2. bölüm · GÖZYAŞI KRİSTALLERİ
1.ilk kurşun
Gün yeni doğmuş, güneş ışınları tatlı bir çaba ile tenimi ısıtırken istemsizce gözlerimi kısıyordum.
Gün ışığına pek alışık değildim ben.
Boynumda ki fotoğraf makinem az da olsa ağırlık yaparken kulaklığımdan kulaklarıma sızan şarkı'ya eşlik ediyordum.
Yüzyüzeyken konuşuruz
Tutun sen bana .
Saat daha sabahın yedisi. Okula giden, köşelerde sigara içen lise öğrencileri ve patronun'dan bugün de azar yememek için koşturarak fabrika servisine yetişmeye çalısan insanlar.
Pek te tekin olmayan mahallemizin dar ve sessiz sokaklarından geçerken normal bir insan için tedirgin olmamak elde değildir , değil mi? .
Ama ben o tedirginliği geçecek kadar çok şey yaşamıştım .
Ben Alaca Başaran.
Adımın hakkını veriyordum .
Alaca , bir kaç rengin karışımından ortaya çıkan bir renk . Ama soy adımın hakkını veriyor muydum . O meçhul.
Zar zor yetiştiğim otobüse bindiğimde kartımı okutup kalan tek binişlik paramı'da kullandım .
Cüzdanımda ki beş liranın bir işe yaramayacağının farkındaydım.
Kalabalığın arasında sıyrılarak tutunacak bir yer bulmuştum.
Gözlerim yolu izlerken yine sessizce etrafı izliyordum.
Zaten çoğunlukla ben susardım iç sesim konuşurdu.
Tek tek tüm hastalıklı düşünceler hücrelerime yayılırken kendime hiç bir zaman engel olamazdım .
15 dakika içerisinde kalabalık iskele durağına geldiğimde otobüsten acele ile indim o kalabalık ortamı sevmiyordum.
Vapuru bekleyen yoğun bir kalabalık hakimdi ama bu benim için bir avantaj dı.
Vapur çok geçmeden yolcuları almaya başladığında görevliler teker teker ücretleri alarak yolcuları içeri sokuyorlardı.
Benim bir kaç kişi önümde tek başına kuyrukta bekleyen kumral saçlı , ve tipi yakışıklı diyebileceğimiz bir adamı gözüme kestirdim .
" Sevgilimm , her yerde seni arıyorum neredesin".
Tabiki boş bir kartım varken ne olur öğrenciyim ben , dramı yapamazdım.
Koşarak adamın koluna girdiğimde sıraya kaynak yapmamdan olacak ki ters bakışlara maruz kalsamda umursamadım.
Adam şaşkınlık ile bana döndüğünde , önce girdiğim koluna sonra kahverengi harelerime baktı.
Dış görünüşümü beğenmiş olacak ki iyice beni süzdü ve çarpık bir gülümseme ekledi dudaklarına.
Erkekler için dış görünüş en önemlisiydi .
Oyunuma ayak uyduran adam
" Sen önden geç canım ben geliyorum".
Ona sahte bir gülümseme sunarak
Vapurun içine atladım.
Normal şartlarda yüzüne bile bakmazdım o adamın .
Bunları umursamayarak merdivenlere yöneldim basamakları bir bir çıkarken fotoğraf makinemin açma düğmesine uzunca bastım.
Makinem açıldığını gösteren bir ses çıkardığında kolumdan sıkıca tutulmam ve olduğum yerde kalmam bir oldu.
Hadii ama ,iki tatlı söze mi düştü. Cidden.
Bıkkınlık ile arkamı döndüğümde
O adamla burun buruna geldim.
" Beni oyununa alet edip kaçağını mı sanyorsun".
Gözlerimi devirmeden edemedim.Sadece sıradan bir sabah istiyordum .
Beni hâlâ tutan elini işaret ettiğimde " o elini önce benden uzaklaştır ".
Dediğimi yaptığında denizin tam karşısında kalan bir bank buldum .
Boş banka oturduğumda bacaklarımı karşıya uzatarak fotoğraf makinem ile kanat çırpan martıları kadraja aldığımda yanıma oturduğunu fark ettim.
" Madem yüz vermeyeceksin güzelim ,o halde paramı ver " üstüne basa basa söylediği bu kelimeler ona dönmeme neden oldu.
" Siktir git başımdan , seninle uğraşacak vaktim yok ". Söylediklerimde gayet nettim.
Ama o anlamakta güçlük çekiyordu
" Benim param ile bur..." Onun sözlerini benimkiler bastırdı
" Burada bir sapık var diyerek bağırmamı ve 10 araba dayak yemek istiyorsan kalabilirsin".
Kararlı yüz ifadem ile karşılaştığında ellerini yukarı kaldırarak " tamam , tamam gidiyorum".
Güneşe odaklandım en büyük yıldıza ve flaş patladı "Alt tarafı 30 lira vapur parası verdi diye ego'ya bak " dişlerimin arasından tıslarcasına " aptal".
Bir anda ayaklarıma dolaşan o tüylü yaratığa eğdim başımı.
Beyaz tüyleri yüzümü gülümseten nadir şeylerdendi.
Kedi gerinerek tatlı tatlı esnerken fotoğrafı çektim .
Fotoğraf anıları saklayabileceğimiz tek şey, ne kelimeler yeter anılara ne sözler.
Ben yaşadığım her bir anı saklamak istiyordum.
Babamı o karelere sığdıramasam da . o bir fotoğraf karesinden fazlasıydı.
_
İş yerine geldiğimde danışmaya ufak bir baş selamı vererek soyunma odasına geçtim.
Bir poligon salonunda atış eğitmenliği yapıyordum. Babam eskiden bir komiser di silah kullanmaya ve kendimi korumayı bana kücükken öğretmişti.
Çantamı ve diğer eşyalarımı dolabıma koyduğum'da üzerime poligon'un arması olan gri bir tişort geçirdim. Ve dalgalı saçlarımı bileğimde ki toka ile sıkıca bağladım.
" Alacaa" adımın zikredilmesi ile
" Geliyorum" diyerek cevap verdiğimde bütün eşyalarımı dolabıma koyduğumdan emin oldum .dolabımı kitleyerek anahtarı siyah kotumun arka cebine attım.
Bugün yeni biri gelecekti . Büyük ihtimalle silah ile ilgili deneyimi yoktu.
Her ne kadar bu işi sevsemde asıl amacım Annemle ikimizi geçindirecek paraya sahip olmaktı.
Annem iş bulmakta güçlük çekiyordu ve . Ve Babam onu aylardır görmemiş ve çok özlemiştim.
Nerede olduğunu ise kimse bilmiyordu.
Kafamı toparlayıp soyunma odasından çıktığımda hemen Zeynep ile burun buruna geldim . Bana o seslenmişti.
O da eğitmenler den biriydi arkadaşım diyemezdim sadece bir kaç ufak şeyde yardımlaşırdık.
Fazlası değil.
Bugün salon çok kalabalık değildi , salon'un sahibi Asaf bey daha gelmemişti.
Kendisi gevşek kuralları ve şakaya yatkın mizacı ile bilinirdi.
" Efendim Zeynep ".
Zeynep , üzerinde benim giydiğimle aynı bir forma ile siyah saçlarını kıskaçlı bir toka'ya kıstırmıştı.
" Yeni müşteri semih, onu aşağı gönderdim seni bekliyor " . Yüzüme etkisiz bir tebessüm ekleyerek Zeynep'e " Teşekkür ederim ".
Aşağı inen merdivenleri doğru yeltendiğimde gözlerim kolumdaki saate ilişti zaman epey erkendi dükkan açılalı daha 20 dakika falan olmuştu.
Olduğum yerde duraksayarak tekrar Zeynep'e döndüğümde "Bir dakika ya , emin misin bu saatte niye gelsinler çok erken".
Zeynep bilmediğini belli ederek omuz silkti.
Durumu kabullenerek aşağı doğru uzanan merdivenlere yöneldiğim de basamakları bir bir indim.
Etrafa baktığımda gözlerimin önünde 17 - 18 yaşlarında sıska ve çelimsiz bir çoçuk belirdi .
Burnunun ucuna düşen yuvarlak gözlüklerini işaret parmağı ile iteledi.
Ve elini bana uzattı " Sen Alaca olmalısın ".
Başımı onaylarcasına sallayarak
" Evet benim " .
Heyecanlıydı hemde epey.
Nezaketen elini sıktığımda " Buranın en iyi eğitmeni senmişsin, bana ne kadar sürede ateş etmeyi öğretirsin fazla zamanım yok".
Elini bıraktığımda duvarda silahların asılı olduğu tarafa yöneldim
" Öncelikle kimsenin zamanı yok semih , ne kadar sürede öğreneceğinse bana değil, sana bağlı".
Kimsenin zamanı yok derken ciddiydim.
Elim SAR 9 'a gitti sıradan ve kullanımı pek te zor olmayan bir tabancaydı.
Semih peşimden gelirken eline bir kulaklık ve gözlük tutuşturdum.
O kulaklığı takmış tip tip gözlüğü süzerken hedefi belirledim. " Şu gözlüğü takta başlayalım ". Bir çocuk gibi mızmızlanacağı sırada kaşlarımı çatarak ona baktım " Peki, tamam" diyerek gözlüğü taktı.
İlk iki dakika silahın parçalarını anlattım anlamış gibi görünüyordu.
Eğitmen silahlarından birini elime aldım ve hedefe doğrulttum Semih te elimi izlerken " Baş parmak yukarı, avuç içini kabzaya denk gelecek şekilde sar".
Dediklerimi beceriksizce yapmaya çalıştığında geri çekilerek silah olan elini bana yöneltti. Tehlikeli hareketler sarf ediyordu. " Oldumu ha ne diyorsun ".
" Öncelikle silahını asla eğitmenine doğrultma ve şu kolunu hedefe gelecek şekilde kaldır, hedef karıncalar değil".
Söylediklerim onu üzmüş gibi telaşlanarak " özür dilerim pardon" diyerek dediklerimi uyguladı.
Bunun üzerinden 36 dakika geçmişti.
"Sana Kaç saattir gözlerini kapamaman gerektiğini söylüyorum hedefi nasıl görmeyi planlıyorsun" diyerek öfke ile bağırdığımda sabrımın tükendiğini hissediyordum.
"Ne yapabilirim Elimde değil ses beni korkutuyor " bir kez daha sabır dilercesine ofladım "Peki bu durumda kulaklarındaki kulaklık ne ".
" Yinede geriliyorum".
Arkamdan gelen bir kaç sese aldırmadan korkak Kuzu'nun elinde silahını aldım. 38 dakikadır hedefin ortasından vurabilmiş değildi ve bu beni sinirlendiriyordu.
Sürekli ya ıskalamış ya da saçma sapan yerleri isabet ettirmişti kurşunu.
Ellerim tabancadayken hem hareketleri uyguluyordum hemde anlatıyordum.
" Ayaklar omuz genişliğinde, baş parmak yukarı avuç için kabzayı saracak hedeften şaşma ".
Tek gözümü dikkatle kıstığımda Babamın bana silah kullanmayı öğretirken ki anlattıklarının tek tek uyguladım, onları hiçbir zaman unutmazdım.
Babam bir polisti . Şimdi ise nerede olduğunu bilmiyordum, mesleğini bilmiyordum ya da ne iş yaptığını.
Bayadır görmüyordum sadece bir iki kere eve uğrar sonra nereye gittiğini söylemeden gider ve bir daha asla gelmez.
Kurşun istediğim noktaya isabet ettiğinde.
Tam 12'den
Dedi iç sesim. Babam her atışında bunu der dururdu.
Korkak Çocuk neredeyse Nutku tutulmuş bir şekilde bana bakarken arkamdan bir alkış sesi duymam ile başım oraya döndü.
Asaf bey sırıtarak beni alkışlıyordu
Kumral saçlarını geriye doğru attığında. Başımdaki kulaklığı, gözlüğü çıkarttım.
" Yine harika bir iş Alaca ama sen yine de maaşını geç yatırırsam falan beni vurma " Ve bir kahkaha o sırada üzerimde gezen koyu gözlere yöneldi bakışlarım.
Bir ressam tarafından çizilmiş gibi biçimli kaşları gözlerine yakındı, keskin çene hattı ve köprüsüz kusursuz bir burun.
Ve bir tanıdıklık o gözleri daha önce görmüştüm.
Siyah hareler beni içine haps ederken içime kıvılcım düşüyordu.
Hızla bu etkiden çıkarak gözlerimi kırpıştırdım ve başımı çevirdim bakmamam gerekiyordu.
O gözlerine sahip çıkman konusunda seni binlerce kez uyardım Alaca.
Tıslarcasına söylenmiş sözler zihnimde yankılanırken tok bir ses çınladı kulaklarımda görüş alanım tekrar döndüğünde" Alkan ben, Alkan Dinçer".
Gülümseyerek " Memnun oldum " dedim Karşımdaki adama , bu kadarı yeterdi , başımı direkt Asaf'a çevirdiğimde " Şuan derste sayılırım gitsem iyi olur ".
Diyerek yanlarından ayrıldığımda Semih'in yanına geri döndüm .
-
Hava kararmaya yüz tutmuştu güneş işini tamamlamış Ay'ın arkasına sığınırken salondan çıkmış otobüs durağına doğru yürüyordum.
Semih bugün sabrımı epey zorlamıştı, o çocuktan bir halt olacağını sanmıyordum da neyse.
Durağa vardığımda o yine konuşmaya başladı.
Senin beceriksizliğin yüzünden o çocuk bir halt olamayacak.
Yıllardır zihnimde onunla yaşamak beni artık tüketiyordu ve o geceye götürüyordu.
3 yıl öncesine .
Alkol'ün etkisindeyken intihara kalkış.
Listem kalabalıktı.
Ve beni oradan kurtaran ne yüzünü ne de sesini hatırladığım yabancı. Tek bildiğim beni kurtardığıydı ve ona bu nedenle minnet duyduğumda yoktu.
O gece , zihnimde yatan yaratık yüzünden gerçekleşmişti.
Otobüs'ün gelmesi ile kartımı çıkardığımda otobüsün açılan kapısından içeriye doğru adımladım ve kartımı okuttum .
Ahh lanet olsun bunu nasıl unuturdum.
Cihazdan yükselen o ses "Yetersiz bakiye" .
Her şeyi unutacak kadar bunadın Alaca, yoksa deliriyor muyuz.
Şöför bana bakarken otobüs'ün içindeki tek tük yolculara döndüm
" Benim yerime kartını basabilecek varmı ".
Çekingen bir tavır ile sorduğum soru cevapsız kalırken " Pekala siktir edin bugün yürüyeceğim".
Diyerek otobüsten indim nasıl yürümeyi planlıyorsam evim fazlasıyla uzaktı.
Bunlara aldırış etmeden yolda yürümeye başladım Yaz'ın gelmesine az kalmıştı acaba yazı görebilecek miydim.
O kadar yaşarmıydım ? .
-
Eve gelmeme bir kaç sokak kalmıştı, ayaklarımın şiştiğinden emindim diğe bilirim.
Bir anda aklıma gelen ile sokağın ortasında duraksadım.
Yanan eski sokak lambalarının sarı ışıkları yüzüme vuruyordu telaşla elim
telefonuma gitti.
Annem, ona haber vermeyi unutmuştum ama oda aramamıştı.
Anne'in bile hatırlamadığı bir kadınsın sen
zehirsin.
Rehperden Annem'in numarasını tuşladığımda endişe doluydum.
Ya , o geldiyse.
Ya Annem'e zarar verirse o-nu.
Aklıma gelenin hızla gitmesi için başımı iki yana savuşturdum o sırada kulağımda tele sekreterin sesi duyuldu.
Annem açmıyordu.
Sertçe yutkunduğum da hızla koşmaya başladım sızlayan ayak tabanlarım neredeyse koşarken kalçama değiyordu.
Bildiğim mahallenin sokaklarını talan edercesine koştuğumda karşıma çıkan iki katlı bina ile durdum , bu neredeyse ayağımın takılmasına ve düşmeme neden olacaktı.
Hızla kendimi toparlayıp müstakil evin bahçesine daldım ve onu gördüm.
O iğrenç yaşlı yüzü üzerindeki eski kıyafetleri, beyaz saçları 3 yıl önce hatırladığım gibiydi.
Köprüden atlamaya kalktığım gece gibi bir his doldu içime.
Kapı'nın sesinden olsa gerek gözlerini bana çevirdi ve o sırıtış benim ise gözlerim elinde ki silahtaydı.
Hasan , tam bir piç.
Eski oturduğumuz evin ev sahibi Annemi rahatsız edip durur, gözümün önünde arzulamaktan kaçınmazdı. 3 yıl önce buraya taşınmamızın sebebide oydu.
Annem fisun ise çok zarif bir kadındı ve yaşına göre epey genç gösteriyordu.
Bana doğru yaklaştığında " Vay, vay, vay " dedi sakın bir ses ile.
" Alaca, Anneni merak etmişsindir malum " Cebinden bir telefon çıkarttı annemin telefonu.
" Ulaşamadın ".
Bana yaklaştıkça tüylerim diken diken oluyordu " ANNEE" uzunca bağırdığımda
Üstüme gelen adamı hızla ittirdim
" Annem nerede, ANNEE".
Tıslarcasına konuşurken neredeyse ağzından zehir damlıyordu
" Bağırmada kapa çeneni, Anan saklanıyor ne olsun, daha ne kadar saklanabilir ki".
Evin bahçeye açılan balkon kapısı hızla aralandığında Annemi gördüm o kadar korkmuştu ki yüzü sapsarıydı.
" Alaca, Alaca dikkat et annem ne olur".
Hasan üzerime gelirken adımlarım geriye doğru sarıyordu. " Sen de fena değilsin he,yatağım artık senin gibilere hasret ".
Bir gözüm annemi izlerken diğer gözüm ise Hasan'daydı elini usulca kaldırdığında boynuma dokunarak oraya doğru eğildi.
Annem'in çığlıkları kulaklarımı tırmalarken dizimi kaldırarak tüm gücümle erkekliğine tekme atmam ile acı ile inleyerek yere yığıldı elleri malum yerindeyken küfürler savuruyordu.
Annem dizleri üzerine çökmüş hıçkırırken hızla ona koştum ellerim ile yüzünü sardım.
"Anne kendine gel Anne ağlama artık".
Göz pınarlarım da birikmiş yaşlar akmak için beklerken Annem arkaya doğru odaklandı tam benim arkama.
Gözleri irice açıldığında dudaklarından " Alaca SİLAH" kelimeleri döküldü ben hızla arkamı döndüğümde unutkanlığıma ve sarsaklığıma lanet okudum.
Ama o sırada yere devrilen hasan ve onu gördüm koyu gözlerin sahibi bugün adının Alkan olduğunu öğrendiğim o adam.
Onun burada ne işi vardı.
Herneyse bunu sorgulayacak vakti yaratamazdım
Alkan bir kerede kavradığı silahı bahçenin öteki tarafına fırlatırken öfke damarlarımda ki zehir gibiydi.
Hasan nasıl olurda evime kadar gelirdi.Alkan'ın attığı kurşun ile sol bacağından keskin bir yara almıştı.Bacaklarını sürüyerek geri geri gidiyordu.
hızla silah'ın fırlatıldığı tarafa doğru koşarken. Gözlerim ne annemi görüyordu ne de Alkan'ı .
Kavradığım silah ve Hedef'im tek odağımdı .
Annem" Dur " diyerek haykırırken Alkan sanki her gün bunu görüyor gibi sakindi.
Gözlerimi oradan çekip kulaklarımı seslere mühürleyip nişan aldım.
Sırtını ağaca dayamış adam bana korku dolu gözler ile bakarken adeta yalvarıyordu.
" Ne olur, yapma özür dilerim bak giderim gelmem birdaha söz veri-" ağlamaklı sesi kulaklarıma zarar verirken buna son verdim.
" Bunu daha önce yapmalıydım" ve ateş.
Silah sesi patladığında adam'ın alnının tam ortasında ki deliğe baktım ve kan sıçramış ağaç'ın gövdesine.
Tam 12'den.
Bölüm Sonu
