3. bölüm / 6
İDDİA2. BÖLÜM: Mavi Gözler.
Bölümler 6Şu an: 2. BÖLÜM: Mavi Gözler.
Herkese merhaba. İDDİA'nın yeni bölümü geldi! Keyifli okumalar dilerim! 🙂
Biz sınıfa çıkmayı beklerken hafif bir rüzgâr esti. Rüzgârın esmesiyle tam önümde duran yeni öğrenciden burnuma buram buram odunsu erkek parfümü kokusu gelmeye başladı. Parfüm kokusunu elimden geldiğince duymazlıktan gelmeye çalışarak, müdür konuşmaya başlamadan önce Mina'ya sorduğum soruyu Eren'e de sormaya karar verdim:
"Peki sen tatilde neler yaptın, Eren? Gül Teyze'den öğrendiğim kadarıyla resim kursuna yazılmışsın. Ve ayrıca, ben sizin tek ortak olmayan tarafınızın hobileriniz olduğunu sanıyordum."
Eren bana dönerek anlatmaya başladı:
"Ah, evet Yaz. Ve hâlâ öyle bu arada. Yani hâlâ Mina'yı PlayStation oynamaya ikna edemedim. Yaz tatilindeyken canım çok sıkılmıştı. Mina'yı PlayStation oynamaya bir türlü ikna edemeyince, bir süre sonra her gün tek başıma oynamak zorunda kaldım. Artık bu duruma dayanamayıp resim kursuna yazılmaya karar verdim. Resim kursuna yazılmamın sebebi de tatilimi biraz daha sessiz, sakin bir şekilde geçirmeye çalışarak, biraz olsun okuldaki gürültüyü unutabilmekti. Mina nasıl başladı diye sorarsan da, kardeşim benim çizdiğim bir resmi çok beğendi ve 'Belki tekniğini öğrenip ben de böyle güzel şeyler çizebilirim.' diyerek o da benimle aynı kursa başladı. Bu arada hocamız da özellikle iyi olduğumuzu söyleyince, okullar açıldığında devam etmemiz gerektiğini anladık. Bu yüzden İstanbul'da, bizim binaya yakın bir kurs aramaya başladım. Ve sanırım..."
Ama bir süre sonra Eren'in sözlerine odaklanamadığımı fark ettim. Önümde duran uzun boylu çocuğun parfümü artık o kadar keskin kokuyordu ki burnumun direği resmen sızlıyordu. İçimden, "Umarım kıyafetlerime sinmez de akşam teyzem, 'Ooo! Sen erkek parfümü kokuyorsun, Yaz. Okulun ilk gününden, hayırdır?' demez." diye geçiriyordum. Okulun ilk günü parfüm kokusuna maruz kalmak ve teyzemin ağzı açıldığı an durmayan çenesiyle uğraşmak istemiyordum.
Tam bu sinirlenmiş hâlimle düşüncelerimi toparlamaya çalışırken, Eren omzuma hafifçe dokundu:
"Yaz, kanka iyi misin? Beni dinliyor musun?"
Tam cevap vermek için dudaklarımı açmıştım ki arkamdan Kıvılcım'ın sert sesi geldi:
"Yürüsene, Yaz!"
Ağzımı açtığım gibi kapatmak zorunda kaldım. Kıvılcım ile lisenin başından beri aynı sınıftaydık. Her karşılaştığımızda beni dış görünüşümden dolayı küçük düşürmeye çalışan ve bana nedensizce gıcık kapan bir kızdı. Kıvılcım ile yine aynı sınıfa düştüğümüzü de hemen arkamdan bana bağırmasıyla anlamıştım. İç sesim o an bana aynen şöyle dedi: "Bu yıl da günler kolay geçmeyecek, Yaz."
Biz merdivenden dördüncü kata çıkarken yeni çocuk kalabalığın arasından hızla sıyrılıp gözden kayboldu. Hemen ardından Kıvılcım da önünde duran ve onun sınıfa hızlıca çıkmasına engel olan herkesi omzuyla ittirip önümden geçerek kayboldu. Kıvılcım genellikle her yıl hafif ya da ağır, mutlaka bir disiplin cezası alırdı. Geçen sene yaz tatiline girerken hep, "İnşallah bu yıl disiplin cezaları yüzünden okuldan atılır da onunla bir daha hayatım boyunca hiç karşılaşmam." diye düşünmüştüm. Lakin hayatım boyunca neredeyse hiçbir dileğim gerçekleşmemişti ve bu da her zamanki gibi gerçekleşmemişti. Bu kız kadar disiplin cezası alan ben olsaydım muhtemelen daha ilk yıldan okuldan atılırdım. Üstelik teyzem de benim okumaya niyetim olmadığını düşünerek beni başka bir okula yazdırmaya çalışmazdı. Fakat artık anlamıştım; bence bu kızın ailesi bu okula öyle yüklü miktarda para veriyordu ki neredeyse cinayet işlemediği sürece bu okuldan atılmayacaktı.
Sınıfımıza yeni gelen çocuğun peşinden neden arkasından atlı kovalarcasına gittiğini anlamadığım Kıvılcım neyse ki benden epey uzaklaşmıştı. Ben de nihayet Eren'e yanıt verecek fırsatı bulabilmiştim:
"Eren, kusura bakma... Sınıfımıza yeni gelen çocuğun parfümü öyle keskin ki sen resim kursu aramaya başladığını anlatırken bir türlü odaklanamadım. Artık kokusu o kadar rahatsız etti ki bahçede biraz daha kalsaydık bayılabilirdim. Hatta üstüme bile sinmiş olabilir..."
Eren'in koluna girerek konuşmaya devam ettim:
“Ama özür dilerim, Eren. Eğer bu kadar rahatsız olmasaydım, seni tüm kalbimle dinlerdim. Bunu biliyorsun, değil mi?”
Eren kolunu omzuma atıp saçlarımı karıştırarak gülümsedi:
“Tabii ki biliyorum, Yaz'cığım. Hiç önemli değil.”
İkimiz de birbirimize gülümseyip önümüze döndüğümüzde, artık yeni sınıfımıza vardığımızı anladık.
Sınıfa girdiğimizde Eren kolunu omzumdan çekti ve biz; Eren önde, ben ortada, Mina da arkamda olacak şekilde sınıfın köşesindeki sıraya yöneldik. Bugün okulun ilk günü olduğu için sınıf öğretmenimizin yerlerimizi değiştirmeyeceğini biliyorduk. Her yıl öğretmenimiz yerlerimizi değiştirene kadar oturduğumuz, sınıfın duvar dibindeki en arka sıraya yönelmiştik ki gördüğüm manzara, başımdan aşağı kaynar suların inmesine sebep oldu: Sınıfa yeni gelen çocuk tam da benim oturmak istediğim yere oturmuştu ve tek başınaydı.
Biz olduğumuz yerde kalakalmışken Eren konuştu:
“Hanımlar, isterseniz siz en arkanın bir önüne geçin, ben de yeni arkadaşımızın yanına geçerim. Böylece yine önlü arkalı oturmuş oluruz. Olur mu?”
O an fark ettim ki Eren'in gösterdiği sıraya oturmaktan başka seçeneğim yoktu. Ama aynı zamanda yeni gelen çocuğa o kadar öfkelenmiştim ki neredeyse, sadece en arkanın bir önüne oturmak zorunda kaldığım için hissettiğim utangaçlık ve sosyal anksiyete yüzünden ağlayacakmış gibi hissediyordum. Normal bir insan olsa, "En arka sıra ile en arkanın bir önündeki sıra arasında ne fark var ki?" diye düşünürdü. Ama benim için aralarında çok büyük bir fark vardı işte. Konuşurken sesimin titrememesi için birkaç saniye sessiz kaldım.
Birkaç saniye sonra yeni çocuk, Eren'in yanına oturma teklifini kabul etti. Mina, benim neden konuşmadığımı ve tek seçeneğimin Eren'in önerdiği sıra olduğunu hemen anladı. Muhtemelen yeni gelen çocuk kulaklık takmış, telefonuyla ilgileniyordu. Böylece hem rahatını bozmuyor hem de ilk günden bizimle muhatap olmak istemiyordu.
Ben en arkanın bir önündeki sırada duvar kenarına yerleşirken Mina, kardeşine dönüp:
“Olur tabii ki. Hem buradan tahtayı daha rahat görürüz... Değil mi, Yaz?” dedi.
Başımı sallayarak, belki de hiç duyulmayan bir sesle "Evet." dedim ve dersin hangisi olduğunu bilmediğimiz için çantamdan sadece bir defter, bir kalem kutusu ve suluk çıkardım. Allah'tan sınıfta rüzgâr esmediği için o keskin ve yoğun parfüm kokusu artık gelmiyordu. Eğer devam etseydi, önündeki sırada nasıl katlanacağımı bilemiyordum. Astımım olsaydı büyük ihtimalle bayılırdım ve okulun ilk günü bitmeden beni okuldan sedyeyle çıkarırlardı.
Mina ile ben ders için hazırlık yaparken, bahçede yaşadığım olayı ve Eren'le neden fısıldaştığımızı bilmediği için ara sıra bana kaçamak bakışlar atan Mina'nın bana attığı bakışları fark ediyordum. Onun bu tarz durumları hiç kaçırmadığını bildiğim için, umarım ilk günden bize sohbet ortamı yaratacak bir ders olmaz diye düşündüm.
Tam o anda içeri, kır saçlı ve 50'li yaşlarda olduğunu tahmin ettiğimiz beden eğitimi öğretmenimiz Erdal Hoca girdi. Sınıfta sevinç ve heyecan karışımı bir tufan eşliğinde ayağa kalkıp hocayı selamlamak isterken aklıma bir anda, dün gece Instagram Reels'ta gezinirken gördüğüm bir video geldi.
Çok sevdiğim yazarlardan biri olan Beyza Alkoç, Instagram'da yaptığı bir canlı yayın sırasında bir anda yüzüne uygulanan oldukça komik bir efektle karşılaşmıştı. Daha sonra o anı kaydedip videoyu editlemiş ve üzerine de, "Söylediğim şeylerin bana geri dönme hızı." diye yazmıştı. O an fark ettim ki bazen, her ne kadar istemesek ve engelleyemesek de, olaylar üst üste gelir ve bizim tepkilerimiz de bir şekilde bize geri dönerdi.
Hani bazen çok alakasız bir yerde, anda aklımıza çok alakasız düşünceler geliverir ya, işte bende de aynen bundan oluyordu ve eğer bu düşünceler dışarıdan anlaşılabilseydi, eminim tam bir acı biber kadar kızarırdım. Gerçi zaten aniden aklıma böyle tuhaf düşünceler getirebildiğim için içten içe utanıyor, kendime kızıyordum. Yani düşüncelerim sadece içimden duyularak bana yetiyordu zaten. Bir de dışarıdan duyulmasını kaldıramazdım. Üstelik etrafımda benimle dalga geçecek yeterince insan varken.
Erdal Hoca'nın, "Oturun gençler!" demesiyle yerime oturdum ve aklıma gelen o komik videoyu zihnimden tamamen çıkardım. Okula başladığımdan beri her yıl dersimize giren Erdal Hoca'nın, okulun ilk günü yaptığı gibi bu yıl da bizi "Kaynaşma ve özlem giderme" adı altında serbest bırakacağını hepimiz biliyorduk. Çoğu öğrenci beden eğitimi dersinde etkinlik yapmak istemese de ben istiyordum. Çünkü arkadaşlarım etkinliğe odaklandığında yüzümdeki yanık izine daha az dikkat ediyor, benimle daha az uğraşıyorlardı. Bu yüzden kendimi bildim bileli serbest zaman geçirmektense etkinlik yapmayı tercih ederdim. Ve tabii sabah yaşadığım şey gerçek olmasaydı ve Mina da Eren'le fısıldaştığımı görmemiş olsaydı çok daha iyi olurdu. Ama yapacak bir şey yoktu maalesef.
Erdal Hoca konuşmaya başladığında iç sesimle konuşmayı bıraktım ve hocanın yapacağı konuşmaya odaklandım:
"Evet gençler, yeni eğitim-öğretim yılımız hayırlı, uğurlu olsun. Ayrıca bu sene sizin sınav seneniz. Şimdiden hepinize başarılar ve kolaylıklar diliyorum. Bu sınıftaki öğrenciler benim kurallarımı bilir. Beden eğitimi derslerinde öğrencilerin okulun neresinde vakit geçirmesini uygun görüyorsam, o yerler dışında hiçbir yerde gezmenize izin vermem. Gezdiğinizi görürsem de anında dilekçeyi basarım. Önce yoklamayı alacağım, ardından sessizce kantinde ve bahçede takılabilirsiniz."
Hoca yoklamaya başladığında, ders işlemeyecek olmanın yarattığı hayal kırıklığı ve can sıkıntısı yüzünden parmaklarımla oynamaya başladım. Tam o sırada sınıfta daha önce hiç duymadığım bir isim duyuldu:
"Aras Kara?"
Arkamdaki çocuk gayet sakin bir ses tonuyla, "Benim hocam!" dedi. Parmaklarımla oynamayı bıraktım ve merakla arkamı döndüm. Aras hakkında daha fazla bilgi almak istiyordum. Hangi şehirden gelmişti? Hangi okuldan gelmişti? İlgi alanları nelerdi? Belli ki yaz boyunca spor salonunda çalışmış olmalıydı; kaslı ve geniş vücudu bunu gösteriyordu.
Erdal Hoca gülümseyerek sordu:
"Okulumuza hoş geldin, Aras. Nereden geldin?"
Aras cevapladı:
"Hoş bulduk, hocam. Eskişehir'den, Özel Şehir Koleji Anadolu Lisesi'nden geldim."
Hoca devam etti:
"Peki, özel bir nedeni yoksa neden buraya geldiğini de söyleyebilir misin?"
Aras yanıtladı:
"Özel bir nedeni yok, hocam. Eskişehir'deki okulda dil bölümü yoktu. O yüzden 11. sınıfta eşit ağırlık bölümündeydim. Ama annem, dil bölümünde okuyup üniversite sınavına girmemin üniversite kazanma şansımı artıracağını söyledi. Bu nedenle yaz tatilinde Eskişehir'den buraya taşınma kararı aldık."
Erdal Hoca sorusunu sürdürdü:
"Hmm... Peki, sen hangi mesleği yapmak istiyorsun?"
"Ben spor alanında yabancı dil eğitimi vermeyi planlıyorum, hocam."
"Anladım ve bence gayet de ideal bir meslek seçmişsin, Aras."
"Teşekkür ederim, hocam."
Nihayet Aras ile hocanın konuşması bittiğinde herkes mümkün olduğu kadar sessizce (!) kantine ve bahçeye dağılmıştı. Biz de kantinde oturmaya karar vermiştik.
Kantine indiğimizde bulduğumuz en kuytu masaya geçtik. Tabii, oturur oturmaz benim çenesi düşük ve meraklı Melahat'ım, yani sevgili arkadaşım Mina, hemen kaş göz hareketleri yaparak sabah bahçede yaşanan olayı konuşmaya başladı.
"Kızım, ne iş? Hayırdır?"
Mina'yı gerçekten çok seviyordum ama en ufak bir olay olduğunda insanları sıkıştırması, hiç hoşlanmadığım huylarından biriydi.
"Mina, benim sevgili, canım arkadaşım... Bahçede olan şey tam olarak şu..." diye anlatmaya başladığımda, sanki o çocukla aramızda bir şeyler olduğunu söyleyecekmişim gibi gözlerini fal taşı gibi açmış, pür dikkat beni dinliyordu.
"Birincisi, bahçede önüme geçmek istediğini söylerken o kadar uzun boylu, kaslı ve geniş vücutlu birini okulda görebileceğimi düşünmüyordum. Açıkçası, okulumuzda olup da gözüme giren güneş ışınlarını engelleyebilecek kadar uzun boylu birinin, yani okulumuzda bir adet Dwayne Johnson olabileceğini hiç düşünmemiştim. Ve ayrıca..."
Sesimi, her ihtimale karşı biraz daha alçaltarak devam ettim:
"Ondan o kadar yoğun ve keskin bir odunsu erkek parfümü kokusu geliyordu ki açık havada bile boğulacaktım resmen! Hatta koku beni bir süre sonra o kadar rahatsız etmeye başlamıştı ki Eren'le bile doğru düzgün konuşamadık."
Eren'e döndüm.
"Öyle değil mi, Eren?"
Eren başını salladı.
"Aslında çocuk kötü kokmuyordu ama parfümü, ne kadar güzel kokarsa koksun, o kadar ağırdı ki burnumuzun direği resmen sızladı."
Eren'in sözlerini,
"Aynen öyle."
diyerek onayladım.
"Yoksa zaten okulun ilk günü. Hem ortada fol yok yumurta yok hem de ben, İngilizce öğretmenliğini kazanana kadar böyle bir şeye katiyen izin veremem. Teyzem de buna asla izin vermez zaten. Eğer böyle bir şey olduğunu duysa beni mahveder." diye ekledim.
"Yaz, yalan atma ya. Tabii ki teyzen izin veriyor. Ama sen kendine güvenm-"
"Ben istemiyorum, Mina! Teyzem her ne kadar özgüvenli olmam ve kendime güvenebilmem için yeni arkadaşlar edinmeme karışmasa da ben istemiyorum. Bilmem anlatabildim mi!?"
Eğer böyle konuşmasaydım, Mina'ya az da olsa yüz verseydim, inanın bana, Aras'la sevgili olabilmemiz için elinden gelenin fazlasını yapardı. Mesela eğer coğrafya dersinden Türkiye haritası çizme ödevi verilseydi, Mina Türkiye'yi değil, Aras'la benim aşk haritamı çizerdi. Öyle söyleyeyim size.
Tam Mina'nın suratının asılmasından, Aras'tan herhangi bir elektrik almadığıma dair onu ikna edebildiğimi fark edip rahatlamıştım ki zil çaldı.
Eren,
"Benim lavaboya gitmem gerekiyor, sınıfta görüşürüz kızlar."
diyerek bize el sallayıp vedalaştı.
Ben de canım sıkıldığı için, "Kütüphaneye çıkıp biraz kitap okurum." düşüncesiyle oturduğum sandalyeden kalkıp Mina'ya,
"Kütüphaneye gidelim mi?"
diye soracaktım ki, Mina benim ona kızacağımı tahmin etmiş olacak ki önce bana muzip muzip bakıp sinsice gülümsedi, ardından da hızlıca yanıma geldi.
"Ama Aras sana soru sorduğu an, onun o bembeyaz tenine, sapsarı saçlarına ve masmavi gözlerine bakarken kekeleyerek cevap verdin. Ona ne demeli?"
Bunu deyip kahkahayı bastı, ardından kendini tutamayıp hızla merdivenlerden yukarı koştu.
Ben arkasından,
"Mina!"
diye bağıracakken gözlerim istemsizce onun gittiği yöne çevrildi. Tam o anda karşımda, kantindeki koltukta Kıvılcım ile yan yana oturmuş kitap okuyan Aras'ın masmavi gözleri ve tıpkı Kleopatra görünümündeki Kıvılcım'ın kömür karası saçlarının arasından bana çevrilen yakıcı güneş sarısı gözleriyle karşılaştım.
İkisinin delici bakışları altında susmak zorunda kaldım.
Umarım bölümü beğenmişsinizdir! Beğendiyseniz beğenmeyi, yorum yapmayı, beni takip etmeyi ve İDDİA'yi arkadaşlarınızla paylaşmayı unutmayın! Bir sonraki bölümde görüşmek üzere! 🙂🌟
Bölüm etkileşimi
