12. bölüm · İnci buzları
Bölüm 10-deprem felaketi
İnci eve vardığında kapıyı yavaşça açtı. İçeriden gelen yemek kokusu ve televizyon sesi onu anında rahatlattı. Gün boyu yaşananlardan sonra burası… gerçekten huzurluydu.
“Anne, geldim!” diye seslendi.
Mutfaktan annesinin sesi geldi:
“İnci, ellerini yıka, yemek hazır!”
İnci ayakkabılarını çıkarıp içeri geçti. Tam o sırada salondan biri atladı.
“OOO HANIMEFENDİ GELMİŞ!”
Arda.
Elinde kumanda, saçları dağınık, klasik haliyle sırıtarak kapının önüne dikilmişti.
İnci gözlerini devirdi.
“Çekil yolumdan ya.”
Arda gülerek yolu kapattı.
“Bugün balo falan vardı, anlat bakalım kimlere hava attın?”
İnci onu hafifçe itti.
“Kimseye.”
Arda alaycı bir şekilde:
“Tabii tabii… kesin herkes sana bakmıştır.”
İnci durdu, ona döndü.
“Sen ne biliyorsun ya?”
Arda omuz silkti.
“Ben olsam bakardım.”
İnci istemsizce güldü.
“Saçmalama.”
Arda:
“Eee… sevgili yaptın mı?”
İnci hemen kaşlarını çattı.
“ARDA!”
Arda kahkaha attı.
“Yakaladım!”
---
Mutfakta annesi masayı hazırlıyordu. İnci gelip sandalyeye oturdu.
“Bugün nasıldı?” diye sordu annesi.
İnci kısa bir an düşündü.
“İyiydi.”
Arda araya girdi.
“YALAN, kesin biri var!”
Anne hemen döndü.
“Arda, sus da yemek ye.”
İnci gülmemek için kendini zor tuttu.
---
Yemek boyunca evin içi sıcaktı. Küçük tartışmalar, şakalar, Arda’nın saçmalıkları…
Bir an İnci gerçekten her şeyi unutmuş gibiydi.
Ta ki Arda yine konuşana kadar.
“Bak bak… telefonuna bakıyor. Kesin yazışıyor!”
İnci hemen telefonu kapattı.
“Bakmıyorum!”
Anne bu kez ciddi baktı.
“İnci, yemek yerken telefon yok.”
İnci başını eğdi.
“Tamam anne.”
Arda kıs kıs gülüyordu.
İnci ayağını masanın altından ona vurdu.
“AY!”
Anne hemen baktı.
“Ne oluyor?”
İkisi aynı anda:
“Hiç!”
---
Yemekten sonra İnci odasına geçti. Yatağına uzandı.
Gün gözünün önünden geçti.
Balo…
Barlas…
Koridor…
Neredeyse…
İnci yüzünü yastığa gömdü.
“Saçmalıyorum…”
Ama kalbi hızlanmıştı.
---
Sabah alarm sesiyle uyandı.
Güneş odasına vuruyordu.
İnci gözlerini açtı, derin bir nefes aldı. Bugün daha sakindi.
Yüzünü yıkadı, saçlarını toparladı, sade bir kombin seçti. Dün gecenin aksine daha rahat, daha günlük.
Aynada kendine baktı.
“Normal,” dedi.
Ama içten içe… normal değildi.
---
Evden çıkarken annesi seslendi:
“Geç kalma!”
Arda kapıdan bağırdı:
“SEVGİLİNE SELAM SÖYLE!”
İnci:
“KES!”
Kapıyı kapatıp yürümeye başladı.
---
Okula giden yol sakindi. Sabah serinliği, hafif rüzgâr…
İnci kulaklığını taktı ama müzik açmadı.
Düşünüyordu.
Tam o sırada arkasından bir motor sesi geldi.
Yavaşladı.
Yanına geldi.
Barlas.
Siyah bir motor, sade ama dikkat çekici. Kaskını hafif kaldırdı.
“Yürüyorsun yine.”
İnci kulaklığı çıkardı.
“Evet.”
Barlas başını yana eğdi.
“Bin.”
İnci durdu.
“Ne?”
Barlas:
“Okula gidiyoruz. Gel.”
İnci kısa bir an tereddüt etti.
“Gerek yok.”
Barlas gülümsedi.
“Israr etmiyorum.”
Bir saniye durdu.
Sonra ekledi:
“Ama beklemiyorum da.”
İnci gözlerini devirdi.
Sonra… motora bindi.
---
Okula yaklaştıklarında herkes dönüp bakmaya başladı.
Motor sesi, dikkat çekici giriş…
Ve üstünde Barlas ile İnci.
Aras okul kapısında dondu.
“BU NE?!”
Yağız:
“BEN DEDİM!”
Mert:
“BİTTİ BU İŞ!”
Nil ve Fulya birbirine baktı.
“Tamam…”
Burçin gülümsedi.
“Sonunda.”
---
Motor durdu.
İnci indi.
Herkes bakıyordu.
Fısıldaşmalar başlamıştı.
Barlas kaskını çıkardı.
İnci’ye baktı.
“Yarın da alırım.”
İnci kaş kaldırdı.
“Kim dedi?”
Barlas:
“Ben.”
İnci hafifçe gülümsedi.
“Bakarsın.”
---
Ve o an herkes şunu anladı:
Bu artık sadece dedikodu değildi.
Bu… göz önündeydi.
---
Sabahki motorlu girişten sonra sınıfa girdiklerinde ortam zaten hazırdı—fısıldaşmalar, bakışlar, hafif gülüşmeler…
Aras sıraya yaslanmış bekliyordu.
“Vay vay… VIP giriş ha?”
Yağız hemen atladı.
“Motor + İnci… kombinasyon sağlam.”
Mert kafasını salladı.
“Biz boşuna yürüyoruz.”
Nil ve Fulya İnci’nin yanına geldi.
Nil kulağına eğildi.
“Her şeyi anlatıyorsun.”
Fulya sırıttı.
“Detaylı.”
İnci gözlerini devirdi.
“Hiçbir şey yok.”
Burçin arkadan gülerek:
“En tehlikeli cümle.”
---
Barlas arka sıraya geçti ama gözleri istemsizce İnci’ye kayıyordu.
Tam o sırada Berke içeri girdi.
Sınıf bir an sessizleşti.
Berke direkt İnci’ye baktı.
Sonra yavaşça yaklaştı.
“Motor iyiymiş.”
Barlas hemen araya girdi.
“Bir sorun mu var?”
Berke gülümsedi.
“Yok.”
Ama bakışı gitmedi.
İnci bu gerilimi fark etti.
“Yeter,” dedi.
İkisi de sustu.
---
Ders başladı.
Ama sınıfın içi normal değildi.
Küçük kıskançlıklar, bakışlar, gizli gülüşmeler…
Barlas bir an İnci’ye doğru eğildi.
“Sabah korktun mu?”
İnci kaş kaldırdı.
“Motor mu?”
Barlas:
“Hayır. Ben.”
İnci hafif gülümsedi.
“Sen biraz.”
Barlas:
“İyi.”
---
Biyoloji dersinde öğretmen tahtaya yazı yazıyordu.
Sınıf yarı dikkatli, yarı dağınıktı.
Tam o sırada…
hafif bir titreşim oldu.
Kimse önce önemsemedi.
Sonra sıralar sallandı.
Kalemler düştü.
Nil panikledi.
“Deprem mi bu?!”
Bir anda sallantı şiddetlendi.
Camlar titreşti.
Sınıf karıştı.
“ÇÖKÜN!” diye bağırdı öğretmen.
Ama herkes panikle ayağa kalkmıştı.
İnci dengesini kaybetti.
Barlas anında yanına geldi.
Onu kolundan çekip sırasının yanına aldı.
“Buraya!”
İnci nefes nefeseydi.
Barlas onu kendine çekti, koruyacak şekilde önüne geçti.
“Başını koru!”
İnci onun koluna tutundu.
Sarsıntı devam ediyordu.
Aras Nil’i çekti.
“Gel buraya!”
Yağız Burçin’i duvar kenarına aldı.
Mert Fulya’nın önüne geçti.
“Eğil!”
Sınıf artık tamamen panikti.
Ama herkes bir şekilde birbirini tutmuştu.
---
Sarsıntı yavaşladı.
Sonra durdu.
Ama sessizlik… çok ağırdı.
İnci hâlâ Barlas’ın kolunu bırakmamıştı.
Barlas da bırakmamıştı.
Bir süre öyle kaldılar.
Sonra öğretmen bağırdı.
“Herkes dışarı!”
---
Bahçeye çıktıklarında herkes telefona sarıldı.
Aileler aranıyordu.
Korku hâlâ geçmemişti.
İnci’nin elleri titriyordu.
Barlas fark etti.
“İyi misin?”
İnci başını salladı.
“Bilmiyorum…”
Barlas sesi yumuşattı.
“Buradayım.”
İnci bu kez gerçekten ona baktı.
Ve ilk kez… sarıldı.
Kısa ama gerçek.
---
Gün içinde haberler geldi.
Aileler çocuklarını almak istiyordu.
Bir süre herkes farklı yerlere gidecekti.
İnci’nin ailesi köye gitmeye karar verdi.
Aras, Yağız, Mert, Nil, Fulya ve Burçin’in köyü yoktu.
Aras’ın babası bir çözüm buldu.
“Ben bir servis ayarlıyorum. Hepiniz birlikte gidin.”
---
Birkaç saat sonra yola çıktılar.
Şehir geride kaldı.
Yollar daraldı.
Doğa arttı.
Telefonlar yavaş yavaş çekmemeye başladı.
Nil panikledi.
“İnternet yok!”
Yağız güldü.
“Gerçek hayat hoş geldin.”
---
Köye vardıklarında hava tamamen değişmişti.
Temiz hava.
Sessizlik.
Uzakta hayvan sesleri.
Toprak kokusu.
Fulya derin nefes aldı.
“Burası… çok güzel.”
Mert:
“Gerçekten.”
Aras:
“Biz burada yaşayabiliriz.”
---
Akşam ateş yakıldı.
Herkes etrafında toplandı.
Telefon yok.
Sosyal medya yok.
Sadece onlar.
Gülüşmeler, hikâyeler, küçük atışmalar…
İnci bir kenarda oturuyordu.
Barlas yanına geldi.
“Şehirden iyi mi?”
İnci başını salladı.
“Daha gerçek.”
Barlas:
“Sen de öylesin.”
İnci ona baktı.
Bu cümle… sade ama ağırdı.
---
Gece yıldızlar çıktı.
Herkes yerde oturmuş gökyüzüne bakıyordu.
Nil:
“Bu kadar yıldız olamaz.”
Fulya:
“Şehirde görmüyoruz.”
İnci fısıldadı.
“Çok güzel…”
Barlas yanına biraz daha yaklaştı.
Ama bu kez hiçbir şey demedi.
Sadece yanındaydı.
---
Ve o gece…
her şey yavaşladı.
Korku yerini huzura bıraktı.
Ve onların hikâyesi…
başka bir şeye dönüşmeye başladı.
---
Depremin yarattığı panik yavaş yavaş yerini tuhaf bir yakınlığa bırakmıştı. Şehirden uzaklaştıkça herkesin içi biraz daha sakinleşti. Köye vardıklarında sanki başka bir dünyaya geçmiş gibiydiler.
Toprak yol, küçük evler, bahçelerde tavuklar… ve her yerde o temiz hava.
İnci derin bir nefes aldı.
“Burada nefes almak bile farklı.”
Aras kollarını açtı.
“İşte gerçek hayat!”
Yağız gülerek:
“Telefon yok, internet yok… bakalım ne kadar dayanacaksınız.”
Nil hemen itiraz etti.
“Ben üç gün sonra kriz geçiririm.”
Fulya:
“İki.”
Mert:
“Ben bir.”
Herkes güldü.
---
İnci’nin ailesi onları kapıda karşıladı. Annesi herkese tek tek sarıldı.
“Hoş geldiniz çocuklar, ev sizin eviniz.”
Arda kapıdan bağırdı:
“OOO KALABALIK GELMİŞ!”
İnci gözlerini devirdi.
“Sus biraz.”
Arda Barlas’a bakıp sırıttı.
“Sen de hoş geldin.”
Barlas kısa bir baş selamı verdi.
“Sağ ol.”
Arda fısıldadı:
“Motorlu çocuk…”
İnci hemen dirseğiyle vurdu.
“Yeter!”
---
Akşam olunca herkes dışarı çıktı. Büyük bir ateş yakıldı. Etrafına minderler, sandalyeler kondu.
Köy gecesi… bambaşka bir şeydi.
Gökyüzü yıldız doluydu.
Nil yukarı bakıp dondu.
“Bu kadar yıldız gerçek olamaz.”
Fulya fısıldadı.
“Fotoğraf çekememek üzücü…”
Yağız:
“Gözlerinle bak işte.”
---
Bir süre sonra oyunlar başladı.
Aras ortaya atladı.
“Doğruluk mu cesaret mi!”
Herkes:
“BAŞLADI!”
İlk sıra Mert’e geldi.
“Cesaret,” dedi.
Aras sırıttı.
“Fulya’ya gidip ‘en güzel sensin’ diyeceksin.”
Mert dondu.
“Yapamam.”
Herkes bağırdı.
“YAP!”
Mert utana sıkıla Fulya’ya döndü.
“Şey… en güzel sensin.”
Fulya kahkaha attı.
“Biliyorum.”
Herkes güldü.
---
Sıra İnci’ye geldi.
Aras gözlerini kıstı.
“Doğruluk mu cesaret mi?”
İnci düşündü.
“Doğruluk.”
Yağız hemen atladı.
“Barlas’ı seviyor musun?”
Ortam bir anda sessizleşti.
İnci dondu.
Barlas da ona bakıyordu.
İnci gözlerini kaçırdı.
“Geç.”
Herkes:
“OLMAZ!”
İnci sinirlendi ama gülümsedi.
“Cevap yok.”
Barlas hafifçe sırıttı.
“Kaçtı.”
İnci ona baktı.
“Sus.”
---
Gece ilerledikçe ortam daha samimi oldu. Kahkahalar, hikâyeler, küçük tartışmalar…
Bir süre sonra herkes yoruldu.
Ama İnci uykusuzdu.
Sessizce kalktı, biraz uzaklaştı.
---
Barlas fark etti.
Arkasından gitti.
İnci taşların üstünde oturmuş gökyüzüne bakıyordu.
“Yine kaçıyorsun,” dedi Barlas.
İnci başını çevirdi.
“Kaçmıyorum.”
Barlas yanına oturdu.
“Yalnız kalıyorsun.”
İnci omuz silkti.
“Bazen iyi geliyor.”
Barlas bir süre sustu.
Sonra yavaşça:
“Depremde korktun.”
İnci bu cümlede durdu.
“Evet.”
Barlas:
“Belli oluyordu.”
İnci ona baktı.
“Sen de korktun.”
Barlas başını salladı.
“Hayır.”
İnci kaş kaldırdı.
“Yalan.”
Barlas hafif gülümsedi.
“Sen düşünce korktum.”
---
İnci bu cümleye cevap veremedi.
Sadece baktı.
Sessizlik bu kez farklıydı.
---
Barlas biraz yaklaştı.
“Seninle konuşmak zor,” dedi.
İnci gülümsedi.
“Seninle de.”
Barlas:
“Yine de konuşuyorsun.”
İnci:
“Evet.”
Barlas gözlerini kaçırmadan:
“Niye?”
İnci nefes aldı.
Sonra çok yavaş:
“Çünkü… sen susunca eksik oluyor.”
Barlas o an durdu.
---
Rüzgâr hafifçe esti.
İnci’nin saçları yüzüne geldi.
Barlas eliyle nazikçe saçını kenara aldı.
Bu hareket… yavaştı.
Dikkatliydi.
İnci dondu.
Gözleri onun gözlerine kilitlendi.
Barlas biraz daha yaklaştı.
Bu kez gerçekten.
İnci geri çekilmedi.
Ama tam o anda…
uzaktan Arda’nın sesi geldi:
“İNCCCİİİİ NEREDESİNİZ!”
İnci gözlerini kapattı.
“Yine…”
Barlas sinirle başını yana çevirdi.
“Zamanlama…”
İnci güldü.
---
Ertesi gün köy hayatı başladı.
Sabah erken kalktılar.
Kahvaltı… bahçede, doğal, uzun uzun.
Aras:
“Ben şehirde bunu bulamam.”
Nil:
“Ben de.”
---
Gün içinde oyunlar oynandı.
Koşu, saklambaç, su savaşı…
Herkes çocuk gibi olmuştu.
İnci koşarken yine takıldı.
Ama bu kez düşmedi.
Çünkü Barlas hemen arkasındaydı.
“Dikkat et,” dedi.
İnci döndü.
“Sen varsan sorun yok.”
Barlas hafifçe gülümsedi.
“Alıştın.”
İnci:
“Evet.”
---
Akşam tekrar ateş yakıldı.
Bu kez daha sessizdi ortam.
Herkes yorgundu.
Ama mutluydu.
---
Ve o gece…
İnci ile Barlas yine yan yana oturdu.
Konuşmadan.
Ama konuşmaya gerek yoktu.
Çünkü artık…
ikisi de aynı şeyi hissediyordu.
---
Gece ilerledikçe köyün sesi tamamen değişmişti. Gündüzün kahkahaları yerini cırcır böceklerinin ritmine bırakmış, gökyüzü ise yıldızlarla dolmuştu. Ateşin başında birer birer uykuları gelmeye başladı.
Nil esnedi.
“Ben gidiyorum… gözüm kapanıyor.”
Fulya:
“Aynı.”
Aras ayağa kalktı.
“Hadi herkes içeri.”
İnci son kez gökyüzüne baktı.
“Burası gerçekten çok güzel…”
Barlas yanından geçerken kısık sesle:
“Alışırsın.”
İnci hafifçe gülümsedi.
---
Gece herkes farklı köşelere dağıldı. Kızlar bir odada, erkekler başka bir odada.
Yorganların altına girildi, fısıltılar başladı.
Nil:
“Bugün… baya iyiydi.”
Fulya:
“Baya değil… aşırı iyiydi.”
Burçin İnci’ye döndü.
“Sen anlatmadın.”
İnci yastığına gömüldü.
“Ne anlatacağım?”
Nil:
“Barlas.”
İnci gözlerini kapattı.
“Uyuyun artık.”
Ama yüzündeki küçük gülümseme… her şeyi anlatıyordu.
---
Sabah erkenden tavuk sesleriyle uyandılar.
Nil gözlerini açtı.
“Bu ne ya…”
Fulya gülerek:
“Alarm yok, tavuk var.”
İnci çoktan kalkmıştı.
“Haydi, anneme yardım edelim,” dedi.
---
Mutfak kısa sürede hareketlendi.
İnci’nin annesi hamur yoğuruyordu.
“Kızlar, siz de gelin,” dedi.
Nil hemen önlük aldı.
“Ben yardım ederim!”
Fulya:
“Ben de!”
Burçin sebzeleri doğramaya başladı.
İnci ocağın başına geçti.
“Bunu ben yaparım.”
Mutfak bir anda doldu.
Gülüşmeler, küçük hatalar, un dökülmeler…
Nil yanlışlıkla unu fazla kaçırdı.
“AA!”
Fulya kahkaha attı.
“Bu ne!”
İnci:
“Yavaş!”
Annesi gülerek izliyordu.
“Şehirli kızlar…”
---
Bu sırada erkekler dışarıdaydı.
Aras eline baltayı aldı.
“Ben bunu yaparım.”
Yağız:
“Kesin elini kesersin.”
Mert odun taşımaya çalışıyordu.
“Bu ağırmış.”
Barlas sessizce odunları düzgünce topluyordu.
Aras ona baktı.
“Sen bunu biliyorsun.”
Barlas omuz silkti.
“Temel şeyler.”
Yağız:
“Bizde yok o.”
Herkes güldü.
---
Bir süre sonra kahvaltı hazırdı.
Uzun bir masa kuruldu.
Doğal ürünler, sıcak ekmek, yumurta, peynir…
Nil gözleri parlayarak:
“BU NE!”
Fulya:
“Ben burada kalırım.”
Aras:
“Ben de.”
Herkes oturdu.
Kahvaltı boyunca sohbet, gülüşme, takılmalar…
İnci bir an etrafa baktı.
Herkes birlikteydi.
Ve gerçekten mutluydular.
---
Kahvaltıdan sonra bu kez mutfakta yeni bir hareket başladı.
“Kurabiye yapalım!” dedi Fulya.
Nil hemen atladı.
“EVET!”
Erkekler de geldi.
Aras:
“Biz de varız.”
Yağız:
“Yok olun.”
Mert:
“Ben hamur yoğururum.”
Barlas duvara yaslandı, izliyordu.
İnci ona baktı.
“Sen de gel.”
Barlas:
“Ben izlerim.”
İnci:
“Yok, çalış.”
Barlas hafifçe gülümsedi ve yaklaştı.
---
Hamur yoğruldu, şekiller verildi.
Nil kalp yaptı.
Fulya yıldız.
Aras garip bir şey yaptı.
“Bu ne?” dedi İnci.
Aras:
“Sanat.”
Herkes güldü.
Barlas hamurdan küçük bir şekil yaptı.
İnci baktı.
“Bu ne?”
Barlas:
“Sen.”
İnci kaş kaldırdı.
“Dalga mı geçiyorsun?”
Barlas:
“Biraz.”
İnci hafifçe vurdu ona.
“Ciddiyetsiz.”
---
Tam o sırada kapı çaldı.
Herkes durdu.
Arda koştu.
“BEN AÇARIM!”
Kapıyı açtı.
Dışarıda köyden biri vardı.
“Elimize davetiye geçti,” dedi.
Arda aldı, içeri getirdi.
“Düğün varmış!”
Nil hemen zıpladı.
“DÜĞÜN MÜ?!”
Fulya:
“CİDDİ Mİ!”
İnci davetiyeyi aldı.
“Akşam.”
---
Bir anda heyecan başladı.
Ama sonra Fulya durdu.
“Bir dakika…”
Nil:
“Kıyafet?”
Sessizlik.
Burçin:
“Bizim kıyafetimiz yok.”
Aras:
“Ben böyle giderim.”
Yağız:
“Ben de.”
Nil:
“ASLA!”
---
İnci’nin annesi gülümsedi.
“Eskiden böyle şeyler çözülürdü.”
Herkes ona baktı.
“Kumaşlarla.”
---
Ve macera başladı.
Eski kumaşlar çıkarıldı.
Renk renk, desen desen.
Nil birini aldı.
“Bu çok güzel!”
Fulya başka birini seçti.
“Ben bunu istiyorum!”
Burçin sade bir kumaş aldı.
İnci siyah ve zarif bir parça buldu.
---
Dikim başladı.
İğneler, ipler, kesmeler…
Nil sürekli hata yapıyordu.
“Bu niye böyle oldu!”
Fulya:
“Düz tut!”
İnci daha sakindi.
Parçaları dikkatle birleştiriyordu.
Barlas uzaktan izliyordu.
Aras ona dirseğiyle vurdu.
“Git yardım et.”
Barlas:
“Bozarım.”
Aras:
“Zaten bozulmuş.”
---
Saatler geçti.
Sonunda kıyafetler ortaya çıktı.
Nil döndü.
“Ben oldum!”
Fulya:
“Ben de!”
Burçin zarifti.
İnci… yine farklıydı.
Sade ama etkileyici.
Barlas baktı.
Ve bu kez hiçbir şey demedi.
Sadece baktı.
---
Akşam yaklaşırken herkes hazırdı.
Heyecan yüksekti.
Köy düğünü… bambaşka bir deneyim olacaktı.
Ve bu kez…
herkes birlikteydi
