7. bölüm · Her Defasında Yanlış Yol
Eski Bir Zamanda Kaybolsak
ilahi bakış-
22/02/1995
Aşkın belki de en güvenli ve güzel olduğu bir dönemdi. Gerçek bir aşk. Aşkın gerçeği veya sahtesi olur muydu?
Peki, gerçek aşk neydi? Aşkın en gerçek hali en saf hali değil midir? Aşk tek başına gerçek değil midir?
Aşk. Tek bir kelime, tek bir kalp, tek bir beden, iki ruh. Ne kadarda mükemmel değil mi? İki ruhun tek bir şeye sıkıştırılmaya çalışılması. Aslında pek de mükemmel değildi.
Soğuk kış gününde, sıcak evinin penceresinden dışarıya bakıyordu güzel kadın. Elindeki kahve sıcaktı ama dilinin yanacağını bile bile ilk yudumu aldı. Hafifçe yüzünü buruşturdu.
Dış kapının açıldığını duyunca eşinin geldiğini anladı ve gülümsedi. “Hoş geldin, canımın içi,” dedi kadın. Kadın arkasını döndü ve ceketini askılığa asan eşine baktı.
“Hoş buldum, hayatım,” diyerek gülümsedi adam.
İki evli çift. Birbirlerine öyle güçlü bir aşkla bağlanmışlardı ki ancak ölüm onları ayırabilirdi.
Daimen ve Lena.
Daimen hızla gelip Lena’ya sarıldı. “Seni çok özledim, aşkım.”
Lena da sarılmasına karşılık verdi. “Ben de seni özledim, hayatım.”
Daimen, Lena’nın kokusunu içine çekti. Bir yıldır evlilerdi. Sadece bir yıl. İkisi de daha gençti. Lena 26 yaşında, Daimen ise 28.
“Günün nasıl geçti?” diye sordu Lena. Kahvesini masaya koydu. “Güzel geçti, peki senin nasıldı? Sıkıldın mı?”
İkisi beraber koltuğa oturdular. “Güzeldi benimde. Sıkılmadım; evdeki işlerle uğraştım, kitap okudum derken akşam oldu.”
Daimen gülümseyerek Lena’yı seyrediyor ve dinliyordu. Lena’nın saçından bir tutam aldı ve parmaklarının arasından geçirdi.
İkisinin de yüzünde sade ama gerçek gülümseme vardı. Daimen elini Lena’nın beline doğru indirdi.
Kendine doğru çekti, dudakları Lena’nın dudaklarına yaklaştı.
Nefesi Lena’nın çenesine çarpıyordu. “Seni sevdiğimi biliyorsun, değil mi?” diye sordu. “Biliyorum, biliyorum canımın içi.”
Gözlerini gözlerine kenetlediği anda dudakları Lena’nın dudaklarının üzerini örttü. Lena, Daimen’in öpücüğüne karşılık verdi ve Daimen’in yüzünü elleri arasına aldı.
Daimen daha sert öpmeye başladığında Lena karşılık vermekte zorlandı.
Adam dudaklarını kadının boynuna doğru indirdiği sırada telefonu çaldı. Telefonu kapattı ve kadının boynunu öpmeye devam etti. Lena’nım dudaklarından küçük bir inilti çıktığında daha sert öptü Daimen.
Bu tutkulu anı yarıda bölen ise ısrarla çalan telefondu. Daimen sinirli bir şekilde geri çekildi. “Ne var acaba bu kadar acil?”
Telefona baktığında arayan kişi kardeşiydi. “Ne var, Calvin?”
“Neden ilk aradığımda açmıyorsun?” Onunda sesi siniri çıkmıştı. “Nerdesin?”
“Evdeyim ne oldu?” Daimen, Lena’dan uzaklaştı. Lena endişeli şekilde kocasına bakıyordu. “Ne olmuş?” diye sordu.
“Babam,” dedi nefes vererek, “öldü.”
Daimen’in gözleri şaşkınlıkla açıldı. “Ne olmuş?” diye bir kez daha sordu Lena. “Babam ölmüş,” diyerek yanıtladı. Gayet normal bir şeymiş gibi söylüyordu.
Lena sadece “Ne,” diyebildi.
Sonrası uzun bir sessizlik. Fırtına öncesi sessizlik gibi bir sessizlik.
Üç Hafta Sonra
Üzerine düşen karanlık bir miras bir insanı en fazla ne kadar kötü etkileyebilirdi?
Daimen hayatının bu kadar kötü olacağını bilmiyordu. Bu zamanlar için eğitilsede istemiyordu.
Bu durum karşısında hem karısının hem kendisinin hem de olmasını istediği çocukları etkilenecekti. Babasının ölümü aslında onu üzmemişti sadece korkutmuştu.
Öyle ki bu korku bile onu değişmesine yeterdi. Ve değişecekti. Değişmesi korkutucuydu hemde zorunlu.
Değişmekten ne kadar korksa da yine de değişecekti.
Karanlık üzerlerine bir bir çöküyordu ve onlar bunu fark edemeyecek kadar körlerdi.
Calvin, Daimen. Onlar geleceğin kötüleri miydiler yoksa umutları mı? İki kardeş birbirlerinin tam tersiydiler. Her konuda.
Hayat onlara merhamet etmeyecekti. Onlar merhameti yok sayanlardı. Ya da öyle olmak zorunda kalanlar.
Ve dünya artık bu mirastan sonra onlar için daha da acımasız olacaktı. Dünya onları ölümleri için hazırlıyordu resmen ama öyle kolay ölmeyeceklerdi.
Yavaş yavaş acıyla sonlarını bekler hâle geleceklerdi.
Onlar belki de kendi sonlarını şekillendirecekti ama çevrelerine bırakacakları etki her zaman büyük olacaktı.
Hayatlarının her dönemi zehir gibi olacaktı onlar için ve gerçek şu ki dünya hem onlar için hemde onları tanıyanlar için merhametsiz olacaktı.
Şu an Daimen'in önünde duran dosyların onun felaketi olduğu gibi.
Artık onun için felaket bir son garantiydi.
Bazen hem geçmiş hem gelecek insanlar için bir felaket doğura bilir.
