5. bölüm · İKİ ŞEHRİN YAZGISI (BERDEL)
4. BÖLÜM*KARŞILIK*
Bir ateş düştü gecenin karasına,
Bir öfke çöktü gönüllerin arasına.
Ne ben geri çekildim o bakıştan,
Ne de kader vazgeçti yazacaklarından ...
~seher ~(yazar:)
*İyi okumalarr *
Elvin ' den
Gökyüzü yavaş yavaş kararıyor, serin esen rüzgâr balkonumdaki tülleri savuruyordu. Dizlerimi kendime çekip sallanan sandalyeme biraz daha gömüldüm...
Elimdeki şiir kitabından rastgele bir sayfa açtım. Okumak beni o kadar rahatlatıyordu ki ne yaşamış olursam olayım, kitabımı elime alınca her şey bitiyordu benim için...
Düşüncelerimden sıyrılıp gözlerimi satırlara diktim. Şiirin dizeleri istemsizce dudaklarımdan döküldü:
"Gece insanın içine çöker bazen...
Sessizlik bile yük olur omuzlarına.
Ne giden geri döner,
Ne kalan eski hâlinde kalır..."
Ne de güzel yazmıştı şair... Derdini ne de güzel anlatmıştı... Keşke ben de duygularımı böyle satırlara sığdırabilsem diye düşünürdüm bazen. İlham kaynağı olabilsem... Ama olmuyordu tabii. Daha kendi içimde bile zor yaşadığım duyguları satırlara dökemezdim.
Yine kendi kendime dertlendiğimi fark edip hafifçe doğruldum. Kitabı kapatıp arkama yaslandığım sırada aşağıdan gelen seslerle kaşlarım çatıldı. Önce Demir ağabeyimle Ömer ağabeyimin kavga ettiğini düşünüp çok umursamadım. Ama sesler giderek yükselmeye başlayınca merakla yerimden kalkıp odama girdim.
Üzerimdeki beyaz uzun elbise rüzgârdan dolayı dağılmıştı. Elimle düzeltip avluya doğru gitmek için odadan çıktım. Beni karşılayan merdivenleri tek tek indikçe sesler daha da net duyulmaya başladı.
"O kadar korkaktın ki töremizi bildiğin hâlde kaçırdın lan sen!"
Adımlarım hızlandı. Konağın alt katına indim. Avlu tarafında büyük bir kalabalık vardı. Tanımadığım bir sürü adam ve sert yüzler...
Ortamın havası o kadar gergindi ki nefes almak bile zorlaşıyordu. Ömer ağabeyim, başta duran adamın tam karşısında sinirle bir şeyler söylüyordu. Seher, Ömer ağabeyimle o adamın tam çaprazında, gözleri dolu bir şekilde duruyordu; sanki tetikte bekliyordu. Karşı taraf kalabalıktı ama Ömer ağabeyim tek başına hepsini karşısına almıştı.
Annemle babam tam arkasındaydı ağabeyimin. Annem yine gözyaşlarını akıtıyordu. Benim en çok şaşırdığım kişi ise Demir ağabeyimdi... Kalabalığın en sonunda durmuş, hiçbir şeyi umursamıyormuş gibi izliyordu olanları.
Avludaki sesleri durduran Seher oldu. Abisi olduğunu düşündüğüm adamın karşısına geçip konuşmaya başladı. İlk başta söylediklerini duyamadım ama yaklaştıkça sesi netleşti.
"Bu kaçış sadece kendim için değildi... Sandığınız gibi bir heves uğruna kaçmadım ben... Abi, ben hamileyim."
Nefesim kesildi.
Bir an herkes donup kalmıştı. Sonra tek tek uğultular yükselmeye başladı. Ben hâlâ duyduğum şeyin etkisinden çıkamamışken bu kez yaşlı adamın sert sesi bütün avluyu susturdu.
"Yeter!"
İlk önce bir adım öne çıktı, Seher'in abisine bir şeyler söyledi. Adam duyduklarıyla derin bir nefes alıp kafasını salladı. Sonra yaşlı adam bize döndü.
"Madem bir bebek var ortada, bu saatten sonra hüküm bellidir... Ya ölümdür ya da berdel!"
Kaşlarım çatıldı. Berdel de neydi? Hangi devirdeydik?
İçime anlam veremediğim bir korku çökerken avludaki herkesin yüzü bir anda değişmişti.
Daha kimse söylenenleri idrak edemeden Demir ağabeyim atıldı ortaya.
"Kes sesini!"
Demir ağabeyimin sesi avluda öyle sert yankılanmıştı ki herkes bir anda susmuştu.
Kalabalığın en arkasında duran hâli kaybolmuş, ağır adımlarla öne çıkmıştı. Yüzündeki sakin ifade tamamen silinmişti artık.
Kara gözlerini adamın üzerine dikip konuştu:
"Kız kardeşimden öyle bahsetmeyeceksin."
Adam alaylı bir şekilde sırıtınca Demir ağabeyim çenesini sıktı.
"Kimseyi alıp verir gibi konuşamazsınız burada... Burası sizin ağalık oynadığınız topraklarınız değil."
Avludaki hava bir anda daha da gerilmişti.
Çünkü Ömer ağabeyim öfkesini bağırarak gösterirdi... Ama Demir ağabeyim sakin kaldığında daha korkutucu oluyordu.
Yaşlı adam, Demir ağabeyimi çok takmayıp babama döndü.
"Töre bellidir Mehmet! Ya oğlunu ve gelinini toprağa gömersin ya da kızını oğluma gelin edersin!"
Seher'den "kızım" diye bile bahsetmiyordu, "gelin" diyordu. Resmen öz kızından iğreniyordu.
Ayak parmaklarımdan kirpiklerime kadar titrediğimi hissettim. Ne demekti öldürmek? Gelin etmek? Ağalık mı taslıyorlardı?
"Sen neler diyorsun Hamit Ağa! Senin toprağında işleyen töre benim toprağımda işlemez!"
"Geçirtiriz o zaman Mehmet Sancaktar! Kız kardeşimi kaçırmanın bedelini oğlun canıyla ödeyecek!"
Artık canına tak etmiş olacak ki Ömer ağabeyim sinirle atladı adamın üzerine. Kavga yeniden alevlenmişti.
Karışmak istemesem de olayın içinde anılıyor olmam beni rahatsız ediyordu.
Kalabalığa doğru adımlayıp beni duymaları için bağırmaya başladım. Sesimin titrememesi için çok uğraşmıştım. Çünkü korkuyordum...
Ne de olsa kendini ağa sanan biriyle konuşacaktım. Güçlü durmalıydım.
"Siz tam olarak kimsiniz ya? Evimize gelip kavga çıkarma hakkını kim veriyor size, beyefendi? Allah aşkına hangi devirdeyiz!"
Bu cümleler dökülürken dudaklarımdan, bir yandan da kara harelerin tam karşısında durmuştum.
Duyduklarıyla ilk önce silik bir tebessüm edip karalarını elalarıma dikti.
"O hakkı ben-"
Sağ elim havalandı, sözünü yarıda kestim.
"Bu küstahlığınızın sebebi ağalık falan mı oynamanız acaba? Tam anlayamadım! Yok öldürürüm, yok alırım! Biz de size 'tamam' demeyeceğiz herhâlde! Töreniz varsa kendi topraklarınızda uygulayın! Burası bizim topraklarımız! Hiç kimsenin kılına zarar veremezsiniz! Kimsenin evine gelip ağalık taslayamazsınız, anlıyor musunuz?"
Adam hem dinliyor hem de benimle dalga geçiyordu. Yüzündeki gülümsemeyle baktıkça yüzünü parçalayasım geliyordu.
"Ağalık demek... Helal olsun size hanımefendi. Gerçekten güzel tespit."
Bir sırıtış bir insana bu kadar mı kötü yakışırdı...
"Evet, gerçekten de güzel tespit! İnsanların evine gelip tehdit savurunca başka ne deniyor size?!"
Annem daha fazla konuşmamı istemiyor gibiydi. Yanıma gelip elimden tuttu. Ona dönüp:
"Sıkıntı yok," diye fısıldadım.
Adamın gözlerindeki alaycılık bir anda kayboldu. Yüzü sertleşti.
"Siz bu olayın ciddiyetinin farkında değilsiniz ki karşıma geçmiş saçmalıyorsunuz. Ama farkına varmanızı diliyorum, hem de hemen."
Bu sefer sırıtma sırası bendeydi. Sanırım bugün farkında olmadan çekingenliğimi yenmiştim.
"Farkında olsam ne olacak? Senin kollarına mı atlayacağım? Veya ailecek sizin her dediğinizi mi yapacağız, tam anlayamadım. Beyefendi, size rica ediyorum; lütfen kardeşinizle konuşun, sorununuzu çözün ve gidin. Burası sizin oyun oynama yeriniz değil. Farkına varmanızı diliyorum, hem de hemen."
Onun yaptığı gibi ben de gözlerine diktim gözlerimi. Sinirim daha da alevleniyordu.
Gözlerini gözlerimden çekip ardımda duran aileme baktı, sonra tekrar bana döndü.
"Umursayın veya umursamayın, umurumda değil! Size karar vermeniz için üç gün veriyorum... Ama unutmayın, bu hesap kapanmadan hiçbir şey bitmez..."
Durdu.
Ağırlaşmış gözleriyle bana baktı.
"Gerekirse kendimi de yakarım, karşımdakini de. Ve siz..."
Sesi daha da sertleşti.
"Bu ateşin tam ortasına girdiniz!"
4. BÖLÜM SONU ...
