3. bölüm / 10
GreysanzaOrtaklık
Bölümler 10Şu an: Ortaklık
Evet, artık İstanbul’daydım. Abim için gelmiştim ama belki de onun ardındaki karanlığın peşindeydim. Bildiğim tek şey, abimin öldüğüydü. O gün kanlar içinde sarıldığım adamın abim olduğundan emindim.İçimdeki sesleri susturamıyordum.
“Neden böyle bir şey yaptı? Ya bunu abin yaptıysa? Ne yapmaya çalışıyorlar? Beni mi öldürecekler?”
Kafamda o kadar çok soru vardı ki hiçbirini anlamlandıramıyordum. Evet, polistim ama iyi bir polis değildim. Sırf abimin ardındaki karanlık adamı bulup gebertmek için polis olmuştum. Bu da benim ayıbımdı.Hava hafif serindi. Ben de yavaş yavaş mayhoşlanıyordum. Tam gözlerimi kapatacakken bir mesaj daha geldi:“Uyursan ölürsün.”
Ne demekti bu?Biri beni izliyordu.Hemen ayağa kalkıp etrafıma baktım. Şoföre, muavine, yolculara… Hiçbir şey dikkatimi çekmedi.Neden bu kadar dikkatsizdim? Neden göremiyordum?O bana mesaj atabiliyor, ben ona ulaşamıyordum. Uykudan gözlerim kapanıyordu.
Altı saatlik yolun yalnızca bir saatini geride bırakmıştım.Güzelim Samsun’umu bırakıp ya bir şerefsizin ya da abimin peşine düşmüştüm.Yüzümü saklayarak uyumaya çalıştım. Ne bir mesaj geldi ne de bir ses duydum.Uyuyakaldım.Tam on dokuz saattir ayaktaydım karakolda yorgun okuduğumun;farkına bile varmadım.Gözlerimi açtığımda etraf kapkaranlıktı.En ufak bir ses yoktu.Ellerim ve ayaklarım bağlıydı. Bileklerimdeki ipler derime gömülüyordu. Parmaklarımı oynatmaya çalıştım. Kan dolaşımı kesilmişti. Uyuşmuşlardı.Nefes aldım.
Hava ağırdı. Rutubet kokuyordu. Burnuma pas, toz ve keskin bir kimyasal kokusu doldu.Bu bir tuzaktı.Ben de tam ortasına düşmüştüm.Kıpırdamadım. Uyandığımı anlamasınlar diye gözlerimi kapalı tuttum. Nefesimi yavaşlattım. Her solukta göğsümün yükselmesini engellemeye çalıştım.Karanlıkta bir şey damladı.
Tık.Sonra bir daha.
Tık.Ses, odanın içinde büyüyerek yankılandı.Aradan on dakika geçti ya da geçmedi.Bir yerlerde kumaş hışırdadı. Ardından ayak sesleri duyuldu. Biri sağımda durdu. Diğeri arkamda dolaştı.İki farklı ses vardı.Biri abimin sesiydi.Diğeri tanımadığım bir adama aitti.Bundan emindim. Abim normal konuşmazdı. “R”leri söyleyemezdi.Bu bir oyundu.Abim de bunun içindeydi.Yüzümdeki örtü çekildi. Gözlerime sert bir ışık vurdu. Başımı çevirmek istedim ama boynum tutulmuştu.
Uyuyor numarası yapmayı sürdürdüm.Ayak sesleri arkamda durdu.Bir nefes, kulağımın hemen yanında kesildi.Sonra karanlıktan bir ses yükseldi:“Uyumadığını biliyorum, Miray. Gözlerini aç ve bana bak.”Bu, telefondaki sesti.Sesin sıcaklığı yoktu. Düzdü. Soğuktu. Sanki bir insan değil, duvar konuşuyordu.
“Kimsiniz?”
Sesimi sakin tutmaya çalıştım ama titrememi gizleyemedim.
“Bunu gerçekten bilmek istiyor musun?”
“Adını sordum!”
“Eceliniz.”
“Beni korkutmaya çalışma.”
“Burada soruları ben sorarım.
”Karşımda “R”leri söyleyemeyen adam vardı ama bu, abim değildi. Aynı sesin ardında başka bir yüz vardı.İçimde kalan son umut da yıkıldı.Bir an abimin yaşıyor olabileceğini düşünmüştüm.Yanılmıştım.
“Ben size ne yaptım?”
“Bilmiyor musun?”
“Bilmiyorum. Söyle!”
“Düşün, Miray. Bizi buraya kadar getirecek ne yaptığını düşün.”
“Siz benim her şeyimi benden çaldınız. Ben size ne yapmış olabilirim?”
“Biz sana hiçbir şey yapmadık.”
“Siz benim abimi öldürdünüz!”
Sesim karanlık odada yankılandı. Yankı geri döndüğünde daha zayıftı. Sanki oda bile söylediklerimi reddediyordu.Adam sustu.Sonra alaycı bir nefes verdi.
“Bizi suçlamadan önce kanıt getir.”
“Kanıt mı? Abimin kanı hâlâ gözümün önünde!”
“Gördüğün her şey gerçek değildir.”
“Ne demek bu? Siz o günkü adam değil misiniz?”
Adam bir anda önüme geçti.Ayakkabısının tabanı zemine sertçe bastı. Gölgesi üzerime düştü.
“Hayır,” dedi.
Sesi sertleşmişti.
“Ama o gün orada olanları senden daha iyi biliyorum.”
Bu, o adam değildi.Üç dakika boyunca tek kelime edilmedi.Sadece duvardaki damla sesi vardı.
Tık.Tık.Tık.
Herkes birbirine baktı. Kimse konuşmuyordu. Sessizlik üzerime kapanan bir kapı gibiydi. Odanın havası daraldı. Boğazım kurudu.Sonra dışarıdan bir ses duyuldu:“Abi, kızın odası hazır.”
Ne demekti bu?Beni kaçıranların evinde yatacak mıydım? Bana ait bir oda mı vardı?
“Baştan her şeyi konuşalım, Miray.”
Karşıma bir sandalye çekti. Zeminde çıkan sürtünme sesi dişlerimi sıktı. Ardından oturup konuşmaya başladı:“Biz abini öldüren adamlar değiliz. Onların düşmanıyız. Buraya kendi isteğinle gelmedin; seni biz getirdik. Çünkü sana yardım edeceğiz.”
“Buna yardım mı diyorsun? Beni kaçırdınız!”
“Sesini yükseltme.”
“Bana emir verme!”
Adam masaya yumruğunu indirdi.Ses, göğsümde patladı.Odadaki herkes sustu.
“Burada kimin emir verdiğini unutma.”
Geri çekilmek istedim ama korktuğumu belli etmeyecektim. İpler çözülmüş olsa da çıkış yoktu. Kapı arkamdaydı. Kapının önünde iki adam duruyordu.
“İnanmıyorum.”
“İster inan ister inanma. Buradan çıkış yok.”
“Beni burada tutamazsınız.”
“Tutuyoruz işte.”
“Ne demek oluyor bunlar?”
“Şu demek oluyor: Artık bize çalışıyorsun.”
“Ben bir polisim. Siz ne saçmalıyorsunuz?”
“Polis olmadığını, sırf o adamı bulup öldürmek için polis olduğunu ikimiz de biliyoruz.”
“Beni tehdit mi ediyorsunuz?”
“Hayır. Gerçeği söylüyorum.”
“Siz bu kadar bilgiyi nereden biliyorsunuz? Benim hakkımda böyle konuşmaya hakkınız yok.”
Adam öne eğildi. Gözlerini üzerimden ayırmadı.
“Cümlenin başı gerçeklik, sonu yalancılık. Kendini polis diye sakladın, şimdi de masum numarası yapıyorsun.”
“Ben kimseye hesap vermem.”
“Artık vereceksin.”
“Beni zorlayamazsınız.”
“Gerek yok. Abinin katilini bulmak istiyorsan bize ihtiyacın var.”
“Beni kullanıyorsunuz.”
“Evet,”
dedi tereddüt etmeden.
“Çünkü sen de bizi kullanmaya çalışıyorsun.”
“Benden ne istiyorsunuz?”
“Sadakat.”
“Bunu benden beklemeyin.”
“Beklemiyoruz. Alacağız.”
Bir çırpıda odadan çıktılar.Ardından bir adam gelip ipleri çözdü ve beni odadan çıkardı. Yukarı çıktık. Asansörün kapısı açıldığında karşımda saray gibi bir ev vardı.Donup kaldım. Ağzım açık ilerledim.Adam beni üst kata çıkarıp bir odayı gösterdi.İçeri girdim.Oda, bizim evimizin salonu, oturma odası ve yatak odası kadar büyüktü.İçimde ağır, anlamlandıramadığım bir his vardı. Ev fazla düzenli ve sessizdi. Duvarların ardında biri beni izliyor gibiydi. Kaçmaya kalkacağım anı bekliyordu.“Neyse,” dedim.Belki abimi bulurdum.Belki o soysuzu bulup hesabını sorardım.Ama ne yapacağımı bilmiyordum.İlk işim patronla yakınlaşmaktı. Sonrası çözülürdü.Bunlara da yaptıklarını ödetecektim.
Uykusuzluktan hemen uyudum.Bir süre sonra kapım çaldı.
“Gel.”
“Miray Hanım, patron sizi bekliyor.”
“Sonunda,” diye mırıldandım. “Gelmiş demek.”Sonunda o şerefsizle görüşecektim. Beni kaçırmanın bedelini ödetecektim.Tam yürümeye başlayacakken beni durdurdu:“Bu hâlde mi ineceksin, hanımefendi?”
“Sen benim kıyafetlerime karışamazsın.”
“Patronun karşısına böyle çıkamazsın.”
“Bana ne yapacağımı söyleme.”
“Ben söylemiyorum. Patron söylüyor.”
Aynanın karşısına geçip hâlime baktım. Gerçekten perişandım.
“Tamam, siz inin. Ben geliyorum.”
“İnmeyeceğiz. Ben kapının önündeyim.”
“Beni beklemek zorunda değilsin.”“
Zorundayım.”
“Peki, tamam.”
Kapıyı kapatıp dolabı açtım.Dolap büyüktü ve güzel kıyafetlerle doluydu.Gözlerime inanamadım.Neden bu kadar hizmet vardı?Öylesine bir tişört ve kot pantolon giydim. Saçımı toparlayıp kapıya yöneldim.Tam o sırada kapı açıldı.“Nereden anladı geldiğimi? Yoksa odada kamera mı vardı?”“Neyse,” dedim.Artık her şeye “neyse” diyordum. O kadar bıkmıştım.
“Buyurun, hanımefendi. Patron sizi bekliyor.”
“Bana hanımefendi deme.”
Adam kaşlarını çattı.
“Patronun yanında da böyle konuşabilecek misiniz?”
“Gerekirse konuşurum.”
“Ne söylerseniz söyleyin, sonuç değişmeyecek.”
“Bunu göreceğiz.”Kapı açıldı.Burası çalışma odası olmalıydı. Masalar, kitaplar, dolaplar… Her şey düzenliydi ama bu düzenin altında boğucu bir tehdit vardı.Masanın arkasında, sırtı cama dönük bir adam duruyordu.
“Çakma polis, hoş geldin.”
Ne saçmalıyordu?Nereden biliyorlardı bu kadar şeyi?
“Kimsin?”
“Ses tonuna dikkat et.”
“Adını sordum!”
“Ben de haddini bilmeni söylüyorum.”
“Bana kimse haddimi bildiremez.”
Adam yavaşça başını çevirdi.
“Yanılıyorsun. Burada herkes haddini bilir.”
“Tehditlerinden korkmuyorum.”
“Henüz tehdit etmedim.”
“Öyleyse ne yapıyorsun?”
“Ne kadar ileri gidebileceğini izliyorum.”
“Beni zorla getirdiniz. Fotoğraflarımı çektiniz. Abimin ölümünü biliyorsunuz. Hâlâ oyun mu oynuyorsun?”
“Ecelin.”
Güldüm ama sesim beklediğim kadar güçlü çıkmadı.
“Siz şaka mısınız? Hepiniz ‘ecelin, ecelin, ecelin’… Kendinizi ne sanıyorsunuz?”
“Ben sana göstereceğim.”
“Bana yaklaşma.”
“Yaklaşmıyorum. Sen kendi isteğinle buraya kadar geldin.”
“Beni buraya siz getirdiniz!”
“Buraya gelmeni sağlayan öfken. Ben yalnızca kapıyı açtım.
”Arkasını dönecek sandım ama eliyle işaret verdi. Yan taraftan bir kadın çıktı.
“Buyurun, efendim.”
“Çekmeceyi aç ve çakma polise fotoğrafları göster.”
“Bana çakma polis deme!”
İlk kez doğrudan yüzüme baktı.
“Gerçek polis olsaydın ellerin bağlı olurdu. Burada durup bana bağırıyor olmazdın.”
Ne fotoğrafıydı?Abim mi?O şerefsizin yüzü mü?Bir adres mi?Neydi?Kadın bana bir zarf uzattı.
“Al.”
Zarfı çekip aldım.
“İçinde ne var?”
“Bak ve öğren.”
Açtım.İçinden yirmi sekiz fotoğraf çıktı.Fotoğraflar, abimin öldüğü günden beri farklı zamanlarda çekilmişti.Ne demekti bu?Beni bu psikopatlar mı takip etmişti?Neden fotoğraflarımı çekmişlerdi?“
Beni takip etmeye, fotoğraflarımı çekmeye ne hakkınız var?”
“Bir hak tanımıyorum. İstedim ve yaptım.”
“Bunu normal bir şeymiş gibi söyleme!”
“Benim için normal.”
“Ha ha, çok komik. Bana bu saçmalığın ne olduğunu açıklayın, yoksa hepinizi gebertirim!”
Elimi belime attım. Silahım da yoktu, başka bir şey de.Bu özgüven nereden geliyordu? soğuk bir gülümsemeyle bana baktı.
“Bir denesene.”
“Denersem görürsün, geri zekâlı.”
“Silahın yok.”
“Silaha ihtiyacım yok.”
“Öfkeni silah sanıyorsun.”
“Senin gibi birini ellerimle de öldürürüm.”
“Öyleyse yaklaş.”
Yavaşça yanına ilerledim.Odanın havası ağırlaştı. Her adımımda sessizlik biraz daha gerildi. Halının altında ezilen liflerin sesi bile duyuluyordu. Adam yaklaşmamı özellikle bekliyor gibiydi.Tam dibindeydim.Yüzünü görmeme ramak kalmıştı.Telefonum titredi.Bir mesaj.Ekrana baktım.
“Seni öldürecekler. Sakın yaklaşma.”
Neye uğradığımı şaşırdım.Mesajı tekrar okudum.Sonra bir kez daha.Parmaklarım buz kesti. Telefonu tutan elim titredi. Odanın içinde biri beni izliyordu. Biri, benim göremediğim bir şeyi görüyordu. Biri, birkaç saniye sonra ne olacağını biliyordu.Başımı kaldırdım.Hâla bana bakıyordu.Gözlerinde en ufak bir şaşkınlık yoktu.Sanki mesajı o da görmüştü.Sanki beni buraya kadar özellikle sürüklemişti.Ama adamın yüzünü görmeliydim.Belki abimin katilini tanıyacaktım.Belki bütün bu karanlığın arkasındaki yüzü görecektim.Belki de hayatımın son saniyeleriydi.Yaklaştım.Bir adım daha…
Omuzları gerildi.Bir adım daha…Elinin masanın kenarına kaydığını gördüm.Parmakları yavaşça kıvrıldı.Bir adım daha…Aramızda yalnızca birkaç santim kalmıştı.Odanın içindeki hava kesildi.Kimse nefes almıyordu.Yüzünü görmek üzereydim.Tam o anda arkamdaki kapı kilitlendi.
Çıt.
Ses küçüktü.Ama içimde yankılandı.Bakışları değişti.Artık beklemiyordu.Saldırmak üzereydi.Odadaki herkesin nefesini tuttuğunu fark ettim.Sonra ışıklar söndü.
Bölüm etkileşimi
