3. bölüm · Her Defasında Yanlıi Yol
0.1 İlk Görüşte İlk Tehdit
Gabriela Vesper-
Heyecanlı mıydım? Hayır. Korkuyor muydum? Hayır. Pes edecek miydim? Kesinlikle hayır. Bana yaptıkları o muameleyi göz ardı etmek istemiyordum. Ama ölmekte istemiyorum.
"Nasıl kendini koruyacaksın? En azından erkek bir doktor bakarsa herhangi bir saldırıya karşılık kendini savunabilir?" demişti Dr. Fawer.
Bu sözün altında kalacak değildim ve asla öyle olmayacaktım. Asıl olay herkesin onu onaylamasıydı ama ben inatla kabul etmiştim.
Ve bugün ilk seans için onun yanına gidecektim.
İsmi Zane, 30 yaşında, seri katil, psikopat, bekâr. Bundan bana ne?
Koridorda yürürken hemşireler, asistanlar ve doktorlar bana bakıyordu. Hiç bir bozuntu vermeden yoluma devam ettim.
Neyden korkacaktım? Ne olacaksa olsun.
Ve işte o an. Kapının önünde durdum, derin bir nefes aldım ve verdim. Kapının koluna uzandığım sırada bir ses duydum. "Bol şans Doktor Vesper." Bu Doktor Jack'di.
Yavaşça elimi geri çektim. Arkamı döndüm ve ona baktım, "Teşekkürler." Arkamı tekrar döndüm ve bu sefer hiç durmadan kapıyı açarak içeriye girdim.
İçerisi çok... çok değişikti. Duvarlar yine beyazdı ama onun dışında yatak, komodin, kıyafetler ve kapılar bile beyazdı.
Kaşlarımı çattığımı fark ettiğim anda düzelttim. Bakışlarım onu buldu. Bana büyük bir dikkatle bakıyordu. Ona baktığımı fark ettiğinde dudağının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.
Ben, bana ayrılmış masa ve sandalyeye geçtim. "Merhaba," diyerek sessizliği bozan kişi oldum.
Onun için bir sandalye yoktu, yatağında oturuyordu, elleri kelepçeliydi. Tam karşımdaydı. Oda genişti, gerçekten yaşanabilir gibiydi.
"Bana bakan o güzel kahverengi gözlerinizi oymamda bir sakınca var mı acaba, Sayın Doktor." Bir anda duyduğum gayet masum olan o sesin sahibi oydu.
Kaşlarım gerçekten çatmış ve iğrenircesine baktığımda güldü. "Kesinlikle sakıncası var," diyerek sorusuna cevap verdim.
"Birbirimizi tanımaya ne dersin?" En azından ben doğru düzgün soru sormalıydım. "Tabii ki," diyerek beni onayladı.
"Adım Gabriela Vesper." Bu kadarını bilse yeterdi.
"Tanıştığıma memnun oldum, Doktor. Kendimi tanıtmama gerek yok çünkü dosyamda her şeyin yazdığını düşünüyorum."
Bana öyle bir bakıyordu ki sanki ruhumu görüyordu. Yüzümü ezberlercesine inceliyor, dikkatini asla benden geri çekmiyordu.
Çantamdan dosyasını çıkardım ve açtım.
"Bekâr olduğunu oraya yazmaları gerçekten çok saçma," diye mırıldandım kendi kendime.
"Bunu oraya yazmaları çok saçma ama evet bekârım. Gözünüzü açık tutun, Doktor, her an biri beni kapabilir, sonuçta çekici bir cazibem var; öyle değil mi?" dediğinde gerçekten şaşırdım. Duymuş muydu?
Vay anasını.
"Temmuz'un dördünde mi doğdun gerçekten?"
Nedense içimde bir merak uyandı onun için.
"Evet, bu arada yengeç burcuyum. Burçlarla ilgilenir misin? Ben ilgilenmem, saçma sapan şeyler."
"İlk cinayetini 14 yaşında mı işledin?"
Yüzündeki gülümseme solmaya başladı, yerini ciddi bir hale bırakırken yüzündeki gülümseme tamamen soldu.
"Doğru," dedi sadece.
"Şimdi gelelim asıl sorulara. Nasıl böyle biri oldun? Öldürmekten zevk alıyor gibisin."
"Evet, alıyorum." Düşünceli bir şekilde bakışlarını odada gezdirdi.
"Nasıl böyle biri oldum... Bana söylenen şeyler bunlardı. İlk bir kuş öldürdüm, yedi yaşımdaydım. Beyaz bir güvercindi."
Yedi yaşında mı? Daha bir çocukken.
Ona tekrar baktığımda onu daha derin inceledim. Saçları yine dağınıktı, gözlerinin yeşilliği ormanda kaybolmuş gibi hissettiriyordu. Boyu en az 1.90 civarlarında var gibiydi.
Sana ne! Hastayla ilgilen. O bir katil ayrıca.
"Fazla bakma gözün kalır, doktor," dedikten sonra burnundan güldü.
"Ona ne şüphe?" dedim muzip bir ses tonuyla. "Son günlerde nasıl hissediyorsun?" Konu değiştirmek amaçlı bu soru bana bile mantıksız gelmişti.
"Delirecek gibi. Her an delirebilirmiş gibi." Verdiği cevap ile ona daha çok odaklandım.
"Neden böyle hissediyorsun? Böyle hissetmene neden olan şey nedir?"
"Etrafına baksana doktor." Elleri ile içeriyi gösterdi. "Bir insan nasıl delirmez burada?"
"Teknik olarak zaten bir psikolojik hastalığın var zaten."
"Her kelimenin doğru olması canımı sıkıyor, Doktor."
"Gerçekler her zaman insanların canını yakar."
Gözlerimi odada gezindirdim bir süre sonra o konuştu.
"Neden kabul ettin?" demesiyle dikkatimi ona verdim.
"Ha?"
"Neden benim gibi bir adamın psikiyatristi oldun, neden kabul ettin?" Derin bir nefes aldı sonra verdi. Yüzünde bir gülümseme oluştuğunda kaşlarımı kaldırdım. Şaşkındım. "Ben düzeltilemeyecek bir canavarım, Doktor."
"Kendine canavar demenin sebebi ne?" Başını hafifçe omzuna yatırdı. "Soruma cevap vermemenin sebebi ne?"
"Soru sormam."
"Şimdi cevapla o zaman."
"Emir verme." Emir verebilecek bir yetkiye sahip değildi. Evet böyle değişik takıntılarım var.
"Soruma cevap verebilir misiniz, Sevgili Doktor."
Kibarlaştığı zaman her ne kadar korkutucu olsada böyle daha iyiydi. Sesindeki çekici tonu es geçmemek gerekirdi.
Ne diyorum ben, be! Bunun neresi çekici. Iyy.
"Senin psikiyatristin olmak istedim çünkü neden olmasın?"
"Seni de öldürebilirim."
"Bunu çoktan göze aldım."
Sus Gabriela, sus!
"Doktor, çok tehlikeli bir oyun oynuyorsun."
"Bunu biliyorum." Her an bana saldırabilirdi ve ben hala bombok konuşuyordum. Ecelime susamış olmalıyım.
"Artık şu konuyu kapatalım," dedim dayanamayarak.
"Sen nasıl istersen, şuan patron sensin."
Geçmişe mi inmeliydim? Şuan kafam çok karışıktı, mantıklı düşünemiyorum. İnsanları nasıl öldürdüğünü mü sormalıydım? Saçmalama! Soyadını hatırlayıp hatırlamadığını tekrar sorabilir miydim? Evet, onu soracaktım.
O konuşurken kendimce küçük notlar alıyor ve değerlendiriyordum.
"Şimdi sana daha kişisel sorular soracağım. Zaten hep öyle yapıyorum ama neyse."
Heyecanlanıyor muydum? Güldü. Gerçekten şuan masum bir genç gibi gözüküyordu.
"Tabii ki sorabilirsiniz, Doktor Hanım."
Direkt konuya girmeyi tercih ettim. "Soy ismini hatırlamıyor musun yoksa söylemek mi istemiyorsun?" Vereceği her cevabı dikkatle dinliyordum ama verdiği cevap gerçekten gülmeme sebep oldu:
"Doktor, soy isimlerden nefret ederim. Çok sıkıcılar. Ama tabii gelinim olacak kadının soy ismimi taşıması hoşuma gider şahsen."
Neden güldüm sormayın çünkü bende emin değilim. Bu arada güldüm derken yanlış anlamayın, öyle büyük bir kahkaha değil. Küçük, hafif bir gülüş.
"Bence sende öyle yapmalısın." diye ekledi.
"Cevabın gerçekten çok açıklayıcı oldu, sağ ol." dedim yarı alaylı bir şekilde.
"Şakası bir yana şöyle ki soy ismimi bilmiyorum. Bir kimliğimde yok. Hiç olamadı değil, vardı ama yok edildi."
"Yok, edildi, derken?"
"Dosyamda yazmıyor mu? Bir keresinde ülkeden sürgün edilmiştim o sıra sildirmişler."
Söylediği sözler hem açıklayıcı hem de kafa karıştırıcıydı. Kafamdaki soru işaretleri bir yandan yok oluyor bir yandan çoğalıyordu. Kim nasıl oluyor da birinin vatandaşlığına son verebiliyordu?
"Değişik bir hikâyen varmış. Şaşırtıcı ve etkileyici." diyerek konuyu kapattım. Gözlerinin içene baktığım saniyelerin sonunda sakin bir ses tonuyla ama büyük bir cesaretle, "İnsanları nasıl öldürmeyi seviyorsun?"
"Cidden bana, bunu mu soruyorsun." Ardından yüksek sesle kahkaha attı. Onun bu hali benim de yüzümde hafif bir tebessüm oluşturmuştu. Neydi bu adamın sorunu? Deliliğini herkese mi bulaştırıyordu?
Nasıl biriydi böyle? Gerçekten nasıl hem aklı bu kadar yerinde hem de bu kadar deli olabiliyordu? Bir anda ciddi oluyor sonra gülüyor ardından yüzünde acının kırıntıları gözükebiliyordu.
Ciddileştiğini fark ettiğimde düşüncelerimden kurtuldum ve ona baktım; her ne kadar ciddi olsa da yüzünde hafif bir tebessüm vardı. Derin bir nefes aldı ardından verdi. "Dürüstçe cevaplayım, acı çektirerek öldürmek favorimdir." Tüylerim diken diken olsada devam ettim.
Sessiz kaldığımız dakikaların sonunda ayağa kalktı. Şaşkın bakışlarımı ona çevirdim.
"Ne yapıyorsun?" diye sorabildim sadece. Masanın önünde durduğunda ellerini masaya koydu.
Kelepçelerin sesi kulağıma ulaştığında kelepçelerin bir işe yaramadığını öğrendim.
Şimdi gözlerini daha net görebiliyordum. Yeşil gözlerinin arasında hafif griliği fark ettiğimde bu onu daha ilginç kılmıştı. Gözlerinin etrafını süsleyen kirpikleri fazlalığıyla hemen dikkat çekiyordu.
"Doktor." Gözlerime bakışı önceki bakışlarına kıyasla daha normaldi. Yüzüme doğru eğildiğinde artık nefesini çenemde hissedebiliyordum. "Seni öldürmekten büyük zevk alacağım, Doktor. Bunu sakın unutma."
Çenesiyle kapıyı işaret ettiği anda güvenlik görevlisi içeri girdi. "Hemen geri çekil!" diye bağırdı güvenlik.
İri vücudunu yavaş bir şekilde geri çekti ve ağır adımlarla yatağına geçti. Ben ise sanki şok geçirmiş gibiydim.
"Çıkmamız gerekiyor Doktor Ves-" Güvenlik sözünü tamamlayamadan o sözünü böldü. "Onun ismi var, soyadını özellikle kullanmanızın sebebi nedir?"
Sözlerinde öfkenin kırıntılarına rastlamıştım.
"Saygıdan dolayı öyle derler. Tabii sen soy isimlerden nefret edersin ama," diye sorusunu yanıtladım.
"Doktor, soy isimler hiçbir şeyi temsil etmez. Ben soy isimlerden nefret ederim, doğru. Soy isimler senin hangi soydan geldiğini belli eder. Kimi insanın yaraları kimisinin hayatı olması gerçeği biraz fazla acı," Onun bu sözlerinin derinliklerinde hafif bir acı var olabilir miydi?
Çantamı toplarken şunu çok düşündüm:
Acıdan zevk alan biri acı çeker miydi?
İnsan merak ediyordu geçmişinin nasıl olduğunu ama bunu bu seans öğrenemeyecektim.
Çantamı elime aldım ve ayağa kalktım. Kapıya doğru adımlarımı attığım sırada onun sesini duydum ve duraksadım. "Doktor, benim için boşa uğraşma. Canavar birini düzeltmek normal olabilir ama beni düzeltmeye çalışmak seni bile delirtir."
Sadece ona kısa bir süre baktım.
Tekrar önüme döndüğüm sırada kapıda duran güvenlik geri çekilmişti. Odadan dışarı çıktığım an rahat bir nefes aldım. Bugün yaşadıklarımı ilk defa yaşadığımı fark ettim.
Hatalarımı genelde geç fark ederdim. Önce mantığım konuşur sonra içimdeki o sessiz ses uyarırdı.
Bu kez farklıydı.
Bu kez hatayı daha kapıdan girmeden kabullenmiştim.
Kimdi bu adam, gerçekten? Neyin nesiydi? Değişik bir havası olduğu kesindi, insanı kendine çeken cinstendi.
Hala kapının önünde durduğumu anladığımda afalladım. Güvelik Görevlisinin bana bakan endişeli gözlerini hissediyordum. Görevli kapıyı kilitleyip yanıma geldi, "İyi misiniz Doktor Vesper-" derken yine onun sesini işittim:
"Şu Doktor'a ismi ile seslenin lan!" diye bağırışını duyduğumda duraksadım.
Duymuş muydu? Bu kadar mı nefret ediyordu soy isimlerden? "Lütfen gidelim, Doktor Gabriela."
🅷🅴🆁 🅳🅴🅵️🅰🆂ı🅽🅳️🅰 🆈️🅰🅽🅻ı🆂̧ 🆈️🅾🅻
"Buradayız, Doktor Vesper," diyerek seslendi Jack.
"Görüyorum," dedim söylenerek. Doktorların yanına vardığımda hepsi meraklı gözlerle bana bakıyordu. "İlk seans nasıl geçti, Doktor Vesper?"
"Gayet güzel geçti, tabii ilk görüşte ilk tehdit olmasaydı daha iyi olurdu." Birden bire hepsi şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Onu zaten bir canavar olarak görüyorlardı, neden bu kadar şaşırmışlardı ki?
"Sana zara verdi mi, Gabriela." Bunu bir meslektaş olarak değil, arkadaşım olarak sormuştu, Cyra.
"Hayır, gayet normaldi." Kullandığım kelimenin yanlış olduğunu fark ettiğimde hemen düzelttim, "Yani düşündüğümden daha masum bir seans oldu."
Jack alaycı gülümsemelerini bana yolladığını fark ettiğimde ona döndüm. "Ne oldu, Doktor Cross?
Komik olan nedir?"
"Canavarın da masumu varmış, değişik. Doktor Vesper, size yaklaştığını gördüm. Orada sizi boğarak öldürseydi ne olurdu, kim kurtarabilirdi?"
"Ama öldürmedi. Her yaklaşımda tehdit algılayacak olsaydım onun doktoru olmazdım, değil mi?"
"Bence de olmamalısınız." Lafımın ortasında laf söylemiş oldu böylelikle.
"İyi ki benim yerimde değilsiniz, Doktor Jack." dediğimde kaşlarını çattı. "Sakin olun, Doktor Cross," dedi Uzman Doktor Maria Collins.
Özellikle Jack'i vurgulaması sinirlerimi bozsada bir şey demedim, diyeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. "Burada onun değil benim sakin olmam gerek, Doktor Collins."
Sesimdeki sakinliği korumamdan olsa gerek beni umursamadılar.
"Bu hastanın sizin sonunuz olması üzücü olacak."
Jack sözlerini söylerken gayet ciddi ve kendinden emindi. Neden onun benim sonum olacağından bu kadar emindiler? Geleceği mi gördüler pardon da?
"Sözlerinize dikkat etmenizi öneriyorum, Doktor Jack." Sesimi az da olsa yükseltmiştim. "Aksi takdirde şikâyetçi olacağım. Benim hastam hakkında iğrenç yorumlarınızı içinizde tutun."
Durdu, kaşlarını kaldırdı. Küçümseyici bir ses tonuyla konuştu. "Siz bu kadın halinizle ne yapmayı planlıyorsunuz?" İşte bu sözlerle fazlasıyla sınırı aşmış oldu.
Artık öfkemi saklamayacaktım çünkü haddini çoktan aştığını düşünüyorum.
"Benimle böyle konuşma hakkını nerden alıyorsunuz? Yaptığınız tek şey insanları muayene etmek, bir kâğıda bir şeyler yazmak ve sonra göndermek! Benim kadınlığıma laf etmeden önce kendinizi bir sorgulayın. Ve bu halinizden utanın."
Haksız değildim fazlasıyla haklıydım. Benim işime laf edebilir, tedavi yöntemime laf edebilir ama kadınlığıma asla! Kendi erkekliğini överken benim kadınlığımı kötüleyemezdi, buna izin vermezdim.
Sadece penisleri var diye bizlerden üstün olamazlardı. Benimle böyle konuşulmasına izin veremez, vermezdim.
"Haddinizi aşmayın, Bayan Gabriela. Yoksa ben de aşarım."
"Yeterince haddinizi aştınız. Ben de insanım ve benim de sınırlarım var. Kadınlığıma laf etme hakkını kimden alıyorsunuz?"
"Sesinizi yükseltmeyin, Doktor Vesper." Bu defa konuşan Maria'ydı.
Yaşlı ve geri kafalı bir kadın.
"Sizin bu yaptığınız cinsiyetçilik. Siz de bir kadınsınız, Bayan Collins."
"Bir kadın olarak haddimi biliyorum."
Öfke tüm hücrelerime akın ediyordu resmen. Çağ dışı insanları neden barındırıyorlardı?
"Kadınsanız, kadın gibi davra-" Jack'in sözünü bölen şey ise benim sözlerimdi. "Haddini bil Jack! Bu rezilliğe daha fazla katlanmayacağım. Benim hakkımda düzgün konuş."
"Saygı çerçevesinden-"
"Şu an gerçekten umurumda değil, Jack!"
Hiçbir cevap vermeden hızla yanımdan ayrıldı.
Neydi bunların derdi?
Ben başarabileceğime inanıyorken onların önüme engel koyması için hiçbir sebep yoktu. Bir şey hariç:
Kadın olmam. Ne onların engelleri ne de başkasının sözleri beni yıldırmayacaktı. Başaracaktım.
Başaracağım. Yapacağım. Düzelteceğim. Kimsenin benden beklentisi olmasa bile benim beklentim var. Diğerleri önemli değil. Benim fikirlerim, benim düşüncelerim, benim kararlarım ve benim hatalarım.
