3. bölüm · HER AN HER ŞEY OLABİLİR

Olaysız Bir Gün Yok

Dilek Dağ

Bir kez daha söylüyorum yüzüme dokunuyordu....
Berk bu yaptığını fark edince hemen elini yüzünden çekti ama ben donmuş gibiydim gerçekten ne ona bakabiliyordum ne de başka bir tarafa kafamı çevirebiliyordum öylece kalakalmıştım. Şaşkınlıktan şimdi bayılacaktım. Berk bunu fark etmiş olacak ki iyi misin diye sordu ben de ona çok iyiyim hiç hayatımda hiç bu kadar iyi olmamıştım diye cevap verdim berk bu cevabımı daha çok şaşırdı bir yanlarına birazdan beni sırtına alacağını unutmuştum unuttuğum için de cevabı vermiştim cevabımı fark edince hemen lafı değiştirmeye çalıştım. Berk'in kafasının daha çok karıştığını hissediyordum amaaan neysee diye toparladım işi.
Daha sonra sıra bize geldi ve Berk ile yarış çizgisine kadar geldik daha sonra dedi ki atla pardon nereye atlayayım tam olarak dedim içimden. Berk bana güvenilir bir şekilde bakıyordu daha önce hiçbir erkeğin sırtına çıkmamıştım yiğit'in bile.
Yiğit'in bize olan bakışlarını fark etmiştim nedense değişik bakıyordu. Ve ben de o hamleyi yaptım ellerimle Berkin omuzlarını tuttum daha sonra kendimi yukarı çekerek berkin sırtına atladım içimden sürekli lütfen ağır olmayın lütfen ağır olmayayım diye sayıklıyordum ve sonra korka korka şöyle söyledim Berk ağır mıyım
Berk bana şöyle dedi
Ne sen ne ara çıktın fark etmedim bile yani bu kadar hafifsin.
Dedi istemsizce güldüm mutluydum şu anki durumumdan çok mutluydum........
Daha sonra yarış başladı Berk koşarak karşı tarafa geçmeye çalıştı çalışmadı yaptı yarışı biz kazandık aşırı kolaydı yani çocuk uçtu bildiğiniz tabii ki de birinci olduk.
Beni aşağı indirirken o kadar mutluydum ki anlatamam.
Sonraki yarışta kızlar yarışacaktı yani Sude ve ben çuval yarısıydı ikimiz de çuvallara girdik belki bana bunu yapabilirsin der gibi bakıyorum ben de ona evet bunu yapacağım der gibi bakıyordum bu bakışların anlamları umarım hissediliyordur çünkü ben çok iyi hissediyorum.....
Yarış başladı çok güzel bir şekilde başladım. Hızla rakiplerimi eliyordum ta ki ayağım takılmasaydı ayağımın takılmasıyla çuvalın içinde bir anda Çat diye yere yapıştım çok kötü acımıştı canım kafamı aşırı kötü vurmuştum tak diye bir sesliye çıkmıştı içimden umarım yüzümde iz kalmaz diyordum ama başım çok kötü acıyor da çünkü tam da yüz üstü
Yere düşmüştüm o anda üstümde birkaç ses hissettim birkaç da yüz hissettim hepsi bana bakıyordu aralarından birinin sesini tanıdım Berk in
Sesi çok endişeli duyuluyordu iyi misin Rüya iyi misin diyordu Bir yandan da yiğit'in sesini duydum o da bana aynı şekilde Rüya Rüya diye bağırıyordu ama o andan sonrası bende yok her yer karardı ve puf bitti. Uyandığımda okulun revirindeydim. Yanımda Sude ve Yiğit vardı ama o yoktu......
En son onun sesini duydum ama uyandığımda yanımda yoktu belki de yanlış duymuşumdur diye düşündüm. Sude hızlı bir şekilde yanıma geldi ve iyi misin Rüya duyabiliyor musun beni iyi misin uyandın mı diye soruyordu. Ben de ona iyiyim merak etme diyebildim ancak başım çok acıyordu Bir de yiğit vardı Yiğit de aynı şekilde nasıl olduğunu sordu ben ona da aynı şekilde cevap verdim gözlerim onu arıyordu istemsizce aklımdaki düşünceler hep onu soruyordu. Yiğit ben doktora haber vereyim diyerek yanımızdan ayrıldığında sude'ye baktım ve o nerede dedim Sude ise şöyle dedi seni buraya getirdikten sonra gitti.....
Seni buraya geçirdikten sonra mı....
İçimden geçirdim daha sonra bunu yüksek bir sesle sude'ye de söyledim Sude ise evet dedi ve olayların hepsini anlatmaya başladı
Sen öyle yerde yatarken Yiğit seni almak için hani revire götürmek için bir hamle yaptı ama Berk yiğit'in bu hamlesini yerinde bıraktı ve seni kimseye bırakmadan kucağına aldı sanki sen onun o olduğunu hissettin gibiydi gördüm elinle tişörtün tutuyordun ve sanki onun adını sayıklıyordun yani ben öyle gördüm. Daha sonra buraya getirdi ama çocuğun burada durmaya cesareti yoktu çünkü Yiğit dikildi başında asla ayrılmadı bir de kapının önünde berkle bir şeyler konuştular ama ne konuştular bilmiyorum .......
Yiğit birazdan Berk’e sert bir şeyler söylüyordu. Ben tam olarak ne dediklerini duyamadım ama içim çok burkuldu, sanki canım çok yanıyormuş gibi hissettim. Berk’in yumruğunu sıkışını gördüm; çok sinirliydi ama olayın büyümesini istemediğini anladım. O anda aklından geçenleri yapamıyordu ve yapmamalıydı, yoksa daha çok zarar görecektim…
Bir süre sonra uyanınca Sude’ye söyledim:
“Sude, Yiğit’i çağır istersen, ben de bir konuşayım onunla.”
Sude hemen Yiğit’i çağırdı. Yiğit geldi ve:
“İyi misin? Kalkma, hemen ayağa değil; biraz dinlenmen gerekiyor,” dedi doktor.
“Teşekkürler, beni buraya getirdiğin için,” dedim.
Sude bana öyle bir bakış attı ki… sanki “Saçmalama kızım,” diyordu. Ben de bakışlarımla “Tamam, ne yaptığımı biliyorum,” dedim.
Aradan bir iki saat geçmişti. Doktor artık taburcu olabileceğimi söyledi ve başıma tekrar buz koymam gerektiğini ekledi, şişmemesi için. Ayrıca üç saat boyunca uyumamam gerekiyormuş, beyin kanaması geçirmemek için…
Okula geldiğimde herkes spor şenliklerinde eğleniyordu ama ben yarışamıyordum. Aptallığım yüzünden takımıma ve Berk’e karşı suçlu hissediyordum. Onlardan özür dilemem gerekiyordu.
Yiğit ve Sude’den özür diledim. Onlar bana:
“Özür dilemen çok saçma. Bir daha bu konuyu açarsan, bu sefer Sude sana beyin kanaması geçirtecek,” dediler. Gerçekten Sude’den korktum biraz.
Teneffüse girdik ve gözlerim Berk’i arıyordu. Nerede mi? Tabii ki ilk tanıştığımız yerde! Beyaz duvarın altında oturuyor, bembeyaz kulaklıklarını takmış, şarkı dinliyordu.
Yanına gittim ve aynı şeyleri söyledim; “Selam…” diye başladım cümleme.
Tam devam edecektim ki bir anda ayağa kalktı ve bana sarıldı! İnanabiliyor musunuz? Bana sarıldı!!!
Sonra hemen kendinden uzaklaştırdı ve:
“Affedersin… İyi misin? Bir yerine zarar verdin mi? Kendimi tutamadım bir an…” dedi.
Ben ise sadece onun suratına bakıyordum; o kadar mutluydum ki… Ona sarılmak beni o kadar mutlu etmişti ki…
Hemen kendimi toparladım ve:
“Sorun yok, çok iyiyim, şu an çok çok daha iyiyim,” dedim.
Berk’in yüzünde kocaman bir gülümseme vardı; onu mutlu görmek beni de çok mutlu etmişti.
Sıra Berk’e özür dilemeye gelmişti. Lafa nasıl gireceğimi bilemiyordum ama bir yerden başladım…
“Spor şenliklerinde kaybetmemize neden oldum, özür dilerim,” dedim. Kalbim gerçekten çok üzgündü; onu yarı yolda bırakmak istemezdim.
Berk bana gülümsedi ve:
“Saçmalama, hiçbir şey senden daha önemli değil. Alt tarafı bir şenlik, tekrar katılırız, baştan başlarız. Hem zaten bir iki hafta sonra tiyatro seçmeleri var, belki o zaman şansımızı deneriz…” dedi.
Bir an durdum… Ay evet, 1-2 hafta sonra tiyatro seçmeleri vardı ve ben oradaki başrolü oynamak istiyordum. Ne… bir dakika, bir dakika… Bekle! Benimle, benimle tiyatro mu yapmak istiyordu…!! Olaysız bir gün yok!!! Jeton beynime geç düşmüştü.
Hemen Berk’e baktım ve:
“Evet, evet! Çok isterim! Tabii ki katılabiliriz, yaşasın! Ben de tiyatroya benimle gelecek birisini arıyordum. Sen olmasaydın Sude ile gidecektim. Gerçi Sude’nin de kafasında başka biri var ama… nasıl kalmaktan kurtardın beni, kahramanım!”
O anda gözlerimiz birbirine kilitlendi. İçim bir tuhaf oldu, mutluluk ve heyecan karışmıştı; hem şenlikteki suçluluk yükümden kurtulmuştum, hem de tiyatro için birlikte bir planımız vardı.“O zaman sözün var bana, Berk. Bir iki hafta sonra seçmeler var, beraber gidiyoruz. Söz mü?” dedim.
Berk kafasını salladı ve “Tamam,” dedi gibi oldu.
Ben de ısrarla: “Söz mü, söz mü?” diye tekrar ettim durdum.
En sonunda pes etti ve “Söz!” diye bağırdı. İçimden “Yaşasın!” dedim.
Ders zili çaldı ve derse girdik. Gözümü Berk’ten alamıyordum. Çok mutluydum; kendimi dünyanın en şanslı insanı gibi hissediyordum. Hemencecik yatıp kalkıp, bir iki hafta sonra olacak seçmeleri düşünüyordum…
Akşam eve geldiğimde sıcak bir duş alıp rahatladım, sonra en sevdiğim yüz bakımımı yaptım. Bu sırada hep onu düşünüyordum, onunla geçireceğimiz o güzel vakitleri hayal ediyordum…
Yatma saatim gelmeden önce birazcık Sude ile mesajlaştım. Bugün olan biten her şeyi ona anlattım. O da çok mutlu oldu. “Ya bu kızı seviyorum ya,” diye düşündüm bir kez daha.
Sonra uyudum. Bakalım yarın neler olacaktı…
Devam edecek...