Güldere Köyü kitap kapağı

2. bölüm / 6

Güldere Köyü

🌿 GÜLDERE KÖYÜ: Merada Koyun Defilesi ve Büyük İnat

Vaveyla Yazarı: Berra Koç

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 🌿 GÜLDERE KÖYÜ: Merada Koyun Defilesi ve Büyük İnat

Güldere Köyü’nde sabahın dördüydü. Horozlar bile daha esnememişken, Haydar Amca’nın gür sesi bizim avlunun duvarlarını dövüyordu: "Nihal! Kalk lan zilli! Sürü elden gidiyor, güneş doğacak!"

Nihal yatağından fırladı, ama nasıl fırlamak! Gözünün tekini açabilmiş, saçları elektrik çarpmış gibi havaya dikilmişti. Üstüne alelacele geçirdiği çiçekli şalvarı ters giydiğini fark etmeden avluya fırladı. Kapıyı açtığında karşısında elinde değneğiyle dikilen, uykusuzluktan gözleri kan çanağına dönmüş Haydar Amca’yı gördü.

Nihal hemen uykulu gözlerle Haydar Amca’nın o meşhur, sabahları afyonu patlamamış, omuzları çökük ve çenesini öne doğru uzatarak konuşma tarzının taklidini yaptı: "Yahu Haydar abi, bu saatte kargalar bile kahvaltı yapmadı, koyunlar rüyasında ot görüyor daha..." dedi, sesini kalınlaştırıp esneyerek.

"Kes zevzekliği! Al şu değneği, yürü önüme!" diyerek yuları Nihal’in eline tutuşturdu Haydar Amca.

Bir saat sonra Nihal, Güldere’nin geniş merasında yaklaşık elli baş koyun ve dünkü meşhur beyaz koçla baş başa kalmıştı. Meranın temiz havası Nihal’in uykusunu tamamen açmıştı ama canı feci şekilde sıkılıyordu. "Ben bu sürüyü böyle dümdüz otlatırsam KitapPad okuyucuları sıkıntıdan patlar," diye düşündü.

Hemen çantasından dün geceden beri hazırladığı planı çıkardı: Neriman’ın dikiş kutusundan yürüttüğü renk renk kurdeleler, el işi kağıtları ve eski parlak kumaşlar!

Nihal koçun yanına gitti, hayvana dünkü pembe tokayı yeniden taktı. Ardından sürünün en yaşlı ve cadaloz görünen koyununu yakaladı, boynuna yaldızlı bir kurdele bağladı. "Senin adın bundan sonra Victoria," dedi hayvana fısıldayarak. Diğer koyunlara da sırayla mavi, yeşil, kırmızı kurdeleler bağlayıp, kafalarına el işi kağıtlarından küçük taçlar yaptı.

Tam o sırada meranın diğer ucundan, elinde dedektör gibi tuttuğu bastonuyla araziyi inceleye inceleye gelen **Sabri** ve kahvehanenin en sessiz ama her şeyi not eden adamı **Bekir** göründü. Sabri, köyde her şeyin altında bir "hazine" veya "sır" arayan, gözlerini sürekli kısarak etrafa bakan bir tipti.

Sabri durdu, gözlerini ovuşturdu. Bekir’in kolunu dürterek, "Bekir... Benim gözler gidici mi, yoksa merada gökkuşağı renginde koyunlar mı yürüyor lan?" dedi.

Bekir cebinden küçük defterini çıkarıp kalemini yaladı: "Yazıyorum Sabri abi... Nihal, Haydar’ın sürüsünü lunaparka çevirdi. Saat 07.45."

Nihal uzaktan onları görünce hemen Sabri Amca’nın o sürekli gizemli bir şey fısıldıyormuş gibi öne eğilip elini ağzına siper ederek konuşma tarzının taklidini yaptı. Kendi kendine fısıldadı: "Bak Sabri, bu koyunların altında kesin Bizans altını var, koyunlar o yüzden parlıyor..." Sonra normal sesine dönüp onlara el salladı: "Hoş geldiniz cemaat! Güldere’nin ilk ve tek 'Koyun Moda Haftası'na hoş geldiniz! Girişler ücretsiz, alkışlar serbest!"

Sabri koçun kafasındaki pembe tokayı görünce şaşkınlıkla geri adım attı: "Kız Nihal! Haydar bunu görürse seni bu meraya gömer! Hayvanların ayarıyla niye oynuyorsun?"

"Ne ayarı Sabri Amca, inovasyon bu, vizyon!" diye savundu kendini Nihal.

Tam o sırada, meranın sınırındaki çalıların arkasından hışımla biri çıktı. Bu, listemizdeki diğer baba karakteri, sakin ama damarına basılınca fena olan **Orhan**’dı. Orhan’ın elinde bir kova dolusu ilaçlı yem vardı ve yüzü sirke satıyordu. Çünkü sürünün neşeli sesini duyan kendi birkaç keçisi, çiti aşıp Nihal’in renkli sürüsünün içine karışmıştı.

Orhan sertçe öne atıldı: "Nihal! Senin bu şenliğin yüzünden benim keçiler de yoldan çıktı! Bak, hepsi kurdeleli koyunların peşinden gidiyor! Ayır çabuk benim hayvanları!"

Nihal hemen Orhan’ın o konuşurken sürekli sağ elini cebine sokup sol eliyle havayı döver gibi yaptığı mimiği taklit etti: "Yahu Orhan bey, sakin ol hele, keçiler de estetikten anlıyor demek ki!" dedi sol elini havada sallayarak.

Orhan sinirlendi, keçilerini geri çağırmak için ıslık çalmaya çalıştı ama keçiler Nihal’in kurdeleli koçunun peşini bırakmıyordu. Üstelik tam o anda, tepenin arkasından elinde değneğiyle, sürüyü kontrol etmeye gelen Haydar Amca’nın silüeti belirdi.

Sabri hemen elini ağzına siper etti: "Eyvah! Büyük patron geliyor. Nihal, kaç kaç kaç!"

Bekir defterine son notu yazdı: "Katliam yakın."

Haydar Amca meraya adım atıp rengarenk, kafasında taçlar olan sürüsünü ve en önde pembe tokasıyla ona "Meeee" diyen koçunu gördüğü an, elindeki değnek yere düştü. Adamın yüzü önce kırmızıya, sonra mora, en son da yeşile döndü.

"NİHAAAAAL!" diye öyle bir kükredi ki, meradaki tüm kuşlar aynı anda havalandı.