14. bölüm · Heykel
14. Bölüm
Odadaki sessizlik, konuşulmayan her şeyin sesi gibiydi. Loren karşımdaki sandalyede oturuyordu. Bacaklarını hafifçe açmış, dirseklerini dizlerine dayamıştı. Başı biraz öne eğikti. Bana bakmıyordu ama odadaki her şeyi kontrol ettiği belliydi. Artun kapının yanında oturuyordu. Hiçbirimiz konuşmuyorduk. Bu sessizlik beni çok tedirgin ediyordu.
İlk konuşan ben oldum.
"Artık yarım cümle istemiyorum," dedim. Sesim o kadar titremişti ki hakkımda 'zavallı kız' diye düşündüklerine eminim. "Beni çocuk gibi koruyup, sonra karanlığa itmenizi de istemiyorum."
Loren yavaşca başını kaldırdı. Bakışları sert değildi ama yumuşak değildi. Bakışlarında his yoktu.
"Şu an bildiğin her şey," dedi, "hayatta kalman için yeterli".
"Ben hayatta kalmak istemiyorum," dedim. "Ben neyin içinde olduğumu bilmek istiyorum."
Artun yerinden kıpırdadı.
"İzem--"
Elimi kaldırdım.
"Hayır," dedim "bu sefer konuşacak olan ben değilim."
Loren'e baktım.
"Beni neden seçtiklerini bilmiyorum, senin beni neden koruduğunu da bilmiyorum ama şunu biliyorum. Benim hayatım benim elimden alındı."
Loren'in çenesi hafifçe kasıldı. Bu sinirlendiğinin küçük bir işaretiydi.
"Hayatın," dedi, "henüz alınmadı."
"Çünkü sen izin vermiyorsun," dedim. "Bu da seni süper kahramanım ya da kurtarıcım yapmıyor, sadece başka bir sahibi yapıyor." dedim kahkaha atarak.
Artun bir şey söyleyecekken kafamı 'hayır' anlamında iki yana salladım. Gözlerim Artun'un üzerinden çekip Loren'e çevirdim.
Loren kısa bir anlığına sessiz kaldı. Sonra ayağa kalktı.
Yavaşça
Üzerime yürümüyordu ama mesafe kısalıyordu.
"Beni yanlış yerde konumlandırıyorsun," dedi.
"Peki ya doğru yer neresi?" diye sordum.
"Ben seni kurtarmıyorum veya ben seni kullanmıyorum da." dedi.
Gözlerimi kısmıştım.
"Gerçekten harika, harikasınız." dedim ellerimle alkış tutarak.
Delirdiğimi düşünüyor gibi her hareketimi inceliyordu, gözlerinde anlamdıramadığım bir burukluk görüyordum.
Bana doğru bir adım daha yaklaştı.
"Ben seni oyunda tutuyorum." dedi sakin bir ses tonuyla.
Bu cümle Loren'in ağzından çıkıp Artun'un suratına çarpmış gibiydi. Olduğu yerde huzursuz bir şekilde kıpırdıyordu.
"Ne oyunu?" dedim.
"Bu şehirde iki tür insan vardır," dedi.
"Hamle yapanlar ve hamle olanlar."
Yutkundum
"Ben hangisiyim?"
Loren'in cevabı gecikmedi.
"Şimdilik hamlesin."
O kadar huzursuz hissediyordum ki bunu yüzümden görmüş olmalı.
"Bu kötü haber değil," dedi.
"Çünkü hamleler, oyunu değiştirebilir." dedi.
Her bu konu açıldığında kafam hep daha fazla karışıyordu. Konuşmanın sonunda bir daha bu konuları açmayacağım dedikçe çenemi tutamıyordum.
Kısa süren sessizliğin ardından
Artun başını hafifçe bana doğru çevirdi.
"İzem," dedi,
"Loren seni sahada tutmazsa, başka biri seni tahtaya çivi gibi çakar."
Bakışlarım Artun'a kaydı.
"Sen hangi taraftasın Artun?" diye sordum.
Hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
"Loren'in" dedi.
Loren eğdiği kafasını bile kaldırmadı. Bu cevap zaten belliydi.
Tekrar Loren'e döndüm.
"Beni buraya getirdin. Evim yok, galerim yok, normal bir hayatım yok."
Sesim 3 gündür su içmiyor gibi çatallı çıkmıştı.
"Bunun karşılığında bana ne veriyorsun?" diye sordum.
Loren yaklaştı.
"Zaman." dedi.
"Ne için?"
"Hayatta kalman için." dedi.
Sinirle güldüm.
"Ne kadar cömertsiniz Loren Bey çok teşekkür ederim hayatımı size borçluyum çok sağolun, çok sağolun." dedim gülmeye devam ederek.
Loren'in sesi sertleşti.
"İzem," dedi.
"Onlar seni susturmak istiyor."
"Gelip sustursunlar o zaman, öyle evime gizli gizli girip zarf bırakmak, gittiğim yerlerde hesap ödemeler falan çok romantik." dedim ağzımı buruşturarak.
"İzem boş konuşuyorsun, yapma." dedi bir parmağını havaya kaldırarak.
Göz devirdim.
"Ben planın neresindeyim?" diye sordum.
Loren hiç düşünmedi.
"Merkezinde değilsin," dedi.
"Ama kilidindesin."
"Ben kırılırsam, herkes dışarda mı kalıyor?" dedim dalga geçerek.
"Bu ilkokul kelimelerini yaşına veriyorum İzem." dedi.
Konuyu toparlamak adına
"Ben kırılırsam ne olur peki?" diye sordum.
"Kapı açılmaz" dedi. Yine benim dediğime geldik işte bak.
"Kapı açılmazsa?" diye sordum.
"Mahzen benim olmaz."
"Mahzen senin olmazsa?"
"Bu şehirde kimin patron olduğu belli olmaz."
"Belli olmazsa ne ol--" cümlemi yarıda keserek.
"İnek nerde dağa kaçtı İzem tamam." dedi.
Kahkahama engel olamadım. Artun'a baktığımda o da kahkahasını bastırmaya çalışıyordu.
Bir anda yüz ifademi sertleştirerek.
"Beni neden koruyorsun Loren." diye sordum.
Oda gerildi.
O da gerildi.
"Çünkü hayatta kalman gerekiyor İzem defalarca sordun defalarca cevapladım. Elli kere de sorsan yüz elli kere de sorsan aynı cevabı duyacaksın, cevabım değişmeyecek." dedi hafifçe sesini yükselterek. Artık gerçek anlamda onu sinirlendirmiştim.
"Bu gece burada kalırım ama yarın galerime gideceğim." dedim konuyu değiştirmek isteyerek.
İtiraz etmedi. Bu, kabul ettiği anlamına geliyordu.
Sadece şunu söyledi.
"Artun seninle olacak."
"Ya sen?"
"Görünmeyeceğim."
Yani her yerde olacak ama adını koyamayacağım bir yerde.
Koltukta oturdum, çok yorgun hissediyordum ama artık şunu biliyordum.
Ben kurtarılması gereken bir kadın değildim.
Ben hesaplara dahil edilmiş biriydim.
Ve bu oyunda en tehlikeli şey artık korkmamamdı.
Odanın içindeki hava ağırdı.
Kimse konuşmuyordu ama herkes aynı şeyi düşünüyordu.
Loren sandalyede öne eğilmişti. Dirsekleri yine dizlerinde, elleri birbirine kenetliydi. Başını kaldırmadan konuştu.
"Artun, sen gideceksin."
Artun kaşlarını çattı.
"Loren--"
"Gideceksin," diye kesti sözünü. Sesi yüksek değildi ama tartışmaya kapalıydı.
Ben refleksle doğruldum.
"Hayır," dedim "ben yalnız kalamam."
Loren başını kaldırıp bana baktı.
"Yalnız kalmayacaksın."
"Artun'la kalacağımı söylemiştin."
"Plan değişti."
Bu cümleden nefret ediyordum.
"Ne demek plan değişti?" dedim.
Loren cevap vermedi. Gözleri Artun'daydı.
Artun bir süre sustu. Sonra yavaşça başını salladı.
"Karşı taraf hareketlenmiş," dedi "benim orada görünmem gerekiyor."
Kalbim hızlandı.
"Karşı taraf derken...onlar mı?" diye sordum.
Artun bana baktı. Cevap vermedi.
Bu, evet demekti.
"Gitme," dedim ona bir şey olur korkusuyla çünkü kendimi Artun'a yakın hissediyordum bana yardım etmiyor olsa bile hissettiklerimi anlıyordu bu benim için yeterliydi.
"İzem," dedi "ben gitmezsem, şüphe çekerim."
"Kimden?"
"Yanlış kişilerden." dedi Artun.
Loren ayağa kalktı.
"Onların Artun'u hala kendi taraflarında sanmaları gerekiyor," dedi.
O an kafamda bütün yapbozlar birleşmişti. Artun...bizden biri gibi duruyordu ama aslında görünürde onlardandı. Yani iki tarafa birden oynuyordu.
"Yani," dedim yavaşça, "sen gidip onlara her şey yolundaymış gibi mi davranacaksın?".
Artun başını salladı.
"Başka yolu yok." dedi.
Loren ekledi. "Burada kalırsan, seni yakarlar. Orada kalırsan, bizi yakmazlar."
Sessizlik çöktü. Bu, bir fedakarlık konuşması değildi. Bu, matematikti.
Artun montunu aldı. Kapıya yönelirken durdu.
Loren'e kafa sallayıp kapıdan çıktı.
Evde artık sadece ben ve Loren vardık, bu fikir içimi sıkıştırdı istemeden koltukta biraz daha içime kapandım.
Loren mutfağa yöneldi. "Su ister misin?" diye sordu.
"Olur" dedim sadece.
Bardağı alıp bana uzattı sonra tekrar sandalyede ki yerini aldı.
Konuşmadık.
Ben konuşmamak için kendimi zorluyordum derken Loren'in telefonu titredi.
Ekrana baktı yüzündeki ifade o kadar değişmişti ki daha önce onu hiç böyle görmemiştim. Küçük bir değişimdi ama ben artık küçük değişimleri görebiliyordum.
Çenesi sertleşti
Omuzları gerildi
Ekranda yazan ismi görmedim ama Loren görmüştü.
Aramayı açmadı. Telefonu sustu.
Bir saniye sonra tekrardan titredi. Bu kez açtı.
"Ne istiyorsun?" dedi. Ses tonu buz gibiydi içimi üşütmüştü resmen.
Karşıdan gelen sesi duyamıyordum ama Loren'in bakışlarından hoşuna gitmeyen şeyler duyduğunu anlamıştım.
"Bu numarayı nereden buldun?" dedi.
Sessiz kalmıştı kısa bir süre.
"Bir daha," dedi. "Bir daha sakın beni arama Zeynep."
Zeynep
Telefonu kapattı. Uzun uzun ekrana baktı sonra telefonu masaya bıraktı.
"Zeynep kim?" diye sordum merakıma yenik düşerek.
Bakışlarını bana çevirdiğinde
"İlgin olmayan konulara o küçük burnunu sokma sakın İzem, koridorun sonunda sağda bir oda var git yat." dedi.
Çok öfkeliydi ama bu öfkesinin sebebinin ben olmadığımı biliyordum. Oturduğum yerden yavaşça kalkıp tarif ettiği odaya doğru yürüdüm, odadan içeri girip kendimi yatağa bıraktım. O kadar yorulmuştum ki bir süre sonra yorgunluk bedenime çöktü. Gözlerim yanıyordu.
LOREN'İN AĞZINDAN
Gece herkes için aynı değildir.
Bazıları uyur.
Bazıları kaçar.
Bazıları da uyanık kalmak zorundadır.
Ben üçüncü gruptaydım. Şehir sustuğunda rahatlamam, şehir sustuğunda asıl sesleri duyarım. Ayak seslerini, nefesleri, yarım kalan planları.
Artun şu an karşı tarafta, bugün aldığım haber ile Artun'un bu ara gözükmediğini ve bir şeyler çevirdiğini düşünüyorlardı buna izin veremezdim. Çünkü bazen en iyi siper, düşmanın seni hala kendi tarafında sanmasıdır.
Onlar Artun'u kendi adamları zannediyor. Onların bu yanılgısı, benim en güçlü silahım.
Bugün İzem'in sorularının kafamda yarattığı tahribat bitmemişken üstüne Zeynep'in araması beynimi parçalara ayırmıştı.
Zeynep
Bazı isimler vardır, dudaklarından çıktığı an geçmişin kapılarını açar.
Ben karşı taraftayken Zeynep'le bir ilişkim vardı.
Buna aşk demek çok kolay olurdu.
Ama biz kolay şeyler yaşamadık. Bizim bulunduğumuz yerde aşk yoktu. Şefkat yoktu. Güven yoktu. Sadece saygı vardı.
Ve saygı yanlış kişiye duyulduğunda insanı mezara kadar sürükler.
Ekipte ilişki yasaktı çünkü bağ kuran insan zayıflar. Zayıflayan insan hata yapar. Hata yapan insan ölür. Bu kadar basitti
Ama bazı yasaklar vardır...insan bilerek çiğner. Bilerek uçurumun kenarına gider. Bilerek aşağı bakar. Zeynep'le aramızda olan şey saklıydı.
Fısıltı değildi, bakıştı, sessizlikti.
Aynı odada birbirimizin yanından geçerken kimsenin fark etmediği bir duraksamaydı.
Dokunmazdık.
Yan yana oturmazdık.
Ama herkesin sustuğu anlarda, birbirimizin nefesini tanırdık. Bu bir hata değildi. Bu, bilerek işlenmiş bir suçtu. Yakalanmamak için değil, kaybetmemek için saklıyorduk.
Çünkü o dönem şuna inanıyordum. Zeynep benimle aynı taraftaydı, aynı karanlığa bakıyorduk, aynı şeylerden tiksiniyorduk, aynı şehirden nefret ediyorduk.
Yanılmışım.
Düşman dışarıdadır.
Ama asıl öldürenler...yanında yürüyenlerdir.
Zeynep bunu bana hiç göstermedi. Gözlerinde ihanet yoktu, ses tonunda tereddüt yoktu.
Her zaman sakindi ve sakin insanlar en tehlikeli olanlarmış fark ettiğimde çok geç olmuştu.
Ben ekipten atıldığımda resmiyette sebep şuydu: Kural ihlali.
Bir ilişki, bir zayıflık, bir hata. Buna inandım.
İnandım çünkü inanmak işime geliyordu.
Gerçek daha kirliydi ama kirli gerçekler, insan hazır olmadan gelmez.
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum. Benim düşüşüm bir kaza değildi.
Planlıydı.
Benim dışarı atılmam gerekiyordu çünkü içeride kalırsam bazı şeyleri çok erken fark edebilirdim. Zeynep bunu biliyordu. Benden önce, benden iyi.
Bugün adını duyduğumda yüzümün gerilmesi bu yüzden.
Aşk acısı değil bu, ihanet acısı da değil.
Bu daha başka bir şey.
Bu, insanın kendine duyduğu öfke. Yanlış kişiye güvendiğini fark etmenin ağırlığı.
Ben Zeynep'e güvenmiştim. Bu şehirde yapılabilecek en büyük hatayı yapmıştım.
Şimdi o hala karşı tarafta.
Zeynep'in beni aramasının tesadüf olmadığının bilincindeydim. Bu şehir yine bir şeyleri kıpırdatıyordu.
Ceketimin cebimden sigara paketimi çıkarıp içinden bir dal aldım, yaktığım sigara ciğerlerime dolarken İzem'in odasından gelen küçük inilti bütün düşüncelerimi alabora etmişti. Yavaşça oturduğum yerden kalkıp İzem'in odasına doğru yürüdüm.
Kapı aralıktı, oda karanlıktı ama tam karanlık değildi.
İzem yatakta yan yatmış, dizlerini karnına çekmiş İnsan ancak çok yorulduğunda böyle uyur ya da çok korktuğunda. Bugün bana baktığında gözlerinde korku yoktu. Bu iyi değil. Korku, insanı hayatta tutar.
Korku bittiğinde, ya kabulleniş başlar ya da isyan. İzem'in gözlerinde ikisi de var. Bu da onu tahmin edilemez yapıyor.
Yatağın kenarında duruyorum. Yaklaşmıyorum, dokunmuyorum. Çünkü bazı çizgiler geçilirse, oyun bozulur.
İzem benim planımda bir araç değil.
Ama merkez de değil.
O, kapının kilidi. Kapı açılacaksa kilidin sağlam kalması gerekir.
İzem bazı şeyleri bilmemeli.
Çünkü bilirse omuzlarına yük biner. Omuzlarına binen yük, onu eğdirir. Eğilen insan ya kırılır ya da satılır.
Ben İzem'in ne kırılmasını isterim ne de satılmasını. Bu yüzden susuyorum. Bu yüzden yarım anlatıyorum. Bu yüzden bana zalim diyor.
Bıraksın desin.
Bıraksın nefret etsin.
Bıraksın beni yanlış bilsin.
Yeter ki nefes alsın.
İzem'in yaşaması benim için bir vicdan meselesi değil. Bir denge meselesi ama bazı dengeler, insanı içten içe çürütür.
Duyduğum küçük iniltiyle gözlerimi yüzüne odakladım. Kaşları hafif çatıktı, rüyasında bile kaçıyordu. Kaçtığı şeyin ne olduğunu bilmiyor ama vücudu biliyor. İnsan bazen hatırlamaz ama beden asla unutmaz. Ona son bir kez bakıp aralık olan kapıdan çıkıp salona döndüm.
Gece uzundu, düşman uyanıktı. Bu oyunda kimse mutlu olmayacak ama biri hayatta kalacak. İzem. Ben nefes aldığım sürece onun nefesini kesmelerine izin vermezdim. Benim istediğim tek sonuç bu.
Geri kalan her şey, sessizce gömülebilir.
