kapı ortaya atıyordu. İlk günden bu kadar problemle karşılaşmak beklediğim birşeydi ama hepsini tek tek çözmek yanlarında geçireceğim birkaç aydan daha fazla zamanımı alırmış gibi geliyordu.
Belki de bugün yaşadığım gerginliği bir yana bırakıp daha rahat olmalı ve ona sıcak yaklaşmalıydım. Ondan korktuğumu hissederse benden daha da uzaklaşabilirdi. Bu belki de onu üzebilirdi. Başımı iki yana salladım. Stajımı yaparken tek bir hasta için bile bu kadar düşünüyorsam ileride birden fazla hastayla neler yapacağımı düşünemiyordum bile...
&
Ayağımdaki topuklu botlarımın fermuarını çekerek evden çıktım. Dışarıda damla damla yağan yağmur yüzüme vururken hızlı adımlarla aracıma doğru ilerledim. Kilitleri açarak araca bindim. Elimdeki çantamı ve önlüğümü yan koltuğa koyarak aracı çalıştırdım. Yavaş yavaş sokaktan çıkarken silecekleri çalıştırdım. Yağmurlu havada dinlediğim sakin müziklerden birisi aracın içini doldururken nefesimi verdim. Böyle karanlık havalarda araç sürmeyi ve müzik dinlemeyi seviyordum. Her sonbaharda yaptığım gibi üzerimde yine badi ve mini eteğim vardı.
Sonbahar zamanları bıkmadan yaptığım tek kombin buydu. Sabah trafiğine yakalanacağımı anlayınca ara sokaklardan birine saptım. Araç sesiyle birilerini uyandırabilirdim ama sabah sabah İstanbul trafiği gerçeğine baş kaldıracak kadar güçlü değildim. Müziğin sesini biraz kısarak başımı arkaya yasladım. Uzun zamandır buralarda olduğum için ara sokakları iyi biliyordum. Bu sokaklar bir yere çabuk yetişmek istediğimde bana fazlasıyla yardımcı oluyordu. Bugün aracımı hastaneye biraz uzak bir yere park edecektim. Otoparkı kullanmak için karta ihtiyacım vardı. Bugün bu işide halletmeliydim.
Merkeze yakın olduğum için hastanenin yakınlarına ulaşmam fazla zamanımı almamıştı. Aracımı düne göre daha uzak bir yere park ederek çantamı ve önlüğümü elime aldım ve dışarıya çıktım. Yağmur az önceye göre biraz daha hızlanmıştı. Adımlarımı hızlandırarak karşı tarafa geçtim. Aracı dün muayeneye götürmemiştim. Cuma günü götürürsem pazar günü alabilirdim. Ama şimdi staja geldiğim için sabahları gidip gelmekte sorun yaşayabilirdim. Hastanenin önüne gelmemle yağmur bardaktan boşalırcasına yağarken hızla içeriye girdim.
Nefesimi verirken çantamı okutarak içeriye girdim. Bakışlarım kısa bir an arkama kayarken yağmurun doluyla karışık yağdığını fark ettim. Bu yağmurun altında deli gibi ıslanmayı istiyordum. Umarım haftasonu yağmur yağardı. Önüme dönerek asansöre doğru ilerledim. Önce Onat hocanın yanına gitmeli ve kart meselesini konuşmalıydım.
Asansörün önüne gelince kapıyı açarak içeriye girdim. Birinci katın düğmesine basarken üzerimdeki kabanımı çıkararak önlüğümü giydim. Kabanımı elime alarak asansörden indim. Üzerimdeki önlüğün yakasını düzelterek Onat hocanın odasına doğru ilerledim. Koridor bomboştu. Sanırım buradaki sessizliğe alışmam gerekiyordu. Odanın önüne gelince kapıyı çaldım ve içeriye girdim. “Günaydın hocam.” “Günaydın.” Dışarıdaki kasvetli havaya göre fazla enerjikti. “Hocam benim bir kart işi vardı. Onu ne zaman halledebiliriz acaba?” Kolunu kaldırarak saate baktı. “Şimdi, hadi gel”
Yerinden kalkarak yanıma doğru ilerledi. Kapıyı iyice açarak geriye çekildim. Onat hoca dışarıya çıkınca beraber yürümeye başladık. “Önlük yakışmış” Gülümsedim. “Teşekkürler.” Asansörün önüne gelince kapıyı açarak içeriye girdi. Ardından bende girerken giriş katın düğmesine bastı. “Kart işini hatırlattığın iyi oldu. Bana kalsa bu karışıklıkta onu unutmuştum. Son zamanlarda fazla yoğunum.” Sorup sormamakta kararsız kalırken dudaklarımı ısırdım. “Sor bakalım.”
İyi bir beden dili eğitimi aldığını anlamak zor değildi. “Yoğunum dediniz. Tek hastanız Yağmur değil mi?” Başını salladı. “Evet tek hastam Yağmur. Yaklaşık bir aydır yarın ki konferans için hazırlanıyorum, daha doğrusu hazırlanıyoruz. Bu kariyerimiz için fazlasıyla önemli bir adım olacak. O yüzden bu karışıklıkta kart işini tamamen unutabilirdim.” Başımı salladım. Asansörün durmasıyla kapıyı açarak dışarıya çıktım. Onat hoca da arkamdan gelirken beraber koridorda yürümeye başladık. “O zaman yarın hepiniz konferans için gideceksiniz?” Başını salladı.
“Peki ben buraya gelecekmiyim?” Adımları duraksarken bana döndü. “Maalesef.” Gözlerimi kocaman açtım. “Hocam yapmayın daha hastalığının ne olduğunu bilmediğim bir adamla ben ne yapacağım. Ya bana bir şey yapmaya kalkarsa.” “Dün yapmadı ama.” “Yarın yapmayacağı ne malum.” Eliyle saçlarını karıştırdı. “Eğer stajer olarak gelmeseydin Yağmur yarın için tek olacaktı. Ama şimdi sen varsın. Yağmur’un yanında olmak zorundasın.”
Gözlerimi kapatıp açtım. “Hocam” Nefesimi verdim. İkna olmayacak gibiydi.
“En azından yanıma birisini veremezmisiniz? Bir hemşire veya geçici bir doktor. Ben bu hastayla daha dün tanıştım. Siz ise benden onunla bir gün geçirmemi istiyorsunuz. Ya siz yokken bana bir şey yaparsa?” Elini omzuma koydu. “Bak, ben uzun zamandır Yağmur’un doktoruyum ve emin ol saldırgan bir tip değil. Sakin ve anlaşılabilir birisi. Hastalığını söylemeyeceğim ama sana zarar vermez merak etme. O karıncayı bile incitmez. Emin ol seni onunla yalnız bırakmak benimde fazla içime sinmiyor ama yanına doktor bulamayız. Bu hastanede sadece ekipler çalışır.”
Nefesimi verdim. Elini omuzumdan çekerek eliyle ilerideki kapıyı işaret etti. Odanın önüne gelince kapıyı çalarak içeriye girdi. Bende Onat hocanın ardından girerken bakışlarım oda da gezindi. Birkaç bilgisayar ve büyük bir masa vardı. Masanın üzerinde parmak izi okuma aleti, birkaç adını bilmediğim alet ve bir sürü şey vardı.
İçerideki adam yerinden kalkarak Onat hocayla el sıkışırken bende etrafı incelemeyi bırakarak önüme döndüm. “Bizim bir kart işi vardı.” Adam başını sallayarak bana döndü. “Kimliğini alayım.”
Çantamın ağzını açarak tekte cüzdanımı çıkardım. Çantam dün Yağmur’un düzenlediği şekildeydi. Kimliğimi çıkararak adama uzattım. Adam alarak bilgisayarda birkaç tuşa bastı. Kimliğimi bir alete okuturken kollarımı birbirine sardım. “Şimdi parmaklarınızı tek tek şu alete okuturmusunuz?” Kaşlarım çatıldı. “Bu gereklimi?” “Prosedür böyle.” Başımı sallayarak. Parmaklarımı tek tek alete okutmaya başladım. Birkaç sene önce kimlik çıkardığımda da bunu yapmıştım. Adam başıyla onay verince parmağımı çektim. O tekrar işlerine dönerken Onat hoca başıyla ilerideki sandalyeleri gösterdi. Yan yana adamdan biraz uzak olan yerdeki sandalyelere oturduk.
“Siz beni hala bırakma konusunda eminmisiniz? Dün bir bugün iki hocam.” Başını salladı. “Anlıyorum. Ama bu konferans ertelenemez. Ve ekip olarak hepimizin orada olması lazım. Rica ediyorum bir günlük dayanmaya çalış.” Nefesimi verdim. Parmaklarımla oynayarak etrafa bakındım. “Hocam siz beni sıradan bir hastayla baş başa bırakmıyorsunuz. Hem hastalığını söylemiyor hem de beni onunla baş başa bırakıyorsunuz. Bu adam kırmızı alanın en tehlikeli hastası. Sizce siz yokken bana ne yapar? Üstelik onu tanımıyorum bile. Sizin bile onun hakkında bildiğiniz şeyler sınırlıyken ben onunla”
Bakışlarım kısa bir an bilgisayar başındaki adama kaydı. “Üzgünüm ama buna katlanmak zorundasın Feride. Bende bunun böyle olacağını düşünmemiştim.” Gözlerimi kapatıp açtım. “Peki” Gözlerime heyecanla baktı. “Ama bu adam bana sorun çıkarırsa bu hastaneyi başınıza yıkarım.” Hızla başını salladı. “Merak etme. Asla sorun çıkarmayacak.” Yerimden kalkarak etrafı inceledim. Odanın içinde birkaç adım atarken bu kadar bilgisayarın ne işe yaradığı fazlasıyla merak konusuydu. “Bitti.” Bakışlarım adama dönerken masanın üzerindeki kartı bana doğru itti. Masaya doğru ilerleyerek kartı aldım.
Beyaz bir ipe geçirilmişti. Başımı sallayarak kimliğimi aldım ve çantamın içine attım. Beyaz kartlığı boynuma geçirerek Onat hocaya döndüm.
“İşte şimdi tam bir stajer oldun.” Adama başıyla selam vererek odadan çıkmak için arkasını döndü. Bende adama teşekkür ederek odadan çıktım. Beraber odadan çıkarken kartı elime alarak inceledim. Üzerinde adım ve alanım yazıyordu. Kimliğimin üzerindeki fotoğraf buraya eklenmişti. Birde küçük çip vardı. Sanırım beni üst katlara çıkaran tek şey buydu. “Yarın Yağmur’un yanına geldiğinde biz olmayacağız. Yağmur bir hafta öncede konferansın olacağını zaten biliyordu. Tek başına olmamak onu mutlu edecek.” İstemsizce gülümserken Onat hocayı dinlemeye devam ettim. “Konferans burada olmayacak o yüzden biz bugün geceden çıkacağız. Yarın yine geç saatte evlere geçeriz diye düşünüyorum.”
Asansörün önüne gelince bana döndü. “Yani gün boyu sadece ikiniz olacaksınız.” Kollarımı birbirine sardım. “Yağmur sakin birisidir. Gün içinde fazla boş durmaz. Sürekli olarak kitap okur ya da birşeylerle uğraşır. O yüzden ona eşlik ederken yorulabilirsin. Tavsiyem ona eşlik ederken bir hastayla ilgileniyormuş gibi değilde yaşıtın bir arkadaşınla yan yanyanaymışsın gibi davranman. Bu hem onu rahat hissettirir hem de birazda olsa gerginlikten kurtulursun. Burada olacağın aylar boyunca bu gerginlikle dolaşamazsın.” Asansörün gelmesiyle içeriye girdik. Katın düğmesine basarken konuşmaya devam etti.
“Akşam yine çıkış saatinde çıkabilirsin. Herhangi bir problem çıkacağını sanmıyorum ama farz edelim ki oldu. Koridordaki telefondan- zaten numaralar duvardaki tabloda yazıyor- bir hemşire çağırabilirsin.” Başımı salladım. Kata gelince kapıyı açtı. “Ben odama geçiyorum. Bir problem olursa gelebilirsin.” Bakışları koridora kayınca gülümsedi. “Semra hoca da geliyor. Onunla beraber çıkarsınız.” Birkaç saniye sonra asansörün önüne gelen kadınla Onat hoca selamlaştı ve kadın asansöre bindi. 4. katın düğmesine basarak kartını okuttu. Bana dönerken güleryüzle konuştu. “Merhaba Semra ben. Yağmur’un ergoterapistiyim.”
Gülümseyerek uzattığı eli sıktım. “Merhaba hocam bende Feride.” Başını salladı. “Zor bir hasta seni bekliyor umarım sabırlısındır.” Sanki anlaşmış gibi hepsi Yağmur hakkında farklı bir şey söylüyordu. “Öyleyimdir.” Bakışlarını bana çevirdi. “Onat hocan yarınki durumu söylemiştir.” Başımı salladım. Elini omuzuma koydu. “Merak etme Yağmur sakindir. Kendini hemen sevdirir o yüzden korkmanı ya da çekinmeni gerektiren bir durum yok. Bir sorun olursa bizi arayabilirsin. Koridordaki telefonun yanında numaralarımız var.” Başımı salladım. Asansörün durmasıyla kapıyı açarak dışarıya çıktık. Bugün ne gariptir ki Semra hoca da benim gibi giyinmişti.
Yan yana boş koridorda ilerlerken omuzlarımı dikleştirdim. Başını bana çevirdi. “Normalde stajerlerin odaları olur. Kişisel eşyalarını oraya koyarlar ama bu katta öyle bir oda yok. O yüzden senin eşyalarını doktorların dinlenme odasına koyabiliriz. Önce Yağmur’un yanına girelim bir ara oraya da uğrarız.” Odanın önüne gelince Semra hoca kapıyı çaldı. İçeriden onay veren sesin gelmesiyle beraber içeriye girdik. Kapıyı ardımdan kapatırken Yağmur’un ayaklanarak Semra hocaya sarıldığını gördüm.
“Demek birileri iki günde beni özlemiş.” Yağmur başını sallarken, sıkı sıkıya sarıldılar. Ayrıldıklarında Semra hoca tekli bir koltuğa otururken bende koltuklardan birine oturdum. Yağmur dünün aksine diğer koltuğa değilde yanıma otururken bunun onunla daha sıkı olmam için bir işaret olduğun anladım. “Ee nasılsın bakalım?” “Çok iyiyim. Sen nasılsın?” Garip bir şekilde dün Mehtap hocanın sorduğu soruya cevap vermezken Semra hocanın sorusuna cevap vermişti. Demekki hocalara onları sevme ya da onlarla geçirdiği seanslara göre davranıyordu. Bunu da not almayı aklıma not ettim. Onlar kendi aralarında konuşurken Yağmur bana döndü. “Sen nasılsın?”
Beklemediğim soru karşısında dumura uğrarken aynı soruları tekrar tekrar duymayı sevmediğini önde tutarak konuştum. “Seni gördüm daha iyi oldum.” Başını sallarken ona nasıl olduğunu sormamamın hoşuna gittiğini fark ettim. Deftere almam gereken bir not daha çıkmıştı.
“Bugün için etkinlik odasına gitmek istermisin?” “Hayır.” “Ama geçen seferde gitmedik Yağmur olmaz böyle. Biraz insan görmekten bir zarar gelmez.” “Odamda kalmak istiyorum.” “Sorun nedir?” Bakışlar bana dönerken Semra hoca konuştu. “Geçen sefer etkinlik odasına inmek istemediğini söyledi. Bizde gitmedik. Son zamanlarda fazla gitmek istemiyor. Odada kalmak istiyor. Oda fazlasıyla dağılıyor ve uzun saatler boyu toplamakla uğraşıyoruz.” Başımı salladım. Yağmur’a döndüm. “Odan daha konforlu olduğu için aşağıya inmek istememen çok normal. Ben olsam bende inmezdim.” Başıyla Semra hocaya beni işaret ederken onun yanında olmam hoşuna gitmişti. “Ama odan dağıldığında toparlanması çok uzun sürüyorsa gitmek daha iyi. Biz sana toparlamanda yardım edebiliriz. Ama bu fazla yorucu olmaz mı?”
Semra hocayla göz göze gelmemizle göz kırptım. Yağmur kollarını birbirine sararak arkasına yaslandı. “Ama birdiniz iki oldunuz. Üstüme geliyorsunuz böyle olmaz.” Gülümsememek için yanağımın içini ısırırken başımı çevirdim. “Ben odamda kalmak istiyorum. Hem burada olmak daha rahat. Orada herkes bana bakıyor.” Semra hoca güldü. “Evet, aşağıdaki kızlar fazla yakışıklı olduğun için gözlerini senden alamıyorlar.” Yağmur gülümsemek ve gülümsememek arasında kalırken konuştu.
“Bundan olmadığını sende biliyorsun. Herkesin gözleri benim üzerimde. Sürekli beni izliyorlar. Hem belki Feride’de bundan rahatsız olacak” Bir anda topu bana atmasıyla ikisine baktım. “Kızların bana bakması beni rahatsız etmez.” Yağmur nefesini verirken konuştu. “Benim tarafımı tutman lazımdı.” Dudaklarımı birbirine bastırdım. “Hadi ama Yağmur ortalık fena şekilde kirleniyor. Geçen sefer akşama kadar buradaydım. Etrafı toparlamaktan baygınlık geçirecektim.” “Tamam bu sefer sadece ben toparlarım.” Semra hoca kaşlarını kaldırdı.
“Dayanamayıp sana yardım edeceğimi bildiğinden bu kadar rahatsın değil mi?” Yağmur gülümserken bakışlarım onda takılı kaldı. Yüzünde bir çocuğun masumluğu vardı. “O zaman Feride karar versin gidip gitmeyeceğimize?” Semra hocanın dedikleriyle bakışlar bana döndü.
Bir bacağımı diğerinin üzerine attım. “Bence aşağıda ki kızları bu yakışıklılıktan mahrum bırakmayalım.” “Of ya” Yağmur başını koltuğa vururken Semra hoca güldü. “Hadi bakalım gidiyoruz.” Yağmur gözlerini kısarak bana baktı. “Bu yaptığını unutmayacağım.”
Gülerek ayağa kalktım. “Hadi kalk.” Yağmur bir kez bakışlarıyla odayı incelerken bundan kurtuluşunun olmadığını anlayınca ayağa kalktı. “O zaman söylersin diğer delilerin doktorlarına bakmasınlar bana.” Semra hoca başını salladı. “Neden bana bakıyorlar biliyormusun?” “Çok yakışıklı olduğun için değil mi?” Semra hoca kahkahalara boğulurken bunun aralarındaki bir espri olduğunu anlamıştım. Kapıya doğru ilerlerken Yağmur başını iki yana salladı. “Gözleri sürekli benim yaptığım işte. Asla ayıramıyorlar. Elim ayağım birbirine karşıyor o yüzden.” Kaşlarımı kaldırdım.
“Belki de yaptığın şey fazla merak uyandırıcı.” Semra hoca konuştu. “Öyle. Sende ayna yapan birisini görsen meraklanmazmısın?” Şaşkınlıkla Yağmur’a baktım. “Ayna mı?” Başını salladı.
“Böyle birşeyi bende görsem bende gözlerimi ayıramazdım. Çok iyi.” Tebessüm ederek eğildi. “İstersen sana öğretebilirim?” Gülümsedim. “Bunu çok isterim. İlk kez göreceğim bir şey.” Semra hoca aramıza girdi. “İlk gördüğümde bende şaşırmıştım. Hayatımda hiç ayna yapan birisini görmemiştim. Ama sonra alışıyorsun. Birkaç senedir yanındayım hala ayna yapmayı öğrenemedim. Ama fazlasıyla yetenekli. Bende birkaç tane aynası var.”
“Bu muhteşem bir şey” Diğer fark ettiğim şeylerden birisi ise Yağmur’un dün ve bugün olan davranışları arasındaki değişimdi. Bugün bana karşı daha sıcaktı. Bunun yine dün Mehtap hocayla olmamızdan kaynaklı olduğunu düşünüyordum. Belki de ona fazla ısınamadığı için bana öyle davranmıştı. Onları uzun zamandır tanıyorken yeni tanıdığı bana neden daha sıcak davranmıştı? Aklımda onunla ilgili binlerce soru vardı. Ve bu soruların cevabını bulmam için fazlasıyla zamana ihtiyacım vardı. Koridoru dönerken başını kaçırdığım konuşmalarını dinlemeye devam ettim.
“Yine de oradan döndüğünde sadece duş
alıyorsun. Ama oda da olunca iş daha fazla uzuyor.” Semra hocanın dedikleriyle hala Yağmur’un onu oda da kalmaya ikna etmeye çalıştığını anladım. Bu halleri fazlasıyla güzeldi. Koridorun köşesini döndükten sonra çoğalan seslerle etkinlik odasına yaklaştığımızı anladım. “Belki de bugün spor yapmalıydık.” Yağmur’un umutsuz çıkan sesiyle Semra hoca başını iki yana salladı.
“Bazenleri etkinlik odasına iniyor bazende spor gibi farklı etkinlikler yapıyoruz. Ama Semra geçen haftadan beri beni bu odaya sokmaya fazlasıyla kararlı. O yüzden bu hafta da etkinlik günü.” Yağmur’un yaptığı açıklamayla içimden kocaman gülümsedim. Daha dün hayatına giren bir insana açıklama yapacak kadar insan canlısıydı. Belki de hocaların yanında farklı davranmasının sebebi hastalığından kaynaklıydı. Hastalığı onu bunu yapmaya itiyor olabilirdi. Cam kapının önüne geldiğimizde bakışlarım içerideki insan topluluğunda dolaştı.
IQ seviyesi en yüksek olan insanların bulunduğu bir oda da olmak fazlasıyla gericiydi. Herkesin bakışları kapıya dönerken Yağmur’da olacağını düşündüğüm bakışlar benim üzerimde toplandı. İlk kez farklı birisini gördüklerinden kaynaklanıyordu. Çaktırmamaya çalışarak nefesimi verdim. Yağmur’un hafifçe güldüğünü hissederken bakışlarım ona döndü. O masaların arasından geçerken bende onu takip ettim. Diğer masalara bakarken kimisinin resim çizdiğini, kimisinin el sanatlarıyla uğraştığını görebiliyordum. Hepsinin yanında hocalar vardı.
Bu odanın tamamının kırmızı alan hastalarından oluştuğunu düşününce yanlarında olmaları fazlasıyla doğaldı. Sonunda büyük bir masanın önüne gelince odadaki en çok yer kaplayan eşyaların Yağmur’a ait olduğunu anladım. Demek ailesi fazlasıyla iyi para ödüyordu. Sahi ailesi neredeydi acaba? Bu bilgiyi hocaların bile bilmediğine emindim. Dosyasında dahi yazmıyordu.
Yağmur’un başıyla gösterdiği yere, tam yanına oturdum. Masanın üzeri çeşitli aletler ve malzemelerle doluydu. İçinde kesici aletlerinde olduğunu görünce kimseye zarar vermeyeceğine kesinlikle emin olduklarını anladım. “Bak şimdi” İleriye uzanarak birkaç tahta parçasını aldı. “Bu geçen hafta gövdesini yaptığım ayna. Geçen hafta uçlarını sivrileştirip, pürüzsüzleştirmiştim. Şimdi küçük çentiklerle buna şekiller ekleyeceğiz ve dekor oluşacak. Boyama işlemi daha sonra.” Başımı salladım.
Alet kutusundan bıçağa benzeyen küçük aletler çıkarırken birini bana uzattı. İrkilmemek için kendimi zor tutarken aleti elinden aldım. Kısa bir an etrafa bakınca birkaç kişinin hala bize baktığını fark ettim. Bakışlarım Semra hocaya kayarken onları umursamamam için bir baş hareketi yaptı. “Bunu nasıl kullanacağım?” Yağmur soruma gülümseyerek kendi elindekini salladı. “Tahtanın yüzeyine birşeyler çizeceksin. Tabi bunu yaparken tahtanın eline batmaması gerekiyor.” Olduğu yerden kalkarak masanın diğer ucuna doğru ilerledi. Ben Yağmur’a bakarken Semra hoca bana doğru eğildi. “Seni sevdi. Ona iyi davran.”
Başımı salladım. Yağmur tekrar geldiğinde elinde bir çift eldiven vardı. Bana uzattığı eldivenleri alarak elime geçirdim. “Bunlar eline tahta batmasını engeller” Kaşlarımı kaldırdım. “Sen takmayacakmısın?” Gülümsedi. “Ben alışığım.” Başımı sallayarak ona döndüm. Aleti elime tekrar alarak ona baktım. Tahtalardan birisini aramıza koydu. “Buna açtığımız çentiklerin hepsinin şekil tutacağını nereden bileceğiz?” “İşte öğrenmen gereken yer burası. Çentikler hem güzel bir görüntüye sahip olmalı hem de sen yapabilmelisin.” Nefesimi verdim. “Bence sen yap, bende seni izleyeyim pek benlik değil gibi.”
Ben geriye çekilirken kolumu tuttu. “Bunu sana öğretebilirim.” Başımı salladım. Amacım sadece gerçekten benimle birşeyler yapmayı isteyip istemediğini test etmekti. Masaya doğru eğilirken, bende onun gibi eğildim. “Şimdi hareketlerimi iyi izle.” Başımı salladım. Elindeki küçük keskin bıçağı tahtanın orta kısmına bastırırken bir kesik attı. Bıçak fazlasıyla keskin olduğundan derin bir iz bırakmıştı. Bu malzemeler gerçekten ayna yapımında kullanılanlardandı.
“Sonra istediğin yöne çevirebilirsin.” Elindeki küçük bıçağı dönderirken yuvarlak bir katman oluştu. Tekrar aynı şeyi yaparken bu sefer dairenin uçlarını birleştirmedi. Bu böyle devam ederken dikkati fazlasıyla yaptığı işteydi. Gözüme kaçan tozla gözlerimi kapatırken kolumla gözümü silerek tekrar ona odaklandım. Yaptığı yarım daireler ilk başta tuhaf dursa da daha sonra boşluk çizgisine atığı çizikle ne yapmaya çalıştığını anlamışım. Daireler ve attığı çizgi fazlasıyla simetrikti. Gül yapıyordu.
Tek tek yaptığı dikenlerin yerini iyice keskinleştirirken ellerinin üstü fazlasıyla tozlanmıştı. Ama o işine daldığı için bunu fark etmemişti bile. Ben dalmış bir şekilde onu izlerken tahtanın üzerine çizdiği gül mükemmel bir görüntüye ulaşmıştı. Gülün dalları arasına çizikler atarken, resim yeteneğininde fazlasıyla gelişmiş olduğunu anladım. Hem bu kadar simetrik hemde bu kadar iyi yapması bu işi uzun yıllardır yaptığının göstergesiydi.
Dakikalar birbirini kovalarken ben onun yaptığına dalmış bir şekilde onu izliyordum. Sonunda yerinden doğrulduğunda bakışları bana döndü. Elinin üzerindeki tozları üflerken burnuma dolmasıyla geriye çekilerek öksürmeye başladım. O da benim gibi öksürürken başımı diğer tarafa çevirdim. Sanki tahta birikintilerinin hepsi boğazıma kaçmış gibiydi. “İyimisiniz?” Semra hocanın sesi kulağıma dolarken öksürmeye devam ediyordum.
Tekrar önüme döndüğümde Yağmur’un da benden farksız olmadığını anladım. Semra hocanın uzattığı bardaklardan birini alarak suyu içmeye başladım. Tozlar beni fazlasıyla huylandırmıştı. Bardağın yarısını içtikten sonra masaya bıraktım. “İyimisiniz?” Başımı sallayarak Yağmur’a döndüm. “İyimisin?” Başını olumlu anlamda salladı. Bakışlarım tozları kalkan tahta parçasına giderken dudaklarımı ısırdım. “Fazlasıyla güzel olmuş. Ben bunun aynısını mümkün değil yapamam.” “Yaparsın” Başımı iki yana salladım. Suyumdan bir yudum daha alırken Semra hocanın sesi kulaklarıma doldu.
“Bence biz bir kahve alıp gelelim. Feride bu havaya alışık olmadığı için biraz nefes alsın.” Başımı sallayarak ayağa kalktım. Elimdeki eldivenleri çıkararak masaya koydum. Semra hocayla dışarıya çıkarken bakışların hala üzerimde olduğunu hissediyordum. Neredeyse yarım saattir buradaydık ve bakışlar üzerimden ayrılmamıştı. İzlediğim psikolojik korku flimleri aklıma gelirken başımı iki yana salladım. Salondan çıkınca rahat bir nefes verdim.
“Bu bakışları seni ilk kez gördüklerinden dolayı. Yakın zamanda sana alışacaklar.” Başımı salladım. “Ama Yağmur’la fazlasıyla iyi anlaştınız. Uzun zaman geçmesine rağmen hala Onat ve Mehtap’ı salonda yanına yaklaştırmaz. Sen bizim için bir istisna oldun.” “Peki bunun hastalığıyla bir ilgisi var mı?” Bana kurnazca bir bakış attı. “Ağzımdan laf alamayacaksın Feride.” “Ama hocam.” Semra hoca gülerken kafeterya ya yaklaşmıştık. “Bu arada dün bir şey oldu.” Kaşları düz bir çizgi halini alırken ciddiyetle bana baktı. “Ne oldu?”
“Dün hastaneden çıktıktan sonra farkettim ki birisi aracımın camlarını kırmış. Artı arkasına kendilerine göre korkutucu olan ‘Burası Insomnia buradan çıkış yok!’ tarzı bir şey yazmışlar.”Soluksuz söylediklerimde duraksayarak nefes aldım. “Ben dün saat geç olduğu için sizleri bulamayacağımdan bu sorunu söylemedim ama bunu yapanı bulamazmıyız?” Sıkıntılı bakışları bana dönerken kafeteryanın önüne gelmiştik. “Seyit abi bize iki kahve.” “Hemen hocam.” Seyit abi içeriye doğru giderken Semra hocaya döndüm.
“Biz buraya ilk geldiğimiz zamanlarda böyle birşeyle karşılaşmıştık. Hastanedeki bazı hastalar ilk gelenlere kendi çaplarında şaka mayetinde böyle bir şey yapıyor.” Kaşlarım çatıldı. “Yani yapan kişiler belli.” Başını iki yana salladı. “Sürekli olarak değişiyor. Dışarıdan birileri olmadığını biliyoruz. Geçen sene buraya gelen bazı stajerlerde de aynı şeyler yaşanmıştı. Aracı olmayanların çantalarına gizli notlar bırakarak korkutmaya çalışan bir grup işte. Merak etme bu işle ben ilgileneceğim. Aracının da her türlü hasarı bunu yapan kişilerin cebinden çıkacak.” Seyit abinin tezgaha koyduğu bardakları alarak salona doğru ilerledik.
“Her seferinde yakalanmalarına ve paranın onların cebinden çıkmasına rağmen neden bunu yapıyorlar anlamıyorum.” Sesi bu durumdan fazlasıyla şikayetçi olduğunu gösteriyordu.
“Kurul neden onları durdurmanın bir yolunu bulmuyor? Sürekli olarak doktor gözetiminde olan hastalar nasıl aşağıya inebiliyor ki?” Başını iki yana salladı. “Bilmiyorum. Bu zamana kadar yapanların hepsi sarı alana ait hastalar tarafından oldu. Biliyorsun onlar ikinci katta. Ben bu meseleyi halledeceğim. Tüm hasarında karşılanacak.” Koridoru dönerken omuz silktim. “Mesele para değil ki. Neden bunu yapıyorlar? Sıkıntıları ne?” Semra hoca gülümsedi.
“Bu sorularından bile ileride nasıl iyi bir psikiyatr olacağın belli. Verdikleri zarara değil onların bu zararı neden verdiğine odaklanıyorsun. Bu soruların peşini asla bırakma ve iyi bir doktor ol Feride.”
Son cümlesinde sezdiğim üzüntüyle duraksadım. Sanki kendisi olamamış gibi söylemişti. Salona gelene kadar aramızdaki sessizlik sürdü. Salondan içeriye girer girmez Yağmur’un bakışları bize dönmüştü. Sanki bizi bekliyor gibiydi. Tuhaf bakışların arasından geçerek Yağmur’un yanına ulaşınca, yanındaki yerime oturdum. Elimdeki kahveyi masaya koyarak ona döndüm. “Bunu yapabilmek için aynı zamanda mükemmel bir çizim yeteneğine sahip olmak lazım. Ben senin kadar iyi değilim.” “Erkenden pes edersen tabikide asla kazanamazsın.” Nefesimi verdim. “Umarım iyi bir hocasındır.”
Kahvemden bir yudum alırken duyduğum zil sesiyle Semra hocaya döndüm. Elindeki telefonu sallayarak yanımızdan ayrılırken kahvemi tekrar masaya koydum. “Gel sana göstereyim.” Biraz ona doğru yaklaşarak masaya doğru eğildim. Keskin aleti eline alarak bana uzattı. Elinden alarak sıkıca tuttum. “Şimdi benim yaptığım gibi bir daire çizeceksin.” Başımı sallayarak onun çizdiği gülün biraz daha altına indim. Elini elimin üzerine koyarak yukarıdaki gülün yanına çıkardı. “Güzel görünmesi lazım.” Başımı salladım. Elimi biraz aşağıya kaydırırken, sivri yere gelmesiyle elimi tutarak tahta kısmın ucuna yasladı.
Tahtanın ortasına bir çizik atarken bende elimi onunla aynı anda hareket ettiriyordum.
Sanki erkek kardeşimle oyun oynuyormuş gibi hissediyordum. Büyük bir daire çizerken elinin soğukluğu karşısında içim titredi. “Bunun bu kadar simetrik olacağını nereden anlıyorsun?” Başını bana çevirdiğini hissetsemde ona dönmedim. Nefesi saçlarıma vururken gereğinden fazla yakın olduğumuzu hissetmiştim. “Uzun süre yapınca insan alışıyor.” Tekrar önüne dönerken ellerimizi oynatarak çizmeye devam etti. Çizgilere bastırdığı yerde fazla güç uygulamıyor ve benimde yapmamı bekliyordu. “Bu zamana kadar kaç ayna yapmışsındır?” Omuz silkti. “Çok fazla.”
Elim aşağıya doğru kayarken bir kez daha elimi tutarak yukarıya çekti. “Yaptıklarını satmayı hiç düşündün mü?” “Yaptıklarımı neden satmayı düşüneyim?” Ellerimizin üstü tozlanırken konuştum. “Yeteneğini insanlara göstermek için ya da para kazanmak için olabilir.”
Eli duraksarken bana döndüğünü hissediyordum. Yanlış bir soru sormanın korkusuyla vücudum gerilirken dudaklarımı yaladım. “Sence benim paraya ihtiyacım mı var?” “Yok mu?” Başımı ona çevirmemle yüzlerimizin ne kadar yakın olduğunu bir kez daha anladım. O kadar yakındık ki bakışlarını yüzümün her noktasında hissediyordum. Siyah gözlerine bu kadar yakından bakmak kalbimin hızla atmasına sebep oluyordu. Hayır, bu farklı duygulardan değildi. Sadece içimdeki yaşama iç güdüsüne karşı, o tehlikeli olduğundan geriliyordum. Bakışları gözümde asılı kalırken sonunda konuştu.
“Yok”
Birkaç saniye daha göz göze kalırken gözlerini ilk kaçıran ben oldum. Biraz daha göz göze kalırsam kötü şeyler olacakmış gibi hissediyordum. O da aynaya dönerken benimle beraber çizmeye devam etti. “Önce bunları çiziyoruz, daha sonra tek tek yontup, boyuyoruz. Sonucunda fazlasıyla güzel oluyor.” “O zaman sen sadece çerçeveyi yapıyorsun?” Başını iki yana salladı. “Eskiden aynaların hepsiydi ama şimdi sadece bir kısmı.”
Eli dururken bedeninin gerildiğini hissediyordum. Sanki bana geçmişinden bir şey söylemiş gibiydi. Bilmemem gereken bir şey. Belki hocaların bile bilmediği bir şey. Gülümsedim. “Desene delilerin arasında bir sen düzgünsün.” O kahkahalara boğulurken bende güldüm. Bakışlarım etrafa kayınca bizi izleyen topluluk dışında doktor ekibininde bize gülümseyerek baktığını fark ettim. Yağmur’da onları fark edince gülümseyerek önüne döndü. Bende önüme döndüğümde göz göze geldik.
Dudaklarındaki tebessümle bana bakarken, dünün aksine bugün daha iyi olmamız şerefine onunla ileride daha iyi bir bağ kuracağıma ikna olmuştum. Biz gerçekten iyi anlaşacağa benziyorduk...
Evetttt ben geldimmmmmm
Yavaş yavaş karakterleri tanımaya ve ortama giriş yapıyoruz neler düşünüyorsunuz
Sizce Yağmur dan nasıl bir hastalık çıkacak?
Her bölümün sonunda olduğu gibi bu bölümün sonunda da size sevdiğim bir şarkıcıdan bahsedegim bakalım zevklerimiz aynı mi
Sezen aksu
Ben kesinlikle arabesk ve dram insanı olduğum için bu kadını çok seviyorum özellikle bir şarkısı var onun üzerine aklımda kitap kurgusu bile var
Eğer isterseniz profilimdeki instagram hesabımdan WhatsApp kanalima ulaşabilirsiniz
Diğer bölümde görüşmek üzere
Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm...⭐️🖤🖤
Bölüm etkileşimi
