11. bölüm · Her Defasında Yanlıi Yol

0.9 Kaderin Karın Ağrısı

Rana

İlahı Bakış-

Geçmişin izleri insanı asla bırakmazdı. Alex Vesper'ın hatası sadece onu etkilememişti. Tüm ailesini etkilemişti.

Ve Lucas. O da aynı durumdaydı. Ama onun bir ailesi yoktu.

Vesper ailesi her ne kadar yaşıyor olsa da bir üye kaybetmişti. Hiçbir şey bununla kısıtlı kalmayacaktı.

Gabriela. Neye bulaştığını bilmeden yaşıyordu. Her seans, her bakış, her iletişim onu bağlıyordu.

Zane. Hiçbir şeyin başlangıcı değildi. Ve asla bitişi olmayacaktı.

Lena. Lena öylesine biri değildi. O da soylu bir aileden geliyordu. Ve bu soy da onun başını belaya sokuyordu. Feroce. İtalya’nın çok az bilinen karanlık işlerle uğraşan bir aile. Ne kadar az bilinse de, bu ismi bilenler onlar hakkında İtalya’nın tüm karanlığını taşıdığını söylerlerdi.

Lena öldükten sonra daha da vahşileşen bu aile Zane’e şu an elinde tuttuğu gücü bahşediyordu. Tüm gücü.

Tek bir şartları vardı: Onların varisi olmayı tekrar kabul etmeliydi.

Zane onların soyadlarını bile kabul etmezken bunu istemeleri çok saçmaydı. Zane için onlar bitmişti.

Zane içinde, kendini kökü kesik olarak kabul etmişti ve bunu herkesin kabul etmesini sağlayacaktı.

Zane'in kaçtığı soyu aslında çok büyüktü.

Geçmişin acı gerçekleri yavaş gün yüzüne çıkacaktı. Ama herkes bu gerçekleri öğrenemeyecekti.

Feroce soyadını bilerek reddeden Zane bir gün bu soyadını kabul eder miydi?

Etmeliydi.

Çünkü amacına ancak böyle ulaşabilirdi.

Bugün yine sürekli gelen mektuplardan bir tane daha gelmişti.

Üzerinde kurt gözlerine sahip ortasında ise İtalic bir şekilde f harfi yazan bir mühür vardı mektubun üzerinde. Bu sembol ise kimden geldiğini açıklıyordu.

Zane ciddi bir ifadeyle mektuba bakarken içinde yazanları tahmin edebiliyordu. Yine aynı şeyleri zırvalayacaklarda onun için.

(Medya: mühür)

Elindeki mektubu yanına koyduktan sonra yavşça ayağa kalktı ve kollarını esnetti. Boynunu bir sağa bir de sola büküp kütlettikten sonra arkasını dönüp tekrar yatağın üzerindeki mektuba baktı.

"Bir pislik olarak fazla umutlular," diye mırıldandı.

Derin bir nefes alıp yavaşça nefesini geri verdi. Duvardaki asılı duran analog saate baktı. Saat akşam sekiz olmuştu. Ama Doktor bugün hiç gelmemişti. Yoksa cuma günleri gelmeyecek miydi?

Ya da... Bilmemesi gereken bir şeyi mi öğrenmişti?

Dudağının kenarına hafifçe kıvrıldı. Doktor'un yüzü aklına geldikçe yüzünde küçük bir gülümseme oluşuyordu.

Doktoru çok fazla incelemişti. Gereğinden fazla. Siyah kıvırcık kulak hizasındaki o kısa saçları, dolgun ve belirgin gül kurusu rengindeki dudakları, keskin ve belirgin elmacık kemikleri... Ve gözleri...

Annesinin gözleri gibi kahverenginin en mükemmel tonunu yaşıyordu.

Onu bu kadar derin incelemek onu rahatsız etse de kendini durduramıyordu.

Doktor onun için diğerlerinden farklı gibiydi. Bu yakınlık soyadından dolayı mı yoksa başka bir şey miydi emin olamıyordu. Aralarında doktor - hasta ilişkisinden başka bir şey olamayacağını biliyordu.

Onu öldürmekten gerçekten zevk alacak mıydı?

Onu öldürürken yine gördüğü o gözler annesinin gözleri olacaktı. Peki buna dayanabilir miydi?

Soruların cevaplarının hepsi onda gizliydi. Gizli.

Gizli?

Kendine gelmek için başını hafif salladıktan sonra tekrar yatağa geri oturdu. Ve mektubu geri eline aldı.

Kadifemsi bir dokusu olan mektubun mührünü açtı. İçindeki kağıdı çıkardı. İkiye katlanan kağıdı açtığında yazıları büyük bir ciddiyetle okumaya başladı.

"Zane. Sana nasıl hitap edeceğimi hâlâ çözebilmiş değilim.
Ama konumuz bu değil.
Yine aynı şeyleri yazacağımı düşünme evlat çünkü bu sefer seni ikna edeceğime inanıyorum. "

Diye başlayan mektup hiç ilgisini çekmemiş olacak ki tekrar derin bir nefes alıp geri verdi.

"Biliyorum asla bizi kabul etmeyeceksin ama bir düşün lütfen. Tek yalvardığım kişi sensin ama sana ihtiyacımız var Zane. Hepimiz senin onları yok etmek istediğini biliyoruz.
Ve sana tüm gücümüzü verecek kadar güveniyoruz çünkü bunu tek sen yapabilirsin. "

Kaşlarını çattı bir anda. Sırtını dikleştirdi ve dağılan dikkatini geri topladı.

"Onların açıklarını bilen tek kişi sensin. Lütfen bize yardım et. Onları yok etmek için gereken tüm gücü sana vereceğiz. Kaybedecek bir şeyinde yok. Unutma kaybedebileceğin tek şey canın. Annenin intikamını almak istiyorsan lütfen bizi kabul et. Ben bir Feroce olarak sana yemin ediyorum beni öldürsen bile sana kimse bir şey yapmayacak. Yeter ki sen tekrar bizim varisimiz ol."

Annesi geçtiğinde kalbinde bir şeyler hissetti. Kalbini hissetti. Haklılardı. Bir zaafı kalmamıştı. Ama nasıl onları atlatıp İtalya'ya gidecekti? Daha bir hastaneden çıkamazken, İtalya'ya nasıl gidecekti?

Bir süre öylece durdu, hiçbir şey düşünmedi. Sonrasında hiç yapmadığı şekilde mektubu geri katlayıp zarfa koydu. Ardından ayağa kalkıp yatağın uç kısmındaki komodinin çekmecesini açtı ve en dibine mektubu koydu.

Üstündeki sürahiyi aldı ve yanındaki bardağa su koydu. Sürahiyi yerine bıraktıktan sonra bardağı alıp tek seferde ılık suyu içti.

"Kodumun odasına bari klima koydursaydınız şerefsizler, " diye söylendi, "su bile ılık."

Bardağı sertçe geri yerine koydu.

"Çıldırıcam yapacak hiçbir şey yok."

Yatağa geri oturdu ve tişörtünü çıkardı. Tekrar derin bir nefes alma ihtiyacı duydu ve yavaşça nefesini geri verdi.

"Her şeyin sonunun hızlıca gelmesi için tanrıya yalvarabilirim."

Ellerinden destek alarak geriye doğru yaslandı ve kafasını da geriye atarak tavana baktı.

"Ben böyle hayatın ta... " Devamını getirmek istemeyerek sustu. Ellerini geri çekerek yatağa tamamen yaslandı. Kollarını havaya kaldırdı ve parmaklarını tek tek kütletti.

O an kafasından neler geçtiğini bilemezdik ama kesinlikle bir plan kuruyordu. Kaçacaktı, kaçmak zorundaydı.

"Bir şekilde bu odadan çıkmam gerek ama nasıl?" diye kendi kendine mırıldandı.

Bacağını kırabilirdi lakin o zaman koşamazdı. Parmağını kırabilirdi ama ona bu odada müdahale yapılabilirdi. Kolunu kırabilirdi. Hiçbiri işe yaramazdı.

Bir süre öyle düşündü ve sonunda aklına gelen fikirle hafifçe gülümsedi.

Plan şu: Klozetin plastik yerini kır, keskinleştir ve sonra karnına büyük bir kesik aç. Bunu yaparsa başka bir odaya alınabilirdi.

Derin bir nefes alıp sonra verdi. Doğrulup tamamen yatağa uzandı.

"Annemin intikamını almak istediklerini söylediler, " burnunda güldü ve devam etti, "cenazesine bile gelmeyen insanlar söylüyor bunu."

"Beni duyduğunu biliyorum. Ama susmayacağım seni piç kurusu. Umarım annemin mezarı kuru değildir. Çünkü eğer öyleyse sizin kanınızla sularım o mezarı."

Boş tehditler savurduğunun farkındaydı çünkü bunu asla yapmazdı. Annesinin mezarını böyle kirletemezdi.

Anneler, canavarların bile en zayıf noktasıydı.

"Yakında geleceğim anne. En yakın zamanda. Tek başıma geleceğim. Özür dilerim geç kalacağım."

Yüzünde buruk bir gülümseme oluştuğunda sadece annesini hissediyordu o an. Onun dokunuşlarını, sarılışlarını. Sıcak göğsünde uyuduğu anları. Sıcaklığını kaybettiği an, karnından kanlar aktığı an, gözlerin hiç açılmamak için kapandığı o an.

Durdu. "Hayır şu an o konuların sırası değil."

Derin bir nefes aldı ama bu sefer hemen vermedi. Biraz bekledi. Zihnini boşaltmak ister gibi. Ve sonra sanki havayla beraber tüm o anıları da dışarı attı.

"Dalga geçtiğini düşünmek zor değil. Hayır ölmüş bir kadının anılarına tutunup kendime moral vermiyorum," kameraya baktı, "ama sen artık var olmayan bir çocuğun anılarına tutunuyorsun."

Kameraya doğru sırıttı. "İstediğimde ne kadar akıllıca cümleler kura biliyorum baksana."

Ani bir şekilde yüzündeki sırıtış silindi ve ciddi bir ifadeyle tekrar kameraya baktı, "Sizin için geleceğim. Ya da siz benim ayağıma geleceksiniz. Seçenek sizin."

"Bak sana karşı hâlâ merhametli birisiyim, sana seçenek şansı sunuyorum, " dedi gülerek, "benim kadar iyi bir... " Durdu ve devam etti, "Benim kadar iyi bir adamı nereden bulacaksınız? "

Bir süre öylece kameraya baktı, ellerini saçından geçirip bu sefer yatakta omzunun üzerine yattı. Düşünceli görünüyordu.

Bacaklarını esnettikten sonra gözlerinin kapattı. Uyumak istiyordu. Saat her ne kadar erken olsa da şu an tek istediği uyumaktı. Tekrar sırt üstü yattı. "Amına kodumun yerinde harbiden bir klimaya ihtiyaç var, " diyerek homurdandı, "sıcaktan uyuyamıyorum ya!"

Yatakta yavaşça doğruldu kendiyle taş kağıt makas oynamaya başladı. Her seferinde sonuç aynıydı kazanan taraf hep kendisiydi. Ama kaybeden tarafta kendisiydi.

Her seferinde kendisine "Kaybettin! " veya "Kaybettim, " demekten bıkmıyordu. İşin garip tarafı bundan zevk alıyordu.

Sonra durdu kaşlarını çatarak ellerine baktı. "N"apıyorum lan ben?" Yutkundu.

Deliriyor muydu? O delirmezdi ki? Deliremezdi. Aklı yerinde olmazsa kurduğu tüm planları nasıl hayata geçirecekti?

Daha kötüsü annesine verdiği hiçbir sözü tutamazdı.

Bu düşünceyle buz kesti.

Geçmiş
12/12/2008

"Olivia, Olivia!" diyerek kardeşinin odasına masum bir neşeyle koştu Zane. Olivia'nın odasının kapısı aralandı ve kapıdan Olivia'nın küçük eli çıktı. Üç parmağını gösterdi.

Bir.

İki.

Üç.

Aniden kapı açıldı ve Olivia öne doğru atladı. "Abicim!" diyerek cıvıldadı. Üzerine v yakalı ama çok açık olmayan kısa kollu bembeyaz bir elbise giymişti. Yakasının ve eteklerinin ucunda beyaz ipten yapılmış kurdele vardı. Sarı saçlarına bukle yapmış ve bir kısmını arkadan toplamıştı ve beyaz kurdele şekilde bir toka takmıştı.

Ama bunca şeyin içinde Zane'in dikkatini en çok çeken kardeşinin gülümsemesiydi. Ön alt dişinin bir tanesi yoktu ama gülümsemesi Zane için en mükemmel gülüştü.

"Abisinin bir tanesi, sen ne güzel olmuşsun böyle," dedi hayran bir şekilde. Koşarak kardeşini belinden tutarak havaya kaldırdı ve döndürdü. Defalarca yanağından öptü. "Abi! Tamam yeter indir beni! Saçımı bozacaksın."

Zane gülerek kardeşini yere bıraktı, "Tamam, tamam hadi bakalım annem seni salonda bekliyor."

"Babam yok mu?" Zane'in birden tüm gülüşü kesildi. "Var."
Zane kardeşinin elini tutarak salona götürdü. Yine de babasına rağmen kardeşi için gülümsedi.

Annesi salonda onları bekliyordu. Lena kızı Olivia'nın elbisesinden giymişti. Daimen'da Zane ile aynı giyinmişti.

Önlerinde bir pasta vardı. Üzerinde Prenses Olivia yazıyord

"İyi ki doğdun evimizin bir tanecik prensesi, " dedi Zane kardeşine. Babasına rağmen o kardeşine hep neşeli davranıyordu.

"İyi ki doğdun, canım kızım, " diyerek Olivia'ya sarıldı Lena.

"İyi ki doğdun, " dedi Daimen.

Prensesim.

Canım kızım.

Kızım.

"Teşekkür ederim!" diye cıvıldadı yine Olivia.

O gün sorunsuz bir şekilde doğum günü kutlandı. Herkes mutlu rolünü oynadı. Sadece Olivia'nın gülüşleri sahte değildi.

Gece herkes odasına çekildiğinde Zane'in kapısı çaldı. "Evet?"

İçeri giren annesiydi. Gülümseyerek içeri girdi. "Oğlum, " dedi yumuşak bir sesle. Ardından Zane meraklı bakışlar atarak "Bir şey mi oldu anne?" diye sordu.

Lena arkasından kapıyı kapatarak oğlunun önünde durdu. Dizlerinin üzerine çökerek Zane ile aynı boya geldi. Gözlerinin içine baktı gülümseyerek. Zane için en güzel birinci gülümsemeysi. "Seninle biraz konuşalım mı?"

"Konuşalım annecim."

Lena, Zane'in ellerini tuttu. "Senden bazı isteklerim olacak. Ama bu sefer kendim için değil. Senin ve kardeşin için."

Zane'in bakışları birden şüpheci bir hal aldı. Dinlemeye devam etti.

"Zane sen iyi bir çocuksun. Her ne kadar fiziksel olarak babana benzesende onun gibi değilsin."

"Biliyorum anne, bunu defalarca söyledin."

Lena derin bir nefes aldı sonra sakince verdi. "Bu hayatta korumak gereken üç kişi var, oğlum."

"Sen, kardeşim ve ben"

"Hayır."

"Kimler o zaman?"

Lena ayağa kalktı. Yatağa oturdu. Zane de hemen gidip yanına oturdu. Lena sakin, yumuşak ama ciddi bir ses tonuyla, "İkisi doğru; sen, kardeşin ve hayatının bir döneminde seveceğin o kişi."

"Kim o?"

"Kaderin karın ağrısı bilinmez, bebeğim"

Zane düşündü, birini sevebilmek nasıl bir duygu acaba? Annemin sevgisi gibi mi? Yoksa kardeşimin sevgisi gibi mi?
Eğer onlardan biriyse çok güzel olurdu.

"Ve son istediğim ise sakın boyun eğme. Ve sakın babana benzeme. Kaç oğlum. Sen onlardan kaç, " dedikten sonra gelen ayak seslerini duydu ama yine de devam etti, "ve bir gün onları yok etmek için gel. Kaçmak kötü bir şey değil. Unutma Zane Feroce'nin sessizliği sadece düşmanına yenilgi getirir."

Hızla ayağa kalkıp kapıdan dışarı çıktı Lena. Zane ise annesinin sözleri ile yıllarca düşünmeye mahkum kalacaktı. Annesinin sözleri onu büyük bir şeyler olacağına dair şüpheye itti.

Neden birden bire böyle konuşmuştu? Sorgulayan bakışları etrafta gezindi.

Ve o an kendine bir yemin etti.

O bir kurban olmayacaktı, kendi kurallarını kendi yazan bir hükümdar olacaktı.