2. bölüm / 5
HÜKÜM VE İHANETKahve ile yeşil...
Bölümler 5Şu an: Kahve ile yeşil...
“Yeşil gözleri huzuru vaat ediyordu, oysa ben kahverengi gözlerimde taşıdığım karanlığı ona bulaştırmaya gelmiştim...”
Flaşlar 4 bir yanımda patlarken hiçbirini umursamadan ilerlemeye devam ettim çünkü ben Bianca Celeste Valencia idim ve bu hayatta kimseden korkum yoktu yani en azından bana öyle olması gerektigini söylemişlerdi
Üzerimdeki siyah elbisenin askıları vardı ve göğsümu birazcık belli ediyordu belime kadar uzanan koyu kızıl saclarim ise belimden aşağıya dalgalar halinde dökülüyordu ayağımdaki topuklu ayakkabılar kırmızı halıda her yürüdüğümde zerafetle beni taşıyor ve görünümümün olmazsa olmazı olduğunu belli ediyordu
Bugün bir ödül alacaktım hemde İtalya'nın en seçkin galasında...
⭐YILIN EN İYİ KADIN SİRKET YONETİCİSİ
Alacağım ödülün ismi buydu ve doğrusu biraz ironikti...
Sahneye çıktım ve sunucu ödülümü verdiğinde gülümseyerek ödülü aldım konuşmamı da İtalyanca yaptıktan sonra sahneden indim evet artık işim bitmişti bu yüzden önce arka bahçede sigarami içecek sonra da malikaneme dönecektim
Arka bahçedeki gün batımı manzarasını gören Fransız balkonlardan birine çıktım ve çantamdan önce telefonumu çıkardım annemden mesajlar vardı
👉Dik dur Bianca seni bunun için doğurmadim ben
👉En mutlu anında gerçekten bu saçı ve makyajı seçtiğine inanamıyorum...
Göz devirerek telefonumu çantama geri koydum ve bir dal sigara çıkardım paketten
Çantamı karıştırıp çantamı aradım ama bulamadım..kahretsin yine kesin Marco almıştı o adamı gebertecektim!
Marco bizim malikanemizdeki Tina ablanin oğluydu babam yıllarca ikimizi hep yan yana büyütmüş ve sonuç olarak beni bir kralice onu da sağ kolum olarak büyütmüştü çoğu zaman Marco ile kavga etsek ya da birbirimize şakalar yapsakta onsuz yaşayamazdim o unutmak istediğim çocukluğumda ki tek guzelliklerdendi...
Aniden kapı açıldı ve burnuma bir barut ile karışık viski kokusu geldi..normalde bu koku bana rahatsız edici gelirdi ama şuan hoşuma gitmişti sonra ağır ayak sesleri duydum arkamı döndüğümde ise koyu siyah saçlı bi adam vardı önümde gözleri ise derin bir kahve...
Aklıma o an okuduğum bir İtalyanca şiir geldi
Non è il blu del mare,
né il verde delle foglie al sole.
È il marrone dei tuoi occhi,
il colore che il mio cuore vuole.
Bu güzel şiirin türkçesi ise şöyleydi;
Denizin mavisi değil,
Güneşte parlayan yaprakların yeşili değil.
Kalbimin istediği renk,
Senin gözlerinin kahverengisi....
Usulca geri eski ifademe döndüm ve "sen kimsin?" dedim sorgulayan ciddi bir tavırla
Karşımdaki adam derin bir nefes verdi ve "her gördüğün insana karşı soğuk musun?" dedi hafif alaycı bir tonla
"Evet" dedim hiç düşünmeden "hele ki senin gibi biriyse"
Alayla kendi bedenini süzdü ve sordu "Ne varmış benim halinde?"
"Halinde birşey yok ama ukalasın" dedim göz devirerek
Hafifçe kikirdadi anlaşılan bu hoşuna gitmişti ki elimdeki sigarayı görünce cebinden bir çakmak çıkardı ama bu çakmak siyah mat gumus kartal işlemeli bir cakmakti
Alayla baktım ve "bu cakmagin anlamı var mı varsa ne?" dedim
Kahve gözlerinden bir an birşeyler geçtiğini görebiliyordum ama hiç bozuntuya vermeden "eski bir arkadaşımdan" dedi ve bana uzattı sigarami yaktıktan sonra bir nefes çektim içime işte buydu sonunda rahatlamış tüm yorgunlugumu atmıştım
"Ne zamandır sigara içiyorsun?" dedi beni izlerken
"Lise sondan beri" dedim sessizce yani bu imparatorluğun başına tam olarak gectiğim gün
Sessizce uzanıp sigarayı dudaklarımdan aldı teni tenime degdiginde bir sıcaklık hissettim nedense sert görünüşüne rağmen sıcaktı elleri...
Sigaradan bir nefes aldıktan sonra köşedeki küllüğe bastırıp söndürdü ve "bundan sonra içme" dedi net bir dille
"Neden?" diye sordum koyu yeşil gözlerimle ona bakarken
“Sadece o sigaranın, senin kadar güzel bir şeyi mahvetmesine tahammül edemiyorum.” dedi net bir dille bana bakarken... sonra da hiçbirsey olmamıs gibi gitti sanki daha sonra tekrar karşılaşacağımızı biliyor gibiydi...
Ve bu akşam ilk kez koyu kahve ve koyu yeşil birbiriyle buluştu ve ikiside kaderlerinde bir hükmün daha verildiğini fark etmedi bile....
Bölüm etkileşimi
