14. bölüm · Gümüş çizgi

İlk Kralın Uyanışı

Eylül Değerli

Tapınağın derinliklerinden yükselen uğultu her geçen saniye daha da güçleniyordu. Binlerce yıllık taş duvarlar titriyor, tavandan küçük kaya parçaları koparak yere düşüyordu. Az önce Kael'in kaybolduğu yerde geriye yalnızca siyah sis kalmıştı. Ancak o sis bile sanki görünmeyen bir gücün etkisiyle dönüyor, tapınağın merkezine doğru çekiliyordu. Larissa elindeki gümüş kılıcı daha sıkı kavradı. Kalbi hızla atıyordu ama artık korku yerine merak hissediyordu. Çünkü Kael'in son sözleri zihninden çıkmıyordu.

"Çünkü Elarion'un düşmanı sadece dışarıda değil."

Tam o anda yer yeniden sarsıldı. Tapınağın tam ortasında bulunan eski mühürlerden biri çatladı. Altın ışık ince bir çizgi hâlinde yukarı doğru yükselirken, siyah gölgeler de onu sarmaya başladı.

Annesi bir adım öne çıktı.

"Hayır..."

Larissa hemen ona döndü.

"Ne oluyor?"

Kadının gözleri mühürden ayrılmıyordu.

"İlk mühür kırılıyor."

Orion'un yüzü gerildi.

"İmkânsız... O mühür bin yıldır açılmamıştı."

Selene de şaşkınlıkla çatlağa baktı.

"Demek Kael gerçekten başardı."

Larissa çevresindekilere baktı.

"Neyi başardı? Bana biri artık gerçeği söylesin."

Annesi derin bir nefes aldı.

"Elarion kurulmadan önce bu topraklarda tek bir hükümdar vardı."

Larissa dikkatle dinliyordu.

"Onun adı tarihten silindi. Çünkü sahip olduğu güç, dünyayı yok olmanın eşiğine getirdi."

Orion sözü tamamladı.

"O, ışık ve karanlığı aynı anda kullanabilen ilk büyücüydü."

Larissa şaşkınlıkla fısıldadı.

"İlk Kral..."

Annesi başını salladı.

"Evet."

Bir anda tapınağın duvarlarında altın ışıklar belirdi. Eski taşların üzerine geçmişten görüntüler yansımaya başladı. Altın zırhlı genç bir adam halkını koruyor, insanlar onu alkışlıyordu. Fakat görüntü kısa sürede değişti. Aynı adamın gözleri siyaha döndü. Şehirler yanıyor, ordular yere seriliyor, gökyüzü kararıyordu.

Larissa nefesini tuttu.

"Bu... nasıl oldu?"

Selene ağır bir sesle cevap verdi.

"Gücünü kontrol edemedi."

Annesi gözlerini kapattı.

"İçindeki karanlık onu ele geçirdi."

Orion kılıcını çekti.

"Onu öldüremediler."

Selene başını salladı.

"Sadece mühürleyebildiler."

Tam o anda tanıdık bir kahkaha tapınağın içinde yankılandı.

"Hâlâ gerçeğin tamamını bilmiyorsunuz."

Herkes aynı anda arkasını döndü.

Kael gölgelerin arasından yeniden ortaya çıkmıştı. Elindeki asa siyah alevlerle çevriliydi.

Larissa öfkeyle bağırdı.

"Gitmemişsin."

Kael hafifçe gülümsedi.

"Henüz işim bitmedi."

Orion kılıcını ona doğrulttu.

"Bu kez kaçamayacaksın."

Kael başını iki yana salladı.

"Ben kaçmıyorum."

Bakışlarını tapınağın merkezine çevirdi.

"Onu uyandırıyorum."

Tam o anda mühür büyük bir gürültüyle parçalandı.

Yer yarıldı.

Tapınağın altından devasa siyah bir kristal yükseldi. Kristalin içinde taş bir tahtta oturan uzun boylu bir adam vardı. Başında altın bir taç bulunuyordu. Vücudunun tamamını siyah çatlaklar sarmıştı. Sanki binlerce yıldır uyuyordu.

Larissa'nın sesi titredi.

"O..."

Annesinin gözleri doldu.

"İlk Kral."

Kristalin üzerinde ince bir çatlak oluştu.

Çıt...

Sonra ikinci çatlak.

Çıt...

Derken bütün kristal ağ gibi parçalanmaya başladı.

Orion bağırdı.

"Herkes geri çekilsin!"

Fakat artık çok geçti.

Kristal büyük bir patlamayla dağıldı. Altın ve siyah enerji bütün tapınağı sardı. Güçlü rüzgâr herkesi geriye savurdu. Larissa güçlükle ayağa kalkabildi.

Sis yavaş yavaş dağıldığında taş taht boştu.

Kimse yerinde değildi.

Sessizlik çöktü.

Derken ağır ayak sesleri duyuldu.

Tak...

Tak...

Tak...

Karanlığın içinden uzun siyah pelerinli bir adam yürüyerek çıktı. Başındaki altın taç hâlâ parlıyordu. Ancak gözleri tamamen siyahtı.

Tapınağın içindeki büyü bir anda değişti. Herkes nefes almakta zorlanıyordu.

İlk Kral yavaşça etrafına baktı.

Sonra gözleri Larissa'da durdu.

Yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.

"Demek..."

"...Son Varis sensin."

Larissa kılıcını kaldırdı.

"Sen kimsin?"

Adam birkaç adım daha yaklaştı.

"Ben..."

Kısa bir sessizlik oldu.

"...Elarion'un ilk hükümdarıyım."

Gözleri daha da karardı.

"Ve bin yıllık uykum sona erdi."

Aniden tapınağın tavanı şiddetle sarsıldı. Taşlar yere düşmeye başladı. Dışarıda gökyüzü tamamen siyaha büründü.

Annesi Larissa'nın önüne geçti.

"Bu savaş Kael'e karşı değildi."

Larissa şaşkınlıkla ona baktı.

"O zaman kime karşı?"

Kadın gözlerini İlk Kral'dan ayırmadan cevap verdi.

"Ona."

İlk Kral hafifçe gülümsedi.

"Kaderiniz artık benim ellerimde."

Ve tapınağın kalbi, bin yıl sonra yeniden atmaya başladı.