İDDİA kitap kapağı

1. bölüm / 6

İDDİA

GİRİŞ: Mektup.

Vaveyla Yazarı: Yaren'in Gezegeni

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: GİRİŞ: Mektup.

✨ İDDİA'ya hoş geldiniz. Umarım Yaz'ın hikâyesine eşlik etmekten keyif alırsınız. Keyifli okumalar dilerim! 🤍

(Bölüm Müziği: Lovely - Billie Eilish & Khalid)

(Yazarın Anlatımıyla)

Hava, insanı dondurarak öldürecek kadar soğuktu; dışarıda kar fırtınası vardı. Yaz, bir anda annesiyle babasının kavga ettiğini duyunca korkuyla salondaki halının üzerinde oynadığı oyuncaklarını hızla toplayıp kendini evde en güvende hissettiği yere, yorganının altına sığınmıştı. Hem onların bağırışlarını duymamak hem de babası öfkeyle odasına gelip ona vurmaya ya da cimcik atmaya kalkarsa kalın yorganının ve peluş oyuncaklarının onu koruyacağını düşünerek yorganın altına iyice girmişti. Peluş oyuncaklarını ise hem anne ve babasından gelen bağırışları biraz olsun engellesin hem de yüzünü korusun diye kulaklarına bastırmış, yumuşak kollarını ve bacaklarını yüzüne sarmıştı.

Yaz, hayatında ilk defa böyle bir şey yapma ihtiyacı hissetmişti ve ilk kez annesiyle babasından bu kadar korkmuştu. Çünkü onlar daha önce hiç bu kadar şiddetli kavga etmemişti. Annesi ağlamaya başlamıştı bile. Neden ağladığını merak ettiği için, seslerden rahatsız olsa da merakına yenik düşerek onları dinlemek için kendini yalnızca birkaç saniyeliğine zorladı. Duyduğu seslerin yüksekliği ve annesinin söylediklerini tam olarak anlayamaması onu daha da korkutmuştu. Ama iyi bir şey olsa annesi o sözleri ağlayarak ve avazı çıktığı kadar bağırarak söylemezdi. Bunu bildiği için daha da korkup çaresizce kulaklarını yeniden kapattı. Annesi hüngür hüngür ağlıyor, avazı çıktığı kadar bağırıyordu:
“SEN BUNU BİZE NASIL YAPARSIN AD-”

Bu sözleri duyunca annesini odasına getirip, korkudan buz kesmiş elleriyle o yumuşacık siyah saçlarını okşamak, gözyaşlarından ıslanmış yüzünü silmek, başını dizlerine yatırıp onu teselli etmek istiyordu. Her gün temizlik yapmaktan yorulan ve titreyen ellerini kendi küçük ellerinin arasına alıp okşamayı öyle çok istiyordu ki... Ama yanlarına gitmeye de çok korkuyordu. Babasının her bağırışında, annesinin her çığlığında elleri ve o saf yüzü korkudan buz kesiliyor, küçücük kalbi ise güm güm atıyordu.

Annesiyle babası hâlâ kavga ederken bir anda kapı zili çaldı, ardından kapı tıklatıldı. Yaz, annesi tarafından, evde bir yetişkin yoksa kapıyı ne olursa olsun açmaması gerektiği konusunda defalarca uyarılmıştı. Ama annesiyle babası kavga etmekten kapının çaldığını bile duymamıştı. Yaz, hem onlara kapının çaldığını söylemekten hem de kapıyı açtığında dışarıdaki kişinin onu kaçırmasından korkuyordu. Bir yandan da artık kavgalarından öyle bunalmıştı ki, gece saat birde, böyle bir havada çalan kapıyı açma düşüncesi bile içinde korku, merak ve garip bir umut uyandırıyordu.

Annesiyle babası hâlâ kavga ederken bir anda biri zili çalıp kapıyı tıklattı. Yaz, normalde kapı çaldığında evde bir yetişkin yoksa, kapıyı ne olursa olsun, kaç kere çalınırsa çalınsın açmaması gerektiği konusunda annesi tarafından uyarılmıştı. Ama annesinin onu uyardığını hatırlamasına rağmen, annesiyle babası kavga etmekten kapının çaldığını bile duymadığı için hem onlara kapının çaldığını söylemekten hem de kapıyı açtığında zili çalan kişinin kendisini kaçırmasından korkuyordu. Aynı zamanda artık kavgalarından o kadar bunalmıştı ki, gece saat 01.00'de, böyle bir havada çalan kapıyı açma düşüncesi bile içinde korku, merak ve bunalmışlık duygularını aynı anda uyandırıyordu.

Yaz, babasının annesini, hamileliği sırasında bahçeye çıktığı için kıskanıp gece vakti kollarını ve bacaklarını morartana kadar dövdüğünü biliyordu. O günden sonra annesi, halası Songül dışında kimseyle görüşmemişti; hatta kendi ailesiyle bile. Bu yüzden Yaz onları hiç tanımamıştı. Şimdi, tam da bu saatte kapının çalması, içinde bir umut uyandırmıştı: Belki de biri, onu bu kavganın ortasından çekip almak için gelmişti.

Yanına, her zaman yanında taşıdığı ve kendisini koruyacakmış gibi hissettiren peluş köpeğini alarak kapıya yöneldi. Korkuyla kapıyı açtığında gördüğü tek şey, beton zeminde duran beyaz bir zarftı. Zarfın kenarları hafifçe ıslanmıştı; bu da onu apartmanda oturan birinin değil, dışarıdan gelen birinin bıraktığını düşündürüyordu.

Yaz, önce eğilip koridora baktı ve titreyen sesiyle, "Kimse var mı?" diye fısıldadı. Ancak dışarıdan gelen kar fırtınasının uğultusundan başka hiçbir ses duyulmuyordu. Kimseyi göremeyince temkinli bir şekilde eğilip yerdeki zarfı aldı. Tam içeri girip kapıyı kapatacakken, evdeki bağırış ve çığlıkların bir anda kesildiğini fark etti. Şaşkınlıkla kapıyı yarı açık bırakıp annesiyle babasının kavga ettiği yatak odasına doğru yürümeye başladı.

Bir yandan da merakla zarfı açıp içindeki kâğıdı okumaya çalışıyordu. Ancak henüz okuma yazma bilmiyordu. Üzerindeki harfler ona hiçbir anlam ifade etmiyordu. Yine de kâğıdı sımsıkı tutarak ağır adımlarla ilerledi. İçini tarif edemediği bir endişe kaplamıştı.

Önce usulca, "Anne?" diye seslendi. Cevap gelmeyince sesini biraz daha yükseltti.

"Anne!” Yatak odasının kapısının önüne geldiğinde bu kez var gücüyle haykırdı:
"ANNE!"

O anda yatak odasından üç ses birden yükseldi: Boğuk bir tabanca sesi, annesinin son çığlığı ve dışarıdan gelen şiddetli bir gök gürültüsü.

Yaz, ani bir refleksle kulaklarını kapatıp olduğu yere çöktü. Peluş köpeği ve elindeki kâğıt aniden yere düştü.

"ANNE!" diye çığlık attı.

Tam o sırada yatak odasının kapısı açıldı. Babası, tek kelime etmeden kapının eşiğinde duruyordu. Odanın ışığı yanmıyordu. Fakat peş peşe çakan şimşekler o kadar güçlüydü ki, dışarıdaki sokak lambasının solgun ışığını bile bastırıyordu. Korkudan dizlerinin üzerine çökmüş, kulaklarını sımsıkı kapatmış hâlde babasına bakan o küçük kızın odadaki manzarayı görmesini engellemeye mi çalışıyordu, yoksa tam tersine ona her şeyi göstermek mi istiyordu; o an bunu anlamak mümkün değildi.

Odadan ağır, Yaz'ın daha önce hiç hissetmediği keskin bir koku yayılıyordu. Babasının elleri kırmızıya bulanmıştı ve onları elindeki bezle usulca silmeye çalışıyordu. Diğer elinde ise Yaz'ın daha önce hiç görmediği siyah bir cisim parlıyordu.

Yaz titreyerek baktı. Annesi yerde hareketsiz yatıyordu. Babasının yüzünü karanlıkta tam seçemiyordu. Ancak sık sık çakan şimşeklerin aydınlattığı anlarda gözlerinin hafifçe kısıldığını gördü ve güldüğünü anladı. Çünkü babası güldüğünde gözleri hep öyle kısılırdı.

Odaya çöken sessizlik, biraz önce yükselen çığlıklardan bile daha korkunçtu.

Bir an, babasının elindeki siyah cismin kendi oyuncaklarından biri olabileceğini düşündü.

Ama hemen ardından, hiçbir oyuncağının siyah olmadığını hatırladı. Onun oyuncakları, tıpkı etrafına saçtığı neşe gibi rengârenkti.

Öyleyse babasının elindeki şey neydi? Eğer gerçekten bir oyuncaksa, annesi neden yerde hareketsiz yatıyordu?

Odayı aydınlatan tek şey, bahçedeki sokak lambasının kar fırtınasıyla iyice soluklaşan ışığı ve peş peşe çakan şimşeklerdi. Bu loş aydınlıkta bile yerde yatan silüetin annesine ait olduğunu anlaması yalnızca birkaç saniye sürmüştü.

Yaz, zihninden geçen onca düşüncenin arasında olduğu yerde donakaldı.
Babası, Yaz’ın yere düşürdüğü kâğıdı aldı. Ardından annesinin yanına diz çöküp eliyle usulca, cansız bedeninin omzuna dokundu.

“Bak Neşe, karıcığım,” diye fısıldadı, elindeki beyaz kâğıdı hafifçe sallayarak. “İmzalar bile atılmış. Kızımız bize, kendi elleriyle yetimhaneye kabul mektubunu getirmiş. Gördün mü?”

Ardından yavaşça doğruldu.

“Ha... Ama onu yetimhaneye sen mi götürürsün, yoksa başkası mı götürür, onu bilmem.”

Yaz’ın babası Adem, kıyafet dolabına yöneldi. Önce siyah bir takım elbise çıkardı.

Ardından onu tekrar yerine bırakıp siyah, sade bir eşofman takımı giydi. Tabancasını alarak kapıya yürüdü.

Yaz’ın yanından geçerken ona dönüp bakmadı bile. Tek kelime etmedi.

Kapıyı açtı ve kar fırtınasının içinde gözden kayboldu.

Babasının evden çıkmasının ardından Yaz, biraz cesaretini toplayabildi. Peluş köpeğini sıkıca kavrayarak, hıçkırıklar içinde ve az önce yaşadığı dehşetin şokuyla tir tir titreyerek annesine doğru emeklemeye başladı. Ayağa kalkacak hâli bile yoktu.

Annesinin yanına ulaştığında, belki duyar umuduyla çatallanan titrek sesiyle,

“Anne... Anne, yetimhane ne demek?” diye sordu.

Cevap gelmeyince korkuyla annesinin yüzüne dokundu. Yüzü buz gibiydi ve gözyaşlarıyla sırılsıklam olmuştu. Ellerini tuttu; onlar da aynı şekilde dondurucu bir soğukluktaydı.

“Anne...” diye fısıldadı. “Neden ellerin ve yüzün çok soğuk?”

Cevap alamayınca içini derin bir endişe kapladı.

Tam o anda, annesiyle daha önce yaptığı bir konuşma aklına geldi.

Yavaşça başını annesinin göğsüne, kalbinin üzerine yasladı.

17 Aralık 2013, Erzincan

Neşe, sabahtan beri ev işi yapmaktan yorulmuştu. Salondaki şöminenin yanındaki koltuğa uzanıp biraz dinlenmeye çalışıyordu.

Kırmızı elbisesini giymiş olan Yaz ise halının üzerinde oyuncaklarıyla oynuyor, çıkardığı sesler yüzünden annesini biraz rahatsız ediyordu. Bu yüzden Neşe ona istemeden kızmıştı.

Ancak biraz dinlendikten sonra öfkesi geçmişti.

Kızının yanına gidip gönlünü almak istedi. Sevgiyle onu kucağına aldı, minik yatağının başlığına yaslandı, saçlarını okşayıp alnına yumuşacık bir öpücük kondurdu.

“Yaz, seni üzdüysem özür dilerim anneciğim. Ama o an öyle yorgundum ki biraz dinlenmeye gerçekten ihtiyacım vardı. Başım da çok ağrıyordu. Bu yüzden sana istemeden biraz fazla kızmış olabilirim, tatlım.

Ama biliyorsun değil mi? Ben ne kadar yorulursam yorulayım, ne kadar öfkelenirsem öfkeleneyim seni her şeyden çok seviyorum, güzel kızım.”

Yaz, hiç duraksamadan annesine cevap verdi.

“Evet anneciğim.”

Yaz, cevabını verdikten sonra annesinin göğsünden gelen sesi fark etti. Başını kaldırıp merakla sordu:
“Anne, sana bir şey sorabilir miyim?”

Neşe başını onaylar gibi salladı.
“Efendim, anneciğim?”

Yaz, şaşkınlıkla annesinin göğsünden gelen sesi işaret ederek sordu:
“Anne, senin göğsünden neden ses geliyor?”

Neşe gülümsedi.
“Senin gösterdiğin yerden sesi gelen şey, bütün insanlarda bulunan kalp adını verdiğimiz organımız. Senin duyduğun ses ise kalbimizin çalıştığını gösteren kalp atışları.”

“Peki o atan şeyden bende de var mı, anne?”

Annesi gülümseyerek yanıtladı:
“Tabii ki var, tatlım. Sen de bir insansın. Senin yaşındaki bütün kızların ve erkeklerin de kalbi var. Hatta oyuncak olmayan bütün hayvanların da.”

“Peki ama neden benim oyuncaklarımın kalbi yok?”

Neşe yorgun bir gülümsemeyle cevap verdi.
“Çünkü onlar canlı değil, canım. Senin gibi yürüyemezler, yemek yiyemezler ve kendi başlarına hareket edemezler.”

Yaz'ın kafası karışmıştı.

“Ama ben onları hareket ettirince hareket ediyorlar, anne.”

“Tatlım, sen onları elinle hareket ettirdiğin için hareket ediyorlar. Ama elini çektiğinde, senin gibi kendi kendilerine yürüyemez, evin içinde hoplayıp zıplayamazlar.”

Yaz, anladığını belli edercesine başını salladıktan sonra merakla sormaya devam etti:
“Peki benim kalbim nerede? Ve kalp ne zamana kadar atmaya devam eder?”

Neşe, kızının küçük elini tutup kendi göğsüne götürdü.

“İşte tam burada atıyor. Yani çalışıyor. Peki ne zamana kadar atmaya devam eder biliyor musun? Biz, sonsuza kadar sürecek çok derin bir uykuya dalana kadar.”

“Peki bir insan...”

Yaz, kollarını olabildiğince açtı.
“Bu kadar mı...”

Sonra kollarını birbirine yaklaştırdı.

“Yoksa bu kadarcık mı derin bir uykuya dalar? Ve kalp atmazsa ne olur?”

Neşe, kızının hareketini gülümseyerek taklit etti.
“Bu kadar çok derin bir uykuya dalarlar, canım. Ve eğer kalp atmıyorsa, artık çalışmıyor demektir. Yani kalbi atmayan insanlar ve hayvanlar, sonsuza kadar o derin uykuda kalırlar.”

“Peki sonsuza kadar çok derin bir uykuya dalan insanları ve hayvanları görebilir miyiz?” diye hemen sordu Yaz.

“Mesela oyun parkına birlikte oyun oynamaya gidebilir miyiz?”

Neşe, kızına hafifçe gülümseyerek cevap verdi:

“Uykuya dalan insanlarla ve hayvanlarla oyun parkına gidemezsin, Yaz’cığım. Çünkü onlar o derin uykuya daldıktan sonra, ne kadar istesen de onları bir daha göremezsin.”

Kızı büyük bir şaşkınlıkla sordu:
“Ama neden?”

Neşe, kızının gerçeği öğrenirse korkacağını düşündü. Bu yüzden ona her şeyi açıkça anlatmak yerine gülümseyerek başını kaldırdı. Gökyüzündeki dolunaya ve parlayan
yıldızlara baktı.

“Çünkü onlar fiziksel olarak bizden saklanırlar. Bizim onları görmemizi hiçbir zaman istemezler. Ama biz kendimizi her yalnız hissettiğimizde, her yardıma ihtiyaç duyduğumuzda, görünmeden yanımıza gelirler. Biz de onların geldiğini, kendimizi yeniden güçlü hissetmeye başladığımızda, kalbimizdeki o huzuru fark ettiğimizde anlarız...

Ta ki gökyüzündeki son dolunay da gecenin içine karışana kadar...”

Yaz, annesinin söylediklerinin tam olarak ne anlama geldiğini anlayamamıştı. Ama artık ona anlamını soramayacak kadar uykusu gelmişti.

Tam annesinin kucağında uyuklamaya başlarken annesi ona yumuşak bir sesle sordu:
“Ama şunu hiçbir zaman unutma, Yaz. Babanla benim kalbimiz ister atsın ister atmasın, her ne olursa olsun biz seni her zaman sevmeye ve yanında olmaya devam edeceğiz, tamam mı benim minik kızım?”

Yaz, uykulu bir gülümsemeyle,
“Tamam anne,” dedi.

Neşe, minik kızının yavaş yavaş uykuya daldığını fark edince son bir soru daha sordu:
“Peki sen bizi, ne olursa olsun, her zaman sevmeye ve biz de o derin uykuya dalana kadar yanımızda olmaya devam edecek misin, çiçeğim?”

Yaz, hiç tereddüt etmeden, uyku mahmurluğuyla cevap verdi:
“Evet anneciğim. Çünkü ben sizi çok seviyorum.”

Bunlar, Yaz'ın uykuya dalmadan önce annesine söylediği son sözler oldu.

Neşe, kızının tamamen uykuya daldığını fark edince kendisinin de esnediğini hissetti.

Kızının yanına uzandı, onu usulca kendine çekti ve birlikte uykuya daldılar.

(GÜNÜMÜZ)

Yaz, kulağını annesinin kalbinin üzerine koyar koymaz keskin bir soğukluk ve derin bir sessizlik hissetti.

Kalp atmıyordu.

Hiçbir şey yoktu.

Annesinin, o gece saçlarını okşarken sıcacık hissettirdiği göğsü şimdi buz gibiydi.

Hareketsizdi. Ne o sıcaklığından eser kalmıştı ne de yumuşaklığından.

Korkuyla geri çekildi. Eli istemsizce annesinin göğsünde gezindi.

İşaret parmağının ucu, annesinin kıyafetinin altında, olmaması gereken sert, küçük ve soğuk bir çıkıntıya dokundu.

Ne olduğunu anlayamadı.

Sadece bütün bedenini tarifsiz bir ürperti sardı.

Şok ve korku içinde annesine seslendi:

“An-ne!.. Kalbinin üzerinde... b-bir şey var!”

Oda yeterince aydınlık değildi. Üstelik annesinin üzerindeki karanlık ve garip kokan ıslaklık yüzünden, dokunduğu cismi hiçbir şekilde göremiyordu.

Sonra odanın ışığını açmayı akıl ederek ayağa kalktı. Fakat onu daha da büyük bir şoka sürükleyecek iki şey peş peşe yaşandı.

Tam odanın ışığını açmak için düğmeye basmıştı ki elektrikler kesildi.

Yaz, şaşkınlıkla olduğu yerde kaldı.

Sonra, ağlamak üzere olmasına rağmen annesini koruması gerektiğini düşündüğü için mümkün olduğunca güçlü durmaya çalıştı. Karanlıktan korkmamaya çalışarak, korku ve cesaretin birbirine karıştığı titrek sesiyle annesine seslendi:

“An-ne?”

Yine cevap alamadı.

Bu sırada dışarıdaki sokak lambası da söndü.

Karanlık artık tamamen evi yutmuştu.

Yaz, olduğu yerde dikilmeye devam ederken annesine yeniden seslenmek üzereydi ki, koridordan turuncu bir ışığın süzülmeye başladığını fark etti.

Bir an annesinin yanında kalıp onu korumakla o ışığın ne olduğuna bakmak arasında kararsız kaldı.

Tam o sırada, ışığın geldiği taraftan hiç de yabancı olmayan bir ses duyuldu.

“Yaz! Gel buraya kızım.”

İlk anda kimin seslendiğini anlayamadı. Ama aynı sesi ikinci kez duyunca bunun babasına ait olduğunu fark etti.

“Baba! Baba, neredesin?”

“Yaz! Hadi buraya gel, babacığım.”

Ama babası nasıl olur da ışığın geldiği yerden seslenebilirdi?

Daha birkaç dakika önce evden çıkmamış mıydı?

Sadece birkaç saniye sonra, gizemli ışığın geldiği taraftan, yanan odunların çıkardığı çıtırtıya benzeyen sesler yükselmeye başladı.

Sesler arttıkça ev de yavaş yavaş ısındı.

Koridor; kırmızı, turuncu ve sarının birbirine karıştığı ürkütücü bir ışıkla aydınlanıyordu.

Yaz, sıcaklığın tam olarak nereden geldiğini anlamak için koridora çıktığında, tahmin ettiği ama yine de gördüğü anda dehşete kapıldığı manzarayla karşılaştı.

Evin giriş kapısı ve koridorun bir bölümü dışında, neredeyse her yer alevler içindeydi.

Yaz, ateşin üzerine su dökülürse söneceğini biliyordu. Ama su alabileceği her yer çoktan alevlere teslim olmuştu.

Bu dondurucu gecede evin yanıyor olması, yaşadığı dehşete rağmen buz kesmiş bedenini istemeden de olsa ısıtmaya başlamıştı.

Tam o sırada babasının sesi yeniden duyuldu.

“Yaz! Hadi babana gel, güzelim.”

Ama Yaz, ne olursa olsun annesini de kurtarmak zorunda olduğunu biliyordu.

Onu geride bırakmaya hiç niyeti yoktu.

Bu yüzden babasına seslendi:

“Hayır, baba! Olmaz! Annemi burada bırakamam. Annemi de alalım!”

Yatak odasında, yanan eşyaların çıkardığı patlama sesleri yankılanırken bir yandan babasıyla konuşuyor, bir yandan da giderek yaklaşan alevlerin ışığında annesinin ve kendi üzerine dökebileceği biraz su arıyordu.

Ama bırakın suyu, yangını bir an olsun yavaşlatabilecek hiçbir şey yoktu elinde.

Üstelik artık babasının sesi de kesilmişti.

Tam annesinin yatağının yanındaki şifonyere doğru yönelip aceleyle kapıya ilerlerken ayağı sert bir köşeye çarptı.

“Ah! Ayağım!”

Can acısıyla eğildiği anda, annesinin her gece yatağının başucunda bıraktığı iki pet şişe suyun ayağının dibine düştüğünü gördü.

Üstelik ikisi de ağzına kadar doluydu.

Bunu görünce yaşadığı mutlulukla yerdeki iki pet şişeyi hızla aldı ve yangının yatak odasına ulaşmasını elinden geldiğince engelleyebilmek için koridora çıktı.

Ama koridora adımını atar atmaz,

“BABA!”

diye çığlık atarak yeniden odaya kaçmak zorunda kaldı.

Çünkü yangın o kadar büyümüş, o kadar yaklaşmıştı ki, yalnızca iki adım daha atsaydı alevlerin içinde kalacaktı.

Yaz rakamları artık az çok öğrenmişti. Eğer o anda bir telefon bulabilseydi, itfaiyeyi araması gerektiğini biliyordu.

Ama yangın iyice yaklaşmıştı.

Evi kaplayan yoğun duman yüzünden bir anda boğulur gibi öksürmeye başladı. Nefes almakta ve önünü görmekte giderek zorlanıyordu.

Tam o anda, anaokulunda öğrendiği bir bilgiyi hatırladı.

Dumandan zehirlenmemek için ağızlarını ve burunlarını ıslak bir bezle kapatmaları gerekiyordu.

Fakat odada bez yoktu.

Sadece yatağın üzerindeki yorgan vardı.

Minik kız, yorganı hem kendisinin hem de annesinin üzerine örttü. Sonra bulduğu iki pet şişedeki suyun tamamını yorganın üzerine boşalttı.

Duman artık göz gözü görmeyecek kadar odayı kaplamışken, annesinin buz gibi omzuna başını yasladı.

Önce annesinin ağzını ve burnunu, ardından da kendi ağzını ve burnunu yorganın ıslak kısmıyla elinden geldiği kadar sıkıca kapattı.

Sonra durdu.

Babasının gelip onları kurtarmasını beklemeye başladı.

Artık yapabileceği başka hiçbir şey kalmamıştı.

Küçücük bir çocuk için tek çare, nefesini korumaya çalışıp beklemekti.

Nefes almak giderek zorlaşıyordu.

Tam o sırada, tavandan görünen gökyüzünde dolunayı fark etti.

Sanki dolunay, annesinin ölümünü haber veren sessiz bir işaret gibiydi.

Yavaşça annesine dönmeye çalıştı.

Boğazını yakan dumanın izin verdiği kadarıyla ağlamaya ve babasına seslenmeye başladı.

“Baba!.. Baba, bize yard-”

Şiddetli öksürük sözünü yarıda kesti.

“B-bize yardım et, baba...”

Ama bir süre sonra ne ağlayacak gücü kalmıştı ne de nefes alabilecek hâli.

Duman gözlerini öylesine yakıyordu ki artık onları açamıyordu.

Üstelik salonun camları çoktan patlamış, yoğun duman dışarı taşmaya başlamıştı.

Gözlerini açabilse bile annesini görebilmesi artık mümkün değildi.

Yaz yavaş yavaş bitkin düşüyordu.

Zihni bulanıklaşıyordu.

Duman onu yavaş yavaş zehirliyordu.

Bilincinin son kırıntılarıyla dudaklarını son kez araladı.

“Anne... korkuyorum...”

Nefes almakta zorlandı.

“Beni bırakma sakın... tamam mı?... Beraber uyuyalım... Hem babam bizi kurt-”

Cümlesini tamamlayamadı.

Ve Yaz...

Belki de son kez, annesinin kollarında, her gece "İyi geceler." diyerek daldığı o tanıdık uykuya değil...

Karanlık ve bilinmeyen bir sessizliğe doğru sürüklendi.

Peki ya bu, onun son uykusu muydu?

Yoksa bir iyilik perisi onu bu karanlığın içinden çekip alabilecek miydi?

Bunu henüz kimse bilmiyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

76okunma 17beğeni 12yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18