4. bölüm · İMKANSIZ AŞK

4. BÖLÜM

Aryna Sabelenka

Ertesi sabah Dzvegor, günlerdir ilk kez bu kadar sakin uyanmıştı.
Fırtınanın izleri hâlâ dağların tepesinde duruyordu ama hava daha yumuşaktı; kar sertliğini kaybetmiş, yerini ıslak bir parlaklığa bırakmıştı.
Köyde o gün şenlik vardı.
Derenin kıyısında, köprüye yakın düz alanda kadınlar sabahın erken saatlerinden itibaren hazırlık yapıyordu. Renkli kumaşlar ağaçlara bağlanmış, küçük tezgâhlar kurulmuş, çocukların kahkahası suyun sesine karışmıştı.
Jovanka ve Elena hazırlanıp evden çıktı
Şenlik alanına vardığında kalabalık onu içine çekti.
Ama o kalabalığın içinde bir şeyi arıyordu.
Ve onu gördü.
Burak, derenin kenarında, ağaçların biraz gerisinde durmuş, kalabalığa karışmadan onu izliyordu.
Göz göze geldiklerinde ikisi de bir an durdu.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi… aynı anda ağaçların arkasına doğru yürüdüler.
Ağaçların gölgesi daha sessizdi.
Derenin su sesi, şenlik kalabalığını uzaklaştırıyordu.
B: “Geldın…”
Jovanka başını hafif eğdi, küçük bir gülümseme kaçtı dudaklarından.
J: “Gelecegımi bileydun zaten.”
Burak kısa bir nefes aldı, sanki günlerdir ilk kez rahatlamış gibiydi.
B: “Ben… seni gürmeden duramazdım.”
Jovanka bir an sustu. Sonra bakışlarını kaldırdı.
J: “Burak… burda olmak bile risk.”
B: “Bileyim.”
Ama sesinde korku yoktu.
Sadece kararlılık vardı.
Bir anlık sessizlik oldu. Derenin suyu arka planda akıyordu, rüzgâr yaprakları hafifçe oynatıyordu.
J: “Keşke her gün büle olabilse.”
B: “Bir gün olacak.”
O sırada şenlik alanının diğer tarafında, kalabalığın içinde Hatice teyze durmuş, oğlunu fark etmişti.
Ama yüzünü bozmadı.
Sadece uzaktan baktı.
Burak’ın nerede olduğunu anlamıştı.
Ve bir an, sanki hiçbir şey görmemiş gibi başını çevirdi
Sonra kalabalığın arasına karışıp yavaşça Burak’ın bulunduğu tarafa doğru yürüdü.
Ağaçların arkasında Burak hâlâ Jovanka’ya bakıyordu.
J: “Burak… biri gürücek…”
B: “Görsün.”
Tam o anda uzaktan bir ses yükseldi.
Hatice teyze.
H: “Burak!”
Ses sert değildi… ama netti.
Burak bir an durdu.
Jovanka irkildi.
Burak geri çekildi, gözleri hâlâ Jovanka’daydı.
B: “Gitmem lazım.”
J: “Burak…”
Ama Burak çoktan bir adım atmıştı.
Son kez döndü.
B: “Buradayım.”
Hatice teyze oğluna yaklaştı, kolundan tuttu ama sert değildi.
H: “Buralarda çok oyalanmayasın.”
Burak başını eğdi.
B: “Tamam anne.”
Burak annesinin yanında yürürken birkaç kez daha arkasına bakmak istedi ama yapmadı.
Hatice teyze onun bakışlarını fark etmişti, yine de bir şey demedi.
Şenlik alanının gürültüsü aralarına karıştı. Davullar, çocuk sesleri, suyun şırıltısı… her şey aynıydı ama Burak’ın içinde başka bir yer açılmış gibiydi.
Hatice teyze yavaşça konuştu.
H: “Köy küçük Burak… herkez birbirini görey, herkez birbirini konuşay”
Burak sessiz kaldı.
H: “Bagazı şeyler büyürse, geri dönüşü olmaz.”
Burak başını hafif eğdi.
B: “Bileyim anne.”
Ağaçların arkasında ise Jovanka hâlâ duruyordu.
Elini göğsüne götürdü, kalbi hızlı atıyordu. Burak’ın son bakışı gözünün önünden gitmiyordu.
Derin bir nefes aldı.
Şenlikten gelen kahkaha sesleri bir an için ona uzaklaştı. Sanki kalabalığın içinde değil de kendi içinde kaybolmuş gibiydi.
Elena’nın sesi uzaktan geldi:
E: “Jovanka! Gel buraya, fazla uzaklaşma!”
Jovanka irkildi.
Hızlıca ağaçların arasından çıktı, kendini kalabalığa karıştırdı.
Günün ilerleyen saatlerinde şenlik iyice canlanmıştı.
Ama Jovanka artık hiçbir şeye tam olarak bakamıyordu.
Her gülüşte Burak’ın sesi,
Her rüzgârda onun bakışı vardı.
Ve Burak da kalabalığın içinde dolaşırken, aslında hiçbir yerde değildi. Gözleri hep aynı yeri arıyordu.
Hatice teyze oğlunu bir tezgâhın yanına çekti.
H: “Yeter Burak.”
Burak başını kaldırdı.
B: “Ne?”
Hatice teyze kısa bir an sustu, sonra daha yumuşak ama net konuştu.
H: “Bu iş burada kalmayacak gibi.”
Burak cevap vermedi.
Sadece uzaktaki kalabalığa baktı.
Ve o kalabalığın içinde… Jovanka’yı bir anlığına gördü.
İkisi de aynı anda bakışlarını kaçırdı.
Elena, elindeki boş sepeti bırakmak için kısa bir süre etrafa baktı.
O sırada gözleri Burak’a takıldı.
Bir sandalyede, kalabalığın biraz dışında tek başına oturuyordu.
Bakışları şenlikte değildi.
Jovanka'ya bakıyordu
Elena’nın yüzü bir anda sertleşti.
Adımlarını yavaşlatmadı.
Direkt onun olduğu tarafa yürüdü.
Burak başını kaldırdı.
Elena’nın yüzü sertti. Gözlerinde tartışma kabul etmeyen bir ifade vardı.
Bir an sustu.
Sonra sesi yükseldi.
E: “Sen niçın Jovanka'ya bakaysın?”
Burak ayağa kalktı, şaşırmıştı.
B: “Elena tete ben sadece—”
Elena sözünü kesti.
E: “Yeter!”
Kalabalıktan birkaç kişi dönüp baktı.
Ama Elena umursamadı.
E: “Ben sana daha ünce süledım!”
Bir adım daha yaklaştı.
E: “Kızımın yanına yaklaşmayacakisin!”
Burak geri çekilmedi ama yüzü gerildi.
B: “Ben ona zarar vemeyım.”
Elena’nın sesi daha da sertleşti.
E: “Zarar vermeymısın?”
Bir anlık sessizlik.
Sonra sesi patladı.
E: “Sen kimsın Burak?!”
Elini Burak’a doğru salladı, öfkesini tutamıyordu.
E: “Sen bir Türksün! Bir Müslümansın!”
Kalabalık iyice dönmüştü artık.
Sesi artık şenlik alanının içinde duyuluyordu.
E: “Sen onun hayatına giremezsin! Girmeyeceksinde buna asla izin vermem!”
Burak’ın çenesi sıkıldı.
Ama cevap vermedi.
Elena devam etti.
E: “Rahat bırak!”
Bir an durdu.
Sonra daha alçak ama daha ağır bir sesle ekledi:
E: “Jovanka'dan uzak dur!.”
Burak gözlerini kaçırmadı.
Sesi sakin ama kırılmıştı.
B: “Ben onu seveyim.”
E:"Sevgı mi, sevgi sadece masallarda olur"
Sonra arkasını döndü.
Ama yürürken bir an durdu.
Jovanka’yı kalabalığın içinde gördü.
Gözleri bir an yumuşadı.
Ama hemen sertleşti.
E: “Jovanka! Gel!”
Jovanka dondu.
Burak’a baktı.
Burak ona baktı.
İkisi de hiçbir şey diyemedi.
Elena tekrar bağırdı:
E: “BİRDEN!”
Jovanka irkildi ve annesinin yanına doğru yürümeye başladı.
Ama her adımda geride bir şey bırakıyordu.
Kalabalık yavaş yavaş yeniden hareket etti ama artık hiçbir şey aynı değildi.
Şenlik devam ediyordu…
Ama o an, iki kalp ilk kez açıkça ayrılmıştı.
Tek kelime etmeden yürüyordu. Yüzü taş gibi sertti. Jovanka da konuşmadı. Sanki konuşursa içindeki her şey dağılacakmış gibi susuyordu.
Köy yolunda iki kadın yan yana yürüdü ama aralarında görünmeyen bir duvar vardı. Rüzgâr bile o duvara değip geri dönüyordu.
Eve vardıklarında Elena kapıyı sertçe kapattı.
İçeride soba sönmeye yüz tutmuştu. Odanın içinde hafif bir is kokusu vardı. Elena hiç bakmadan mutfağa geçti. Ocağı yaktı, tencereyi çıkardı, yemek hazırlamaya başladı. Ellerini hızlı hareket ettiriyordu ama gözleri boştu.
Jovanka ise bir şey demeden ahıra indi.
Boz ineğin yanına oturdu. Bir süre sadece nefesini dinledi. Sonra elleri otomatik olarak süt sağmaya başladı. Parmakları soğuktan uyuşmuştu ama durmadı. Sütün kovaya doluş sesi, evin sessizliğini dolduran tek şeydi.
Dışarıda köy yavaş yavaş akşamın gölgesine girerken, ahırın içi loş ve sakindi. Jovanka’nın aklında hâlâ Elena’nın sesi, Burak’ın bakışı ve şenlikteki o son an vardı.
“Seni bırakmam…”
Ama şimdi o söz, uzak bir yerden geliyormuş gibi zayıftı.
Bir süre sonra süt sağmayı bitirdi. Kovayı kaldırıp mutfağa götürdü. Elena hâlâ yemek yapıyordu. İkisi göz göze gelmedi. Sadece işlerini yaptılar.
Jovanka sütü bırakıp yukarı çıktı. Elena arkasından bakmadı bile.
Üst kattaki odada Jovanka pencereden dışarı baktı. Şenlik alanı çoktan boşalmıştı. Ağaçların arasından sadece rüzgâr geçiyordu.
Elena da kısa süre sonra işi bitirdi. Sofrayı kurdu ama ne çok yemek vardı ne de bir sohbet. İki tabak, iki kaşık… ve ağır bir sessizlik.
Birlikte yemek yediler.
Hiç konuşmadılar.
Sadece çatal sesleri vardı.
Yemekten sonra Elena sofrayı topladı, ışığı kısmadan önce kısa bir an durdu. Sanki bir şey söyleyecekmiş gibi… ama söylemedi.
Sadece başını eğdi.
Evin ışığını söndürdü.
Üst katta Jovanka yatağına uzandı. Elena aşağıda kendi odasına geçti.
Ev karanlığa gömüldü.
Dışarıda rüzgâr hafif hafif esiyordu. Köy uykuya hazırlanıyordu.
Ama o evin içinde iki kalp, aynı çatı altında ama birbirinden çok uzakta, sessizce uykusuna teslim oldu.