1. bölüm / 10
GreysanzaKimsesiz..
Bölümler 10Şu an: Kimsesiz..
Bazı hikâyeler bir aşkla değil, bir nefretle başlar.
“Miray, uyan artık!”
“Abi, daha gün doğmadı bile…”
“Gün doğalı çok oldu. Kalk hadi, kahvaltı hazır.”
“Kahvaltı mı?”
“Evet, kahvaltı. Yoksa rüyanda mı gördün?”
“Beş dakika daha uyuyayım, sonra yerim.”
“Senin o beş dakikan var ya, insan ömründen uzun sürüyor. Kalk, yoksa her şeyi tek başıma yiyeceğim.”
“Beni aç bırakacak kadar vicdansız değilsin.”
“Denemek ister misin?”
“Tamam, tamam! Geliyorum.”
Kahvaltı mı hazırdı? Gözlerimi zorla açıp yataktan fırladım. Beni yoran tek şey kahvaltıydı; çalışmak asla değil.Üstümü bir çırpıda giyip aşağı indim. Mert Bey kahvaltıyı öyle güzel hazırlamıştı ki birkaç saniye kapının eşiğinde kalakaldım. Bu abimin başına taş mı yağmıştı? Masadaki tabaklara, özenle kesilmiş ekmeğe ve yüzündeki neşeye baktım. İçime, adını koyamadığım küçük bir huzursuzluk çöktü.
“Abicim, sen iyi misin?”
“İyiyim. Neden?”
“Bilmiyorum. Kahvaltı hazırlamışsın. Hem de kendi isteğinle.”
“İnsan bir kere de kardeşine güzel bir kahvaltı hazırlamasın mı?”
“Hazırlasın da… Sen genelde yumurtayı bile tavaya atarken benden yardım istiyorsun.”
“Abartma. Geçen sefer gayet güzel yapmıştım.”
“Geçen sefer yumurtanın yarısı tavana yapışmıştı.”
“Sen de her şeyi anlatmak zorunda mısın?”
“Abicim, biri mi gelecek?”
“Hayır, Miray. Neden biri gelecekmiş gibi düşündün?”
“Masaya bakınca insan şüpheleniyor. Bu kadar hazırlık normal değil.”
“Biz her yıl bugün böyle kahvaltı yapardık, unuttun mu?”
“Yetimhanedeyken mi?”
“Evet. O köşelerde topladıklarımızla… Müdürün yalnızca bugün mutfağa girmemize izin vermediği günleri hatırlıyor musun?”
“Hatırlamaz olur muyum? Kadın bizi aç bırakıp sonra da ‘Çocuklar sabırlı olmayı öğrenmeli,’ derdi.”
“Biz de yiyecekleri çalıp burada, yani o zamanlar saklandığımız yerde yerdik.”
“Cadaloz müdür… O kadını elimde olsa bir kaşık suda boğacağım.”
“Daha kahvaltıya oturur oturmaz cinayet planı yapma.”
“Sen de kadını savunma.”
“Savunmuyorum. Sadece ekmek yerken biraz sakin olmanı istiyorum.”
“Ben sakinim.”
“Şu bıçağı ekmeğe değil de masaya saplamayı bırakırsan inanacağım.”
“Sinirimi bozma, Mert.”
“Tamam, tamam. Bak, artık kendi emeğimizle aldık bunları. Bu evi, giysileri… Bir baltaya sap olduk sonunda.”
“Emek mi, abicim? O emeği tek ben verdim. Senin yaptığın, eve sürekli sorun getirmek.”
“Ben mi sorun getiriyorum?”
“Evet, sen.”
“Geçen hafta kapıya gelen adamı da ben mi çağırdım?”
“Onu saymıyorum.”
“Geçen ay iş yerinde kavga çıkaran da ben değildim.”
“Onu da saymıyorum.”
“Peki neyi sayıyorsun?”
“Bütün geri kalanları.”
“Miray, adam akıllı bir kahvaltı yapacağız. Bari bugün sus.”
“Sen önce çayı dökmeden masaya koymayı öğren.”
“Bak, yine başladın.”
“Ne yapayım? Sen de malzeme veriyorsun.”
Kahvaltıyı sohbet ederek yedik. Abimin gülüşleri evin içinde dolaşırken ben de fark etmeden ona eşlik ettim. Yaklaşık yarım saat sonra, iş bulmuş beyefendi kıyafetlerini değiştirmek için yukarı çıktı. Ben de bulaşıkları toplamaya başladım.Tam o sırada telefonu çaldı.
“Abiii! Abiiii!”
Ses gelmeyince ellerimi kurulayıp telefona uzandım.
“Bakayım bu kimmiş…”
Ekranda kayıtlı olmayan bir numara vardı. Aramayı açtığımda karşıdaki ses, soğuk ve buyurgan bir tonla konuştu.
“Aşağı gel.”
“Kimsiniz siz?”
“Ya aşağı gel ya da o evde hem kardeşinin hem de senin kafanı patlatayım.”
Boğazım kurudu. Parmaklarım telefonun kenarına daha sıkı sarıldı.
“Ne?”
“Duydun beni. Aşağı gel.”
“Bana tehdit mi savuruyorsunuz?”
“İstersen denemek için yukarı çıkalım.”
Karşılık beklemeden telefonu kapattım. Ekran karardığında kendi yansımamı gördüm; yüzümün rengi çekilmiş, gözlerim büyümüştü.Bir süre olduğum yerde kıpırdayamadım. Mutfaktaki saat, her saniyeyi olduğundan daha yüksek bir sesle duyuruyordu. Duvarın içinden gelen buzdolabı uğultusu bile bir anda tehditkârlaşmıştı. Telefon hâlâ avucumdaydı; ekranı kapalı olmasına rağmen yeniden çalacakmış gibi bekledim.Yukarıdan bir çekmece sesi geldi. Ardından abimin ağır adımları duyuldu. Sesler merdivenlerden aşağı yaklaştıkça içimdeki korku büyüdü. Ona ne söyleyeceğimi bilemiyordum. “Bizi tehdit ettiler,” demek kolaydı ama kelimeler dudaklarımdan çıkmıyordu.Abim neşeli bir şekilde aşağı indiğinde hiçbir şey söylemedim. Telefonu eline aldı. Ekrana baktığı anda yüzündeki ifade değişti. Gülümsemesi silindi, çenesi gerildi.
“Kim aramış?” diye sordu ama cevabı zaten biliyor gibiydi.“Bilmiyorum,” diyebildim güçlükle. “Bir adam aradı. Aşağı gelmemizi söyledi. Sonra…”“Ne söyledi?”“Bizi tehdit etti.”Abimin bakışları sertleşti.“Ne dedi, Miray?”“Senin de benim de kafamızı patlatacağını söyledi.”“Başka?”“Hayır. Ama sesi… Çok soğuktu. Sanki bunu daha önce defalarca yapmış gibi konuşuyordu.”Cümlemi tamamlayamadan telefon yeniden çaldı.İkimiz de ekrana baktık. Aynı numaraydı.Telefonun titreşimi mutfak masasının üzerinde yankılanıyor, her titreşimde içimde bir şey daha kopuyordu. Abim birkaç saniye boyunca ekrana dokunmadı. Sonunda aramayı açtı ama karşıdaki kişi konuşmadan önce telefonu hoparlöre almadı.
“Ne istiyorsunuz?” dedi abim.Karşıdaki ses birkaç saniye sustu. Abimin kaşları çatıldı.“Ben kimseye borçlu değilim.”Cevap o kadar kısık geldi ki duyamadım. Abimin yüzündeki renk tamamen çekildi. Birkaç saniye sonra yalnızca, “Beni karıştırmayın,” dedi ve telefonu kapattı.
“Ne dediler?” diye sordum.
“Hiçbir şey yok,” dedi hemen.
“Abim, beni aptal yerine koyma.
”“Miray…”
“Ne dediler?”
“Senin bilmen gereken bir şey yok.”
“Beni tehdit ettiler. Nasıl bilmem gereken bir şey yok?”
“Ben halledeceğim.”
“Senin ‘halledeceğim’ dediğin şeyler genelde başımıza daha büyük dert açıyor.”
“Bu sefer farklı.”
“Ne farkı var?”Abim cevap vermedi. Telefonu cebine koyarken ellerinin titrediğini gördüm. Sonra bana baktı; gözlerinde daha önce hiç görmediğim bir kararlılık ve korku vardı.
“Miray, beni dinle. Ne olursa olsun yukarı çıkıp odana git.”
“Sen nereye gidiyorsun?”
“Bir işim var.”
“Ben de geliyorum.”
“Hayır, gelmiyorsun.”
“Beni tehdit eden adamlar aşağıda olabilir ve sen tek başına gidiyorsun. Gerçekten bunu mu düşünüyorsun?”
“Ne düşündüğümü değil, ne söylediğimi dinle.”
“Abi, korkuyorum.”Yüzündeki sertlik bir anlığına dağıldı. Bana yaklaşıp alnımdan öptü.
“Ben buradayım. Korkacak bir şey yok.”
“Bunu söylerken bile korkuyorsun.”
“Miray…”
“Beni bırakma.”
“Bırakmayacağım.
”Beni öptü ve hiçbir açıklama yapmadan aşağı yöneldi. Dudaklarımın arasından tek kelime çıkmadı. Pijamalarımın paçaları ayaklarıma dolanırken peşinden indim.Evimiz dubleksti. Bir de alt kat vardı; amcamlar istedikleri zaman oraya gelirlerdi. Büfe oradaydı, biraz ileride de kilerimiz bulunuyordu.Abim merdivenlerin başında durup arkasına baktı.
“Miray, yukarı çık.”
“Sen nereye gidiyorsun?”
“Bir dakika içinde döneceğim. Sakın peşimden gelme.”
“Abi, ne oluyor?”
“Hiçbir şey olmuyor.”
“Az önce de ‘hiçbir şey yok’ dedin. Sonra aşağı indin.”
“Miray, lütfen.”
“Benden ne saklıyorsun?”
Abim birkaç saniye boyunca yüzüme baktı. Sonra bakışlarını kaçırdı.“Bunu konuşmanın zamanı değil.”“Ne zaman konuşacağız? Sen vurulduktan sonra mı?”“Saçmalama.”“Sen saçmalıyorsun! Beni burada bırakıp nereye gidiyorsun?”“Bir dakika içinde döneceğim dedim.”“Ya dönmezsen?”Abimin yüzündeki ifade bir anda değişti. Sanki bu ihtimali ilk kez o da düşünmüştü. Yine de kendini toparladı.“Döneceğim.”
“Bana söz ver.”
“Miray…”
“Abi, söz ver.”
“Tamam. Söz veriyorum.”
Cevap vermedi. Alt kata indiğinde ayak sesleri beton zeminde yankılandı. Ben merdivenin başında kaldım. Birkaç saniye sonra aşağıdan metal bir şeyin sürtünme sesi geldi. Ardından kiler kapısının gıcırtısı duyuldu.Abim kilere girdi. Ben de kimse görmesin diye merdivenin arkasına saklandım. Sırtımı soğuk duvara yasladım; kalbim kaburgalarımın arasında öyle sert çarpıyordu ki sesini onların da duyacağından korktum.Kiler kapısı kapanmadı. Aralık kalan kapının altından ince bir ışık çizgisi sızıyordu. İçeriden boğuk bir konuşma geldi ama kelimeleri seçemedim. Bir erkek sesi alçak ve sert bir tonda konuşuyor, abim arada kısa cevaplar veriyordu.Sonra sessizlik oldu.Bir dakika geçti.Sonra bir dakika daha.Telefonumu cebimden çıkarıp ekrana baktım. Saatin saniye göstergesi ilerliyor, her tik sesi sinirlerimi biraz daha geriyordu. Abimi aramayı düşündüm ama telefonunun içeride çalmasından korktum. Ayağa kalkıp kapıya yaklaşmak istedim; dizlerim titrediği için yerimden kalkamadım.Kilerden hiçbir ses gelmiyordu. Ne bir adım, ne bir fısıltı, ne de bir eşya hareketi… Sessizlik, kulaklarımın içinde uğuldamaya başladı.“Abi?” diye fısıldadım.Cevap gelmedi.Kiler kapısının aralığından sızan ışık bir anda kesildi. İçeride biri kapının önünden geçmişti. Nefesimi tuttum. Bir gölge, kapının altındaki karanlığın üzerine düştü ve birkaç saniye boyunca kıpırdamadan kaldı.Sonra içeriden boğuk bir çarpma sesi geldi.“Abi?”Bu kez sesim daha yüksek çıktı ama titremesini engelleyemedim.İçeriden yine cevap gelmedi. Bir şeyin yere sürüklendiğini duydum. Ardından kısa bir hırıltı ve metalik bir tıkırtı geldi.Geri çekilmek istedim ama sırtım duvara dayanmıştı. Parmaklarımı ağzıma bastırıp çığlık atmamak için kendimi zor tuttum. Gözlerimi kapattığım anda silah sesi patladı.Ses, evin duvarlarına çarpıp göğsümün içinde yankılandı. Dizlerimin bağı çözüldü; elim istemsizce duvara tutundu. Birkaç saniye boyunca nefes almayı unuttum.Abim… Birine mi zarar vermişti, yoksa…
“Abi?”Cevap gelmedi.
“Ne, ne?”Bu kez sesim daha yüksek çıktı ama titremesini engelleyemedim.
“Abi!”Bir hışımla kapıya koştum. Yumruklarımı kapıya vurmaya başladım. Parmak eklemlerim acıyor, tırnaklarım avuç içime batıyordu.
“Açın kapıyı! Abi, ne oldu? Lütfen açın!”Kapı bir anda açıldı. Dengemi kaybedip yere düştüm. Avuçlarım zemine çarptı, fakat acıyı hissedemedim.Karşımda abimin hareketsiz bedeni yatıyordu. Gömleğinin üzerinde yayılan koyu leke, gözlerimin önünde büyüyordu. Hemen yanında iki adam duruyordu. Biri silahını indirirken diğeri bana bakıyordu.
“N’aptınız siz?” Sesim boğazımda parçalandı. “Lütfen… Ölmediğini söyleyin.”Abimin yanına sürünerek ilerledim. Elini tuttum. Parmakları soğumaya başlamıştı. Onları iki elimin arasına alıp ısıtmaya çalıştım.“Abi, gözlerini aç. Bak, buradayım. Beni bırakma.”Adamlar kapıya yöneldi. İçlerinden birinin bacağına sarıldım. Kumaşını öyle sıkı kavradım ki parmaklarım uyuştu.“Gitmeyin. Bunu neden yaptınız? Ne olur, yardım edin!”Adam beni sertçe kenara itti. Omzum zemine çarptı ve başım döndü. Gözlerimi yeniden açtığımda ikisi de merdivenlerden uzaklaşıyordu.Benim kahramanım…Ailem…Abim…Her şeyim…Artık yoktu.Emekleyerek yanına döndüm. Başımı göğsüne yasladım. Eskiden nefes alıp verirken yükselip alçalan göğsü şimdi taş gibi hareketsizdi. Kulağımı kalbine dayadım. Hiçbir şey duymadım.İçimde bir şey koptu. Sanki göğsümün ortasına görünmez bir el uzanmış, kalbimin yarısını söküp almıştı.Abimin cansız bedenine sarıldım. Omuzlarım sarsılıyor, nefesim kesik kesik çıkıyordu. Ağlamaya çalışıyor ama boğazımdan yalnızca kuru, kırık sesler dökülüyordu.Bu günü asla unutmayacaktım.Abimin yüzünü avuçlarımın arasına aldım. Gözlerini kapatmak istedim ama parmaklarım titrediği için bunu bile beceremedim.Benim kalbimin bir parçasını benden aldılar.İkizim…Ölen ailemden bana kalan son parçam…Hayat arkadaşım…Artık tek kişiydim.Ve bunun suçlusu onlardı.Yemin ederim, yaşattıkları her şeyi onlara bir bir ödetecektim. Abimin kanının hesabını soracaktım.
O şerefsiz…
O ses tonu…
Kim olduğunu bulacaktım.Ve onu asla unutmayacaktım.
Bölüm etkileşimi
