4. bölüm / 10
GreysanzaGüven duygusu
Bölümler 10Şu an: Güven duygusu
Yüzünü görecektim. Evet. Ama ölemezdim. Abimin katilini bulmadan ölemezdim.
Yavaşça geri çekildim. Beni fark etmişti.Camın ardından gözlerini üzerimde hissettim. Görüntü pusluydu ama seçiliyordu. Arkasını döndü, eli beline gitti.Silahı vardı.Dolabın arkasına sığındım.
Silah patladı. Kurşun duvara saplandı; toz yüzüme döküldü, kulaklarım uğuldadı. Bir an, bedenimin benden önce karar verip yere çöktüğünü hissettim. Nefes almaya bile korkuyordum. Sanki ciğerlerime dolan her hava, yerimi belli edecekmiş gibi.
“Bırak beni, yalvarırım.”
“O adam sana mesaj attı, değil mi?”
“Tanımıyorum. Yemin ederim, tanımıyorum.”
”Ayak sesleri yaklaştı. Her adımda kalbim biraz daha hızlandı. Sesler kesilse, belki kurtulabilirdim. Ama kesilmedi. Bir anda karşıma çıktı. Silahın namlusunu alnıma dayayıp ağzımı kapattı.
“Sus. Seni gebertirim.”
Başımı salladım. Elini çekmesini mırıldanarak anlatmaya çalıştım. Sesim boğazımda düğümlenmişti; kendi sesimi duyamıyordum bile.
“Sesini çıkarırsan ölürsün. Anladın mı?”
Yeniden başımı salladım. Elini çekti.
“Yalvarırım, bırak beni. Ne istersen yaparım.”
Bu cümle ağzımdan çıktığında kendimden ürktüm. Sanki bedenim, beni hayatta tutabilmek için benden bağımsız bir dil geliştirmişti. Söylediklerime inanmıyordum ama başka bir seçeneğim de yoktu.
“Ne istersem yapacak mısın?”
“Hı hı.”
“Öyleyse yürü.”
Beni yatak odasına sürükledi.
“Uzan.”
“N-ne?”
“Uzan, dedim.”
“Yapamam.”
Silahı biraz daha bastırdı.
“Bana itaat edeceksin. Yoksa burada ölürsün.”
Boğazım düğümlendi. Ölmek istemiyordum ama bunu da istemiyordum. İki korkunç seçenek arasında sıkışmıştım. O an, insanın kendi hayatına tutunmasının bile bazen ne kadar aşağılayıcı ve çaresiz bir hâle dönüşebileceğini anladım. Yaşamak istiyordum; fakat yaşayabilmek için kendimden vazgeçmem isteniyordu.Yatağa uzandım.
Ellerim titriyor, midem bulanıyordu. Bedenim hâlâ oradaydı ama ben sanki tavandan kendimi izliyordum. Hissetmemek için zihnimi uzaklaştırmaya çalıştım. Ne kadar uzaklaşırsam, o kadar az acıyacağını sanıyordum.Üzerindekileri çıkarıp üzerime eğildi.
“B-bırak… Yalvarırım… Ne olur…”
“Kes sesini.”
Tam o sırada kapıya bir tekme indi.Gözlerimi kapattım. Adam üzerimden çekilip birinin üzerine atıldı. Oda yumruk ve küfür sesleriyle doldu. Ne olduğunu anlamıyordum. Kurtulmuş muydum, yoksa başka bir tehlikenin içine mi düşmüştüm, bilmiyordum. Yardımın bile güven vermediği bir noktaya gelmiştim.Kim kurtarmıştı beni? Neden?Kapıya yöneldim.
Tam çıkacakken biri kolumu yakaladı. Parmakları tenime geçti. Arkama döndüm ve dona kaldım.Oydu.O şerefsiz, o haysiyetsiz, o pislik…Sesi, yüzü…Abimin katili.O an korkumun biçimi değişti. Az önce kaçtığım adamdan değil, yıllardır zihnimde büyüttüğüm o yüzden korkuyordum. Abimin ölümünden sonra her gece rüyalarımda gördüğüm, yüzünü hiç bilmeden nefret ettiğim adam şimdi karşımdaydı. Ve yüzünü gördüğüm anda, içimdeki bütün şüpheler tek bir gerçeğe dönüştü.Kolumu kurtarıp koşmaya başladım.
Merdivenlerde ayağım takıldı, dizim basamağa çarptı ama durmadım. Acı, korkunun yanında önemsiz kalıyordu.Karşımda iki adam, arkamda o vardı. Gözyaşlarım yüzümden akıyordu.
“Yaklaşmayın! Yalvarırım, yaklaşmayın! Pislikler! Hepinizi geberteceğim!”
“Güldü.“
“Yakalayın şu kızı!”
Adamlarını nasıl atlattığımı bilmiyordum. Sadece koştum. Arkama bakarsam yavaşlayacağımı, yavaşlarsam yakalanacağımı biliyordum. O yüzden bakmadım. Bazen insan, peşindeki şeyin gerçekten orada olup olmadığını bilmeden de kaçabiliyordu.Bir arabaya atlayıp kapıları kilitledim. Anahtarı çevirdim. Motor ilk seferde çalışmadı.
“Çalış… Ne olur, çalış.”
İkinci denemede motor çalıştı. Gaza bastım.Abim sayesinde araba kullanmayı biliyordum. Yola çıktım ve dikiz aynasına baktım.Kimse yoktu.Yine de durmadım. Aynadaki boşluk bile bana güven vermiyordu. Birkaç saniye sonra o boşluktan birinin çıkacağına, farların arkamda belireceğine emindim. Her gölgeyi bir tehdit, her motor sesini beni takip eden bir araç sanıyordum.Issız bir yola saptım.
Etrafta tek bir ışık bile yoktu. Benzin göstergesi kırmızıdaydı. Parmaklarım direksiyona kenetlenmiş, ellerim uyuşmuştu. Direksiyonu bırakırsam kontrolü de bırakacakmışım gibi geliyordu.Bir harabe gördüm. Arabayı kenara çekip içeri girdim. Duvarlar çatlamış, yerler kırık cam ve böceklerle doluydu.
Rutubet kokusu genzimi yakıyordu.Ama sabahı burada geçirmek zorundaydım.Bir kartonun üzerine başımı koyup ağlamaya başladım. Omuzlarım sarsılıyor, göğsüm daralıyordu. Ağladıkça içimdeki korkunun azalacağını sanmıştım ama korku gitmedi. Sadece şekil değiştirdi; önce boğazımı sıkan bir düğüm oldu, sonra göğsümde ağır bir taş gibi kaldı.Ölmemek için kendimi kaybetmek üzereydim.Neden bu kadar düşmüştüm? Ölmek daha kolayken neden yaşamayı seçmiştim? Belki de yaşamak gerçekten bir seçim değildi.
Belki bedenim, ben karar veremeden önce hayatta kalmaya karar vermişti. Ben yalnızca onun peşinden sürükleniyordum.Beni bu hâle getiren herkesin Allah belasını versin.Telefonum, silahım yoktu. Sekiz bin TL’den başka hiçbir şeyim kalmamıştı. İnsanların yanında kendimi güvende hissetmeyi de unutmuştum. Birinin yardım teklif etmesi bile içimde hemen başka bir soru doğuruyordu: Benden ne istiyor? Kimin adına konuşuyor? Beni nereye götürüyor?Gözlerim kapanmak istiyor, beynim izin vermiyordu. Her çıtırtıda irkiliyordum.
Duvarın arkasından biri çıkacak, kapının önünde bir gölge belirecek sanıyordum. Korku, insanın zihnine bir kez yerleşince sessizlikte bile konuşuyordu.Başımı kaldırdım. Tavanda kocaman bir delik vardı. Sırtüstü uzanıp yıldızlara baktım.Bir süre sonra bir yıldız kaydı;“Yalvarırım, abim ölmemiş olsun. Bunların hepsi rüya olsun. Eski hayatıma döneyim.”
Dilek dilerken bile bunun gerçekleşeceğine inanmıyordum. Yine de söylemek zorundaydım. İnsan bazen inanmadığı şeylere bile tutunuyordu; çünkü elinde tutunacak başka hiçbir şey kalmıyordu.O kadar çaresizdim ki kendime yeni bir hayat kurmalıydım. Bugün, yeni hayatımın ilk günü olacaktı. Fakat içimde bir yer, yeni bir hayatın da eskisi kadar tehlikeli olabileceğini fısıldıyordu.
Uyumak zorundaydım.Uyudum.Başımı kaldırdığımda sabah olmuştu. Boynum tutulmuş, sırtım ağrımıştı. Arabaya binip yola çıktım.Plan şuydu:
Benzin al.
Ev bak.
Yeni bir hayat kur.
Karakola naklini aldır.
Plan yapmak, kontrol hâlâ bende sanmamı sağlıyordu. Oysa ne kadar küçük bir plan olursa olsun, her adımın sonunda başka bir tehlikeyle karşılaşabileceğimi biliyordum.En yakın petrol istasyonuna girdim. Ardından ışıklarda bir kızla tanıştım. Arabanın camını açıp bana selam verdi.
“Pardon, çok kötü görünüyorsunuz. İyi misiniz?”
“Değilim, maalesef.”
“Şu karşıda bir kafe var. İstersen orada konuşalım. Beni takip et.”
Başımla onayladım. Kafeye gittik.
“Anlat bakalım. Bana güvenebilirsin. Hem kim bilir, belki bir daha karşılaşmayız.”
Bana güvenebileceğini söylemesi içimde tuhaf bir huzursuzluk yarattı. Güven, artık bir teselli değil, dikkat edilmesi gereken bir kelimeydi. İnsanlar en çok güven vermeye çalıştıklarında mı tehlikeli oluyordu, yoksa ben mi artık herkesten şüpheleniyordum?Kız esmer, güzel ve bakımlıydı. Galiba mimardı.Anlatmaya başladım.Yüzü yavaşça değişti, sonra donup kaldı.
“Şşş… Bir dakika. İyi misin?”
“İyi görünmüyorum, farkındayım.”
“Kızım, sen neler yaşamışsın böyle? Şaka yapmıyorsun, değil mi?”
“Şaka yapıyor gibi mi görünüyorum?”
“Hayır, ama… Böyle bir şey duyacağımı hiç düşünmemiştim.”
Bir an sustu, sonra kararlı bir sesle konuştu:
“Benim evim var. İstersen bir süre bende kalırsın. Bunu acıdığım için söylemiyorum. Benim de uzun zamandır bir arkadaşa ihtiyacım vardı. İşini de birlikte hallederiz.”
Teklifini duyunca içimde iki ayrı ses yükseldi. Biri, ilk kez birinin bana yardım etmek istediğini söylüyordu. Diğeri ise bunun bir tuzak olabileceğini. İkisini birbirinden ayıramıyordum.
“Hayır, olmaz. Kendi başımın çaresine bakarım.”
“Kusura bakma ama şu an bunu tek başına yapamazsın.”
“Yapabilirim.”
“İnat etme. En azından bugün benimle gel. Sonra ne yapacağına kendin karar verirsin.”
Bir an tereddüt ettim. Onun gözlerinde tehdit aradım. Sesindeki titremeyi, ellerindeki hareketleri, yüzündeki en küçük değişikliği incelemeye çalıştım. Belki de artık kimseye güvenemeyecektim. Belki de güvenmek, yeniden incinmek için kendini teslim etmekti.
“Peki. Ama sadece bugün.”
“Tamam, şimdilik bunu kabul ediyorum. Hadi, gidiyoruz.”
Bir şey diyemeden arabaya yöneldik.
“Bu lüks arabayı kimden buldun?”
Plakaları sökmeye başladı.
“Takip edilme ihtimaline karşı bunları çıkarıyorum. Yarın arabaya birkaç değişiklik yaparız, kimse tanıyamaz.”
“Bunu daha önce de yaptın mı?”
“Hayatta kalmak için gereken şeyleri öğreniyorsun. Şimdi soru sorma, beni takip et.”
Sözleri içimi rahatlattı mı, yoksa daha mı tedirgin etti, anlayamadım. Onun bu kadar hazırlıklı olması güven verici olabilirdi. Ama aynı zamanda, böyle şeyleri daha önce yaşamış olabileceği düşüncesi beni huzursuz etti.
“Peki.”
“Eve gidiyoruz.”
İlk defa bir kız arkadaşım olmuştu. Beni dinlemiş ve anlamıştı. Oysa yapayalnızdım. Birinin yanımda oturması, sessizliğimi bölmeden beni dinlemesi bile uzun zamandır unuttuğum bir duyguyu hatırlatmıştı.Yine de içimdeki kuşku susmuyordu.Neden bu kadar çabuk güvenmiştim? Ya onların adamıysa? Ya beni gerçekten kurtarmıyor, yalnızca başka bir yere götürüyorsa?“Yok be… Değildir. Bu kadar kuşku iyi değil.”Ama bunu söylerken bile kendimi ikna edemiyordum. Güvenmek istiyordum; yalnızca bir süreliğine bile olsa başımı yaslayabileceğim bir yer olsun istiyordum. Fakat artık her iyiliğin arkasında gizli bir bedel arıyordum.Sonunda eve geldik. Mahalle sakindi. Ev denizi görüyordu. İçeri girdik.Ev sıcak, düzenli ve güzeldi.
Bu sıcaklık bile bana yabancı geldi. Uzun zamandır hiçbir yerin gerçekten güvenli olabileceğine inanmıyordum.“Bizim tatlı malikanemize hoş geldin, şekerim.”
“Geç, rahatına bak. Ben odanı hazırlayayım.”
Evin her tarafına baktım. Kızın renkli karakteri her köşeye sinmişti. Duvarlardaki fotoğraflar, dağınık kitaplar, küçük süs eşyaları… Hepsi normal bir hayata aitti. Ben ise normal bir hayatın nasıl göründüğünü unutmuş gibiydim.Odamı hazırlamıştı.
“Kız, gel! Odan hazır!”
Odaya girdiğimde şaşırdım. Sanki beni bekliyordu.
“Tatlım, hep bir kızla aynı evde yaşamayı hayal ederdim. O yüzden bu oda hep hazırdı. Geç, rahatına bak. Yorgunsundur. Uyu.”
“Teşekkür ederim.”
Odanın kapısına, pencereye, yatağın yanındaki boşluğa baktım. Kaçmam gerekirse hangi yolu kullanacağımı hesapladığımı fark edince kendimden utandım. Bana zarar vermemişti. Hatta yardım etmişti. Ama zihnim, iyiliği kabul etmeden önce kaçış yollarını öğrenmekte ısrar ediyordu.
“Ama yarın her şeyi en başından anlatacaksın, tamam mı?”
“Okeyy.”
“Güldü.“
“Hadi uyu, şekerim. İyi geceler!”
Kapıyı kapattım ve sigara yaktım. Duman tavana yükselirken düşüncelere daldım. Ev sessizdi. Fazla sessiz. Her sessizlikte olduğu gibi, bu sessizliğin içinde de bir şey saklıyormuş gibi hissettim.Sonra sigarayı söndürüp yatağa girdim.Artık düşünmek istemiyordum. Ne onu, ne abimi, ne de kaçtığım adamı. Fakat zihnim, unutmak istediğim her şeyi daha da belirginleştiriyordu. Silahın alnımdaki soğukluğunu, merdivenlerdeki acıyı, kolumu kavrayan parmakları tekrar tekrar hatırlıyordum.Gözlerimi kapattım.
Kapının kilitli olup olmadığını bir kez daha kontrol etmek istedim. Kendimi zor tuttum. Belki sabah olduğunda her şey daha kolay görünürdü. Belki bir süreliğine gerçekten güvende olabilirdim.Uzun bir aradan sonra ilk kez rahatça uyuyordum.Ya da en azından, bedenim uyuduğuna inanıyordu.
Bölüm etkileşimi
