2. bölüm / 3
Hayatı Duymak2. Bölüm
Bölümler 3Şu an: 2. Bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerini zorlukla açtı Hazal, Yanında Ahsen ablasını yada abisini görmeyi beklerken hiç beklemediği birini görmüştü. Barlas Edis... Hep birbiriyle atışıp döverlerdi birbirlerini, bazen haftalarca birbirlerinin yüzlerine bakmazlardı, bazende birbirlerini dövüp kaşlarını patlatırlardı.
İkiside birbirinden hoşnut değildi ama Barlas Edis için aynı şey söylenemezdi, az buçukta olsa severdi. Sonuçta en yakın arkadaşının kız kardeşi, bir tanesi, biriciğiydi. Her ne kadar nefreti ağır bassa bile ona bir şey olsa dayanamazdı Barlas. Onun için üzülmezdi ama dayanamazdı ona.
İki senedir hiç beraberken kahkaha atmamışlardı, hiç beraberken gülmemişlerdi. Her şeylerini bilirlerdi ama ikiside birbirinden hoşnut değildi, kader işte ne yap et hoşnut değillerdi birbirlerinden. Abisi çok uğraşmıştı az bile olsa birbirlerini sevsinler diye, Hazal kabul etmişti sonuçta abisiydi ama Barlas Edis asla etmemişti.
"Lâl... Biraz daha boş boş birbirimize mi bakacağız yoksa konuşmayı düşünüyor musun?"
Adını 'Lâl' diye çağırılmasını sevmezdi Hazal, Hazaldı o. Babası koymuştu Lâl ismini. Babası ölünce bir daha Lâl ismini kullanmamıştı. Annesi koymuştu Hazal ismini ama ona hazal değil 'şeytan' diye çağırırdı. Lâl isminin anlamını bilmiyordu Minik Hazal, ama Hazal isminin anlamını bilyordu. 'sonbaharda kuruyan yaprakların çıkardığı ses' demekti Hazal. Abisi öğretmişti.
"Benim adım Lâl değil" Diyebildi zorlukla, konuşması çok zordu çünkü boğazı çok yanıyor ve acıyordu, O hissi hissedince gözleri doldu ama ağlamadı. Baralasın o sümüklü halini görmesini istemezdi, hem ağlarsa Barlas onla dalga geçerdi. Zorlanarak göz yaşlarını geri itti ve burnunu çekti, ağlamamak için boş bir duvara bakmaya başladı. Gözlerinin dolduğunun görülmediğine şükür ediyordu.
"Van kedisi... Tamam bakmıyorum ben sen ağla istediğin kadar, boş duvara bakarak göz yaşların geçmez. Ağla zırla ama burnunu sil sümüğünü görmek istemem"
Barlas bunu derken arkasına dönüp bir peçete yığını aldı ve Hazala uzattı, tamamen arkasını döndüğünde Hazal sessizce ağlamaya başladı. Hıçkırarak ağlarsa boğazı acırdı emindi buna ama göz yaşları şiddetlenince hıçkırarak ağlamaya başladı. Boğazı her acıdığında daha çok ağlıyordu. Barlas derin bir enfes aldı ve önüne dönüp Hazalın saçlarıyla oynamaya başladı. Hazal anca böyle sakinleşirdi biliyordu.
"Vücudunda tam 92 tane Darp izi bulundu Van kedisi... Ne yaptı annen sana böyle? Niye yaptı bunu sana? Biliyorum ikimizde birbirimizden haz etmiyoruz ama... Üç bıçak izi var Van kedisi üç..."
Barlasın söyledikleriyle daha şiddetli ağladı Hazal, Barlas dayanamayıp alnını Hazalın koluna yasladı. Bir yandan saçlarıyla oynuyor, diğer yandanda sağ elini kavrayıp elinin üstünde dairesel hareketler yapmaya başladı. Hep böyle sakinleşirdi Hazal ama artık sakinleşemiyordu.
"B-B-Barlas A-Abi" Dedi Hazal hıçkırarak ağlarken "S-Sen niye g-geldin?" Konuştuğu her kelimede boğazı acıyordu. Aniden boğazı yanınca ağzından küçük bir inilti çıktı, Barlas iniltiyi duyunca masanın üzerinden suyu aldı.
"Çok mu yanıyor Lâl?"
Zorlanarak başını salladı Hazal Lâl, sol eliyle boğzını ovuşturdu ama daha çok acıdı. Barlas bu hareketi görünce bir eliyle boynundaki elini kavradı diğer eliylede suyu yavaşça Hazal Lâl'in dudaklarına götürdü. Hazal Lâl suyu içerken hafifçe rahatladı ama boğazının acısı geçmiyordu, en sonunda Barlas suyu uzaklaştırınca tekrar aynı soruyu sordu.
"Sen niye geldin Barlas abi?"
Derin bir nefes alıp 'senin için' diyemedi Barlas ama onun yerine sadece derin bir nefes aldı. Bir peçete alıp Hazalın sudağının etrafındaki su damlacıklarını sildi. Silerken gözleri Hazalın mavi gözüne odaklandı, gözünü görünce hafifçe güldü.
"Sen cidden Van kedisisin Lâl..."
O haldeyken bile Barlasın bu söylediğine güldü Hazal, Cidden van kedisi gibi gözleri vardı. Annesi ona zorla lens taktırsada çıkarırdı ve normalce gezerdi. Mavi gözünü hep sevmişti ama annesi sevmemişti. Hazal hiç bıkmadan Barlasın gözlerine bakmaya başladı, Orman yeşili, ağaç yeşili o gözleri... Daha yedi yaşında olmasına rağmen odaklanma yeteneği vardı Hazalın.
O kadar çok odaklanmıştıki Barlasın gözlerine kapının açılıp annesinin girdiğini bile fark etmemişti. Barlasın dürtüklemesiyle kapıya baktı ve nefret dolu bir çift mavi gözlerle karşılaştı... Hızla Hazalın yanına gitti Narin Taşkın.
"Barlas... Oğlum sen çık ben kızımla konuşayım biraz"
Barlasa bile 'oğlum' derken ilk defa Hazala 'kızım' demişti. Fakat bu cümleyi söylerken yüzünü buruşturdu ve bu cümleyi söylemesi midesinin bulanmasına sebep olmuştu. Kızına tiksinerek bakan Narin Taşkın, Barlasa sevgiyle baktı.
"Tamam Narin teyze..."
Pek bir şey diyemeden çıktı Barlas odadan, Barlas odadan çıkınca direk kızının boğazına yapıştı Narin Taşkın. Şimdi Hazalın hem boynu acıyor, yanıyordu hemde nefes alamıyordu. Direnerek annesini itmeye çalıştı ama güçsüz kalmıştı. Narin Taşkın bu hareketi görünce daha çok sıktı boğazını.
"Ölsende kurtulsak artık! Seni gerizekalı Aptal! Öl artık öl!"
Artık nefessiz kalarak öksürmeye başladı Hazal, son gücüyle nefes alamaya çalıştı ama pek işe yaramadı. Kendini fazla zorlayarak anca bağırdı.
"Abim! Barlas abi! Ahsen ablam!" Derken nefessizlikten gözleri kapanmaya başlamıştı Hazalın, Monitörlerden sirenler çalınca Korkuyla geri çekildi Narin Taşkın, birisi gelir korkusuyla aniden odadaki tuvalete saklandı. Sirenler çalmaya devam edince odaya 2 doktor ve Barlas girmişti.
Ama çok geçti.
Çünkü Hazal gözlerini çoktan kapatmıştı, fakat bir mucize vardı... Hazal nefes almaya hala devam ediyordu...
✮✮✮✮✮
İlahi bakış açısı
Bütün ülkede sadece iki tane haber dönüyordu... Ve bu haberlerin ortaya çıkma sebebi Hazal Lâl'di. Ahsen ablası ve Abisi onun kırmızı çizgisiydi ve tabiiki umarım renk körü değilsinizdir. Arkasında tek bir delil bırakmadan halletmişti bütün işlerini.
Haberler fazla büyüktü ama Hazal Lâl için bir önemi yoktu, sonuçta intikamını almıştı. Haberler ney miydi?
Ünlü iş adamı Barlas Edis Aybarın dağ evinin camlarında kurşun izleri! Bütün camlarda bulunan kurşun izleri ve bahçede oluşan yangınla ekipler müdahale etti!
İlk haber buydu tabiiki, Ahsen ablasını öldürmekle tehdit edilince yapamayacağı şey yoktu Hazal Lâl'in. Umrunda değildi hiçbir şey.
✮✮✮✮✮
Bütün işleri bitince telefonunu alıp haberlere göz attı Sarp, Haberleri görünce Ela gözlerinden ateş fışkırıyordu. Koşarak eve gitti fakat evde kimse yoktu, Hazal Lâl'in odasının kapısını açık gördü. Normalde bakmazdı ama neden böyle yaptığını öğrenmek istedi.
Odaya girdiği an yerde Ahsenin kafası karalanmış resimler ve Ahsenin eşyaları karşıladı onu. Kutuya doğru ilerlediğinde içinde bir kutu daha gördü, o kutuda açıktı ve içinde Melisin fotoğrafı vardı.
Bakkala giderkenki fotoğrafları... İşe giderkenki fotoğrafları...evdeki fotoğrafları... Bunun kiminlerin işleri olduğunu biliyordu Barlas Edis'in kuzeni Berkan Aybar... Berkan Melise takıntılıydı neredeyse bu yüzden tehdit amaçlı böyle bir kutu göndermişti.
Bu sefer kardeşine hak verdi Sarp ama yinede hesap soracaktı, Ya birisi onu yakalasaydı? Ya birisi onu görseydi? Ya haberciler onu yakalasaydı? Bir hışımla telefonunu çıkarıp Hazal Lâl'i aradı. Telefon çaldı... Çaldı... Çaldı. Neredeyse 17 saniye geçtikten sonra telefon açıldı
"Ne var gene Abim?"
Hazal Lâl'in sesindeki umursamazlık Sarpın sinirini daha çok bozuyordu, Sarp sakinleşmeye çalıştı ama olmadı.
"Ya ben sana daa ne diyem? Yapma deyom yok, Etme deyom yok. Bu sefer gene ne altlar yedin aberin varmı? Tabe sen iç raatlığından ödün verme!"
Abisinin bu Trakya şivesiyle ve 'h' harflerini yutunca kahkaha attı Hazal Lâl. Abisi sinirlenince Trakya şivesiyle konuşurdu. E sonuçta babalarının ataları Pomaktı ve Edirneye göç etmişlerdi.
"Abim sen hep böyle konuş olurmu?" Dayanamayıp bir kahkaha daha attı "Çok seviyorum ben senin bu halini, eve geliyorum bekle be-" Cümlesi bitmeden Hazal Lâl'den büyük bir çığlık koptu ve telefon kapandı.
Çok süre geçmeden Sarpın telefonu çaldı, Arayan Hazal Lâl'di... Yada o muydu? Hiç bir fikri yoktu şuan Sarp'ın. Kardeşi kolay kolay çığlık atıp korkmazdı bunu bilirdi, herşeye kafa tutar olay fazla ileri gidincede karakolluk olur ondan dayak yerdi.
Kolay kolay ağlamazdı, kolay kolay çığlık atmazdı, kolay kolay korkmazdı Hazal Lâl. Hazal Lâl'in bu çığlığı karşısında içi ürpermişti ve yerine sadece endişe kalmıştı. Uygulamadan Nerde olduğuna bakabilirdi ama şuan telefonu açması lazımdı
"Hazal Lâl! Ne oldu?! Bir şeymi oldu?!"
Hazal Lâlin hıçkırıklarını duyunca kalbi sıkıştı Sarpın, ne olduğunu bile anlamadan iki el ateş sesi geldi ve Hazalın hıçkırıkları kesildi. Yerine aslan gibi kükreyen Hazal Taşkın geldi. Sarp biricik kız kardeşinin bu halini görmeyi hiç sevmezdi ve istemezdi.
Pazar ve Cumartesi magazinlerinin bazenleri peşine düştüğü Hazal Lâl Taşkın değilde, Kendisinin söylediği 'Zemheri Taşkın' Olurdu. Karakış demekti Zemheri. Sarp, Hazal Lâl'in o halini Karakış gibi acımasız ve soğuk görürdü.
"Zemheri... Hayır! Hayır! Hayır!"
Acımasızca güldü Hazal, silahını hazırlayıp abisine son kez konuştu.
"Ah be Çaylak fırtınam... Ah be abim... Zemheri geri döndü" Son bir kahkaha attı ve telefonu kapattı Zemheri, Sarpın dünyası resmen çökmüştü. Telefondan konumunu bulmaya çalışmıştı ama kader ona büyük bir orta parmak çekmişti. Zemherinin konum bilgileri kapalıydı...
✮✮✮✮✮
Telefonu kapatıp konum bilgimide kapattıktan sonra önümde duran iki dalyarrağa baktım. Birinci dalyarrak Berkan, ikinci dalyarrak onun favori koruması Hamzaydı. Telefonu kenara bıraktım ve silahımı hazırladım, Hamzanın elinde olan Ahsen ablama göz kıptım. Silahın içindeki hala Bitmeyen Barlasın mermilerini saydım.
8.
Tam sekiz mermi vardı, uğurlu sayımdı sekiz. Bu yüzden rahatça onları ölmek için yalvartabilirdim.
"İkinizde piçin önde gidenisiniz Orospular sizi"
Silahımı belime koyup cebimdeki çakıyı çıkardım, çakıyla akrobasik hareketler yapıp çakmak tarafını açtım. Hep ağzımda duran sigaramı yakıp bıçak tarafını açtım, Ahsen ablama tek göz hareketiyle başını eğmesini söyledim.
Anladı. Yaptı.
Bıçağı düz tutup tam Hamzanın göğsünün ortasına fırlattım ve bıçak tamda yerini buldu. Pıtı pıtı masum görünen adımlarla göğsüne isabet eden bıçakla donan Hamzanın yanına gittim ve bıçağı çektim. Ahsen ablamı hafifçe yana itip Hamza göğsündeki kanla yere yığılana kadar bekledim ama daha bir saniye geçmeden Hamza yere yığıldı.
Bıçaktaki kanı umursamadan Hamzanın açıkta kalan ağzını kestim. Bunu yapanın ben olduğumu bilmeyeceklerdi çünkü eldiven takıyordum, saçlarımda zaten dökülmüyordu. Hamzanın kendi kanlarından oluşan kan gölüyle öldüğünü izledikten sonra diğer dalyarrağa döndüm.
"Merak etme Gerizekalı seni böyle yapmam"
Yaptığım hareketlerle şok olmuş bir şekilde duran Berkanın yanağından makas aldım ve elinden Melisi çektim. Onu Ahsen ablamın olduğu yere ittim ve cebimden ikisininde ilacını çıkardım.
"Alın için ben biraz bu dalyarrakla uğraşacağım"
Ahsen ablam ve Melisin şok bakışlarını görmezden gelip ilaçlarını önlerine attım ve Berkanın yüzüne yumruk attım. Yüzünü aşağı eğdiğinde dizimi kaldırıp dizimle yüzüne vurdum. Bu hareketimle geriye sendeledi ve yüzünü tuttu, bu savunmasız halini görünce karnına tekme attım ve geri çekildim.
"Buda sana ders olsun piç kurusu"
Hiç bir şey olmamış gibi kızlara döndüm ve sinirle gülümsedim. Hala Zemheriden çıkamamıştım, bir kere daha sinirim bozulunca Berkanı belinden tutup yere yatırdım ve göğsüne tekme atıp geri çekildim. Yerde duran çakımı alıp kapattım ve geri cebime koydum. Eldivenlerimi çıkarıp cebime koydum ve bir hışımla ordan çıktım. Geri döndüğümde elimde iki litre benzin vardı.
"Ahsen abla ve Melis, siz dışarı çıkın ve sadece seyredin."
Ahsen ablam ve Melis koşar adımlarla dışarı çıktılar, bende bütün benzini o depoya döktüm, kutularıda yere bıraktım ve çakımdaki çakmakla benzini ateşe verdim. Kısa bir süre alevlerin arasında durduktan sonra sigaramı o ateşle yaktım ve bende yavaşça dışarı çıktım. Kapıda iki değilde üç kişi duruyordu... Biriside abimdi.
Bu sefer Ela gözlerinden ateş fışkırmıyordu, yerine endişe kaplamıştı. Koşar adımlarla yanıma geldi, ağzımdaki sigarayı görünce iç çekti ve sigarayı yere fırlatıp üstüne bastı. Ben saaha ne yaptığını anlamaya çalışırken abim beni omzuna attı ve hızla yürümeye başladı.
"LAN ABİ! İNDİR LAN BENİ!"
Bütün gücümle sırtına yumruklar attım ama hiç bir işe yaramadı, ayaklarımla göğsüne vurdum yine bir işe yaramadı. Son kozum olarak omzunda döndüm ve yere atladım.
"ZEMHERİ! DELİRDİNMİ SEN?! NE YAPTIĞININ FARKINDAMISIN?! BEN SENİN İÇİN EVDE ENDİŞELENMEKTEN KALBİM DURACAKTI! AMA SEN BURDA MİLLETİN DEPOSUNU YAKIYORSUN! GERİZEKALI BEN SANA O KADAR SAHİP ÇIKMAYA ÇALIŞIYORUM AMA SEN NİYE HİÇ ÖNEMSEMİYORSUN?!"
Ama ben artık Zemheri değilde Hazaldım... Zemheri olsa boynuna yapışmıştı ama Hazal Abisi ona bağırdığı için içinde tutup ağlamamaya çalışırdı. İşte bende Hazal olarak aynısını yaptım... İçimde tuttum ve ağlamamaya çalıştım ve başardım fakat gözlerim dolu doluydu. 600 metre uzaktan bile baksan fark ederdin yani.
"Abi... Ben Zemheri değil... Hazal... Hazal Lâl ben, Kardeşin"
Çaresizce mırıldandım abim bana hala bağırırken, ben abime bir tek Zemheri olduğum zaman bağırdım. Hazal Lâl olarak hiç bağırmamıştım abime...
"SEN HAZAL LÂL FALAN DEĞİLSİN! TANIYAMIYORUM BEN SENİ ARTIK! SEN SADECE ZEMHERİSİN! BENİM KIZ KARDEŞİM BÖYLE DEĞİLDİ! BENİM KIZ KARDEŞİM BÖYLE DEĞİLDİ!"
Abim bu sözleri söylerken kafama vurmuştu, abim bana normalde hiç bağırmazdı ama bağırmıştı işte... Dayanamayıp hıçkırarak ağlamaya başladım ve abimi sertçe itip yere düşmesini sağladım
"ABİ YETER! Sendin benim tek bir gözyaşıma o gözyaşımı akıtan kişiden intikam almadan utançtan yüzüme bile bakamayan ama şuan gözyaşlarımın dökülmesinin sebebi sensin!"
Abimin yerde kalan bedenini önemsemeden ağlarken koşarak aracıma bindim ve uzaklaşmaya başladım, telefonumu tamamen kapattım ve şehirden uzaklaşmaya başladım.
✮✮✮✮✮
Bölüm etkileşimi
