6. bölüm · Hayran Kurgusu Serileri
The Judge From Hell Seri 4: Geçmişin Gölgesi Karanlığın Zirvesindeki Sürgün
Yazdığım Tarih 12.01.2026
Flashback:
Bir gece yarısıydı; ayın ışığı bile o ormanın derinliklerine girmeye korkuyordu. Tenha çalılıkların arasında, doğanın sessizliği insanın iliklerini donduran bir çığlıkla bölünmüştü. Hayvanlar, toprağa sızan o saf kötülüğün kokusunu alıp kaçışırken, geride insan aklının sınırlarını zorlayan bir vahşet kalmıştı. Han Da-on olay yerine ulaştığında, yılların verdiği tecrübe bile onu koruyamadı; çalılıkların arasında midesinin isyanına yenik düştü. Bu sadece bir cinayet değil, sadizmin en yüksek zirvesine tırmanmış bir caninin imzasıydı. Ama bu haberi kim, neden vermişti? O karanlıkta saklı kalan asıl soru buydu.
Şimdiki Zaman
Aradan tam bir yıl geçmişti. Adalet, ağır aksak da olsa yolunu bulmuş ve o cinayetin faili olduğu iddia edilen adam nihayet sanık kürsüsüne oturtulmuştu. Ancak havada, yasalardan daha güçlü bir tehlikenin kokusu vardı. Kang Bit-na, yüksek kürsüsünden aşağıya, sanık koltuğundaki adama baktı. Adamın yüzündeki o alaycı sakinlik, Bit-na’nın iblis ruhunda eski bir yaranın sızlamasına neden oldu.
Han Da-on, davanın gidişatını izlerken ilk kez bu kadar çaresiz hissediyordu. Bu davanın boyu, kanun kitaplarını aşmıştı. Karşısındaki adam, sanki mahkemeyi değil, tüm dünyayı yargılıyormuş gibi duruyordu.
Bit-na, sanığın gözlerinin içine baktığında zihninde cehennemin kapıları aralandı.
Bit-na gözleri fal taşı gibi açıldı; kalbi bir iblis için bile fazla hızlı atmaya başladı.
Bit-na=Kahretsin! diye düşündü Bit-na içinden. O... Hadrian Abanoz. Nasıl anlayamadım? Onun yeryüzünde olma izni, güneşin ışığını görme hakkı bile yoktu! Yine ne haltlar karıştırdı da o karanlık çukurdan buraya sızdı?
Bit-na, Han Da-on’un yanında olduğunu ve onun bir insan olduğunu hatırlayarak kendini dizginledi. Eğer kimliğini belli ederse, Hadrian’ın bu dünyayı bir cehennem provasına çevirmesi işten bile değildi.
Hadrian Abanoz, sadece Yargıcın anlayabileceği o meşhur çarpık gülüşünü yüzüne yerleştirdi. Bakışlarıyla sanki şöyle diyordu
Hadrian=Beni özledin mi, küçük yargıç? Yarım kalan hesabımızı kapatmaya geldim.
Bit-na, titreyen ellerini kürsünün altında gizledi ve var gücüyle tokmağı vurdu. Ses, mahkeme salonunda bir idam fermanı gibi yankılandı.
Bit-na=Ara veriyoruz! Duruşmaya daha sonra devam edilecek!
Bit-na, cübbesini savurarak kürsüden inerken, arkasında hem bir dedektifin şüphelerini hem de bir iblisin kadim düşmanını bırakmıştı.Duruşmaya verilen arada mahkemenin loş koridorları, cehennemden gelen iki kadim varlığın nefesiyle ısınmıştı. Hadrian Abanoz, Bit-na’nın odasına bir gölge gibi sızdı. Yüzündeki o alaycı gülümsemeyle yaklaştı
Hadrian=Bu kadar korktuğunu belli etme tatlım, iblisler korkunca kokusu çok çabuk yayılır.
Bit-na dişlerini sıkarak tısladı:
Bit-na=Kes sesini Hadrian!
Hadrian=Ne o? Kapıdaki o şımarık çocuk, yani Han Da-on mu duyacak? Benim yanımda, cehennemin tahtında olman gerekirken o zavallı insanın peşinde olman... Kıskandığımı sanıyorsan haklısın.
Bit-na=Biz diye bir şey yok! Biz seninle sadece eski düşmanız, bunu o kalın kafana sok!
Hadrian=Tabii... Beni o kadar çok arzuladın ki, sonunda nefret etmeyi seçtin. Bu da bir tutku biçimidir güzelim.
Bit-na, daha fazla dayanamayarak elinin tersiyle Hadrian’a sert bir tokat attı.
Bit-na=Seni kendi ellerimle o karanlık deliğe ben gömeceğim! O zaman anlarsın nefretimin ne kadar gerçek olduğunu. Hadrian Abanoz, yok ol ve gözümün önünden git!
O sırada Han Da-on, kapının arkasında buz kesmişti. Duyduklarını zihninde tartmaya çalışıyordu: "Siktir... Yargıcın eski sevgilisi mi çıktı bu adam? Bir haltlar olduğu belliydi zaten ama bu kadarını beklemiyordum.
Hadrian, keskin duyularıyla Da-on’un dışarıda olduğunu fark etti. Onu tamamen delirtmek için hamlesini yaptı; Bit-na’yı belinden kavrayıp zorla öpmeye çalıştı. Ama beklediği tepki Bit-na’dan değil, kapıyı yıkar gibi içeri giren Da-on’dan geldi.
Han Da-on, Hadrian’ın yakasına yapışıp onu savurdu ve alnının tam ortasına sert bir kafa attı.
Geçmişinizde ne pislik döndüğü beni alakadar etmez! diye kükredi Da-on.
Ama ne olursa olsun, bir kadını kendi rızası olmadan öpemezsin! Şimdi o mahkemeye çıkacak ve her şeyi anlatacaksın. Kanun kanundur. Eğer anlatmazsan, benim henüz kimsenin bilmediği o karanlık yüzümle tanışırsın. Senin dilinden adaletle konuşmasını iyi bilirim!"
Da-on, öfkeyle odayı terk ederken Bit-na şaşkınlıkla arkasından baktı; yüzünde istemsiz, gururlu bir sırıtış belirdi. Hadrian ise burnundan gelen kanı silerken hala gülümsüyordu.
Bit-na=Bak Hadrian, eğer ona bir zarar verirsen kendi kazdığın ateşte kavrulursun. Benim işimi baltalamaya kalkma, sonu senin için felaket olur.
Hadrian=Ona gerçekten aşık mı oldun yoksa?
Bit-na=Eğer orandan anladıysan orasını bilemem! İşin gücün yasak elmayı yemekte... Ama şunu bil; senin bu inadın bir gün başına bela olacak ve o gün ben karşında kahkahalar atacağım.
Hadrian=Eğer onun yaşamasını istiyorsan benimle geri dönersin Bit-na. Ben şekil değiştirmeyi severim, oyunum daha yeni başlıyor.
Mahkeme koridorlarının loş ışığında, Bit-na odasına girdiğinde karşısında Han Da-on’u buldu. Da-on, az önceki öfkesinden arınmış, her zamankinden daha şefkatli ve yumuşak bir sesle ona bakıyordu. "Bit-na, az önce olanlar için üzgünüm... Sadece seni korumak istedim," dedi. Ses, tonlama, duruş... Her şey kusursuzdu.Ancak Bit-na, o tanıdık yüze bakarken içinde bir şeylerin çatırdadığını hissetti. Hadrian’ın kusursuz taklidinde unuttuğu tek bir şey vardı: Bakışlar. Da-on’un bakışlarındaki o hüzünlü adalet arayışı gitmiş, yerine sahte bir parıltı, içi boş bir karanlık gelmişti. Gözler, ruhun aynasıydı ve bu gözlerin arkasındaki ruh Da-on’a ait değildi.
Bit-na, dudaklarında buz gibi bir gülümsemeyle yaklaştı:
Çok iyi deneme Hadrian... Ama Da-on bana hiçbir zaman böyle, sanki bir avcıymışım gibi bakmaz. Onun bakışlarında merhamet var, seninndeyse sadece hırs.
Hadrian, maskesi düşer düşmez gerçek suretine büründü. Odanın havası kükürt kokusuyla doldu. Ancak Bit-na artık çok daha güçlüydü. Da-on’un o dürüst sevgisi, Bit-na’nın içindeki iblisi bile dönüştürmüştü. Bit-na, kadim gücünü kullanarak odanın köşesinde görünmez bir kafese hapsedilmiş olan gerçek Han Da-on’u serbest bıraktı.
Da-on, serbest kalır kalmaz nefes nefese Hadrian’ın üzerine atıldı ama Bit-na onu durdurdu: "Bu senin savaşın değil Da-on. Bu, cehennemin kendi çocukları arasındaki bir hesaplaşma.
Bit-na, ellerini birleştirip Hadrian’ın etrafında mor bir alev çemberi oluşturdu. Hadrian, acıyla haykırırken Bit-na’nın gözleri tamamen siyaha büründü.
Bit-na=Seni o hapse, yani o küçük dünyaya ait olan hücreye göndermeyeceğim Hadrian. Senin için çok daha özel bir planım var. Cehennem bile seni kabul etmeyecek kadar kirlendi... Seni zamanın ve mekanın olmadığı, ışığın hiç uğramadığı Sonsuz Boşluk'a sürgün ediyorum!
Hadrian, Bit-na’nın ayaklarının dibinde yavaş yavaş toza dönüşüp buharlaşırken; Bit-na fısıldadı: "Hadrian Abanoz... Kendi karanlığında boğulma sırası sende.
Hadrian’ın varlığı yeryüzünden tamamen silinmişti. Herkes onun hapishaneye gönderildiğini, davanın sonuçlandığını sanıyordu ama gerçek çok başkaydı; Hadrian artık hiçbir evrende yoktu.
Han Da-on, yorgun bir halde Bit-na’nın yanına geldi.
Da-on=Gerçekten bitti mi?
Bit-na=Bitti. Artık o ne senin ne de benim dünyamda bir tehlike değil.
Bit-na, Da-on’un gözlerine baktı. Bu kez o gerçek adalet duygusunu gördü. İblis Yargıç, bir insanın kalbindeki dürüstlükle dünyayı değiştirmişti. Hadrian’ın o yasak elma hırsı, sonunda Bit-na’nın gerçek gücünü, yani sadakatini keşfetmesine yol açmıştı.
Bit-na içinden sırıttı
Bit-na=Hâlâ yasak elma yeme peşindeysen Hadrian, o boşlukta sana eşlik edecek tek şey kendi yalnızlığın olacak.
Kelime 1030
