Insomnia kitap kapağı

13. bölüm / 16

Insomnia

Mucize

Yazar: Ebru Ermeç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: Mucize

INSOMNİA

13. BÖLÜM

MUCİZE

Ben kanlar içindeki manzaradan gözlerimi alamazken onun görmesini engelliyordum. Yolun başında göreceklerimizin bize iyi gelmeme ihtimalini düşünmüş olsakta bununla karşı karşıya kalmak düşündüğümüzden daha kötüydü. Bulunduğumuz yerde bir kadın kendini asmıştı. Eşiyle asla iyi bir ilişkisi olmayan. Eşini sırf çocuğu için boşamayan bir kadın. Sahi dünya da bunlardan çok fazla vardı değil mi? Belki de yaşadığım şokun sebebi ilk kez böyle birşeyle yüz yüze olmamdı.

Sadece haberlerden dinlediğimiz olayların hatırlanma süresi birkaç saniyeyken kendi yaşadığımız olayı ömrümüzün sonuna kadar unutmuyorduk. İnsanoğlu ne garipti. Kendi derdi için yeri göğe katarken başkaları aynı durumu yaşadığında ses çıkaramıyordu. İzlemek bize atalarımızdan yadigardı sanırım. Kadını unutmak, bize birilerinden yadigar olmalıydı...

“O kapıyı açtığım anı hatırlıyorum.” Kısık çıkan sesini zorla duydum. Sweetim göz yaşlarından sırılsıklam olmuştu. Bu durumda bir şey diyemeyeceğimden sadece sırtını sıvazlamıştım. “Kalbime keskin bir ağrının girdiğin hatırlıyorum.” Parmaklarım dakikalardır olduğu gibi saçlarını okşarken ilk kez konuştum. “Unuttuğun şeyleri hatırlamaya çalışmak, o anıları tekrar yaşamayı göze almak demektir. Biz bunu göze almıştık Deva.”

İçim birazda bundan pişmanlık doluydu. Ben belki birkaç gün içinde bu olanların acısını unutabilirdim ama onun için yakaladığım anıların acısı ömrü boyunca onun peşini bırakmayacaktı. Bu anıları onun için ben bulmuştum. “Ama yine de acıttı. Bu kadarını beklemiyordum.” Sesi soluk çıksa da göz yaşları akmaya devam ediyordu. Başına derin bir öpücük kondurdum. Onu teselli edecek bir cümlem yoktu. Annen gelecek diyemiyordum mesela. “Sevdiğimiz insanlar hep gider mi Feride?”

Tüylerim diken diken olurken dolan gözlerimi tavana çevirdim. “Zorunda kaldıklarında, evet.” Aldığım nefes göğsüme yetmiyormuş gibi hissediyordum. Onu bu hale ben getirmişim gibi hissediyordum. “Peki sen gidecekmisin?” Gözümden bir damla yaş düşerken gözlerimi sıkıca kapattım. Güçlü olmam lazımdı. Onun için, bizim için güçlü olmam lazımdı. Beni kalbine kazımışken onu yarıyolda bırakmamam lazımdı. “Umarım asla gitmem Deva.” Burnumu çektim.

Kollarını bana sararken soğuktan bedenimin üşüdüğünü yeni fark etmiştim. Ölümün soğukluğu öyleli vurmuştu ki kendimi bile unutmuştum. “O gün kapıyı açtığımda, onu öyle gördüğümde. Sanırım 10 yaşındaydım.” Dudaklarından kısık bir kıkırtı çıkarken ona daha sıkı sarıldım. “Aradan 17 sene geçmiş ama hala o gün ki çocuğum. Ben o günden sonra büyüyemiyorum Feride.” Gözyaşlarını saklamak için uzandığı göğsümden kafasını kaldırırken başını o tarafa dönmemesi için hafifçe tuttum. Kara gözlerinin çevresi kıpkırmızı olmuştu.

Burnunun ucu, yanakları ağlamaktan kızarmıştı. Bir elimi yanağına götürerek okşadım. Onu bu halde görmek içimde zorla tuttuğum ağlama isteğimi daha da körüklüyordu. “Kendini suçlama.” Dudaklarımı birbirine bastırdım. Bunu çoktan yaptığımı ikimizde biliyorduk. Zaten yakın olan yüzlerimizi daha da yaklaştırırken yorgunlukla alnını alnıma yasladı. “Hayat, bizi bazı anılarla yaşamak zorunda bırakır. Bundan kaçamayız.”

Her sözlerinde sıcak nefesini yüzüme değerken, içimdeki bazı duyguların harekete geçtiğini hissediyordum. Bu durumda kalp atışlarımın hızlanmaması gerektiğini biliyordum. “Sana söz veriyorum bulacağım.” Başında olan elimle saçlarını okşadım. “Sana bunu yapan her kimse onu bulacağım.” Ağlamamak için kendini sıkarken konuştu. “Peki kalbimdeki acı?” Gözümden düşmeye hazır olan damlalardan birisi yanağımdan süzülürken, iki güçsüz ruhun bu iş için yola çıkmasına akıl sır erdiremiyordum. “Belki kalbindeki acıyı geçiremem ama, hafifletirim.”

Dudaklarımı yaladım. Gözlerimin içine bakarken gözlerinde yardım dilenen bir erkek çocuğu görüyordum. Sadece ona bir el uzatmam yetiyordu. Ona tutunması için bir dal vermem gerekiyordu. “Belki de kalbindeki acıyı geçirecek kadar güzel bir şey veririm sana.” Dudaklarında ufak bir gülümseme oluşurken konuştu. “O güzel şey her neyse erkenden versen iyi olur. Yoksa bir sabah beni de göremeyebilirsin.”
Kafasına hafifçe vurdum. “Saçma sapan konuşma. Bu düşünceyi aklından bile geçirmiyorsun Deva.” Gözlerindeki alaycıl ifade yavaş yavaş kendine gelmeye başladığını gösteriyordu. “Sadece şakaydı.” “Şakası bile komik değil.”

Sesim sert çıkarken, bu konudaki ciddiyetimi ortaya koymaya çalışıyordum. “Tamam özür dilerim.” Alnını alnımdan ayırdı. Yüzünü yüzüme yaklaştırırken dudaklarının yanağıma değdiğini hissediyordum. Gözlerim başının ardından kanlı banyoya kayarken yüzümü buruşturmadan edemedim. Bu görüntüyü görmemesi onun için en iyisiydi. Başındaki elimle onu biraz kendimden uzaklaştırdım. Yoksa benden ayrılacağını sanmıyordum. “Saat geç olmaya başlıyor. Biraz etrafı inceledikten sonra ayrılmamız lazım.”

Başını salladı. Benden uzaklaşırken uyuşan bedenimi yavaşça yerden kaldırdım. Banyoya bakmaması için arkasına geçerken o da yerden kalktı. Elimi sırtına koyarak diğer tarafa doğru ilerlettim. Birkaç adımın sonunda telefonumu orada unuttuğum gelince durarak birkaç adımda geriye döndüm ve telefonumu yerden aldım. Bakışlarımı banyoya değdirmeden geriye dönerek Deva’nın yanına geldim. Telefonumun ışığını yakarak etrafa tuttum. Salonun ortasına doğru ilerlerken hep ondan bir adım arkadaydım. Oturma odasına girdiğinde bakışlarım oda da gezindi. Çok eski bir koltuk takımı vardı. Eskilerde kullanılan tüplü televizyonlardan bulunuyordu.

Televizyonun yanında ufak bir sehpada radyo olduğunu görmüştüm. Odanın camları bahçeye bakıyordu. Işığı yerlere tutarken birkaç oyuncak araba gördüm. Bunlar Deva’ya ait olmalıydı. Yüzümde bir gülümseme oluşurken kötü de olsa ona ait birşeylerin içinde olmayı sevdiğimi fark ettim. “İstersen bunları alabiliriz.” Baktığım yere bakarken konuştu. “Bu eve ait birşeyi almak istemiyorum. Herşey bana o anı hatırlatıyor.” Yutkundum. Bu durumun onun için ne kadar ağır olduğunu bildiğimden üzerine gitmek istemedim. Bakışları oyuncaklarda takılı kalırken bende diğer taraflara baktım. Sıradan bir oturma odasıydı. Önemli olan Deva’nın aklına gelebilme ihtimali olan anılardı. “O gün o da vardı.”

Ona dönerken hala oyuncaklar baktığını fark ediyordum. Şok içinde bakışları bana dönerken tekrarladı. “O gün o da vardı. Annem oyuncaklarımı çıkarmam gerektiğini söylemişti. Beraber buradaydık. Annemin sesine banyoya gittiğimizde o da vardı.” Kaşlarım çatıldı. “Kim vardı Deva?” Sesimi sakin tutmaya çalışırken ona doğru yaklaştım. “Komşu çocuğu. O yine buradaydı.” Bedenim üşürken bunun soğuktan olmadığının farkındaydım. O çocuk buradaydı ve herşeyi biliyordu. Buda mezarın yerini bilme oranını yükseltirdi. Birkaç adımda yanına yaklaşırken yanında olduğumu hissettirmek için kolunu tuttum. “Onu hatırlıyormusun? Yüzünü, adını.” Başını iki yana salladı.

“Sadece yüzünü hatırlıyorum. O da büyüdüğünden dolayı değişmiş olmalı.” Alayla bana baktı. “Yani robot resmini çizdiremezsin.” Elimi dizime vurdum. “Bir dahakine artık.” Bakışlarım oda da gezinirken en azından ben anormal bir şey göremiyordum. “Evde soba olmadığına göre bu durum yazın yaşanmış olmalı.” Başını salladı. “Öyleydi.” O oturma odasından çıkarken bende peşinden ilerledim. Solda bulunan odaya girerken ışığı içeriye tuttum. Burası yatak odasıydı. Aynalı masanın üzeri makyaj malzemeleriyle doluydu. Bu sanırım annesinin süslenmeyi çok sevdiğini gösteriyordu.

Bakışlarım odanın diğer tarafında gezinirken duvarın neredeyse tamamını kaplayan bir dolap olduğunu gördüm. Belki de bu ev onlara ait olduğundan dolayı eşyalar yerindeydi.

Duvarın bir köşesindeki soğutucu dikkatimi çekerken o zamanlarda buna sahip olduklarından zengin olabilme ihtimallerini düşündüm. Babası bu kadar zenginse Deva neden bu haldeydi? Belki de annesine olanlardan sonra babası onu istememişti. Babasının da kim olduğunu öğrenmemiz gerekiyordu. Bilmediğimiz daha bir sürü şey vardı. “Annem genellikle benimle uyurdu. Babamın onunla uyumadığı için kavgalar çıkardığını hatırlıyorum.”

Sesindeki kederi hissediyordum. Bakışları bana döndü. “Bunun sebebini bilmiyordum. Şimdi de bilmiyorum. Kendimi bildim bileli annem babamı sevmezdi.” Ona doğru birkaç adım attım. “Peki senin babanla aran nasıldı?” Bakışları odada gezinirken düşünüyor gibi değilde hatırlamaya çalışıyor gibiydi. Ona biraz zaman verdim. Hatırlaması kolay olmayabilirdi. “Kötü olduğunu hatırlamıyorum. Biz iyiydik. Sadece ikisinin arası kötüydü buda beni etkiliyordu. Sürekli kavga ederlerdi. Benimle iyi olsalarda birbirleriyle olan düşmanlıkları asla son bulmuyordu.”

Bakışlarım odayı tararken dikkatimi çeken bir şey olmadığını fark ettim. Odadaki örüntüyü bozan tek şey köşe de duran dondurucuydu. Bahçeli büyük bir ev olsa da odaları çok büyük değildi. Muhtemelen koyacak yerleri olmadığından onu bu odaya almışlardı. “Bence artık çıkalım. Geç kalıyoruz.” Başını salladı. Beraber odadan çıkarken kapıyı ardımızdan kapattım. Evin çıkışına doğru ilerlerken bugün gördüklerimizin ikimize de fazla olduğunun farkındaydım. Kapıya ulaşınca dışarıya çıktık. Açık unuttuğumuz kapıyı ardımızdan kapatarak onun yanında ilerledim.

Bakışlarım etrafta gezinirken birilerinin bizi görme ihtimaline karşı bakınıyordum. Bahçeyi geçtikten sonra demir kapıdan geçerek dışarıya çıktık. Anahtarımı cebimden çıkararak aracın kapılarını açtım. O yolcu koltuğuna geçerken bende sürücü koltuğuna geçtim. Biner binmez ısıtıcıyı açarken havanın soğukluğunun kendini daha iyi belli ettiğini fark ettim. İçeride üşüdüğümüzü bile anlamamıştık. Isıtıcı çalışsa da aracı çalıştırmadım. Bakışlarım ona kayarken ileriye baktığını gördüm. “Ev bıraktığımız gibi. Hiç kimse girmemiş.”

Sesindeki soğukluğun sebebini gördüklerine yoruyordum. İyi şeyler yaşamamıştı. Ve şimdi yaşadıklarını tekrar tekrar yaşamak zorunda kalıyordu. Bakışları bana döndü. “Sanki birileri bilerek oraya kimseyi sokmamış gibi.” İçimden geçen o soruyu sordum. “Belki de baban yapmıştır. Kimseyi içeriye sokmak istememiştir. Olamaz mı?” Omuz silkti. “Pek umurunda olduğumu sanmıyorum. Beni bir çöp gibi ortalığa atıp gitmiş olmalı.” Dudaklarımı yaladım. “Babanı hatırlıyormusun? Yüzünü, adını.” Başını iki yana salladı. “Hatırlamıyorum. Sanırım beynimin bana oynadığı en iyi oyun bu. İyiki de onu hatırlamıyorum. Beni bırakan bir adamı hatırlamak saçmalık olurdu.”

Babasına kızdığının farkındaydım. Birilerine kızmak istiyordu ve önünde sadece babası vardı. Umarım kızmakta haksız olurdu. Yoksa ömrü boyu ruhuna işleyecek acıyı durduramazdım. Aracı çalıştırarak evin önünden uzaklaştırdım. “İstersen biraz uyu. Geldiğimizde seni uyandırırım.” Arkasına yaslanırken başını salladı. Isıtıcının ayarını biraz daha yükselttim. “Koltuğu geriye yatırabilirsin.” O koltuğu geriye yatırırken arkama yaslandım ve rahat bir nefes verdim.

İkimiz içinde bu gecenin sabahı olacaktı. Yaşadıklarımızın üzerini kapatacaktık. Dakikar geçerken gecenin sessizliğinde arabalar bile ortalarda görünmüyordu. Işıklarda durduğumuzda bakışlarım ona döndü. Kollarını birbirine sarmış bir şekilde uzanmıştı. Trafik lambasının ışıkları yüzüne vururken yüzünü buruşturdu. Yukarıdaki güneş koruyucuyu aşağıya indirerek ışığın yüzüne gelmesini engelledim.

Boyunun uzunluğundan dolayı ışık yüzüne gelmiyordu. Işığın yanmasıyla aracı çalıştırdım. Bu gece ikimiz içinde yorucu geçmişti. Hastanede uyuyamayacağını düşündüğümden şimdi uyumasını daha iyi bulmuştum. Başımı ona çevirdim.

Umarım öğrendikleri kalbini o kadar da yaralamazdı. Onu toparlayamamaktan çok korkuyordum.

&

Ağrıyan başımı elimle ovarken yan koltuktan çantamı aldım. Bir insanın düşünmekten başı ağrırmıydı? Şuan bende tam olarak o yaşanıyordu. Çantamı açarak içinden ağrı kesicimi çıkardım. Torpidodan su şişesini çıkararak ilacımı yuttum. Suyu tekrar torpidoya koydum. Arabanın anahtarını alarak çantamı omuzuma yerleştirdim. Araçtan inerek kapıları kilitledim ve anahtarımı çantama attım. Otoparkta yürürken diğer günlerin aksine bugün topuklu botlarım değil spor ayakkabılarım bana eşlik ediyordu. Dün geceki maceradan sonra topuklu bot giymeden önce iki kez düşünmem gerektiğini biliyordum.

Her an nereye gideceğimiz belli olmuyordu. Asansörün önüne ulaşınca düğmeye basarak asansörü çağırdım. Devayla daha fazla vakti geçirmeye başlayınca Yağmur düşündüğümden daha çekilmez olmuştu. Her saniye Deva’yı arar olmuştum. İçimden bir ses bunun sebebinin gerçeklik algım olduğunu söylese de ben bunu ona yormuyordum. Yağmur onun karakterinin üzerine kapatılmış bir kılıf gibiydi. Belki de bu yüzden onu çekemiyordum. Asansör gelince içeriye girerek 4. kata bastım. Cebimden çıkardığım kartı da okuttuktan sonra asansörün duvarına yaslandım. Çok kısa bir zamanım kalmıştı. Yakın zamanda buradan gidecektim.

Belki de Devrim Beyin teklifini kabul etmeliydim. Buradan gitmememi onlar engelleyebilirdi. Sonrasında beni öldürme ihtimallerini saymazsak. Bunu hala Deva’ya anlatmamıştım. Kafasının birde bunlarla dolmasını istemiyordum. Onlara bırakmadan bu meseleyi hemen halletmem gerekiyordu. Annesinin mezarını bulmalı, bu hastanenin sırrını ortaya çıkarmalıydım. Ve bunu onun acı çekmeden yapmasını sağlamak mümkün değildi. Herşeyi ortaya çıkarırken onun acı çekmesini göze almam gerekiyordu. Asansör durunca kapıyı ittirerek dışarıya çıktım.

Önce Yağmur’un yanına gitmem daha iyi olacaktı. Adımlarım koridorda ilerlerken üzerimde gerilme olmadığını hissetmek güzeldi. İlk günlerdeki gerilimim hala devam ediyor olsa muhtemelen hastanelik olmuştum. Boş odaların önünden geçerek Yağmur’un odasının önüne geldim. Kapıyı açarak içeriye girdim. “Günaydın” Neşeli sesimle içeriye girdiğimde bakışlarım odada gezindi. İlerideki koltuklarda oturduğunu görünce kapıyı ardımdan kapatarak yanına doğru ilerledim. “İyimisin? Solgun duruyorsun.” Üzerimdeki kabanı çıkararak koltuklardan birinin üzerine koydum.
“İyiyim.” Sesi pürüzlü çıkıyordu. “Hastamısın? Kahvaltı yaptın mı?” Bakışlarıyla her hareketimi izlerken istemsizce gerildim. Neler oluyordu?

“Her seferinde ona bunu sorarmısın?” Anlamazca ona baktım. “Ne?” Aklıma gelen düşünceyle ona şaşkınca baktım. “Deva?” Sesim neredeyse içime kaçarken başını salladı. Yüzümde oluşan gülümsemeye engel olamazken hala şaşkındım. “Sen nasıl?” Şuan kendindeydi. Yağmur değil Devaydı. Bu onun için, hastalığı için büyük bir adımdı. Yağmur değildi. “Bilmiyorum. Bende şuan bunların beynimin oyunu olup olmadığını anlamaya çalışıyorum.” Hızlı adımlarla yanına doğru ilerleyerek oturdum. “Tamam kendinde olup olmadığını anlama lazım. Parmağımı takip edermisin?”

İşaret parmağımı gözüne hizaladım. Bir sağa bir sola ilerletirken bakışlarıyla parmağımı takip etmeye başladı. Gözleri kaymadan beni takip ederken konuştum. “Şimdi kendi işaret parmağınla parmağıma dokun.” Parmağıyla parmağıma dokundu. “Şimdi bir burnuna bir parmağıma dokun.” Parmağını burnuna dokundurup tekrar parmağıma dokundurdu. Aynısını birkaç kez yaparken sağlıklı olduğunu anlayınca durdum. “Gerçek.” Nefesini verirken onu büyük bir dertten kurtardığımın farkındaydım. Koltuğa yaslandım. “Nasıl oldu bu?” “Bilmiyorum. Senden sonra odaya geldim. Geç saate kadar uyanıktım. Sonra uyandığımda kendimi normal hissediyordum. Beynimin boşlukları doldurduğunu söylemiştin değil mi?” Hızla başımı salladım.

“Bende aynısının olabileceğini düşündüm. Bu hep böyle tekrarlanıyordu. Ama sen şimdi söyleyince” Yüzünden onunda heyecanlandığı belliydi. “Bunu diğerlerine belli etmemen lazım. Yoksa daha büyük şeyler yaşanabilir.” Başını salladı. “O kadar neşeli girdiğine göre Yağmur iyi anlaştığın birisi olmalı.” Kollarını birbirine sararken sesindeki soğukluk yüzümde ufak bir gülümseme yarattı. O beni kendisinden mi kıskanıyordu? Gülümsememi belli etmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. “Evet Yağmur iyi çocuktur. Saf, sempatik.” Kaşlarını “öyle mi” dercesine kaldırdı. Başımı salladım. “Onunla olduğumuz zamanlar fazla eğlenceli geçiyor.”

Bozulduğunu belli etmemeye çalışsa da ben bozulduğunun farkındaydım. Dudaklarımın arasından bir kıkırtı dökülürken gülmemi durduramadım. Bana anlamazca bakarken ellerimi karnıma bastırdım. “Sen beni kendinden mi kıskanıyorsun?” Kaşları çatıldı. “Ne kıskanacağım ya banane senin kiminle ne yaptığından.” Gülmeye devam ederken sinirlerinin bozulmaya başladığını anladım. “Tamam tamam.” Gülmemi zorla durdurmaya çalıştım. Bana bakmak yerine tam karşıya bakarken ona doğru yaklaştım. “Şaka yaptım. En çok seninle eğleniyorum.” Omuz silkti. Şuan gerçekten trip yiyor olamazdım değil mi? Elimi koluna koyarak onu sarstım. “Sadece şakaydı. Tabiki de en çok seninle eğleniyorum. Ayrıca onunla seninle yaptığımız gibi çeşitli aksiyonlara da girmiyoruz.” Gözünün ucuyla bana baktı. Başımı salladım. “Hiç inandırıcı değil.” “Ne yapmam lazım seni inandırmak için?” Başını bana çevirdi.

“Belki beni öpersen olur.” Kaşlarımı çattım.
“Höst! Yavaş gel” biraz ondan uzaklaştım. “İkna olmuşsun sen. Kahvaltı yaptın mı?” Başını salladı. “Dünden bugüne değişen şey nedir? Hala nasıl böyle olduğunu aklım almıyor.” “Benimde. Böyle olmak güzel bir şey ama.” “Bu duruma alıştığın için şuan yadırgıyor olabilirsin ama emin ol buna da alışacaksın. Doğru olan bu” dedim. Başını salladı. Kısa bir süre sessizlik olurken başımı ona çevirdim. “O eve tekrar gitmemiz lazım.” Boş bakışlarla bana bakarken devam etmemi istediğini anladım. “Komşularla konuşup birşeyler öğrenebiliriz. Sen burada olmasaydın ben tek başıma gidecektim ama sen buradasın. O yüzden beraber gidebiliriz diye düşünüyorum.”

Son sözlerimden sonra bunun olmayacağının gerçeği yüzüme çarptı. Onu buradan gündüz saati çıkaramazdım. Özellikle de hocalar onun Yağmur olduğunu sanarken. “Bu mümkün değil. O zamana kadar bu halimde olursam bir ihtimal halledebiliriz. Ama olmazsam beni bekle. Oraya tek başına gitme Feride. Benden habersiz iş yapma. Orası fazlasıyla tehlikeli. Bir yerlerde adamları olabilir ve sen kendini koruyamayabilirsin. Ben buradan çıkamıyorum. Sana ulaşamazsam kafayı yerim.” Dudaklarımı yaladım. “Tamam. Bu durum için birşeyler düşüneceğim. Sen birilerine birşeyleri belli etmemeye çalış yeter.” Bakışlarım oda da gezindi. “Ben kendime kahve alıp geleyim. Sonra konuşuruz.”

Yerimden kalktım. Koltuğun üzerine koyduğum kabanımı ve çantamı elime alarak odanın çıkışına doğru ilerledim. Odadan çıkınca rahat bir nefes verdim. Tabikide o eve gidecektim. Onu beklersem biz o eve asla giremezdik. Gidip birşeyler öğrenmeli ve bu işe son vermeliydim. Ben gidip geldikten sonra o kadar kızacağını sanmıyordum. Bu şeyi onun için yaptığımı biliyordu. Dinlenme odasına yaklaşırken adımlarımı hızlandırdım. Odanın önüne gelince içeriye geçerek kahve makinelerine doğru ilerledim. Genel olarak Yağmur’da bir değişiklik olmadığı için günümün çoğu kahve içmekle geçiyordu. Kahve makinesini çalıştırdıktan sonra önüme dönerek sırtımı tezgaha yasladım. Deva’nın burada olması bir iyileştirme göstergesiydi değil mi? Belki de benim birşeyler yapmama gerek kalmadan o kendiliğinden iyileşebilirdi. Pencereden dışarıya baktım.

Acaba bir gün ona özgürlüğünü verebilecekmiydim? Bilinmezlikten nefret eden bana bu kadar bilinmezlik fazlaydı. Son zamanlarda Deva’ya odaklanmaktan staj sonrası sınavlarıma çalışamadığımın farkındaydım. Normalde günü gününe çalışırken, bazı günler ders çalışmayı dahi unutuyordum. Aklıma sürekli yaşananlar, yaşanacak olanlar ve Deva geliyordu. Bu üçlü arasında gidip gelirken derse odaklanmam pek mümkün değildi. Seneler önce yine aynı durumu yaşadığım zamanları hatırlıyordum. Gözlerimin önüne maziden parçalar düştü. Özlemediğim, ama yaşadığıma da pişman olmadığım günlerdi. 11. sınıfta olduğum zamanlar bir çocuktan hoşlanıyordum. Farklı sınıflarda olsakta aynı yaştaydık.

Küçüklüğümden beri derslerim hep iyiydi, ta ki o hayatıma girene kadar. Onu düşünmekten ders çalışamıyordum. Notlarımdan ilk düşük alışımda öğretmenlerimin ailemle konuşmaları hala kulaklarımdaydı. Birşeylerin benim kafamı kurcaladığını söylemişlerdi. Ben git gide o çocuğa kapılırken, notlarımda bir hayli düşüşe geçmişti. Annemler benimle ne kadar konuşsa da onları dinlemiyordum. Her geçen günde kalbimdeki sevgi azalmak yerine daha da çoğalıyordu. Sene sonunda ben berbat karnemle karşı karşıyayken, sınav senemiz olduğundan ilişki istemediğini söylemişti.

Kalbim ne kadar kırılsa da buna bir şey diyememiştim. 3 aylık tatilin benim için zehir gibi geçtiğini hatırlıyordum. Okul başlar başlamaz sevgilisi olduğu haberinin kulağıma geldiğinide. O zamanlardan sonra hayatıma kimseleri almadım. Beğendiğim kişiler elbette olmuştu ama flörtleşmeye dahi gitmemişti. Şimdi ise işler daha farklıydı. Deva. Hem deli gibi uzak durmak istediğim hem de yanında olmak istediğim kişiydi. Sahi yasaklı olan şeyler göze hep bu kadar değerli mi gelirdi?

Makineden kahvenin hazır olduğuna dair ses gelirken sırtımı tezgahtan ayırarak kahveme döndüm. Kahveyi fincanıma doldurduktan sonra makineyi yerine yerleştirdim. Odadan çıkmak için adımlarken düşünceleri kafamdan savmaya çalıştım. Seneler sonra mazinin defterini açmaya gerek yoktu. Kalbim her zaman derli olmuştu, kontrolü kaybetmezsem öyle de olmaya devam edecekti. Koridorda ilerlerken kolumdaki saati kaldırarak saate baktım. 08:03 Hocaların gelmesine çok az kalmıştı. Adımlarımı hızlandırdım. Koridorda ilerlerken çok değil daha birkaç hafta önceki koşuşturmalarım gözlerimin önüne geldi. Başımı iki yana sallayarak yanına geldiğim Deva’nın odasının kapısını açtım. İçeriye girdiğimde elindeki kitapla yatağın üzerinde oturduğunu gördüm. Yanına doğru ilerleyerek elimdeki kahve fincanını komidinin üzerine koydum.

“İstersen sana da kahve getirebilirim Deva” Başını bana doğru çevirdi. Kaşları çatıktı. “Bir şey mi oldu?” Bakışlarım oda da gezinirken birilerinin gelip gelmediğini düşündüm.

“Deva kim?”

Odayı turlayan bakışlarım donakalırken bedenimin titrediğini hissettim. Düşmemek için komidine tutunurken zorla yutkundum. Hatırlamıyordu. Deva gitmişti. Yağmur gelmişti. Yine aynısı olmuştu. Yine başa sarmıştı. Bu odadan çıkmamalıydım. Onu yalnız bırakmamalıydım. Kendimi toparlamaya çalışarak konuştum. “Bir arkadaşımın adı. Karıştırdım.” Başını salladı. Tekrar önüne dönerken kesik bir nefes verdim. Sadece birkaç dakika odada yoktum. Bu nasıl olurdu?

Şu odaya kamera takmak kesinlikle farz olmuştu. Kalp atışlarımın hızı neredeyse kulaklarımda çınlarken titreyen ellerimle kahve bardağını aldım. Yağmur’un anlamaması gerekiyordu. Keşke bu kadar zayıf olmasaydı da ona herşeyi anlatabilseydim. Kahvemden bir yudum aldım. Bakışlarım ona kaydı. Gözlerinden anlamam lazımdı değil mi? Kim olduğunu anlamam lazımdı. Odanın kapısı açılırken bakışlarım oraya kaydı. Hoca takımı toplu olarak gelmişti.

Dün Deva kişiliğinden çıktığı için bugün hepsi bir arada gelmişti. Normalde böyle değildi. “Erkencisin bakıyorum.” Mehtap hocanın sesindeki imayı sezerken konuştum. “Bende yeni geldim sayılır, kahvemi alıp buraya geçtim.” Bakışlarında ki imayla beni süzdü. Gözlerimi devirmemek için kendimi zor tutarken kahvemden bir yudum aldım. Onlar Yağmur’a sorular sorarken bakışlarım üzerlerinde gezindi. Gerçek yüzleri neydi acaba? Maskeleri düştüğü zaman nasıl görüneceklerdi? O anı merakla bekliyordum. Düşündüğümden daha korkutucu olamazlardı. Onlar korkutucu değillerdi.

Zavallılardı. Birilerinin hayatını çalan zavallılar.

&

Kolumdaki çantayı koltuğa fırlatarak kendimi koltuğa attım. Nefes nefese kalırken bu hafta fazlasıyla yorulduğumu fark ettim. Neyseki bugün haftanın kapanışını yapmıştık. Bakışlarım odada gezindi. Yavaştan yine dağılmaya başlamış olsa da onun bıraktığı haldeydi. Çantamın ağzını açarak içinden aldığım ilaç şişesini çıkardım. Yağmur’un kullandığı ilaçlar bana söylenildiği şekilde olmayabilirdi. Daha ağır ya da farklı ilaçlar kullanıyor olabilirlerdi. Bunun için laboratuara test gönderecektim. Herşeyden emin olmam gerekiyordu. Dün geceden beri aklımı kurcalayan bir mesele daha vardı. İçimden buna inanmamak gelse de ihtimali başımdan atamıyordum. Bu olanların hepsi aslında olamayabilirdi değil mi?

Her şey kurmaca olabilirdi. Aklımda dolmayan boşluklar vardı. Ve bunlar beni istemsizce o düşünceye itiyordu. Ya her şey yalansa? İçimden bir titreme geçerken elimdeki kırmızı cam ilaç kutusuna baktım. Bunun içinde iğnesinin yapıldığı sıvı bulunuyordu. Kutunun dibinde kalan birkaç damla bize fazlasıyla yardımcı olabilirdi. Böyle düşünmemem lazımdı. Eğer böyle düşünürsem asla ilerleme kayıt edemezdim. Ondan şüphelenirsem, herşeyden şüphelenirdim. Nefesimi verdim. Ellerimi saçlarımdan geçirirken aklımdaki soru işaretlerine her saniye yenisinin eklendiğini hissediyordum. Başımı koltuğa yaslayarak gözlerimi kapadım. Son zamanlarda ailem, iş, Deva...

Her şey o kadar üzerime geliyormuş gibi hissediyordum ki. Artık nefes alamıyordum. Babamla uzun zamandır konuşamıyorduk. Bu tamamen vakitsizlikten kaynaklıydı. Annem desem son zamanlarda ona anlatmadıklarımı sesimin tınısından hemen fark edip üzerime gelmişti. Anlatmayınca da doğal olarak bana darılmıştı. Son zamanlarda kendimde dahil herkesi ihmal ediyordum. Kimseyle ilgilenemiyordum. Yine aynısı oluyordu. Seneler önce olduğu gibi şimdi de birilerini ihmal ediyordum. Bu dönemde beni idare ettiği için Sena’ya minnettardım. Beni gerçekten idare ediyordu.

Bir kez o arayınca ikinciyi beklemeden yine o arıyordu. Beni anlıyor, bazen doluluğumdan onu unutsam bile bana kendisini hatırlatıyordu. Ve bunu bazen fark etmesem de kırıldığını göstermemeye çalışarak yapıyordu. Doğru kişiyi bulmuştum. Telefonumun zil sesi kulaklarıma dolarken yan taraftan çantamı alarak telefonumu çıkardım. Gördüğüm isimle yerimde dikleşirken telefonu açarak kulağıma götürdüm. “Duyduğuma göre bana düşmüşsünüz Feride Hanım.” Dudaklarımda bir gülümseme oluştu. “Evet oldu öyle bir durum. Yardımına ihtiyacım var.” Arkadan birkaç makine sesi gelirken konuştu.

“Sana her zaman yardım ederim ama artık bir yanıma mı gelsen? Hani beni hiç görmüyorsun ya.” Güldüm. “Geleceğim geleceğim.” O da güldü.
“Aslında senden isteğim bana bir test yapman. Yani vereceğim örnek üzerine.” “Ne örneği bu?” Dudaklarımı yaladım. “Bir ilaç. İlacın ne olduğuna bakacağız.” Onaylar mırıltılar çıkardı. “Ama bu testin gizli kalması lazım.” Yerimden kalkarak çantamın ağzını kapadım. “Neden? Önemli birisine mi yapıyorsun?” Derin bir nefes aldım. “Öyle de denebilir. Yani sen bu işi kayıtlara geçmeden hallet.”

Kapının önüne ulaşınca ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Arabanın anahtarını askılıktan alarak evin kapısını açtım. “Tamam, bak ama sadece senin hatırın için yapıyorum.” Evden çıkarak aracın kapılarını açtım. “Sen kliniktesin değil mi? Yanına geliyorum.” Araca yerleşince emniyet kemerimi taktım. Elimdeki kutuyu çantamın içine atarak çantayı yan koltuğa yerleştirdim. “Evet, ah bu arada söylemeyi unuttum. Biz kliniği taşıdık.” Kaşlarım çatıldı. “Nereye taşıdınız?” Parmaklarımla direksiyonda ritim tutarken onu dinliyordum. “Bu staj gördüğünüz hastane var ya onun çevresine. Gelirsen bulursun zaten.” “Tamam geliyorum ben.”

Telefonu kapatarak aracı çalıştırdım. Yavaş yavaş evin önünden ayrılırken aklıma Sena’nın gelmesiyle onu aradım. Bir süre çaldı. Sonunda açıldığında konuştum. “Neredeysen tüm işini bırak hemen seni almaya geliyorum.” Sesli bir nefes sesi kulağıma doldu. Gülümsedim. “Öldüm bugün. Eğer cuma günü olmasa istifa ederdim. O derece.” Güldüm. “Bende yoruldum. Ama dayanacağız. İstifa etmeyeceğiz.” Yaptığım ironiyle oflarken güldüm. “Bugün asla otobüs yolu çekemezdim. Ne zamana burada olursun?” Bakışlarım anayol da gezindi. Eğer kliniğe de uğrarsam yaklaşık 15 dakikada orada olurdum.

“15 dakikaya oradayım. Sen içeride bekle ben gelince sana haber veririm.” “Tamamdır aşkım. Bende sen gelene kadar tiktok izleyeyim. Malum son gündemlerden habersiz kalıyorum staj yüzünden. Ekran sürem baya baya düştü.” Başımı iki yana salladım. Bu kız gerçekten akıllanmayacaktı. “Tamam” Telefonu kapatarak yan koltuğa koydum. Aslında eviyle hastanenin arasında çok mesafe yoktu. Yürüme mesafesiyle 25 dakika otobüsle ise 40 dakikaya çıkıyordu. Hastaneye dört yoldan gittiğimiz için yaya geçidi yoktu. Bu yüzden yürüyerekte gitsek otobüsle de gitsek uzun sürüyordu.
Işıkların yanmasıyla aracı durdurdum. Sırtımı koltuğa iyice yasladım.

Bugün için istediğim tek şey eve gidip derin bir uyku çekmekti. Dikiz aynasından arkaya baktım. Gözlerimin önüne annesinin mezarına gittiğimiz anlar geldi. Onu burada sakinleştirmiştim. Ona sıkıca sarılmış ve yanından ayrılmayacağımı söylemiştim. Şimdi onun yanından nasıl giderdim? Tam düştüm dediği an yanında olmuştum. Onu tutmuş ve yıkılmaması gerektiğini söylemiştim. Onu öylece bırakamazdım. Bu saatten sonra o da beni bırakmazdı. Ne demişti bana “sende beni bırakacakmısın?” Sahi bir gün onu bırakacakmıydım? Kulaklarıma dolan korna sesleriyle irkilerek etrafa baktım. Işıklar yanmıştı. Aracı çalıştırdım. Ellerimi saçlarımdan geçirdim.

Yavaş yavaş caddeye çıkarken bedenimin titremesine engel olamadım. İçimde bir korku vardı. Sanki her şey fazla hızlı ilerliyordu. Fazla çabuk. Fazlaydı. Her şey düşündüğümden çok daha fazlaydı. Her gün omuzlarıma binen yük daha da artarken bunu benim istediğimi biliyordum. Pişman da değildim. Sadece içimden bir ses birşeylerin zorlaşacağını söylüyordu. Birşeylerin mide bulantısı derecesinde zorlaşacağını.

Hastane caddesinde aracı sürerken bakışlarım cadde üzerindeki dükkanlarda gezindi. Yan koltuktan telefonumu alarak Pembe’yi aradım. Kısa süre sonra telefon açıldı. “Ben geldim. Neredesin sen?” “Ne çabuk.” Şaşkınlığı sesine yansımıştı. “Tamam ben seni gördüm geliyorum yanına.” Bakışlarım etrafta dolaşırken karşıdan karşıya geçen Pembe’yi gördüm. Yan koltuktaki çantamın ağzını açarak ilacı çıkardım. Bunun da sırrını öğrenecektim. Sürücü koltuğuna yaklaşmasıyla camı indirdim. “Hadi gel yan tarafa geç” Başını iki yana salladı. “Gitmem gerekiyor. Mesaimin bitimine az kaldı. Sonra başım yanmasın.” Başımı salladım. Elimdeki kutuyu ona doğru uzattım. “Çok gizli kimsenin bilmemesi lazım.” Başını salladı.

“Sadece ilacın ne olduğuna bakacağız değil mi?” Dudaklarımı yaladım. Gözlerini kıstı. “Söyle hadi söyle. Başka neye bakacağım?” Ona doğru yaklaştım. “Bir de insan üzerindeki etkilerine. Sıradan bir insanın mı yoksa farklı birisinin mi kullanabileceğine.” Başını salladı. “Kısacası herşeyine bakacağım. Tamam hallederim sonuçlar birkaç güne çıkar. Tabi yoğunluk olmazsa. Şimdi gitmem lazım. Ama yine gel.” “Tamam teşekkür ederim.” O yanımdan ayrılırken aracın camını kapadım. Rahat bir nefes verdim. Sonuçlarda açıklanırsa artık rahata erebilirdim.

Arabayı çalıştırarak hastaneye doğru sürdüm. Zaten aynı cadde üzerinde olduğu için hastaneye hemen vardım. Telefonumda Sena’nın numarasını ararken kapımın açılmasıyla bakışlarım oraya döndü. Yüzündeki ifadeden sinirli olduğunu anlamıştım. Yolcu koltuğundaki çantamı arkaya fırlatırken gelen seslerden içindeki eşyaların döküldüğünü anladım. Anlamazca ona bakarken kapıyı kapatarak yerine yerleşti. “Ne oldu?” “İyi falan değilim ben!” Ani yükselişiyle yerimde sıçradım. “Anladım onu zaten. Ne oldu?” Alayla gülerek elini dizine vurdu. “Arkadaşa bak ya. Sanki ben onu öpmüşüm gibi haftalardır bir haller bir tavırlar. Hayırdır yani”

Konunun Yakup olduğunu anlayınca aracı çalıştırdım. Sena bu konuyu ömrünün sonuna kadar konuşabilirdi. “Hayır anlamıyorum bir insan nasıl bu kadar sorumluluklarının bilincinde olamaz.” Alayla güldü. “Bir anda gelir öper sonra çeker gider. Sonra yanında biz başkasını görürüz. Bizim birisiyle konuştuğumuzu görünce sinirlenir. Oh ne ala memleket! Kendisi yapınca bir şey yok ama bir yapınca bu haller ne oluyor. Sanki ben öptüm lan seni!” O içindeki öfkeyi kusarken bu durumda ona müdahale etmek istemedim. Arada yanmak pek istediğim bir şey değildi. Sesi soluğu kesilirken kısa bir an ona baktım. Plasyistten şarkılara bakıyordu. Çok değil kısa sonra ağır bir arabesk aracı doldururken kaşlarımı kaldırdım. Aşk acısı çekiyordu da benim mi haberim yoktu?

“Sür bizim eve.” Emriyle başımı salladım. O acıklı şarkısını dinleyerek, başını yasladığı camdan dışarıyı izlerken içimden kahkaha atmak gelse de kendimi durdurdum. Deliydi bu kız. Gerçekten deliydi.

&

Aracımı caddenin köşesine park ettikten sonra etrafa baktım. Şehrin bu tarafı bana yabancıydı. Sık gittiğim söylenemezdi. Bazenleri arkadaşlarımla içkili yemeğe geldiğimizde buraların önünden geçerdik. Yine de sokaklara girmezdik. Şimdi ise o sokaklardan birisine girecektim. Sadece önünden geçtiğim bir sokağın içine girip, bir intiharın arkasındaki sırrı öğrenecektim. Hayat insanı düşündüğünden daha farklı yerlere sürükleyebiliyordu. Yan koltuktan çantamı alarak omzuma taktım. Gidip birşeyleri öğrenmenin zamanı gelmişti. Herkesin deli gibi sakladığı gerçeği öğrenmem gerekiyordu. Aracın kapısını açarak dışarıya çıktım. Aracı kilitledikten sonra anahtarı çantama attım.

Adımlarım sokağın girişine doğru ilerlerken etrafı inceliyordum. Gece geldiğimizde pek inceleme fırsatı bulamamıştım. Birkaç kişi sokakta yürüyordu. Saat öğlene daha varmamıştı. Başımdaki şapkayı düzelterek adımlarımı hızlandırdım. İçimdeki bir duygu beni ele geçiriyor, herşeyi hızlı yapmaya itiyordu. Adımlarımı durdurarak etrafa baktım. Ev sokağın biraz daha ilerisindeydi. Derin bir nefes aldım. Sakin ol Feride. Öğrenip geleceksin kızım. Kimse seni tanımıyor. Kimse bu sırrın arkasındakilere haber veremez.

Kendimi teselli etmem bittikten sonra eve doğru daha sakin adımlarla yürümeye başladım. Planım belliydi. Dan diye konuşmaya girip evde neler olduğunu soramazdım. Ama o evi almak istersem bana hakkında bilgi vermek zorunda kalabilirlerdi? Evin yanına yaklaşınca karşı binaya doğru ilerleyen birisini gördüm. Onları tanıyor olabilirdi değil mi? Adımlarımı hızlandırdım. “Bir bakarmısınız hanımefendi?” Kadının bakışları bana dönerken gördüğü yabacı yüzle sırtını dikleştirdi. Muhtemelen kırklı yaşlarının sonunda olmalıydı. Belki de daha yaşlıydı ama göstermiyordu. Karşısına geçtiğimde gülümsedim. O da ufak bir tebessüm gösterirken şimdiden zevkli bir konuşma olacağını anlamıştım.

“Ben aslında birkaç gün önce de geldim ama kimseleri bulamadım. Karşı ev için gelmiştim. Evi çok beğendim görünüşe göre boş duruyor. Acaba ev sahibini ya da bir emlakçıya bağlıysa emlakçıyı tanıyormusunuz?” Kendimden beklemediğim derecede nazik bir şekilde konuşmuştum. Sena bunları duysa muhtemelen şaşkınlıktan çenesi çıkardı.
Kadın elini beline koyarak konuştu. “Ben buraya taşınalı birkaç yıl oldu. O evde geldiğimden beri boş. Hiç kiralık yazısıda görmedim. Belli ki ev sahibi malını satmak istemiyor.” Dudaklarımı birbirine bastırdım. “Aslında benim acil eve ihtiyacım var. En azından ev sahibini tanıyan ya da burada eskiden olan birileri var mı? Bu eve gerçekten ihtiyacım var.”

Kadın alıcı gözüyle beni süzerken buna gerçekten ihtiyacım olduğuna kanaat getirmiş ki başını salladı. “Tamam. Bir Hayriye teyze var burada. Çocukluğu buralarda geçmiş. O bilir heralde.” Hızla başımı salladım. “Çok iyi olur. Nerede bu Hayriye teyze?” Başıyla sokağın diğer ucunu işaret etti. “Bir kaç ev yukarıda ben seni onun yanına götüreyim” Kadın ileriye doğru yürümeye başlarken bende onu takip ettim. “Neden düştü yolun buraya?” Klasik Türk sorgusu olduğu için sorgulamadım. “Üniversitem buraya çıkınca el mecbur geldim. Devletten de yurt çıkmadı.” Kadın başını “bilmezmiyim” der gibi salladı. “Benim yeğene de aynısı oldu. O yüzden o da senin gibi ev peşinde koştu yavrucak.” Dudaklarımı yaladım.

“İstanbul’da da ev bulmak kolay değil malum. Annemlerde ev tutacaksam satın almamı söylediler. İşte girdik bir işe. Borçla harçla” Son sözlerimde sesim kısık çıkarken elimden geldiğince inandırıcı olmaya çalışıyordum. Kadın başını salladı. Saniyeler sonra durduğunda bende durdum. Eliyle arkamı gösterdi. “Ev burası.” Yanımdan geçerek evin kapısını çalarken bende ona döndüm. Ellerimi birbirine kenetleyerek beklemeye başladım. Kapı açıldığında en az altmışlı yaşlarında bir kadın bizi karşıladı. “Hoşgelmişsin Meryem” Yüzündeki gülümsemeden anlamıştım tek yaşadığını. Belki de kimsesizdi. Kadının bakışları bana kayarken gülümsedi. Bende tebessüm ettim.

“Hayriye teyzem bu kızımız şu bahçeli eve talipmiş. Ev kimindir nedir öğrenmek istiyormuş. Daha önce de gelmiş ama bulamamış kimseyi. Sen eskilerdensin bilirsin. Kimin bu ev?” Kadının yüzü yavaş yavaş düşerken kalp atışlarım hızlanmaya başladı. “Bilirim bilirim. Geçin hadi içeriye. Ben bir çay dökeyim.” “Ben gelmeyeyim teyze. Evde işler var. Ama kızımız sana emanet.” Meryem bana gülümserken bende gülümsedim. “Teşekkürler.” “Ne demek. Bakarsın belki komşu oluruz.” Gülüşmeler arasında yanımızdan ayrıldı. Kadın geriye çekildi. Güler yüzle beni içeriye aldı. Ayakkabılarımı çıkararak içeriye geçtim. Oturma odası hemen bizi karşılarken bakışlarım odada gezindi. Mutfakla iç içeydi.

“Geç kızım.” Gösterdiği koltuğa oturdum. Çantamı omzumdan indirdim. Kadın bize çay koyarken etrafı taradı. Sıradan bir yaşlı eviydi. “Adın ne söyle bakalım.” “Feride.” “Feride. Güzel isim. Bende Hayriye. Hayriye teyze de derler.” Elinde çay bardaklarıyla yanıma gelirken ayağa kalkarak bardakları elinden aldım. Koltuklara oturunca bardağını ona uzattım. “Yaşlanınca işte. Elde tutmuyor ayakta.” Başımı salladım. Çay tabağının içindeki küp şekerleri çayıma atarak karıştırdım. “O evin sahiplerini tanıyormusunuz?” Başını salladı.

“Ben küçüklüğümden beri burada yaşarım. Ev çok dolu olmazdı zaten. Sahibi birkaç kez değişti. En son sahipleri bundan belki on sene evvel orada yaşıyorlardı.” Şaşkınlıkla ona baktım. Başını salladı. Çayımı masaya koydum. “Evin sahipleri” iç çekti. Yerimde kıpırdandım. “Evin hanımı seneler önce vefat etti. Adam da ondan sonra buralardan çıkıp gitti.” Meraklı görünmemeye çalışarak konuştum. “Kadın neden vefat etti?” Elini dizine koydu. “Canına kıydı yavrum.” Gözlerimi kocaman açtım. Başını salladı. “Bir gün kıymış canına. İyi kızdı. Çok severdim onu. Kocasıyla arası iyi değildi. Evde hep bir yaygara kopardı. Üç beş sene kaldılar burada. Neden bilmem kadın kıymış canına.” Çayını içmek için bardağına uzandı. Hikayenin aslı bildiğimiz gibimiydi yani? “Yazık olmuş. Çok gençmiydi?”

“Çocuğu bile vardı. Orta yaşlıydı ama daha genç görünürdü. Ölüm haberini alınca yıkıldık hepimiz. O günden sonra o evi hiç dolu görmedim. Kocası aradan bir gün geçmeden gitti. Bir daha da gelmedi.” Dudaklarımı yaladım. “Belki de o ev kötü şeyleri hatırlattığı için kalmak istememiştir.” Başını salladı. “Ne oldu bitti anlamadan gittiler. Ne mezarının yerini öğrenebildik ne de cenaze aracını gördük. Kuş oldular uçtular sanki. Mevlüdünü bile biz okuttuk arkasından. Ah yavrum ah” Hemen yok olmuşlardı. Kocası resmen kaçmıştı. Belki de kadını o asmıştı? Belki Deva’ya tüm bunları yapan oydu.

“Peki kocası nerede biliyormusunuz? Ya da kim?” Kim olduğunu öğrenirsem herşeyi öğrenebilirdim.

Belki de öğrenmek istemediğim herşeyi...

Helooooo ben geldimmm beni ozlemissiniz diye duydummm

Elimden gelen en hızlı şekilde bölüm atmaya çalışıyorum sınavlar yaklaşıyor aynı zamanda okulda olduğundan kitaplarım üzerinde istediğim verimi saglayamiyor gibi hissediyorum. Ama bunu halledeceğim

Sizde feridenin devanin haberi olmadan iş yapması doğru mu? Bu onun basina bela acar mi?

Ve burdan sonraki tüm teorileri istiyorum

Eğer bölümler ve kitapla ilgili bilgi almak isterseniz profilimdeki instagram hesabımdan WhatsApp kanalıma ulaşabilirsiniz

Her bölümün sonunda olduğu gibi bu bölümün sonunda da size sevdiğim bir şarkıcı isimi vereceğim

Pera

Sevdiğinizi söyleyin kavga çıkmasın...

Diğer bölümde görüşmek üzere

Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm....⭐️🖤🖤

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…