2. bölüm · İMKANSIZ AŞK

2. BÖLÜM KARA HABER

Aryna Sabelenka

Dzvegor, o gece tarihinin en sert fırtınalarından birine uyandı. Dağlardan uğuldayarak inen rüzgar, taş evin ahşap panjurlarını dövüyor, çatıdaki kiremitleri yerinden oynatacak gibi esiyordu. Jovanka, sabahın beşinde gaz lambasının titrek sarı ışığına gözlerini açtığında odasının penceresinden dışarıya baktı. Göz gözü görmüyordu; lapa lapa yağan kar, sokakları, patikaları, hatta bahçedeki çeşmeyi bile yutmuş, Dzvegor’u bembeyaz bir kefene sarmıştı.
Jovanka, dışarıdaki taş merdivenlerden kayıp
Düşmemek için basamaklara tutunarak alt
Kata indi. Sobayı alelacele yakıp evi
Isıtmaya çalışırken yukarıdan gelen o amansız
Öksürük sesiyle irkildi. Babası Daniel, bu
Sabah dünden çok daha kötüydü. Nefes
Alırken göğsü adeta parçalanacak gibi
Olmuştu. Elena, gözleri ağlamaktan kan
Çanağına dönmüş bir halde taş
Merdivenlerden aşağı indi.
“Jovanka...” dedi annesi, sesi titreyerek.
“Baban dayanamıyor artık. Kasabadaki doktor
Haber salmış, şehirden gelen o eski otobüsle
Hemen kasaba hastanesine, oradan da büyük
Şehirdeki hastaneye gitmemiz gerekmiş.
Yoksa... yoksa babanı kaybedeceğiz.”
Jovanka’nın yüreği ağzına geldi.
J:”Ben de geleyim anne,”
“Olmaz kızım,” dedi Elena, kızının sarı saçlarını
Şefkatle okşayarak. “Ev, ahır, inekler sana
Emanet. Hem okulun var...”
Tam o sırada kapı çalındı. Gelen, köyün
muhtarının oğluydu. Kapının eşiğinde,
üzerindeki karları silkerek bağırdı: "Daniel
amca nasıl? Muhtar haber gönderdi, dağ
yolları kapandı, tipiden ötürü okul iki gün tatil
edildi! Ama şehre giden tek otobüs köy
meydanından kalkmak üzere, Daniel amcayı
yetiştirmemiz gerek!"
Okulun tatil olması Jovanka’nın omzundaki
yükü hafifletmemiş, aksine evdeki yalnızlığını
perçinlemişti. Birkaç saat içinde, muhtarın
oğlunun yardımıyla Daniel taş merdivenlerden
indi ve kızaklı bir arabaya bindirilerek köy
meydanındaki otobüse götürüldü. Elena,
kızına sıkıca sarılıp "Ev sana emanet Jovanka,
dualarımız seninle," diyerek otobüse bindi.
Otobüs, arkasında derin izler bırakarak sisli ve
karlı yolda gözden kaybolurken Jovanka
koskoca dünyada yapayalnız kaldığını hissetti.
Saat yediye gelirken Jovanka, tek başına ahıra
girdi. Boz ineği sağdı, güğümleri doldurdu
babasının demir arabasını bu kez karların
içinde tek başına itmek zorundaydı. Kar diz
boyuna geliyordu, adımları ağırlaşmıştı. Ama o
soğukta içini ısıtan tek bir düşünce vardı: Burak.
Köy meydanındaki birkaç eve sütü verdikten
sonra, ayakları onu kendiliğinden yukarı
mahalledeki o beyaz boyalı eve götürdü.
Bahçe kapısını itip ahşap kapıyı vurduğunda
kalbi yine deli gibi çarpıyordu.
Kapı yavaşça aralandı. Ama Jovanka
karşısında o siyah saçları ve yemyeşil gözleri
göremedi. Karşısında başında beyaz tülbenti,
üzerinde kalın hırkasıyla Burak'ın annesi
Hatice teyze duruyordu.
Jovanka bir an ne yapacağını şaşırdı, elleri
güğümün sapında donakaldı. Hatice teyze,
karların arasında tek başına dikilen,
dikkatle, biraz da mesafeli bir şüpheyle baktı.
Köy yerinde genç bir kızın süt getirmesi alışıldık bir şey
değildi; hep Daniel gelirdi.
"Buyur kızım?" dedi Hatice teyze, sesini düz tutmaya çalışarak.
Jovanka utançtan ve heyecandan kekeledi.
"Şey... Hatice teyze. Ben Daniel’in kızıyım,
Jovanka. Babam çok hastalandı, annemle bu
sabah şehirdeki hastaneye gittiler. Sütü ben
getirdim."
Hatice teyze kızın titreyen ellerine ve
soğuktan kızarmış yüzüne bakınca içindeki o
sert köylü kadını biraz yumuşadı. "Vah vah,
geçmiş olsun Daniel beye," dedi içini
çekerek. "Bekle içeriden bakracı getireyim."
Hatice teyze arkasını döndüğü an, evin
içindeki koridorda Burak belirdi. Annesinin
arkasından Jovanka’yı görmüştü.
Hatice teyze sütü alırken sordu: "Mektep de
tatil olmuş iki gün, duydun mu?"
"Duydum teyze," dedi Jovanka, gözlerini
Burak'tan kaçırıp önüne bakarak. "Evde
yalnızım şimdi, ineklere de bakıyorum."
Hatice teyze parayı kızın buz gibi eline bıraktı.
"Hadi çabuk git evine, fırtına kopacak yine,
kalma yollarda," diyerek kapıyı kapattı
Saat tam onu gösterdiğinde Jovanka yorgun
ve hüzünlü bir şekilde evinin ahşap bahçe
kapısını itti. Arabayı sundurmanın altına bıraktı
Eve geçip sobayı yaktı
biraz ısındı canı kahvaltı yapmak istemiyordu
bu yüzden bir bardak süt içip salonda uzandı
yorgunluktan uyuya kalmıştı
Kapının çalmasıyla uyandı
uyandığında saat gece çoktan 12' yi geçmişti
Jovanka doğrulup saçını örttü ve kapıya
doğru yöneldi kapıyı açtığında
Burak karşısında duruyordu
J:Burak senin ne işin var burda bir gören
olucak
B: İçeriye gelebilir miyim?
J:Gel
B:Jovanka ben sana bir şey itiraf edicem
J:Burak.....
Ellerini tuttu gözlerinin içine bakarak
B: Senden çok hoşlanıyorum Jovanka
seni gördüğüm ilk günden beri
J: Burak.... bende senden hoşlanıyorum
ama ikimizde biliyoruz bizim birlikte
olmamız imkansız. Sen müslümansın
Ben hristiyan
B:Jovanka yapma biz birbirimizi sevdikten
sonra herşeyi aşarız
J:Burak yapamam ailemi üzemem
ablam bu yüzden öldü korkuyorum
Burak Jovankaya sarıldı
Jovanka'da karşılık verdi
Burak’ın kolları Jovanka’yı öyle sıkı, öyle
Korumacı bir şekilde sarmıştı ki, dışarıdaki
Dondurucu fırtına bir anlığına yok oldu.
Jovanka, başını onun göğsüne yasladığında,
Burak’ın kalbinin de tıpkı kendisininki gibi deli
Gibi çarptığını duyabiliyordu. Gözlerinden akan
Birkaç damla yaş, kazağının yününe karışıp
Gitti. Ablasının acısı yüreğinde hâlâ taze bir
Yaraydı; aşk uğruna ödenen o ağır bedel,
Şimdi bir karabasan gibi tepelerinde
Dikiliyordu.
Burak yavaşça geri çekildi ama ellerini
Jovanka’nın kollarından ayırmadı.
B:”Ablan mı?”
Diye fısıldadı, sesinde derin bir şefkatle.
B:”Jovanka... Ben bunu bilmiyordum.”
Jovanka gözlerini yere indirdi.
“Kimse pek konuşmaz köyde,” dedi yutkunarak.
“O da müslüman dışından birini sevmişti.
Babamlar yüzünü bile şeytan görmüş gibi
Kapattılar, evden sürdüler. Hasretinden,
Kahrından hastalanıp öldü
Şimdi ben... Ben aynı ateşe nasıl yürürüm
Burak? Babam hsatanedecanıyla
Uğraşırken, annem oralarda ağlarken ben
Onlara bu darbeyi nasıl vururum?”
Burak, Jovanka’nın titreyen çenesini
Parmaklarının ucuyla hafifçe kaldırdı.
Gözlerinin içine öyle bir kararlılıkla baktı ki
B:”Seni o ateşe atmayacağım,”
Seni sürgün etmelerine, kahrından
Eritmelerine izin vermeyeceğim. Zamanı
Gelince, gideriz gerekirse. Ama şimdi bunu
Düşünme. Sadece... kalbinin bende olduğunu
Bileyim, bu bana yeter.”
Jovanka onun bu teslimiyetine, bu saf
Sevgisine karşı daha fazla direnemedi. Başını
Hafifçe salladı. Aramızdaki o görünmez ama
Devasa duvarlar hâlâ oradaydı ama bu gece, o
Duvarların gölgesinde birbirlerine
Sığınmışlardı.
“Gitmelisin artık,” dedi Jovanka, gözü
Duvardaki eski saate kayarken. Saat bire
Yaklaşıyordu. “Annene ne dedin de çıktın bu
Saatte? Biri görecek, ne olur git.”
Burak hafifçe gülümsedi,
B:”Annem çoktan uykuda. Fırtınada sesimi
Kimse duymaz zaten. Ama tamam, seni daha
Fazla tehlikeye atmayacağım.” Kapının
Mandalına uzandı, tam dışarı adım atacakken
Durdu ve Jovanka’ya döndü.
B:”Yarın sabah okul yine tatil.
J: Yarın süt çıkarmayacağım
B: Yarın bir şekilde gene gelicem
J:Burak saçmalama sabah gündüz gözüyle
Herkes görür
B:Merak etme gözükmeden erkenden gelirim
Gece eve geri dönerim
J:Tamam iyi geceler. Seni seviyorum.
B:Bende seni .
Mutfaktaki soba artık sönmeye yüz tutmuş
İçerisi hafiften serinlemeye başlamıştı.
Jovanka, tezgahın üzerindeki fitsilli gaz
Lambasını eline aldı. Evin dışındaki o dik, karlı
Taş merdivenleri bu kez hiç üşümeden, sanki
Ayakları yere basmıyormuş gibi tırmanıp üst
Kattaki odasına çıktı.
Gözleri yatağın başucundaki küçük haça ve
Duvara asılı Meryem Ana ikonasına kaydı
Babası Daniel şu an kim bilir hangi karlı
Hastane odasında nefes mücadelesi
Veriyordu. Annesi Elena ise bir başına
Ağlayarak dua ediyordu kesin.
Pencerenin önüne gidip . Ellerini göğsünde
Birleştirdi, gözlerini kapattı.
“Tanrım,” diye fısıldadı içtenlikle. “Babamı
Koru. Ona şifa ver, nefesini kesme. Anneme
Güç ver, onları sağ salim bu eve geri getir.
Beni de affet...”
Gözünden süzülen bir damla yaş yanağından
Boynuna doğru süzülürken içindeki o ağır taş
Hafifler gibi oldu. Gaz lambasını üfleyerek
Söndürdüğünde, odanın içini dağların
Üzerinden sızan beyaz ay ışığı kapladı.
Yatağına girip yorganı üzerine çekti. Dışarıda
Rüzgar panjurları dövmeye devam ediyordu
Ama Jovanka, hem babasının sağlığı için ettiği
Duanın huzuruyla hem de yarın sabah
Erkenden kapısını çalacak olan o Burak’ın
Hayaliyle gözlerini kapattı.
Burak söz verdiği gibi henüz güneş
Doğmadan, sokaklar zifiri karanlıkken ve hiç
Kimse uyanmamışken gizlice taş eve geldi.
Jovanka, kalbi ağzında kapıyı açtı ve Burak’ı içeri aldı.
Burak gün boyu sobanın odunlarını taşıdı,
Jovanka’ya yardım etti. Birlikte sobanın
Üzerinde pişirdikleri yemekten yediler, çay
İçtiler, uzun uzun ablasından, gelecekteki
İmkansızlıklarından konuştular. Burak her
Seferinde Jovanka’nın ellerini tutup ona güven
Verdi. Ancak saatler akıp akşam çöktüğünde,
Dzvegor dağlarının üzerine sadece karanlık
Değil, simsiyah bir uğursuzluk da çökmeye başladı.
Tam Burak gitmek için hazırlanıyordu ki, ahşap
Bahçe kapısının hızla açıldığını ve ardından
Eve doğru sert adımların yaklaştığını duydular.
Jovanka korkuyla yerinden sıçradı,
J:”Biri geliyor!” fısıldadı panikle.
Burak’ı saklamaya fırsat kalmadan, mutfağın
Kapısı sertçe vuruldu ve hemen ardından
Ardına kadar açıldı. Kapının eşiğinde, köyün
Muhtarının büyük oğlu, üstü başı kar içinde
Duruyordu. Nefes nefeseydi, yüzünde kapkara
Bir hüzün vardı.
“Jovanka...” diye söze başladı muhtarın oğlu,
“Şehirden... şehre giden postacı fırtınayı aşıp
Haber getirdi kasabadan. Baban... Daniel
Amca... Akşamüstü hastanede nefesi
Yetmemiş, ölmüş Annen cenazeyle yarın yollar
Açılınca gelecek.”
Jovanka duyduğu kelimelerle sarsıldı. Dünya
Ayaklarının altından kaydı, taş duvara
Tutunmaya çalıştı ama dizlerinin bağı
Çözülmüştü. “Baba...” diye fısıldayabildi
Sadece, göz yaşları bir sel gibi yanaklarından
Boşanırken.
Fakat haber getiren muhtarın oğlunun gözleri
O an Jovanka’dan ayrıldı ve mutfağın loş gaz
Lambası ışığında, köşede duran cüsseli
Karaltıya kilitlendi. Burak tam karşılarındaydı.
Gecenin bu saatinde, anası babası olmayan
Hristiyan bir kızın evinde Müslüman bir
Delikanlının ne işi vardı?
Muhtarın oğlunun şaşkınlığı anında yerini sert
Ve tiksinti dolu bir öfkeye bıraktı. Daniel’in
Ölüm haberinin getirdiği o yas havası, bir anda
Köyün o katı, acımasız ahlak duvarına çarptı.
Burak’a dik dik baktı, ardından Jovanka’ya döndü.
“Daniel amcanın daha toprağa bile toprağı
Gömülmeden, evinde bir Türk’ü mü
Ağırlıyorsun Jovanka?” dedi tiksinir gibi bir
Sesle. “Yazıklar olsun. Babanın kemikleri sızlayacak.”
Ablanın sonunu unuttun mu?"
muhtarın oğlu arkasını dönüp hızlıca
karanlıkta kayboldu
Jovanka, babasının ölüm acısı ve o an
yaşanan rezaletin şokuyla mutfağın ortasında
dizlerinin üzerine çöktü. Annesi hâlâ
şehirdeydi, yapayalnızdı ve artık
saklayacakları hiçbir sır kalmamıştı. Burak
hemen yanına diz çöktü, hıçkıra hıçkıra
ağlayan genç kızı kollarına aldı.
"Geçecek Jovanka, buradayım..." diye fısıldadı
ama ikisi de biliyordu; Hiçbir
şey eskisi gibi olmayacaktı
Ertesi sabah, mektebin tatil olduğu iki gün
bitmişti. Dzvegor’un dağ yolları nihayet
açılmış ve kasabadan gelen o eski otobüs köy
meydanına yanaşmıştı. Ancak otobüsten inen
sadece Elena’ydı; Daniel’in cansız bedeni
kasabadaki kilisenin aracıyla arkadan
geliyordu. Elena, gözleri ağlamaktan kan
çanağına dönmüş bir halde taş eve varıp
kızına sarıldığında, ev hüzünlü bir sessizliğe
gömüldü. Daniel, köyün küçük mezarlığına
dökülen karlar eşliğinde toprağa verildi.
Ancak acı sadece ölümle gelmemişti.
Muhtarın oğlunun o gece mutfakta gördükleri,
köyün dedikodu çarklarında çoktan dönmeye
başlamıştı
1 HAFTA SONRA....
Elena süt satmaya başlamıştı
son 2 ev kalmıştı zaten ikiside Elena'nın
çok yakından tanıdığı insanlardı
Kapı açıldı kadın Elena'ya
"Kocan hastanede can çekişirken Jovanka
evinde müslüman bir Türk'le başbaşaymış
Elena duyduğu şeyle şok yaşadı
Sütü verdikten sonra hızlıca eve ilerledi
Jovanka mutfakta oturuyordu
Elena içeriye hızlıca girip bağırdı
E:"JOVANKA BABABNIN CANI ÇIKARKEN SEN
O MÜSLÜMANLA BU EVDE MIYDIN? ABLANIN
ÖLÜMÜNÜ NE ÇABUK UNUTTUN? SENİ BU
KÖYDE YAŞATMAZLAR, BİZİ KİLİSEYE ADIM
ARTTIRMAZLAR"
J:"Mama beni bir dinle
E"Kes sesini Jovanka odana
çık bir süre gözüme
gözükme