4. bölüm · İkinci Madalyon
2.Kar ve Kırmızı
Müzik:
LP:Other People
Sia:The Greatest
Bir devlet görüldüğü gibi yönetilmez ve bilinmez.
İşte bu yüzden gösterişli geceler en büyük sırları saklar.
H.A
***************
Sanki ben ne zaman bir şey üzerine düşünsem üzerine gölge gibi çöekecek ideallerim vardı.Ya da korkularım.Sanki sevdiğim her şey de bu gölgenin altında ezilecekti.Umrumda bile değildi.Duygusal şeyler düşünmek yalnızca ergenlerin işidir.Büyük idealleri olanlar böyle metaforlara kapılmaz.
Ama ne zaman gece ansızın uyansam böyle şeyler düşünürken buluyordum kendimi.Belki de güneş tepedeyken çok baskılıyordum düşüncelerimi.
Gece boyu uyanıp durdum.Sürekli aynı rüya peşimi bırakmadı.Zaten toplasan iki üç saat anca uyuyacakken bir de bu, hiç hoş olmamıştı.Işık açık değildi.Bense gözlerimi aralamaya çalışırken başımın ağrısının dinmesini bekliyordum.
Yorganı biraz daha çektim birkaç dakika içerisinde zaten alarmım çalacaktı.Gözlerim kapanıyordu.Tam uyuyabilmişken uyanmam gerekiyordu ve ben kesinlikle bu histen nefret ediyordum.
Alarmım çalmadan kapattım ve yataktan kalktım.Camlar kapalı olmasına rağmen rüzgarın uğultusu duyuluyordu.Boynum da tutulmuş gibiydi.Derin bir of çektim.
Her gün aynı motivasyonla uyanmayı beklemezdim zaten.Zihin her zaman size düşmandır.Sürekli daha çok uyumak ister tıpkı bir bebek gibi.Ama onu karşınıza alıp ağlamasına göz yumarak istediğini vermediğinizde size hizmet eder.
Boynumu kütlettim.Zemin soğuktu.Kalın,polar ve parmak geçişleri olan bir badi altına yine polar bir tayt aldım.Kalın uzun çoraplarımı giyerken paten çantamın içerisindeki tozluk ve diğer çorapları da değiştirdim.
Kıyafetleri yanıma alıp dar tuvalete girdim hafif çatlamış,minicik bir ışıkla aydınlanan küçük aynanın karşısında yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım.
Kıyafetlerimi giyinip saçlarımı sıkıca topladım ve çok daha sıkı bir şekilde örüp onu da bir topuza çevirdim.Daha muntazam durması için tarakla arkaya doğru ittirip iyice yapıştırdım.
Paten çantamı kontrol ettim.Ayak parmaklarımdaki morlukların ve su toplamış kısımların üzerine bant yapıştırmam gerekiyor ama daha fazla ses yapamazdım çünkü saat gece dördü bulmuştu.Diğerlerinin uyumak için iki saati daha vardı.
Mutfağa gidip dolabı karıştırdım.Hazır sandviç paketlerinden birini çantama attım.Daha sağlıklı beslenmeliydim ama acele ettiğim zamanlarda buna fırsat olmuyordu.
Badinin üzerine bir kazak ve bir hırka daha geçirdim.Hava yine çok soğuktu.Gecenin bıraktığı kar, hızlı sistemlerle kürenmiş olsa da soğuk hala soğuktu.Üzerime tekrar montumu geçirip eldivenlerimi de taktım.Telefonumu ve anahtarımı en son da cüzdanımı alıp kapıya yöneldim.
Gitmeden önce salonda uyuyan Yekta'ya bakma ihtiyacı hissettim.Doğru olanı yapmıştım.Salonun penceresi soğuk hava alıyordu ve Yekta'nın yorganı da yere düşmek üzereydi.Ağır yorganı tekrar üzerine atıp dışarıya doğru sarkıttığı bileğinin altına bir yastık oydum.
"Bir insanın uyurken bile kendini bu kadar kaybetmesi salak olduğunu gösterir."Camın önüne ilerleyip yastıklardan iki tanesini soğuk giren kısmın önüne koydum.
Soğuktan kemiklerim çekiliyordu sanki.Böyle zamanlarda sıcak yatağından ayrılmak hep biraz daha zor oluyordu.
Evden çıkarken bere de taktım montum da zaten yüzümü ağzıma kadar kapatıyordu.Yurt binasından aşağıya indiğimde ise diğer takımın servisini gördüm.Şaşkınlıkla kaşlarımı çattım.
Asya Boran ve Mayra Karaca önden diğer kızlar da arkalarından bindi servise.Bu saatte başlamamaları gerekiyordu.Onların son zamanlarda yaptığı bu minik oyunlar sinirlerimi bozmaya başlamıştı.
Olimpiyatlar yaklaşıyordu ve kesinlike hücuma geçme vakti gelmişti.Sorelin normal şartlarda gerçekten iyi bir antrenördü.Ülkeye getirdiği tonla madalya ve hareket vardı.Ne zaman hücuma geçmesi gerektiğini de bilirdi.Ama uzun zamandır durgundu.
Onlara görünmeden binanın kenarında bekledim.Daha sonra da ilk otobüs seferleri için meydana yürümeye başladım.Yurt binası büyüleyici boğaza ve meydana yakındı.Zeran'ın sporcular için tahsis ettiği bir binaydı.Özel sporcu yurtları piste daha yakındı ama bu yurtlar zaten hak kazananlar içindi.
Küçük yaştaki sporcular alt katta kalırdı ve ailelerinden uzakken onları gözetecek görevliler atanırdı.Büyükler ve bizler de üst katlarda kalırdık.
Neyse ki diğer takımdakiler yan binadaydı ve bir nebze de olsa uzaktı.Onları görmek istemezdim.Ne zaman bir rakibimi görsem kemikleirm gerilirdi.Benden iyi oldukları en ufak an bile beni kül ederdi sanki.
Durağa yaklaşırken sokaklardan birinde, her zaman gittiğim o pastaneye girdim.Soren patensi herkesin bilmediği ama bilenlerin müdavimi olduğu bir pastaneydi.Ve en güzel özelliği yedi yirmi dört açık olmalarıydı.
En ünlü yanı ise Zeran'ın geleneksel tatlısı olan Felamiye Turtasını muhteşem yapmalarıydı.Turuncu yuvarlak tırtıklı bir görünüşü vardı.Hamurunun içindeki bir sırdı.Üstünde ise yaban mersini olurdu bir de krema.Görüntüsü bile harikaydı.
Ama tabii ki sağlıklı bir sporcunun her zaman tüketeceği bir şey değildi.Beni gören Füsun abla gülümsedi.
"Bugün yine erkenciyiz."
Başımı olumlu anlamda salladım."Yine başka pistlere düştüm."
Güldü."Ben bir,"sözümü bitirmeden bardağı kasaya koydu.
"Filtre kahven."
Gülerek kahveyi elime aldım ve parayı da kasaya bıraktım."Çok sağol."
"Ne demek,ülkemizin gururu için az bile."
"Şımartıyorsun beni."
"Hak ediyorsun İlkay."dedi anaç bir gülümseme ile.Başımı sallayıp çıktım.Soğuğun yüzüme sertçe çarpmasıyla gülümsemem hemen söndu.Bıkkın bir nefes verdim."Belki bende fazla pozitif bir insan değilim ama şu gülümsemelerimiz biraz uzun sürebilir."
Başımı iki yana salladım.Otobüs geldiğinde içi bomboştu.Otobüs şöförü gülümsedi bu halimde."Günaydın."dedim sinir bozukluğuyla gülerek.Kartımı okuttuğumda zaten sporcu olduğum için ücretsiz geçiş yazısı görüldü.
Yerime oturup başımı cama yasladım ve birbirine dolanmış kulaklıklarımı beremin altından geçirip mp3 çaların düğmesine bastım.Müzik için bilerek mp3 kullanıyordum telefon çok dikkat dağıtıcı bir unsurdu ve müzik için ona bağımlı olursan hep taşımama gerekirdi.
Kahvemi içip içimin ısınmasını umdum.Sandviçimi yerken telefonumu açıp dün geceki gösteriyi izledim.Herkesin nasıl kaydığını analiz etmek istedim.Sıra bana geldiğinde ise neredeyse durağı kaçırıyordum.
Hızla otobüsten atlayıp yaklaşık bir on kilometre tempolu biçimde yürüdüm.En azından ısınmış oluyordum.Burası bizim çalıştığımız pistten sadece biraz küçüktü ama fazla bilinmiyordu çünkü şehirden uzaktı ve çevresinde az şey vardı.Karlı bir ormanın ardında gibi duran yuvarlak binanın içindeydi pist.
Zaten Zeran'da buz pistinden fazla bir şey yoktu.Güvenlikte oturan adam beni görünce gülümsedi.Elime giriş kartını verirken,"Saat sekize kadar halk seansları açılmayacak."
"Zamboni kaçta girecek?"
"Sekizden önce."
Başımı yana yatırdım.Hızla,"Bu sefer olmaz."dedi.
Kaşlarımı kaldırdım."Halk seanslarından önce, buzda bir sorun olduğunu geç başlayacağını söylersin olur biter."
Derin bir nefes aldı ve başın olumlu anlamda salladı.
"Bu iyiliğini unutmayacağım."dedim gülerek.İçeriye girerken peşimden gelip duvardaki şalterleri indirdi ve pistin aydınlanmasını sağladı."Kapatmadan önce zaten zamboni dolaşmıştı buz tertemiz ve pürüzsüz."
"Harikasın."
Eski yerine dönerken söylendi,"O madalyayı almazsan bozuşuruz İlkay."
Soyunma odasına eşyalarımı koyup montumu çıkardım.Daha sonra ısınma alanına geçtim.Sorelin bugün alıştırmaların üzerine düşecekti.Atlayışların ve dönüşlerin olabildiğince esnek olmasını sağlayacaktı.Antrenörüm olmadan patensiz, teknik hareketlerin üzerinde durmam güç olacaktı.Birinin bana yardım ediyor olması gerekirdi.
Bu yüzden ısınmanın ardından patenlerimi bağladım ve piste çıtkım.Aceleci gelebilirdi ama bugünkü amacım zaten aceleyle hatalı yaptığım hareketleri düzeltmekti.Daha esnek olmalıydım.Daha temiz ve daha estetik.
Guardlarımı çıkarır çıkarmaz buzun patenlerimle yaptığı gıcırtılı sesini duymamla başımı sağa sola yatırarak çıtlattım.Bu hissi seviyordum ne olursa olsun.
Her adımladığımda saatlerce ağlayarak kendini buza gönderen o kız aklıma geliyordu.Hayatında ilk defa bir şeyi bu kadar çok isteyen o kız.
Omuzlarımı sarstım.Birkaç tur pistin etrafında dönüp hareketlerimi ve bedenimi kontrol ettim.Ellerimi salladıktan sonra orta alana yaklaştım.Bugün dönüşlere çalışmam gerekiyordu.Zaten gece antrenmanına gittiğimde Sorelin de dönüşlerin üzerinde duracaktı.
Acaba gece antrenmanından da mı men edilmiştim?Başımı iki yana salladım.Ne Sorelin'in uzaklaştırmalarını ne de saçma sapan detayları düşünme zamanı değildi.Ben antrenman yaparken hiçbir şey dikkatimi dağıtamazdı.
Yarım saatin sonunda ayak parmaklarımın çok ağrıdığını hissettim.Aynı zamanda ayağımın yanı da su toplamıştı.Böyle şeylerin beni durdurmasından nefret ediyordum.Öfkeyle buzdan çıkıp oturdum ve paten çantamı yanıma aldım.
Su toplayan ayağımın yan kısmına yara bandını yapıştırıp ayak parmaklarıma da aynısını yaptım.Birkaç saat daha antrenman yapmaya devam ettim lakin kesin olan şeylerden biri tek başıma yüzde yüz verim alamadığımdı.Sona yaklaşırken yine hazırladığım plan çizgisinden çıkmıştım.Aklım geceye gidiyordu ve belki de onlarca kez aynı atlayışları deniyordum.
Tek ayağımın üzerine sert bir iniş yaptığımda su toplayan kısmının patladığını hissettim.Acı sebebiyle de inişin ardından kenara doğru düştüm.Başımı iki yana sallayıp derin bir nefes aldım ve tekrar ayağa kalktım.
Saat öğlene yaklaşırken günübirlikçiler daha yeni geliyordu.Kalabalık bir sınıf gibi duruyordu.Haftalık beden eğitimi derslerinde bu pisti kullanıyor olmalılardı.Görünmeden uzaklaşmalıydım.Pistten çıkıp hızla soyunma odasına ilerledim.
Üzerime kazağımı hızla geçirip çantamı topladım ve otobüs durağına geri döndüm.Otobüsteyken Ulya mesaj atmıştı.Öğle yemeğini diğer pistin yanındaki restoranda yiyeceklerdi.Bu yüzden olimpik pistin önünde indim.
Adımlarım kara gömülürken gösterişli ama bir o kadar yalnız pist binasına baktım.Bu pisti diğerlerinden ayıran öğrenci yurtlarına yakınlığıydı ve zaten milli sporcular için inşa edilmiş olmasıydı.Aynı zamanda stadyuma da yakındı.
Şehri ayakları altına alan bir şato gibi gelirdi bana.Buraya ilk adımımı attığım gün başımı çevirip baktığımda Zeran' ı gerçekten gördüğümü hissetmiştim.
Şehrin ışıkları,yoğun mimariye sahip kahverengi binaları ve boğazı.Her biri büyüleyici görünürdü bu pistten.Hemen yanındaki restorana ilerlerken hava almaya çıkmış Sorelin'i gördüm.Yanında ise diğer antrenörlerden biri vardı.Sinirli duruyordu hızla bir şeyler söylüyordu.
"Ne bu öfken cici kız."Yekta'nın sesini duyunca başımı çevirdim.
Paten çantasını koluna takmış siyah antrenman kıyafetlerini giymişti."Ne siniri?"
"Sorelin'i yiyecek gibi bakıyorsun."
Beraber yürümeye başladık."Ne yiyeceğim be o kadını.Eti de serttir."
"Bence de."
Güldüm istemsizce.Yekta kolunu omzuma attı."Senin bileğin nasıl oldu?"
"Düne göre iyi.Buz koymam gerekiyordu ama ihtiyacım kalmadı.Sorelin sabahın köründe beni buza diktiği için."
"Gelmeseydin gömerdi."
"Buz seviyorum ama buza gömülmek istemem."
Güldüm.Öğlen vakti olmasına rağmen hava kapalıydı.Bu yüzden restoranın,duvarlar arasında sarkan ışıkları etrafı aydınlatıyordu.Kapıdaki led ışıkları ve süslemeler de içerideki sıcaklığı dışarı vuruyordu adeta.
Kapıyı açar açmaz zil sesi de kulaklarıma doldu.Kahverengi yuvarlak şekilde dizilmiş masaların ilerisinde siparişlerin alındığı bir bar vardı.İki şömine,yağan karın büyüleyici görüntüsünü gösteren camlara yakındı.İçerisi loş,sarı ışıklarla bezenmişti ve çok daha sıcak bir hissin uyanmasını sağlıyordu.
Şöminenin yanındaki masada oturan Ulya'yı görünce keyfim yerine gelmişti ta ki karşı masadaki kalabalığı ve pastayı görene kadar.
Çünkü Asya Boran elindeki büyük,çilekli pastayı Peraç Toygun'a uzatmış gülümsüyordu.Takımın diğer,tabiri caizse figüranları da alkışlıyordu.
Sertçe masaya oturdum,"Ne bu şimdi?"
Ulya kollarını önünde birleştirdi."Peraç beyin gelişini kutluyorlar."
"Benim bildiğim takıma yeni biri geldiğinde kimse kutlama yapmaz."dedi Yekta iğneleyen bir tonla.
"Öyle deme Yektacım o sadece yeni biri değil.O,senin ayağını kaydıracak olan bir erkek."dedim kinayeyle.
Yekta başını salladı,"Doğru söylüyorsun İlkaycım en iyisi gidip gelişini kutlayalım.Ne demişler bkemediğin eli öpeceksin."
Keyifle ayaklanırken Ulya kolumu tuttu."Sorelin 'in siniri tepesinde.Takımın sponsorları da akşam magazine düşecek herhangi bir davayı kaldırmak istemez."
Kaşlarımı kaldırıp Ulya'ya baktığımda dudaklarını birbirine bastırıp derin bir nefes aldı."Fazla kaba olmadan hadlerini bildirebilirsin."
"Sağol izin verdiğin için Ulya Roven.Bu iyiliğini unutmayacağım."
Ulya bıkkın bir nefes verdi.
Karşı masaya doğru ilerleyip kolumu Mayra'nın omzuna attım,"Demek pasta kesiyorsunuz ve bize ikram etmiyorsunuz."
Yekta da bir sandalye çekip oturdu,"Neyi kutluyoruz bakalım?"
Asya her zamanki gibi çenesini kaldırdı."Sizi pasta kesmeye davet etmememiz bence de kabalık.Ama bugün gelemezsiniz diye düşünmüştüm."dilimden bir çatal alıp keyifle ağzına attı.
"Neden gelmeyelim Asyacım,yüzümüzü kızartacak bir şey yapmadık sonuçta."yanımda duran kızın elindeki tabağı ve çatalı alıp ben de aynı edayla ağzıma bir lokma attım.
Asya,bir hata yapsa bile bunu asla belli etmezdi.Hem patende hem de hayatta onu öne çıkaran şey bu soğukkanlı tavrı ve deneyimleriydi.
Yüzünde mimik oynamadı."Aslında Yekta'nın sakatlığından bahsetmiştim. S Sen de sabah gelmedin,hakkındaki dedikodular da epey arttı sonuçta.
Yekta ile birbirimize bakıp güldük."Dedikodular ancak şanımı yürütür Asyacım.Ama senin şu şaibeli altın madalyan hakkında yayılan dedikodular şanından çok başka bir şeyi yürütmüş gibi."
Asya aynı rahat tavrını bozmadı."Asılsız oldukları gayet aşikar."
Başımı salladım."Elbette,biz zaten dedikodulara itimat edecek kadar aptal değiliz."gözlerinin içine uzun baktığımda gülerek başını iki yana salladı.
Yekta,"Her neyse size afiyet olsun,"ayağa kalktığında kolun tekrar omzuma attı ve beraber masamıza dönmeye başladık,"tabii zaten yeterince tok duruyorsunuz!"dediğinde kendimi tutamayıp gülmeye başladım.
Tam oturacakken Asya bağırdı,"Gecenin etkisi pek geçmemiş herhalde."
Yekta göz devirdi."Gecenin etkisi geçer Asya ama ülkenin en iyi erkek patinajcısı olmanın etkisi hiç geçmiyor.Hep bir rüyada olmak gibi.Rakipsizliği tatmanı öneririm."
Başımı salladım."Tabii daha kendi takımında korkundan ön plana çıkarmadığın patenciler dururken bunun olması pek mümkün değil."
Yerimize oturduğumuzda Peraç Toygun ayağa kalkıp pastasından bir dilim aldı ve Asya'nın yanına geçti."İnsanlara rahatın batması ne korkunç bir şey değil mi ablacım?Ya da güç zehirlenmesi yaşamaktan kör olmak."
En sonunda Yekta,"Sen dua et bizim kör numarası yaptığımız başka durumlar da var."dediğinde Peraç geri adım atmadan o gıcık gülümsemesini sundu ve uzunca baktıktan sonra arkasını döndü,"O halde bu hoşgeldin partisini güzel bir şarkıyla taçlandıralım."Sarı saçlarını geriye doğru savurdu.
Karşı takımın patencilerinden sesler yükseldi.Ekipteki birkaç kız Peraç'ın yanına ilerlerken Paraç iki kızı kollarının altına aldı.
"Ne demiş atalarımız,sporcunun yalnız çevik olanı değil ahlaklı olanı makbuldür."Yekta'nın dediği şeyle güldüm.
"Geçici birkaç zaferi kutlasınlar bakalım."
Ulya,"Bugün antrenmanda da gayet iyilerdi.Takımlarına gelen tek kişi Peraç değil birkaç yeni patenci de dahil olmuş."
Kaşlarımı çattım."İyi ama olimpiyat kampından önce yeni patencileri kabul etmek ne kadar mantıklı?"
Ulya başını iki yana salladı,"Hiç mantıklı değil sayıyı arttırarak dikkat dağıtıyorlar.Aynı zamanda çoğunun buz öncesi antrenmanları da bu pistin spor salonlarında."
"Ülkede zibilyon tane buz pisti var neden olimpiyatlara gitmeyecek insanlara burayı veriyorlar."
Yekta arkasına yaslandı."Cevap gayet açık,Karan bey siyasi çevresini kullanmayı seviyor.Peraç'ın babası da cabası."
"Dur bir dakika Peraç'ın babası kim?"
"Berat Toygun.Bu sabah annem anlattı.Gösteriyi izlerken Peraç'ı gördüğünde şok olmuş.Babası,ülkenin en büyük iki avukatlık şirketlerinden birine sahip."
"Yani babanla rakipler,"dedim şaşkınlıkla,"bu ne kadar iğrenç bir tesadüf."
Yekta başını salladı."Tesadüf olmaması için bir sürü sebep aradım ama evet,tesadüf.Peraç'ın gruba babası sayesinde girdiğini düşündüm ama hayır,babasının Berat Toygun olduğu bile yeni duyulmuş."
"Neden duyurmak istemesin ki?"diye sordu Ulya.
Bu esnada yanımıza garsonlardan biri geldi.Tavuk ve salatadan oluşan tabakaları önümüze koydu.Bir de su bıraktı.
Yekta Ulya'nın sorusuna cevap vermedi.Ama gözlerinden bildiği belli oluyordu."Ne susuyorsun Yekta söylesene bir şey."
"Yok abi ben bunu söyleyemem."
Ulya ile aynı anda ciddi misin diye bakarken Ulya,"Sakın ağzında bakla ıslanıyormuş gibi yapma Yekta.Sen kendi sırlarını bile saklayamazsın."
Yekta kollarını önünde birleştirip Ulya'nı gözlerine uzunca baktı,"En büyük sırrımı biliyor olman sır saklamadığım anlamına gelmez."
Ulya güldü"Ya ne anlamına gelir?"
"En büyük sırrım zaten sensin Ulya."
Ulya güldü ve arkasına yaslanarak başını iki yana salladı.
"Ne yani bu Berat Toygun'un olayı?"diye sordum merakla.Bu sırada salatadan birkaç çatal adım.
Yekta dayanamayarak masanın ortasına doğru eğildiğinde biz de aynısını yaptık.Fısıltıyla,"Babası bu paten işini çok desteklemiyormuş."
"Neden?"diye sordum aynı fısıltıyla.
Yekta dudak bükerek bilmediğini gösterdi,"Bu yüzden bu zamana kadar pek ortaya çıkmamış."
Ulya"Ne değişmiş peki?"diye sordu.
Yekta yine dudak büzdü.Tekrar geriye yaslandım,"Bir şey öğreniyorsun onun da detayı yok."
"Sana detay verme borcum mu var İlkay?"
"Evet var."dedim hızla.
Çantamdan telefonumu alıp mesajlarıma bakarken tabağımı bitirdim.Ansızın ekrana bir yazı düştü.Sorelin acilen kulüp odasına gelmemizi bekliyordu.
"Hızlı yiyin Sorelin kulüp odasına bekliyor."
Yekta bıkkın bir nesef verdi."Şu kadın bizi ne zaman kulüp odasına çağırsa ağzımıza ediyor."
Başımı olumlu anlamda salladım.Restorandan çıkar çıkmaz eldivenlerimi giyip düzelttim.Binanın içine ardından da eksi birinci kattaki kulüp odasına geldik.Diğer patenciler de buradaydı.Biz gelir gelmez iki yana açılıp ortaya geçmemize izin verdiler.
Sorelin bizi görür görmez kollarını önünde birleştirdi.
"Neden en son siz geliyorsunuz?"
"Mesajı geç gördük efendim."dedim hızla.
Başını olumlu anlamda salladı ve derin bir nefes aldı."Cumhurbaşkanımız Polat Onuray bu akşam sporcularıyla yemek yemek istiyor.Yemek,cumhurbaşkanlığının sarayında olacak."
"Neden bu kadar ani bir yemek düzenledi ki?"diye sordu Ulya.
"Sporcuların önden hazırlık yapmasını istememiş.Yemeğin oldukça samimi olmasını istemiş."
Polat Onuray hep böyleydi.Üçüncü iktidarıydı.Üç seçimdir neredeyse yüzde doksanlık bir oyla seçiliyordu.Bunun sebebi yalnzıca muhalefetin kamuoyundaki mevcudiyeti değildi.Polat Onuray gerçekten iyi bir cumhurbaşkanıydı.Sporcularla sık sık görüşürdü.Onun sayesinde Zeran yalnzıca kış olimpiyatlarında değil dünya olimpiyatlarında da adını altın madalyalara yazdırıyordu.
Ansızın halkla toplanmaktan, önceden hazırlanmamış sorular almaktan ve sporcularla görüşmekten de çekinmezdi.Ama Zeran'ın gördüğü ilk iyi yönetici şüphesiz o değildi.Zeran,tarihinden bu yana olabilecek en demokratik şekillerde yönetildi ve halk hep refah içindeydi.
"Ben orada olmayacağım.Takımın geri kalanı siz üçünüze emanet,"dedi Sorelin bizi göstererek.Yekta kulağıma eğildi,"Bizi aklı başında zannetmesi beni inanılmaz onore ediyor."
"Ulya ve ben zaten aklı başında insanlarız o yüzden bir tek sen onore oluyorsun."
Yekta göz devirip önüne döndü.
"Birazdan araçlar kalkışa hazır olacak, sizler de çıkabilirsiniz,"tam arkamı dönerken Sorelin'in sesini bir kere daha duydum,"İlkay sen kal."
Adımlarım durdu.Herkes çıkarken Ulya çıkmadan önce bana bakıp gülümsedi ben de ona gülümsedim.Yekta sessizce,"Bölüm sonu canavarına denk geldin."dedi.
Güldüm onların ardından.Sorelin,"Kapıyı kapat ve önüme bir sandalye çek."dedi ruhsuz bir tonla.
Dediğini yapıp önüne oturdum ve kollarımı önümde birleştirdim."Aynı şeyleri söyleyeceksin biliyorum.Bir daha yapmayacağım ve sakin olacağım."
Sorelin yutkundu ve hiçbir şey söylemedi.
"Sabah hangi piste gittin."
"Merkezin ilerisinde ağaçlık bölgenin arkasında olana."
Sorelin başını salladı."Çok çalışıyorsun."
"Çok değil."dedim hızla.
Sorelin bu defa gülümsedi ama bu sevimli bir gülümsemeden çok uzaktı.Kollarını dizlerine yaslayarak öne doğru eğildi,ardından sandalyenin altından tutarak beni kendine doğru yaklaştırdı sertçe gözlerime bakarken gerilmiştim.
"Diğer tüm öğrencilerimden çok daha fazla çalışıyorsun ama hala dağınıksın."
"Toparlarım."
Başını olumsuz anlamda sallayıp acıyan gözlerle baktığında ona aldanmadım."Dağınık olmanın sebebi ne biliyor musun İlkay?"
"Ayda bir beni antrenmandan kovmanız."
"Bana küstah cevaplar verme!"sesi yükseldi.Ardından nefesini verdi.Sesi tekrar tekdüze bir hale geldi.
"Sebebi,sürekli burnunun dikine gidiyor olman."
Sessiz kaldım.
"Belki de bu kadar burnunun dikine gidiyor olman rahatlığın bir sonucudur."
"Anlamadım efendim."
"Yerini kesin görmeyi bırak."
Adeta kalbime saplanan bir ok zihnimi delip geçti.İnandığım her şey ve zorlukla birbirine yapıştırdığım ahşap parçalardan oluşan o ev yıkılıp gitti.Ansızın duyduğum birkaç cümle hayatımı adadığım birkaç inancı yıkmaya yetiyordu işte.Çünkü yaptığım hiçbir şey sapasağlam geçmişe sahip olmuyor, yalnzıca bugünün rüzgarıyla inşa ediliyordu.Ve çok daha kuvvetli bir fırtına yıkıp geçiyordu.
"Anlamadım."dedim tekrar gözlerimin dolmasına engel olmaya çalışarak.Ya da anladığım şey olmasını istemedim.
"Olimpiyat kampındaki yerin sallantıda."
Derin bir nefes alıp başımı arkaya attım,zorlukla yutkunurken içimdeki ısı dışarıya vurup öfkeyi oluşturdu.
"O olimpiyatlara götürecek üçten fazla iyi derecede öğrencin yok.Benden daha iyi de yok."
"Birkaç ay içerisinde senin gibi yapabileceğim tonla öğrenci var."
"Sürekli aynı tehdidi savuruyorsun,çocukluğumdan beri yerime aynısını koyabileceğin insanlarla tehdit ediliyorum."
"Demek ki kimse vazgeçilmez değil."
O,umursamaz cevaplar verirken benim cümlelerim hızlanmış ve gözlerim yanmaya başlamıştı.
"Önümüzdeki olimpiyatlar için vazgeçilmezim."
"Korkunç bir hayalin peşinde inanmayacağım şey yok değil mi İlkay?"
Hızla ayağa kalktım."Bul hadi,üç ay içerisinde o atlayışları yapacak birini bul Sorelin!Kemikleri kırılana kadar antrenman yaptıracağın bir kişiyi daha bul!"
Sesimi yükseltmemle o da ayağa kalktı,"Benimle saygılı konuş."
"Ne zaman sözünü dinlemesem aynı şeyleri yapıyorsun ve ben bundan çok bıktım.O olimpiyat kampına da bensiz gidemezsin."
Sorelin sertçe omuzlarımdan tutup beni duvar yapıştırdığında sırtımın acıdığını hissettim.Sertçe çenemi tutup sıktı ve yüzüme iyice yaklaştı,öfkeden gözü seyiriyordu,"Karşımda sadece sürekli hayal kuran bir kız çocuğu görüyorum."
Acıyla inledim.
"Potansiyelini harcıyorsun.Gerçekten de en iyisi olabilecekken saçma sapan oyunlarla uğraşıyorsun.Tutkunu heba ediyorsun."
Çenemi sıkmayı bıraktı.
"Sen de başka şeylere öfkelenip benden çıkarıyorsun."omuzlarımı biraz daha sıktı.
"Sözümü dinlemeyip bana saygısızlık yapacak bir öğrencidense potansiyeli biraz daha düşük ama üçüncü olabilecek birini isterim.Zaten takımımdan herhangi biri birinci olur."
"Son olimpiyatlarda öyle olmadı ama Asya Boran madalyayı alırken ben kenardaydım."
"Asya'nın durumu tamamen farklı ama bu sefer öyle olmayacak ilk üçte o takım yer almayacak."
Omuzlarımı bırakınca kapıya doğru sıyrıldım."Ne biliyor musun Sorelin bunun olabilmesi için bana ihtiyacın var."
"Sana ihtiyacım yok."dedi hızla.
"Evet var.Çünkü üçüncü olacak uysal bir kızdansa birinci olacak birine ihtiyacın var."
Sorelin derin bir nefes verdiğinde öfkeyle çantamı alıp çıktım ve kapıyı sertçe kapattım.Dışarıya çıktığımda soğuk hava yüzüme vurdu ve yanan gözlerimin üzerinden geçip gitti.
Ağlamayacaktım.Kampa kadar düzeltmem gerekenleri düzelttikten sonra zaten beni alacaktı.Sorelin işini şansa bırakmazdı, ne olursa olsun.Ve ben şansı her zaman kendi tarafıma çekmek zorundaydım.
Araçlar yoktu.Beni almadan gitmiş olamazlardı.Etrafa biraz daha bakındığımda ise gerçekten de unutmuş olacaklarını düşündüm.Derin nefesler alarak duvarın yanına ilerledim ve kara aldırış etmeden oturup dizlerimi kendime doğru çektim.
"Bir kere olsun yolunda gitsin."sesim bir fısıltıdan farksızdı ve boğazım yanıyordu.
Akan gözyaşımı hızla sildim.Ne kadar zamana geçti bilmiyorum ama akşam oluyordu.Soğuğun zihnimi de dondurmasını beklerken karın üzerinde siyah, bir çift ayakkabı gördüm.Başımı kaldırmadım.Yanımda geçip giderdi zaten.
Ama öyle olmadı.Her kimse duvara,yanıma oturdu."Sizi burada unutmaları onların talihsizliği."
Tanıdık sesle başımı kaldırdım.Yanımdaki adamın yüzünü incelerken o karşıya bakmaya devam etti.Sesi tanıdık olsa da yüzünü hatırlayamadım.
"Bana kalırsa unutulacak bir isim değilsiniz."
"Bak eğer şu hayran bozuntularından biriysen lütfen git.Hem sizi kim aldı içeriye?"
Gülümsedi adam.O da kumaş pantolonuna rağmen dizlerini kendine doğru çekti ve başını bana çevirdi.Sivri bir çehresi vardı.Esmer bir tene ve koyu kahve gözlere sahipi.Acı kahve de denebilrdi.Saçları da aynı koyuluktaydı yüzü de yeni traş olmuşa benziyordu.
"Hayran bozuntusu olmadığıma emin olabilirsiniz.Ama hayran olmadığımı söyleyemem."
"Ne anlatıyorsun kardeşim sen gitsene işine."
"Tam olarak işimi yapıyorum aslında,"ayağa kalkıp elini uzattığında ona alttan bakıyordum.Arkasındaki arabayı gösterdi,cumhurbaşkanlığının özel araçlarındandı.
"Kendim kalkarım."duvara tutunarak ayağa kalktığımda güldü.
"Soğuktan donmamı mı bekeledin?"
"Kabasın."dedi hızla ve gülerek önümden geçip uzun limuzinin kapısını açtı,"Buyrun lütfen."
İçeriye geçip oturduğumda o da karşı çaprazımdaki koltuğa oturdu.Şoförün duyması için yanındaki düğmeye basıp,"Kalkabiliriz."dedi.
Araba hareket ederken hemen yanında bulunan pastane kutusunu aldı,"Kurabiye ister misiniz?"diye sordu kibar ses tonuyla.
"Sevmiyorum."dedim camı seyrederken.
"Sert kurabiye mi sevmiyorsunuz?"
Ona bakıp başımı olumlu anlamda salladım.Gülümsedi,"Ama bunlar yumuşak ve çikolatalı."
Çikolatalı ve yumuşak kurabiyeler kesinlike benim zaafımdı.
"O zaman bir tane alabilirim."
Güldü ve kutuyu uzattı.Bir tane ağzıma attığımda acıktığımı anlamıştım kaç saattir orada oturuyordum?Hava kararmıştı.
"Üşümüş olmalısınız."kaloriferlerin ayarını yükseltti.
"Teşekkür ederim."dedim kollarımı önümde birleştirerek.
"Neden beni almadna gitmişler?"
"Ufak bir karışıklık olmuş.Gönderilen araçlarda yer kalmayınca sizi daha sonra alacaklarını söylemişler."
"Sayıya göre gönderilmemiş mi?"
"Zannedersem birkaç yeni sporcu varmış."
Başımı salladım."Yemek başladı mı?"
Başını olumsuz anlamda salladı."Cumhurbaşkanımız birazdan teşrif edecekler."
Yine başımı sallayıp telefonumu elime aldım.Şarjı bitmek üzereydi.Ulya ve Yekta aramıştı."Telefonunuzu kullanarak arkadaşlarımı arayabilir miyim?"
Başını salladı ve telefonunu alıp bana uzattı.Ulya'nın numarasını girdim.
"Dilerseniz telefonunuzu şarj edebiliriz,"diyerek yanında duran bölümden siyah kablolu bir şarj aleti çıkardı.
"Sağolun."diyerek telefonumu ona uzattım.
Ulya'yı arayıp geleceğimin haberini verdim ve telefonu kapatıp tekrar karşımdaki adama uzattım.Sıcak kalorifer beni mayıştırmışı.Sabah çok erken kalkmıştım ama bugünkü çalışmam ona rağmen yetersizdi.Derin bir nefes verdiğimde camı seyretmeye başladım.
*******************
Birkaç saat önce
Olağanüstü toplanmalar çoğu zaman büyük bir sessizlikle gerçekleşir.O gün de tam olarak ustalıkla saklanması gereken bir toplanmaya sahipti.
Yeniay istihbarat teşkilatının şehir merkezinden uzak,birden fazla binadan oluşan siyah cepheli yapılarının içinde, tüm dünya ülkelerini ve en çok da Zeran'ı ilgilendiren bilgiler kol geziyordu.
Ve şüphesiz o günün,son zamanların gündeminin en büyük mimarlarından biri olan o adam girdiği toplantının son bulmasını bekliyordu.Şüphesi o,teşkilatın özel kalemlerinden biriydi ve pek az kişi onun yaptıklarını yapabilirdi.
Altay Yavuz Kızıltuğ,on sekiz saatlik bir toplantıdan kendini dışarıya attı ve simsiyah takımının üzerine taktığı kravatını gevşetti.Başı,hiç olmadığı kadar ağrıyordu.Hayır,Altay'ın başı yorgunluktan ağrımazdı.O ne zaman fazlaca düşünse zihni kaçıp gitmek isterdi adeta.O gün de içinden çıkılmayan durumlar gün yüzüne seriliyordu.
Teşkilatın dört ana binasının ortasındaki avluya çıktı Altay.Ve birkaç adım sonra duvara yaslanmış onu bekleyen Baran Yargıç'ı gördü.Ülkenin en nadide adamını.
"Beni çağırmışsınız."
Baran Yargıç başını olumlu anlamda salladı."Birazdan Polat Onuray ile gerçekleştirilecek olan toplantıya hazır olduğun aşikar Altay.Son dönem raporlarını da orada sunacaksın."
"Bu konudaki raporların hemen cumhurbaşkanlığına sunulması sizce güvenli mi?"
Baran Yargıç başını olumsuz anlamda salladı."Yeniay İstihbarat teşkilatı bağımsızlığını gizlilikten almaz.Bağımsızlığımızı ve bu kadar geniş bir hareket gücüne sahip oluşumuzu sağlayan şey adımlarımızın sağlamlığıdır.Sağlam adımlar,güvendiğimiz devletimizden ötede atılamaz. Son zamanlarda olduğu gibi biraz daha bağımsız hareket tedersek halk egemenliğinin üzerine,cumhurbaşkanının üzerine çıkarız."
Yavuz başını olumlu anlamda salladı.Ne olursa olsun halk egemenliğinin üzerine çıkmazdı.Ulusal egemenlik ancak ve ancak kazanılır,onurla yaşatılırdı.
"Yine de hainler,"diye başladı sözüne ardından devam etmedi.Baran Yargıç gülümsedi."Onların her yerde olduğun hatırlaman güzel."
Yavuz başını olumlu anlamda salladı ve odasına çıkmak için izin alıp ayrıldı.Kravatını tamamiyle çıkarıp gömleğinin birkaç düğmesini açtı.Derin bir nefes alıp kahve makinesini çalıştırdı ve acı,şekersiz Türk kahvesinin mavi işlemeli fincana doldurdu.İçmeden önce kokusunu içine çekti.Kesinlikle Türkler nadir bir toplumdu.
İğnelenmiş iplerden oluşan panosuna göz attı.Odanın penceresi avluya bakıyor ve zaten az olan güneş çok daha ince yansıyordu.Altay da karanlık odaları severdi zaten.
Gömleğini ve kravatını tekrar düzeltip uzun kabanını giyindi ve toplantı yapılacak odaya ilerledi.Teşkilat binalarının ilerisinde şehrin her tarafını izleyebildikleri bir kule vardı.Her ağa ve her bilgiye ulaşabildikleri.
Toplantı tam olarak bu kulenin çaprazındaki ulaşım ağlarından ve diğer her şeyden tamamen arındırılmış yerde yapılacaktı.
Odanın kapısındaki iki özel görevli Altay'ı görünce saygıyla başlarını eğdi ve büyük,iki taraftan açılan kapıyı araladılar.
"Cumhurbaşkanımız teşrif ettiler abi."
"Biliyorum."dedi Altay hızla.Nadiren bir şeyleri bilmezdi zaten.
Bu toplantıya halkın gözü önünde olan bakanlar katılmayacaktı.Zaten onlar genelde sırların içinde var olmazdı.İki kişi hariç.
Zeran'ın savunma bakanı Koray Aytekin.Son zamanların görüp göreceği en kıymetli generallerden birisi.Bakanlık görevine son iki iktidardır devam ediyordu ve bizzat Krallık tarafından onurlandırılmıştı.Onun deneyimine sahip çok az kişi vardı.Savunma Bakanlığı yalnızca gözler önündeki göreviydi.Polat Onuray'ın da her daim yanındaydı.
Ve bir sonraki ismin zekasını azımsayacak pek az kişi vardı.hatta yoktu.İçişleri Bakanı Banu Mert.Zeran siyasetinde kadın sayısı her zaman çoğunluktaydı.O,meclise ilk adımını attığında Zeran halkı bir kere daha bağımsızlıklarını kazanmalarına sebep olan kadınları hatırlamış ve Banu Mert kısa sürede kamuoyunun gözdesi haline gelmişti.Bir sonraki seçimlere aday olduğu anda iktidara geçeceğinden Polat Onuray'ın bile şüphesi yoktu.
Ama Banu Mert'in amacı hiçbir zaman bu olmamıştı.Onun tek bir gayesi vardı,vatanına en büyük hizmeti edeceği yerde sonuna kadar kalmak.
Cumhurbaşkanı masanın başında oturuyor, Banu Mert ve Koray Aytekin de iki yanında oturuyordu.İstihbaratın mevcut görev için belirlediği üç kadın ve iki erkek de toplantıdaydı.
Az kişinin bildiklerinden biri de Baran Yargıç'ın, her zamanki ,gibi perdenin ardında oluşuydu.
"Hoşgeldin Yavuz."dedi Polat Onuray yüzünde mimik oynamadan,"Vakit kaybetmeden başlayabilirsin."
Altay yavaşça başını salladı.Uzun zamandır üzerinde çalışılan ve yalnızca cumhurbaşkanlığı izniyle hareket edilen o dosyanın devletin yüksek kademeleri tarafından incelenme vakti gelmişti.
Ayağa kalkıp karşılarına geçti ve şifreyle kilitlenebilen çantasından birkaç dosyayı önlerine bıraktı.Dört ayrı dosya,dört ayrı baron.Dört ayrı delik.
"Mevzu bahis dosyaların hepsinden haberdarsınız.Yine de özetlemem gerekirse,ilk dosya sizlerden mühür aldığımız dosya.Bir uyuşturucu baronu.İkincisi ise kumarhanelerle ilgilenen bir karı koca ve onlar hakkında eriştiğimiz diğer bilgileri barındırıyor.Üçüncü, insan kaçakçılığı yapan yaşlı bir kadın ve dördüncüsü ise,"dosyaya biraz daha dikkatle baktı Altay," son dönemlerdeki siber suçların sorumlusu."
Banu Mert eline uyuşturucu baronunun dosyasını aldı ve dikkatle inceledi.Bu ismi de yaptıklarını da iyi biliyordu.
"En çok bilgiye sahip olduğumuz kişi o adam ama bilgileri çabamızla bulmadık."tekrar yerine oturdu,"bazı bilgileri bilmemizi istiyor.Onun tarafından elimize geçenler arasında bir adam var konuşamıyor belli ki dili kesilmiş.Yazılı olarak da hiçbir şey alamıyoruz çünkü yazmıyor."
Koray Aytekin,"Belki sadece yazmadığı numarasını yapıyordur."dedi.
Altay gülümsedi,"Yit'in konuşturma yöntemleri eşsizdir."
"İşkenceyle konuşmayacak tonlarca adam var."
"İşkence ile konuşturduğumuzu söylemedim sayın Bakan."dedi Altay sakin bir sesle.Ardından tekrar dosyaya yöneldi."Elimize birden fazla bu şekilde adam geçti.Birkaçı da kadın.Adamların dilleri kesilmiş ve okuma yazma bilmiyor.Kadınların ise çoğu görmüyor konuşanları az ama zaten bir şey bilmiyorlar."
"Elinize geçenlerin uyrukları belli mi?"diye sordu Polat Onuray, başını kaldırmadan.
"Kısmen,kadınların çoğu göçmen,gemilerle ithal edilen malların arasında getirildikleri belli.Avrupadan getirilmişler ama Avrupalı değiller.Göçmen nüfus."
Polat Onuray insanlıktan nefret etti."Göçmen ticareti olduğu gayet açık,hepsi bilerek satılıyor.Kimse tesadüf eseri Zeranda değil."
Yavuz başını olumlu anlamda salladı."Erkekler de doğudan geliyor.Fikrimce bu insanların üzerinde malları denemiyor.Bazılarını bilerek bu hale getiriyor ve çalıştırıyor."
"Kuvvetle muhtemel."dedi Koray Aytekin.
"Bu iki dosya ise yeni bir şeyi gündeme getiriyor.O da insan kaçakçılığı yapan kadınla ortak çalışmaları."
"Bu yüksek bir ihtimal."dedi Banu Mert.
Yavuz başını salladı."Fakat insan kaçakçılığı ve uyuşturucu zaten sürekli yeni isimler yakaladığımız bir konuydu.Kumarhane sahipleri ise son zamanlarda artıyor.İstihbarat ve kuvvetler sürekli baskın düzenliyor.Yakaladığımız herkes büyük resimden uzak.Herkes farkında olmadan aynı kişiye çalışıyor."
Polat Onuray başını salladı."O konuda denetlemeler her geçen gün artıyor en büyük sorun da tam olarak burada başlıyor."
Altay devam ettirdi,"Denetlemelerin önüne geçilip set koyuluyor."
Polat Onuray onayladı.
"Zeran kurulduğu günden bu yana hep güçlü sistemlere sahipti,teknolojik anlamda ne cumhurbaşkanlığının ne de istihbaratın kullandıkları alelade kişiler tarafından erişilebilecek güçler değil."dedi erkeklerden biri.
"Bu erişim yalnızca Zeran'da doğup büyümüş birinde olamaz."dedi Yavuz hızla.
Banu Mert başını olumlu anlamda salladı."Basına ve hatta sosyal medya denetimlerimize sızması da halk tarafından görünür kılınmasını sağlıyor."
Altay'ın koyduğu dosyalar arasında en ince olanı şüphesiz siber suçlarla ilgili olandı.Kim olduğu hakkında pek bir bilgi yoktu.Cinsiyeti, adı ,yaşı.Hiçbiri bilinmiyordu.İşte bu,tam olarak ustalık eseriydi.
"İstihbarat didik didik bu adamı arıyor ama henüz ismi bile elimizde yok."
Koray Aytekin,Altay'ın söylediğine kaşlarını çattı."Yit'in arayıpta bulamayacağı pek az şey vardır."
Altay"Hiçbir şey her durumda kesin olmaz sayın Bakan."dedi kendinden emin bir sesle.
Banu Mert dosyaları dikkatle incelemeye devam ederken Altay'a döndü,"Bu dört dosyanın da tek bir noktası var öyle değil mi Yavuz?"
Altay sessiz kaldı.İşte toplantının en önemli cümlelerinin sarf edilme sırası gelmişti.Bu dört baron da Zeran'ın refah dolu topraklarında daha önce rastlanmamış olan baronlardı.Hepsi birbirinden insanlık dışı ve birbirinden güçlüydü.
Zeran'ın içerisinde bu tarz yapılanmalar büyüyeyemezdi.Erkenden başı kesilir yahut güçsüz kalırdı.İşte bu yüzden esas sorulması gereken soru hangi ara bu kadar güçlendikleri ve devleti nasıl ayakta uyuttuklarıydı.
"Hepsinin ortak noktası Zeran topraklarında büyüyemeyecek olmaları.Bu da bize açıkça şunu gösteriyor hepsi yabancı devletlerin fonlarıyla getirildi."
"Büyütülüp buraya geldiler ve amaçları oldukça aşikar."dedi Banu Mert.
Polat Onuray ise sessiz kaldı.Birkaç dakikalık müzakere boyunca Altay da aynı sessizliği korudu ve diğerlerinin tartışmasına izin verdi.
Polat Onuray en sonunda Altay'a döndüğünde Altay söze girdi.
"Mevzu bahis siber suçları işleyen adam, ne olursa olsun onu öne çekmeliyiz."
"Zaten tüm birlikler onun için seferber iken daha fazla gücü oraya harcamak diğerlerinin güçlenmesine sebep olur."dedi Koray Aytekin.
Altay başını olumlu anlamda salladı,"Ama diğerlerimi bitirdiğimizde siber suçlar tek başına bizi bitirecek seviyeye gelecektir.Çünkü burada söz konusu medya."
Banu Mert başını olumlu anlamda salladı."Verebileceğimiz gücü bu tarafa verirsek diğerleri ne ulaşacak ağlara da sahip oluruz."
Koray Aytekin başını olumsuz anlamda salladı."Denge sahadaki en önemli unsurdur."dedi kendinden emin bir sesle ve geriye doğru yaslandı.
Polat Onuray,"Koray haklı.Denge politikası gütmek zorundayız."
"Bu şekilde olduğumuz yerde sayarız sayın Cumhurbaşkanım."dedi Altay Polat Onuray'a ciddiyetle bakarak.
Cumhurbaşkanı başını iki yana salladı."Dört büyük baron hakkında yeni bir politika izleyeceğiz ama bu,birkaç saatlik toplantı sonucunda olmayacak.Yarın Yit'te bir toplantı daha gerçekleştireceğiz."
Altay başını olumlu anlamda salladı ve Cumhurbaşkanı ayağa kalktığında diğerleri de ayaklandı.Cumhurbaşkanı kapıyı kapatır kapatmaz Koray Aytekin de başıyla selam vererek kapıya yöneldi.
Banu Mert giderken Altay da yanındaydı."Ne zamandır uğramıyorsun Yavuz."
"Maalesef sayın Bakanım."
"Bir gün terasa gelmelisin,seni bizzat odamda ağırlamak isterim."
Yavuz başını salladı."Gelmeye çalışacağım."
Kapıya gitmeden önce Banu Mert'in adımları durdu."Yarın genel kurula katılmalısın."
"Her zamanki yerimi ayarlarsanız bizzat izlemek isterim."
Banu başını olumlu anlamda salladı."Gitmeden önce danışmanıma ulaş o istediklerini ayarlayacaktır."
"Sağolun sayın Bakanım."
"Ne demek, mecliste her zaman bir ablan olduğunu unutma."Banu Mert gülümseyerek Altay'ı geride bıraktı.
Bu kısacık bir toplantıydı ve yalnzıca Yit'in amaçlarına hizmet ediyordu.Polat Onuray hiçbir zaman Yit'ten elini çekmezdi her anlamda destek olurken denetimini de elden bırakmazdı.Lakin Yit'in yetkileri arasında belirli bir esneklik de hakimdi.
Altay,eşyalarını toplayıp odasına götürdü ve odasını kilitleyip dışarıya çıktı.Arabasına biner binmez telefonuna gelen mesajı kontrol etti.
"Milli sporcularımız bugün Cumhurbaşkanı ile yemek yiyecek."
Altay'ın kaşları okuduğu mesaj ile kalktı ve derin bir nefes aldı.Neyse ki bu akşam sarayda birkaç işi vardı.
Hızla gidip arabasını sarayın uzağına park etti.Ciddiyetini bozmadan beyaz,açık ve koyu mavi renklerinden ustalıkla işlenmiş detaylar taşıyan cumhurbaşkanlığı sarayına doğru yürüdü.Sarayın hemen önündeki büyük,beyaz direkte ise Zeran'ın yeşil bayrağı dalgalanıyordu.
Altay, sarayın girişine geldiği esnada içeriye giren sporcuları gördü. Adımları durdu.Onlarla gelen korumalardan birinin yanın ilerledi.
"Sporcuların hepsi geldi mi?"
Adam başını olumlu anlamda salladı.Fakat Altay aradığı kişiyi son aracın içindekiler indiğinde bile göremedi.
"Emin misin,İlkay İrdoğan da davetliler arasında görünüyor.O nerede?"
"O hangisi?"diye sordu koruma,yanındaki adama.
Adam,"Abi şu kırmızı saçlı yeşil gözlü bir kız var ya."diyerek cevap verdi.
Koruma, Altay'a yüzünü çevirdi,"Onu görmedim efendim.Yemeğe katılmayacak olabilir."
Altay yavaşça başını salladı.Sabah antrenmana da gitmemişti kırmızı saçlı kız.Şimdi de gelmeyecek olabilirdi ama Altay emin olmak istedi.
Tam bu sırada hemen yanından Yekta Cankılıç geçti,Ulya Roven ile beraber.
Altay,Yekta'nın omzuna dokundu ve sert yüzünü yumuşatıp hızla kimlik değiştirdi.An itibariyle o,buradaki çalışanlardan biriydi.
"Hoşgeldiniz efendim,umarım geceniz güzel geçer."
Yekta gülümsedi,"Hoşbulduk sağolun."
Altay,"Efendim kusura bakmayın ufak bir karışıklık olmuş.Katılacak patenciler arasındaki isimlerden gelmeyenler var zannedersem.Rica etsem,"Altay hızla telefonundan,ona birkaç dakika öncesinde mesaj olarak atılan, gelen patencilerin isimlerini çıkardı,"burada eksik olan biri varsa söyleyebilir misiniz?"
Yekta dikkate listeye bakarken Ulya da başını eğdi."Hayır,takımımız tam katılım sağlayacak."dedi.
Altay,"Çok sağolun efendim zannedersem yanlış bilgilendirme olmuş."dedi.
Yekta,"Rica ederiz."diyerek Ulya ile kol kola yemeğe ilerlerken Altay'ın gözleri biraz daha etrafta dolandı.
O kırmızı saçlı kız gelmemişti.Kapıya çıkar çıkmaz ayağının ucuna gelen limuzinin camına eğildi ve şoföre,"Olimpik piste sür sporculardan biri eksik."dedi.
"Efendim diğer araçları hemen görevlendirebiliriz."
Altay keyifli bir sesle lakin yüzündeki ciddiyet kaybolmadan,"Araçları yormayalım hazır çıkmışken biz alalım."dedi ve arabaya bindi.Megafonun düğmesine basıp aynı keyifli ses tonuyla konuştu,"Soren pastanesine sür önce tatlı almamız gerekiyor."
Birkaç dakika sonra pek çok kişinin bilmediği o pastanenin önünde indi ve gülümsemese dahi kaşlarını çatmayı bırakarak içeriye girdi.
"Hayırlı akşamlar kurabiyeleriniz taze mi?"
Kadın gülümsedi."Elbette efendim hemen bu tarafa göz atabilirsiniz."
Altay göz atarken derin bir nefes verdi.Ciddiyetle,"Ama bunlar sert."dedi.
"Anlamadım efendim."
"Götüreceğim kişi sert kurabiye sevmez.Yumuşak, çikolatalı kurabiyeniz var mı?"
Kadın gülümsedi.
"Birazdan çıkacaklar."
"Biraz hızlı olabilir misiniz,soğukta beklemesin."
"Elbette."dedi kadın sıcak bir gülümsemeyle.
Biraz sonra kurabiyeler çıkıp güzel süslemeli bebek mavisi renklerindeki kutuya kondu ve Altay'a verildi.Altay da yüzünde hafif bir gülümseme ile arabay bindi.
Araba şehrin uzağındaki piste gelip biraz ilerlediğinde Altay,kenarda oturan kırmızı saçlı kadının dalmış,yeşil gözlerini gördü.
Kırmızı saçlı kız dizlerini kendine çekmişti ve gözlerine uzun bir hüzün mazhar olmuştu.
Altay Yavuz Kızıltuğ,o yeşil gözlerin ardındaki hüzne bir kere daha şahit oldu.
Ve bir kere daha uzunca merak etti,o hüznün İlkay İrdoğan için değerini.
********************
Selamlar olsunn
Bölüm,kurgu hakkında sorularınız?
Nasıl gidiyor kitap?
Altay bey ve mesleğiyle yavaştan tanışıyoruz.
En sevdiğiniz sahne?
En sevdiğiniz karakter?
Sosyal medya üzerinden paylaşımlarınızı gördüğümde çok mutlu oluyorum.İnşallah çabuk büyürüz,desteğiniz paha biçilemezzz.
Her zaman ulaşabilir,yazabilirsiniz ballar.
Arada bir yayın açıyorum 2.bölümden sonra da açarım okuyup gelinde bölüm hakkında konuşalım.
Çok öptüm.
