3. bölüm · İKİ ŞEHRİN YAZGISI (BERDEL)

2. BÖLÜM*SEVMEK*

Kendinceyazarlar .

Sevmek neydi nasıl anlatır şair ,
Gönüle düşen aşkı eller ne bilir,
Yoksa vazgeçmek te mi sevdaya dahil ,
Kaderin yazdığına kim ne diyebilir ...

~seher~(yazar:)

*İyi okumalarr*

Bazen hayat istediğimiz gibi gitmez, yolumuza engeller çıkarırdı. Aşmamız istenirdi, istenirdi fakat bu engeller karşısında onu yenmemiz için bir güç var mı diye sorulmazdı bizlere.
Bizim engellerimiz sevgiydi; abimin o kadına olan sevgisi… Aşamazdık onu. Hem nasıl aşacaktık ki? Ne diyecektik, “Git, geri bırak.” mı? Ailesini karşısına almış, bilmediği, tanımadığı bir aileye, farklı bir kültüre abime duyduğu sevgiyle gelmiş bir kadına ne diyebilirdik ki? Tek yaptığımız susmaktı…

Olayın ardından iki saate yakın geçmişti. Annem bayılınca abimler birbirinden ayrılmış, annemi içeriye taşımışlardı. Bağırtıyı duyan, ayrıca yan evde yaşayan yengem ve amcam da koşup gelmişlerdi.
Şimdi ise anneme takılan serumun bitmesini bekliyorduk. Demir abim hâlâ sinirliydi, avluda volta atıp duruyordu. Babam, Ömer abime kızmaya vakit bile bulamamıştı; annemle ilgileniyordu.
Hepimiz çok korkmuştuk. Annem panik atak hastasıydı, bu yüzden ilk önce atak geçiriyor sanmıştık.
Kafamı diğer tarafa çevirdim. Ömer abim ve o kadın yan yana oturmuş, el ele tutuşmuş bir şekilde konuşuyorlardı. İkisinin de gözleri kızarmıştı. O kadınla çok göz göze gelmek istemesem de geliyordum. İnşallah bu yaptıklarından pişman olmazlardı.

Gelen tıkırtılarla gözlerimi merdivenlere dikip gelenlere baktım. Babam ve yengemdi. Babam perişan hâlde görünüyordu; gözleri şişmiş, yanakları kızarmıştı.
Yengem annemin üzerini değiştirmek için annemin yanındaydı. Ben biraz önce yanına gitmiştim, uyuduğunu görünce alnından öpüp geri çıkmıştım.
Babam ağır adımlarla merdivenlerden indi. Kara gözleri ilk önce abimin üzerinde durdu, sonra da kadına kaydı. Daha sonrasında derin bir nefesle şu saate kadar bıçak açmayan ağzını araladı:
"Hangi cesaretle, hangi akılla yaptınız böyle bir şeyi bilmiyorum ama senden beklemezdim oğlum. Karşımıza getirdin de ne oldu, bak hâlimize! Anne ya panik atak geçirseydi, ne yapacaktın o zaman?"

Sonra ağır ağır o kadına döndü.

"Ya sen kızım, aileni bırakıp gelmeye nasıl cesaret ettin? Aramayacaklar mı seni, hesap sormayacaklar mı?"

Sinirden ne yapacağını bilmiyordu. Geçip oturmasına yardımcı oldum. O kadın yine ağlamaya başladı.

"Biz ne yaptığımızı iyi biliyoruz baba. Böyle olduğu için üzgünüm, üzgünüz ama böyle olmalıydı ve oldu."
Demir abim atıldı söze:

" Lan oğlum, ne yaşıyorsun sen? Düzgünce söyleseydin istemez miydi babam sana?"

Abim sakince cevapladı:

"Vermezlerdi."

Niye vermezlerdi ki, neye dayanarak vermiyorlardı?

" En azından bahanen olurdu lan! Şimdi ne diyeceksin? Bahanen ne? “Vermiyorlar.” mı? Bir siktir git lan!"

Demir abim çok sinirliydi ama haklıydı. Ömer abim hiç cevap vermeden ayaklandı, kadının elini tuttu, kaldırdı ve merdivenlere yöneltti. Sanırım odasına götürüyordu.

Hava kararmaya yüz tutmuştu. Dolunay kendini belli ediyordu. Annem serumdan sonra uyanmış, halsiz olduğunu ve uyumak istediğini söylemişti. Babam yanından ayrılmıyordu. Ben ne yapacağımı şaşırmış kalmıştım. Abime hesap sormak istiyordum aslında ama nedensizce yapamıyordum. İçimdeki ses bir şeylerin olduğunu söylüyordu.
Bir yandan da Hafsa’yla mesajlaşıyordum. İlk başta bir şeyler uydursam da o her zamanki gibi anlamış ve gerçeği söylememi istemişti. Ben de anlatmıştım. Yanıma gelmek istemişti fakat buralar karışık deyip reddetmiştim.

En iyisi odama çıkıp kafa dağıtmak diye düşünüp kalktım yerimden. Şaşkındım bir nevi; kitaplarda okuduğum sahneleri şu an yaşıyordum. Bu hikâyedeki yerim neydi bilmiyordum ama kötü karakter değildim. O kadın ne olursa olsun abimin sevdiğiydi, saygı duymak zorundaydım.
Avluyu terk edip odama çıktım. Dolunay bu geceyi bizim için aydınlatıyordu sanki, öyle hissetmiştim. Her zamanki gibi kitap okumak istemiştim fakat olaylardan dolayı çantam Demir abimin arabasında kalmıştı ve şu an okuduğum kitap da o çantanın içindeydi. Bu gece sessizlik dinlemek iyi olacaktı, buna ihtiyacım vardı.

İlk önce sıcak bir duş alıp pijamalarımı giydim, daha sonrasında odamda bulduğum abur cuburları alıp balkona çıktım. Aklım annemde kalıyordu dönüp dolaşıp. Her ne kadar da yanında kalmak istesem de babam biraz kafasını toparlasın, kendine gelince söz ilk seni çağıracağım demişti. İlk baygınlıktan sonra tekrar fenalaşmıştı; panik atağı tetiklenmişti.

Derince bir of çekip yerimde sallandım. Kapım tıklandı, o an cevap vermedim. Konuşmaya bile hâlim yoktu bugün. İlk içeri giren Ömer abimdi, ardından da o kadın. Ben şaşkınlığımı gizlemeden bakıyordum onlara. Üstlerini değiştirip duş almışlardı. Böyle yakından bakınca kızın çok güzel olduğunu bir kez daha anlamıştım.

" Elvin, güzelim, müsait misin?"

Abime sadece kafa sallamakla yetindim. Balkonumda bulunan çift kişilik koltuklara oturup bana bakmaya başladılar. Sabah susmuştum ama her şey açığa çıkmalıydı artık, o yüzden susmayacaktım. Abim bir bana bir de yanındaki kadına bakıyordu, konuşmak istiyordu ama sanki konuşamıyordu. Doğru kelimeleri seçmeye çalışır gibiydi.

" Abim, bak biliyorum sinirlisin, kırıldın ama biz buna mecburduk. Nasıl anlatabilirim bilmiyorum, sadece mecburduk."

Bir nefeste aklına gelen her şeyi söylemişti. Dudaklarımda hafif bir sırıtış belirdi, yavaş yavaş sinir gelmeye başlıyordu. Oturduğum yerden hafif doğruldum.

" Abi yeter artık! Sabahtan beri “mecburduk, mecburduk” tamam anladık mecburdunuz ama neden abi, neden mecbur kaldınız? Niye gelip bize söylemedin? Söyleseydin bir hâl çaresini illaki bulurduk. anlat artık neden mecbur kaldınız anlat ama eğer anlatmayacaksanız lütfen odamdan çıkın."

Tek solukta konuşmuştum resmen. Sabahtan beri söylemek istediğim her şeyi demiştim. Sinirlenmeyi bilmeyen beni bile sinirlendirmişlerdi.

"Ben anlatayım istersen Ömer."

Çok şükür ağzını açmıştı, az daha konuşmasa dilsiz olduğunu düşünecektim. Ömer abim cevap vermeden atıldım söze:

" Lütfen."

Derin bir nefes alıp abimin tuttuğu elini bıraktı.

"Öncelikle böyle bir şeyi yaşattığımız için çok üzgünüm. Asla böyle olsun istemezdik, emin ol. Ben abini Diyarbakır’da şirkette görmüştüm ve o an orada dünyam değişti. İlk görüşte aşka inanır mısın bilmem ama bizimki ilk görüşte aşktı işte. Daha sonra iş dolayısıyla devam etti ilişkimiz, bir süre sonra ciddiye bindi.Bizim orada âşık olmak farklı dile getirilir. Ayıptır. Bir kere söyleyemedim aileme. İlişkimiz gizlice devam etti. Sizin şirketle ortak olduğumuzda sevinmiştim, daha rahat söylerim dedim, tanımış olurlar dedim…”

Gözleri dolmuştu anlatırken, nefesi kesiliyordu. Bense şaşkınlıkla onu dinliyordum. Biz bir de ortak mıydık bu aileyle? O zaman babam niye tanımadı ki kızı? Yemin ederim kafam allak bullak olmuştu.

Derin bir nefes alıp tekrar
konuşmaya başladı:

“Bir gün babam geldi odama. Tabii böyle senin odan gibi değildi benim odam. Girince huzur bulamıyordum. Bana bir ağanın oğluyla evleneceğimi söyledi. Bu bir istek bile değildi, bu bir emirdi. Ben ne dersem diyeyim eninde sonunda evlendirecekti beni o ağa oğluyla. Ben de abime söyledim, unuturlar sandım ama olmadı. Beni istemeye gelecekleri kaçtığım gece, öğrenince abini aradım. Abin de beni kaçıracağını söyledi ve kaçtık. Aileni arkanda bıraktığına pişman mısın diye sorsan, pişman değilim. Ben de mutlu olmak istedim. Ne kadar doğru ne kadar yanlış bilmiyorum ama mutlu olmak istedim. Umarım mecburiyetimizi anlaman için yeterli bir sebeptir.”

Son sözünden sonra gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Ne biçim işti bu böyle? Kim kızına böyle bir şey yapar ki?

“Şimdi anladın mı? Abim beni sevdiğimi kurtarmak zorundaydım. Gittim, kaçırdım. Pişman da değilim.”

Bir abime bir de ona bakıyordum. Ne diyeceğimi, ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Kendilerine göre haklılardı, onlara göre doğru buydu.

“Babama niye anlatmadın abi?”

“Anlatacak vaktim yoktu ama onlar da alışacaklar bu duruma. Seher’in de bu evin bir bireyi olmasına alışacaklar.”

Ne yapabilirlerdi ki başka? Tabii alışacaklardı.
Ona dönüp:

“Adın Seher mi?” diye sordum. Adı da kendi gibi güzeldi.

“Evet Seher.” Mahcupça yüzüme baktı.

“ Senin adın…” Adımı sormaya bile çekinmişti.
“Elvin, Elvin Bade.” dedim durgun bir tonda.
Abim ayaklandı bir anda.
“Biz artık gidelim.” deyip Seher’in elinden tutup kaldırdı.
“İyi geceler.” deyip odadan çıktılar.

Gerçekten düşünmekten delirecek noktaya gelmiştim. Yavaşça oturduğum yerden kalktım, odaya girdim. Fazla düşünmek iyi değildi. Ağır bir şekilde yatağa geçip yattım. Bugün gerçekten yorucu bir gündü. Gözlerimi kapatıp kendimi uykunun kollarına bıraktım…

2. BÖLÜM SONU...