3. bölüm · Her Defasında Yanlış Yol

Sessiz Bekleyiş

Ayşe Ungever

Gabriela Vesper-

Hayatın derinliklerinde değil de kendi içimizin derinliklerinde kendimizi bulmaya çalışsak sizce bunlar olur muydu?

İnsanlar kendini ararken kayboluyorsa, hepimiz bir çıkmazdayız demektir ve belki de ben o çıkmazların birindeyim.

Odamda ki sessizlik hüküm sürerken hemen arkamda oturan Cyra saçlarımı örüyordu. Yatağımın üzerinde oturmuştuk ve saçımla oynamak isteyen Cyra başımın etini yemişti, şükür ki son on dakikadır sessizdi.

Bir dakika, gerçekten on dakikadır saçımla ne yapıyordu? “Cyra?”

“Efendim, bebeğim?” dedi yumuşak bir sesle.

“On dakikadır ne yapıyorsun saçımla?” diye sorduğumda kıkırdadı. “Örüyorum, açıyorum ve tekrar örüyorum.” Buruk bir tebessümle arkama baktım. “Keşke ablam olsaydın.”

Lanet olası bir abim olacağına bir ablam olmasını tercih ederdim. Bazen düşünüyorum ama sonra düşünmek bile keyfimi kaçırıyordu. Aşağılık pislik.

“Çok iyi bir abla kardeş olurduk, bundan eminim,” dedi içten bir gülümsemeyle.

“Hadi dön önünü bir kez daha öreceğim saçını.” Kıkırdadım.

Ablam gibi görüyordum, ablan olması nasıl bir his bilmesemde. Ablam olarak görüyordum ama benle aynı yaştaydı.

Tutunabileceğim bir dal olduğu düşüncesi asla aklımdan çıkmazdı.

“Bitti mi?” diye sessizliği bir kez daha bozmuş oldum. “Az kaldı, çok az.”

Sakince beklemeye devam ettim.

Ellerinin saçımdaki etkisi bana huzur verdiğini hissediyordum.

Kardeşim gibiydi Cyra. Hem meslektaşım, hem arkadaşım, hem sırdaşım hem de yoldaşımdı kendisi. Sevmeyipte ne yapayım?
Bazı insanlar senin her şeyin olabiliyordu; sen istesende, istemesende.

"Gabi, telefonuna bildirim geldi baksana,” diyen sesini duydum Cyra’nın. “Ah, tabii. Bakayım.”

Yanımda duran telefonumu elime alıp kilit ekranını açtım. Avukat Brown’dan gelmişti mesaj. Kaşlarımı çattım.
Gelen mesaja baktım.

“Bayan Vesper, müvekkilim hakkında tahliye kararı verilmiştir.” Boğazımın düğümlendiğini hissetmiştim. “Kendisi bugün akşam saat sekiz on altı itibarıyla cezaevinden çıkmıştır.”

Ne? Başım dönmeye başlıyor ve ellerimin titrediğini hissediyorum. Gerçek mi bu?

"Kimmiş?” Yanıt alamadı. “Gabriela sana diyorum, kimmiş mesaj atan?”

"A- Avukat,” dedim güçlükle.

Ne demek tahliye olmuştu? Olamazdı. Hayır. Ne diyordu bu mesaj da?

“Ne diyor?” Endişeli sesini işittiğimde yavaşça telefonu yanım koydum ve ona döndüm.

“Tahliye olmuş,” dedim sadece sonrası derin bir sessizlik.

Çıkaramazlardı o iti cezaevinden. Yapamazlardı, yapmamalılardı. Sürünmeliydi o piç.

“Nasıl olur?” diye bağırarak sordu Cyra.

“Bildiğin, tahliye olmuş.”

“Şimdi ne olacak?” Sesi titriyordu. Korkuyordu, haklıydı.

“Bilmiyorum, bilmiyorum! Siktir bilmiyorum.” Ne yapmalıydım. Ya buraya gelirse?

“Tamam, sakin ol. Bir çözüm buluruz.” Neyin çözümünden bahsediyorum ben?

“Eğer çıktıysa geleceği ilk yer burasıdır.” Gözleri korkuyla büyümüştü.

“Ya da annemgilin yanına gider,” diye yatıştırmaya çalıştım.

“Gabriela, iki saat önce çıkmış hapisten. Annengilin yanına git-
miştir bile!”

Neden haklısın sen? Şu an geliyor olabilir gerçekten. Ve benim elimden hiçbir şey gelmiyor.

“Gabriela…” dedi çaresizce. “Korkuyorum.”

Ve o an. Hani derler ya; insan başına gelecek kötü şeyi hisseder, diye işte Cyra hissetmişti.

Kapı çalmıştı.

“Siktir,” kelimesi döküldü dudaklarımdan. Cyra bir anda kaskatı kesilmişti.

“Birini mi bekliyordu?” dedi son çare olarak. Başımı hayır anlamında salladığımda ağlayacak gibi oldu.

Kapı zili tekrar çaldı ve ardından ısrarlı şekilde kapıya vuruldu.
Hızla ikimizde ayağa kalktık.

“Cyra, sen benim odamda kal. Eğer tehlike gelirse camdan atla, çok yüksek değil. Zaten birinci katta oturuyorum.”

Cyra başını salladı.

Ben hızlı bir şekilde odanın kapısını kapatarak odadan çıktım.
Koridorun sonundaki dış kapıya ulaştığımda ellerim titriyordu. Kapının koluna uzandığımda derin bir nefes alıp verdim.
Kapıyı açtım.

Ve o lanet olası kişiyi gördüm. Evet, çıkmıştı o yerden ve buradaydı. Gözlerim gözlerinde takılı kaldı.

Yüzünde buruk bir gülümseme oluştu. Sessizdik. Tek bir kelime bile yoktu aramızda. Tiksinircesine ona bakıyordum.

“Gabriela?” Ağzından zorlukla çıkan kelimler ile onun sesini dokuz yıl sonra ilk defa duymuş oldum.

Hiçbir cevap veremedim. Derin bir nefes alıp tekrar verdim.

O an sanki hiçbir şey yapamıyordum. Sadece tiksintiyle yüzüne bakabiliyordum. Konuşacak bir cümlem veya yapacak bir şeyim yoktu. Gelmişti, dokuz yıl sonra.

Dudaklarımı birbirine bastırıp ağlamamaya çalıştım ama nafile, gözümden dökülmüştü o yaşlar.

“Yapma…” diye fısıldadı çaresizce. Gözlerinde pişmanlık vardı, gözlerinde utanç vardı.

“Neden geldin?” diye sorabildim zorlukla.

“Özür dilerim.” Sesi çatlamıştı. “Sadece neden geldiğini söyle.”
“Çok…” Devam etmedi. Yutkundu. “Çok uzun zaman geçti.” Kaşlarımı çatarak ona baktım. Bu bir cevap değildi. “Çok özledim, seni,” dediğinde afalladım.

Ne dedi o? Beni mi özlemiş?

“Çok büyümüşsün.” Gözlerimdeki yaşlarla ona hayal kırıklığı ile bakıyordum. “Konuşmayacak mısın?” Sustum. “Gabriela, özür dilerim.”

Elimin tersi ile gözyaşlarımı sildim. “Seni hiç özlemedim,”
dedim acımasızca. İkimizde bu gerçeği biliyorduk ama benden duymak onu daha da üzmüştü.

“Biliyorum.”
“Git.” Sözlerim onu şaşırtmış olmalı ki kaşlarını çattı. “Gabriela böyle yapm-“

“Git.” Nefretle yüzüne baktım ve bu sefer; “Alex git,” dedim.

“Lütfen, sadece biraz konuşalım.”

“Senin gibi biriyle konuşacak bir şeyim yok benim.”

“Gabriela, ben senin-“ diyemeden kestim sözünü, “Hiçbir şeyim değilsin sen benim.”

Sustuk. Sessiz kaldığımız dakikaların sonunda konuşan yine o oldu. “Sadece on dakika. Bana bu şansı ver lütfen.”

Ona güvenebilir miydim? Belki.

“Peki, gel.” Kapının önünden çekildim. İçeriye girdiğinde ona oturma odasına geçmesini söyledim. Oturma odasında karşı karşıya oturduğumuzda söze girmesine bekledim.

“Benden hala nefret ettiğini biliyorum,” dediğinde yüzüne baktım. “En azından bu konuda hem fikiriz, abi.”

“Haklısın, lanet olsun her konuda haklısın!” Ellerine saçlarına geçirdi. Boş gözlerle ona bakıyordum.

“Nasıl çıktın oradan?”

“İyi bir avukat buldum. Peki, sen neden hiç gelmedin?” Bunu gerçekten soruyor muydu?

“Senin gibi birini asla merak etmiyorum.”

“En azından abin olduğum için bir kere gelseydin, olmaz mıydı? Bencilce bir istek ama görmek istediğim tek kişi sendin.”
“Böyle bir abim olduğu için utanıyorum.”

Ondan utanıyordum, evet. Yaptığı affedilir gibi bir şey değildi. O tecavüz etmişti. O Cyra’yı tecavüz etmişti. Şimdi karşıma bu şekilde çıkamazdı. “Sen iğrenç birisin.”

Bakışlarını benden kaçırıp yere bakıyordu. “Abi, işte bu kadar şerefsiz olabildin sen.”

“Yaptığım şeylerin affedilmez olduğunu bil-“

“Kes çeneni! Özür dileme hakkın dahi yok senin.” Derin bir nefes aldım.

Geri dönülmez bir hata yapmıştı, hata bile sayılamazdı. Bir suçlama değildi, kanıtlanmış bir davaydı. Abi denilemez bir pislikti. Tabii sırf bu yüzden dokuz yıl hapis yemesi azdı çünkü yaptığı tek seferlik bir tecavüz değildi.

Söylemesi çok zor belki ama… Hamile bırakmıştı. En azından kürtaj yaptırıp bebeği aldırmıştı. Canım Cyra’m.

“Haklısın. Ben şerefsiz bir pezevenkten başkası değilim.” Duraksadı. Ne düşünüyordu?
“Ben de kendimden utanıyorum. Beni asla affetmeyeceksiniz biliyorum. Zaten buraya affedin diye gelmedim.”

Ne için geldiğini hala anlayamamıştım ama olsun. Anlatırdı şimdi. Bakalım yine ne bok yemişti?

“Ben buraya sana veda etmek için geldim,” dediğinde merakla kaşlarımı çattım.

Ne vedasından bahsediyordu. Ülkeden mi kaçacaktı? Defolup gitse umurumda olmazdı. Gebersin.

“Hayır, daha uzaklara gideceğim.” Ne anlatıyordu bu?

“Açık konuş, ne istiyorsun?” Hiç umurumda değildi şahsen. Böyle birini merak edecek değildim.

“Öleceğim.” Anladım, desem ne derdi acaba?

Böyle birinin ölmesi zarar değil katkı olurdu. Şaka yapıyorum, öyle bir pislik değildim.

“Nasıl?” Ne demek öleceğim! Şaka mı yapıyordu bu kansız bana? “Yaptıklarımın bedelini ödemeliyim. Yaptığım şeylerin bedeli ölüm. Özür dilerim.”

“Yaptıklarımın” mı dedi o? Daha fazla ne yapmıştı? Birine tecavüz etmekten başka ne yapmıştı?

“Yaptıklarım, derken?” Bunu cidden merak ediyordum.

Elini cebine attı ve bir zarf çıkardı. Siyah renkti. Bir dakika, siyah renkti! Kötü, diyordu. Çok kötü bir şey yapmıştı. Bunu anlamıştım.

Titreyen elleriyle zarfı bana uzattı. Ağlıyor muydu? Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Ağlıyordu, hiç ses çıkarmadan ağlıyordu. Korkuyla yutkundum. Ne vardı o zarfın içinde de bu kadar çok korkuyordu? Ya da korkuyorduk.

Tereddütle zarfı elinden aldım. “Dur, açma.” Burnunu çekti. “Ben gidiyorum. Ben gidince aç.”

Biliyordum, bir bok yemişti biliyordum. Tek suçu değil birden fazla suçu vardı. Hızla ayağa kalktığında bende ayağa kalktım.

İntihar mı edecekti? Hayır, bunu yapamazdı, yapmamalıydı.

“Şimdi ne olacak?” diye sordum çaresizce. Abimdi o benim. Ne kadar iğrenç olsada yıllarımız geçti bizim. “Özür dilerim,” dedi tekrar.

Ani bir hareketle beni kendine çekti ve sıkıca sarıldı. Ne yapacağımı bilemez şekilde şaşkınlıkla durdum. Ağlıyordum, ağlıyorduk.

Çocukluğumdu o benim, gençliğimdi o benim. Abimdi o benim. “İntihar mı edeceksin.” Artık hıçkırarak ağlıyordum. Cevap vermedi. Sustu.

“Abi…” dedim onu kendimden uzaklaştırırken. “.”

İçerden gelen seslerle gözlerimi kapıya çevirdim. Cyra gelmişti. Abim arkasını döndüğünde şokla Cyra’ya baktı. “Cyra,” diye fısıldadı.

“Sizi duydum,” dedi Cyra. Üzgündü, çünkü Alex sadece benim değil onunda çocukluğuydu. Hemde kâbusu.

“B- Benim gitmem gerek,” dediğinde tekrar ona baktım. Hızla oturma odasından çıkmak istedi ama Cyra hala kapıda duruyordu.

“Çekil, lütfen.” Boğuk bir sesle konuştuğunda içim burkuldu. Cyra’ya dokunamıyordu. Korkuyordu, tek bir dokunuşun onu ürkütmesinden korkuyordu.

Hangimizin hayatı normaldi ki? Kimilerimiz veda bile edemezken benim veda etme şansım olmuştu. Dokuz yıl sonra ilk defa onu görmüştüm. Öleceğini söylemek için gelmişti. Öleceğini söylemek.

Nasıl öleceğini bilmiyordum, nerede öleceğini bilmiyordum…
Gözümden akan yaş yanağımdan süzüldüğünde ağladığımı
fark ettim.

“Abi yapma,” diye fısıldadım ama gitti. Gitti. Gitmişti. Bu onu son görüşümdü.

Son.

Acıtıyordu hiçbir şey yapamamak.

Siyah Zarf.

Elimdeki siyah zarfı hızla açtım. Bulanıktı görüşüm. Hıçkıra hıçkıra ağlarken titreyen ellerimle açtım zarfı.

“Gabriela’m. Bu hayatta sahip olduğum en değerli şey senin sevgindi ama ben onu da kaybettim. Özür dilerim, birazdan okuyacağın ve öğreneceğin şeyler için yüzbinlerce kez özür dilerim. Yaptığım her şeyi tek tek sayacağım. Başına açtığım bela yüzünden de benden hep nefret et.”

“Gabriela’m,” diye başlayan bir mektup bu kadar iç karartıcı olamazdı. Gözyaşlarımın düşerek ıslattığını fark ettim. Gözyaşlarımı tekrar ve tekrar sildim ama nafile asla durmuyorlardı.

“Yaptığım en büyük hata bulaşmaktı. Vole ailesine bulaşmaktı. Her şey öyle başladı. Hayatımın dönüm noktası olan Vole ailesi beni mahvetti. Cyra’ya yaptığım korkunçluk benim suçumdu. Kendimi tutamamdı. Ben her zaman iğrenç bir insan değildim, bunu en iyi sen bilirsin. İstersen benden nefret et ya da 15 yıl önceki halimizi hatırla.”

Cyra omzuman tutarak beni yavaşça koltuğa oturttu. “Sakin ol, Gabriela.” Sakin olamazdım. Benim abim ölüyordu. Dokuz yıl önceki abim değil, on yıl önceki abim ölüyordu.

Kimdi bu Vole ailesi?

“Gabriela, benim yaptığım hatalar birmez. Belki en berbatı senin nefretini kazamaktı. Yaptığım kötü şeyler arasında kumar oynamak, içki içmek, uyuşturucu satmak gibi iğrenç şeyler de var. Korkunç bir insandım, Gabriela. 10 yıl önceki halimle değil, 15 yıl önceki halimle hatırla beni çünkü ben bu işlere 18 yaşımda bulaştım. Eve her geldiğimde senin uyuyan yüzüne utançla, pişmanlıkla baktım.”

On sekiz mi? Benim abim bu muydu? Bu kadar iğrenç ve korkunç muydu?

“B- Bu çok…” dedi devamını getiremeyerek.

Devamını getiremediği cümleyi ben tamamladım, “İğrenç ve korkunç, biliyorum.”

“Şimdi sana isimleri veremem ve lütfen bu soy ismini araştırma. Bulaşabileceğin en berbat yer burası. Bilmen ve bilmemen gereken şeyler var. Yaptığım şeylerin hepsi bu kadar değil ama senin bilmen gerekenler bunlar. Lütfen benden nefret et ya da eski abin olarak hatırla. Ben bu aileye vereceğim kadar zarar verdim. Elveda kardeşim.

Seni hayatı boyunca seven, yaptığı piçlikler yüzünden seni kendinden nefret ettiren abin:

Alex Vesper.”

Bitti.

Daha ne kadar kötüye gidebilir derken her yeni kelimesi daha kötü oluyordu. Benim abim bu değildi. Benim abim böyle bir şerefsiz değildi. Bu benim tanıdığım Alex Vesper değildi. Neye bulaşmıştı belki asla öğrenemeyecektim ama o bugün intihar etmeyecekti. Öldürülecekti. Bundan emindim.

Bugün Alex Vesper’ın hayattaki son günüydü. Bugün tanımadığım bir adamın son günüydü, benim on dört yıl önce ölmüştü.

Veda etmiştim ama hiç tanımadığım bir adama, ağlamıştım hiç tanımadığım bir adam için.

Veda bile edememiştim abime, son kez sarılamamıştım abime. Ağlayamamıştım onun için.

Bir anda kaybetmiştim ben abimi. Üzülmüştüm, abim dediğim adam için.

Adam denirse.