3. bölüm · Güldere Köyü

🌿 GÜLDERE KÖYÜ:Büyük Kaçış ve Muhtarlık Baskını

Berra Koç

Haydar Amca’nın "NİHAAAAAL!" nidası Güldere semalarında yankılanırken, Nihal bir anlık refleksle elindeki çoban değneğini havaya dikti. Yüzüne tam bir "Gladyatör" ifadesi verip, dünkü meşhur beyaz koçun sırtına doğru hamle yaptı.

"Yürü beyaz oğlan! Bugün bizim özgürlük günümüzdür!" diyerek hayvanın üstüne atlamaya çalıştı ama koç o kadar yağlı ve çevikti ki, Nihal kurdeleli hayvanın sırtından kayıp cup diye meranın yanındaki çamurlu su birikintisinin içine düştü.

Sabri Amca elini hemen ağzına siper edip fısıldadı: "Gitti kızım güzelim şalvar... Bak ben dedim size, bu kızda stratejik derinlik sıfır."

Bekir defterine son sürat yazıyordu: "Nihal çamura battı. Koç firari. Saat 08.15."

Haydar Amca öfkeden bıyıklarını yukarı doğru üfleyerek çamurların içindeki Nihal’e doğru yürüdü. "Kız boyun devrilmesin! Hayvanları sirke çevirdiğin yetmedi, bir de üstüne binip süvari birliği kurmaya çalışıyorsun! Çabuk sök şu kurdeleleri, yoksa valla traktör falan dinlemem, babanın canını alırım!"

Nihal çamurların içinden doğruldu. Yüzünün yarısı çamur içindeyken bile o meşhur taklit yeteneğini kaybetmemişti. Hemen Haydar Amca’nın sinirlenince iki elini beline koyup, kafasını sağa sola sallayarak "Vay benim köse sakalım, vay benim talihim..." deyişinin birebir taklidini yaptı: "Vay benim pembe tokalı koçum, vay benim rezil rüsva sürüm..." dedi, sesini kalınlaştırıp çamurlu ellerini beline koyarak.

"Hâlâ taklit yapıyor, hâlâ dalga geçiyor!" diye bağırdı Orhan Amca, kendi keçilerini kurdeleli koyunların arasından cımbızla çeker gibi ayırmaya çalışırken. "Haydar abi, ben bu kızı burada bırakmam. Yürü, muhtara gidiyoruz. Köyün asayişi elden gitti!"

Köy komitesi (Haydar, Orhan, Sabri, Bekir ve en arkada renk renk kurdeleleriyle podyumda yürür gibi yürüyen elli koyun) önde, üstü başı çamurlu Nihal arkada, köy meydanına doğru yürüyüşe geçtiler.

O sırada bizim avluda ise kazan kaynıyordu. Münevver Nine sedirde oturmuş, gelini Neriman’ın sabah taze çaldığı ayranı yudumluyordu. Neriman ise elinde oklvayla hamur açarken bir yandan gözü sürekli sokak kapısındaydı.

"Ana," dedi Neriman, içindeki sıkıntıyla hamuru sertçe masaya vurarak. "Benim içimde bir huzursuzluk var. Bu Nihal meraya gitti gideli köyün köpekleri bile bir garip havlıyor. Kesin yine bir rezillik çıkardı."

Münevver Nine ayran bardağını masaya bıraktı, yemenisinin ucunu düzeltti. Yüzüne o her şeyi bilen, bilge ama her an bir muziplik düşünen dedikodu mimiğini yerleştirdi: "Kız Neriman, bırak çocuk eğlensin. Haydar’ın o kasıntı sürüsüne biraz renk geldiyse fena mı? Hem dur, kahveci Şevket şimdi canlı yayın gibi haberi ulaştırır bize."

Tam o sırada avlu kapısından içeri muhtarın azası ve kahvehanenin daimi dedikoducusu **Niyazi** nefes nefese girdi. Gözlerini hızlı hızlı kırpıştırıp omzunu silkti: "Münevver Abla! Neriman Yenge! Koşun! Sizin kız merayı karıştırmış, koyunları boyamış, kafalarına taç takmış! Şimdi Haydar abiyle Orhan abi kızı önlerine katmış muhtarlığa götürüyorlar!"

Neriman elindeki oklavayı fırlattığı gibi feryat etti: "Eyvah! Cemal duymadan gidip kurtarmam lazım o zilliyi!"

Münevver Nine bastonuna dayandı, seksen yaşındaki gövdesini dikleştirdi: "Dur yenge dur! Ben de geliyorum. Muhtarlıkta benim sözümün üstüne kelam edecek adam daha anasından doğmadı. Yürü Neriman, Güldere Meydanı sahne görsün!"

Köy meydanındaki muhtarlık binasının önü tam bir mahşer yeri gibiydi. Muhtar Hüseyin kapının önüne çıkmış, karşısındaki rengarenk kurdeleli koyun sürüsüne ve çamur içindeki Nihal’e bakıyordu.

İsmail Amca kahvenin önünden fırlayıp gözlüklerini düzeltti: "Sayın Muhtarım, durum vahim. Bu bir kültür emperyalizmidir. Koyunların genetiğiyle oynanmış, köyün geleneksel yapısı zedelenmiştir!"

Nihal çamurlu yüzünü ekşitip İsmail Amca’nın o her şeyi bilmiş edasıyla parmağını havaya kaldırışını taklit etti: "Bak İsmail Amca, sen kahvede taş çalarken ben burada Güldere’yi dünyaya tanıtacak bir proje geliştiriyorum, vizyonsuzlar!" diye bağırdı.

Muhtar Hüseyin iki elini havaya kaldırdı: "Yahu durun, susun! Haydar, nedir bu hayvanların hali?"

Haydar Amca tam ağzını açıp kükreyecekti ki, meydanın girişinden Münevver Nine’nin bastonunun "tak, tak, tak" sesi duyuldu. Arkasında Neriman’la birlikte meydandaki kalabalığı yararak içeri girdi.

Münevver Nine, Muhtar’ın tam karşısına dikildi, bastonunu Muhtar’ın göğsüne doğru uzattı: "Hüseyin! Benim torunuma ne ceza vereceksen önce bana vereceksin! Hayvanlar süslendi diye köyün bereketi mi kaçtı? Hem fena mı olmuş, bak köyün rengi yerine gelmiş!"

Meydandaki köylüler Münevver Nine’nin bu çıkışıyla sus pus olurken, en arkadan bir koyunun kafasındaki karton taç yere düştü. Nihal ise nenesinin arkasına saklanıp, zafer kazanmış bir komutan mimiğiyle Haydar Amca’ya dil çıkardı.