7. bölüm · Görünmezler evreni
Bölüm 7 Sevim erhan planları
Bölüm 7 – Sevim & Erhan’ın Planları
Erhan ve Sevim yeni evlerine yerleşmişlerdi. Ev sessizdi, düzenliydi… ama o sessizlik biraz fazla anlamlıydı.
Sevim, Sezin’i davet etmişti. Ama tuhaf olan şey şuydu:
Sadece Sezin’i çağırmıştı.
Sezin bunu fark etmişti. İçinde küçük bir şüphe vardı. Yine de ayıp olmasın diye kızlara hiçbir şey söylememiş, daveti gizli tutmuştu.
Ve sonunda Sevim’le buluşmuştu.
Erhan ise kısa bir süre evde kaldıktan sonra selam verip dışarı çıkmıştı.
Omer’le buluşacaktı.
Bu sırada Cihan ve Umut, durumu Ömer’e anlatmışlardı. Erhan’ın gelişini, Sevim’in tavırlarını, bahçedeki şüpheli anları…
Ömer artık daha dikkatliydi.
Evde Sevim gülümseyerek Sezin’e baktı.
— Canım, ne iyi ettin de geldin.
Sezin hafifçe gülümsedi ama gözleri etrafı inceliyordu.
— İyi ki çağırmışsın.
Ev gerçekten güzeldi. Yeni ve düzenliydi.
Sevim başını hafifçe eğdi.
— Değil mi? Güzel, dedi sakin bir tonla.
Ama bakışları bir an için değişti.
Çok kısa.
Sanki planının ilk aşaması tamamlanmış gibiydi.
Sezin bunu fark etmemişti… ama içindeki huzursuzluk büyüyordu.
Çünkü bu davet normal değildi.
Sadece onu çağırması… bir anlam taşıyordu.
Ve Sevim’in gözlerinde saklanan bir şey vardı.
Sevim, Sezin’e papatya çayı hazırladı.
Çayı verirken yüzünde sakin ve tatlı bir ifade vardı. Sezin hiçbir şeyden şüphelenmedi. Bir süre sonra yorgunluk çökmeye başladı. Göz kapakları ağırlaştı.
Sevim bunu fark etti.
Sezin koltukta uyuyakaldı.
Sevim sessizce yanına yaklaştı ve onu öne doğru kaymadan dikkatlice koltuğa yatırdı. Ardından yüzüne odaklandı.
Gözleri bir an ciddileşti.
Sezin’in başını nazikçe tuttu. Başparmağıyla alnına dokundu.
Düşük ve net bir sesle fısıldamaya başladı:
“Les ambarados trikorastos…”
O an Sezin’in gözleri bir anda açıldı.
Ama bakışları boştu.
Sonra tekrar kapandı.
Sevim hızla geri çekildi.
Başarmıştı.
Sezin’in zihnine kısa süreliğine girebilmişti. Bu, tam kontrol değildi… ama yeterliydi.
Hemen ardından Sezin’i tekrar uyandırdı.
Sezin gözlerini açtı. Bir an sersem gibiydi.
Ama artık içinde küçük bir değişim vardı.
Tommy’nin etkisi zihninde iz bırakmıştı.
Ömer’i daha mesafeli görmeye başlamıştı.
Gürkan’a karşı içsel bir rahatsızlık hissetmeye başlamıştı.
Cihan’ı ise gereksiz ve tehlikeli buluyordu.
Ama hiçbir şey hatırlamıyordu.
Sevim hemen araya girdi.
— Canım, iyi misin? Yorgunluktan uyudun sanırım.
Sezin gözlerini kırptı.
— Evet galiba… kusura bakma.
— Yok canım, sorun değil, dedi Sevim sakin bir tonla.
Bir süre daha oturdular.
Sonra sezın ayağa kalktı.
— Neyse ben gideyim artık.
— Biraz daha kalsaydın, dedi Sevım.
— Yok, gitsem iyi olacak. Sonra görüşürüz.
Sezın evden çıktı.
Sezın dışarı çıkar çıkmaz sevım Erhan’a mesaj attı:
“Tamamdır.”
Mesajı okuyan Erhan memnundu.
— Tamam, sağ ol. Seninle işim daha bitmedi, diye mırıldandı.
Sevim hafif tedirgin oldu ama umursamadı.
Sadece kalp emojisi bıraktı ve telefonu kapattı.
Sezin ise evine döndüğünde direkt yatağa girdi.
Uykuya daha hızlı daldı.
Manipüle edilmişti.
Ama hiçbir şey hatırlamıyordu.
Ve bu, Tommy’nin en sevdiği türden sessizlikti
Beyrut, 2014.
Gece şehri ağır ağır örtmüş, sokak lambaları ıslak asfaltın üzerinde sarı bir parıltı bırakmıştı. Denizden gelen hafif rüzgâr, şehrin gürültüsünü bastırır gibiydi. Issız bir sokakta siyah bir arabanın içinde iki genç adam oturuyordu.
Erhan ve Ömer.
İkisi de sessizdi. Ama o sessizlikte kelimelerden daha ağır bir şey vardı: Sezin.
İkisi de aynı kıza âşıktı.
Fakat biri bunu saklıyordu.
Erhan, arabanın direksiyonuna yaslanmıştı. Gözleri karanlığa dalmıştı ama aslında düşüncelerinin hepsi Sezin’deydi. O, Sezin hakkında Ömer’den çok daha fazla şey biliyordu. Neyi sevdiğini, neden korktuğunu, geceleri neden uykusuz kaldığını… Hepsini biliyordu. Çünkü Erhan sadece izlememişti, araştırmıştı.
Takıntılı bir şekilde.
Kalbi karanlıktı.
Ömer ise farklıydı. O sadece seviyordu. Sessizce, uzaktan, zarar vermeden. Sezin onu göremese bile yanında olmayı seçmişti. Onun için önemli olan, Sezin’in iyi olmasıydı.
Ömer başını hafifçe yana çevirdi.
“Erhan… Sezin geliyor,” dedi sakin bir sesle. “Ben onun yanına gidiyorum. O beni göremese de ben onu görebilirim.”
Bu bir yetenekti. Görünmezler’in lanetli armağanı.
Ömer arabadan indi. Ayak sesleri neredeyse duyulmuyordu. Birkaç saniye sonra Sezin kaldırımda belirdi. Elinde çantası, dalgın adımlarla yürüyordu. Yüzünde hafif bir yorgunluk vardı ama gözleri hâlâ aynı masum ışığı taşıyordu.
Ömer onun birkaç adım gerisinden yürümeye başladı.
Sezin onu görmüyordu.
Ama Ömer onu görüyordu.
Ve hep yakınındaydı.
Sezin bir an durdu. Sanki biri onu izliyormuş gibi başını çevirdi. Kalbi hafifçe hızlandı. İçine tarif edemediği bir his düştü. Ama kimseyi göremedi.
Ömer elini uzattı… ama dokunmadı.
Dokunamazdı.
Arabada kalan Erhan ise dişlerini sıktı. Ömer’in Sezin’e bu kadar yaklaşabilmesi onu içten içe yakıyordu. O ise yaklaşamıyordu bile. Görünmezler’in kuralları onu sınırlıyordu. Sezin’e insan olarak çıkması yasaktı.
Ama o kuralları umursamıyordu.
En kötüsü de neydi biliyor musun?
En yakın arkadaşının sevdiği kıza âşık olmak.
Bu ihanetti.
Ve ihanetin affı olmazdı.
Erhan yavaşça arabadan indi. Gözleri karardı. İçindeki kıskançlık artık sevginin önüne geçmişti.
“Bir gün…” diye fısıldadı kendi kendine.
“Bir gün onun karşısına insan olarak çıkacağım.”
O an etrafındaki hava değişti. Sanki görünmezlik perdesi kısa bir an titredi. Erhan’ın silueti bir saniyeliğine karanlıkta belirginleşti.
O gün bir yemin edilmişti.
Ve Görünmezler’in kaderi o gece değişmeye başlamıştı.Ömer, Erhan’la buluştuğunda hava garip bir şekilde ağırdı. Sokak lambasının sarı ışığı ikisinin arasına düşüyor, yüzlerinin yarısını aydınlatıp yarısını karanlıkta bırakıyordu.
Erhan dışarıdan bakıldığında sakindi. Hatta fazlasıyla sakindi. Ama gözlerinin içinde o bildik, sinsice parlayan ışık vardı.
“Nasıl gidiyor hayat?” diye sordu sıradan bir tonla.
Ömer omuz silkti. “Aynı.”
Erhan konuşurken adım adım yaklaştı. Ses tonu yavaşladı. Daha derinden, daha kontrollü çıkmaya başladı.
Ömer tam o an fark etti.
Erhan’ın gözleri… sabitlenmişti.
Bir anda bakışlarını kaçırmadı Ömer. Kaçırırsa kaybedeceğini biliyordu. Erhan gözlerinin içine bakarak kelimeleri tane tane söylemeye başladı.
“Bazen insan… duygularını yanlış sanabilir.”
Kısa bir sessizlik.
“Bazen sevdiğini sandığın kişiden… aslında nefret edersin.”
Ömer o an anladı. Bu bir konuşma değildi. Bu bir denemeydi. Bir manipülasyon. Belki de hipnoz.
Erhan bir adım daha yaklaştı.
“Sezin’i seviyor musun?”
Soru havada asılı kaldı.
Ömer’in kalbi hızlandı ama yüzü tek bir kas bile oynamadı. O an karar verdi. Oynayacaktı.
Başını hafifçe yana eğdi. Gözlerini donuklaştırdı.
“Hayır.” dedi düz bir sesle.
“Sevmiyorum.”
Erhan’ın gözlerinde bir parıltı oluştu.
Ömer devam etti.
“Hatta… tiksiniyorum ondan.”
Bu kelimeyi söylerken içi sızladı ama belli etmedi.
Erhan sırıttı. Yavaşça geri çekildi.
“Güzel.” diye fısıldadı.
O, gerçekten başardığını sanmıştı.
Vedalaştılar. Erhan yoluna giderken yüzünde zafer ifadesi vardı.
Ama Ömer arkasını döndüğü anda gözleri sertleşti.
“Beni mi hipnoz edeceksin?” diye mırıldandı kendi kendine.
Hızlı adımlarla evine doğru yürüdü.
Bu oyun büyüyordu.
Umut’u.
Cihan’ı.
Gürkan’ı.
Hepsini uyarması gerekiyordu.
Çünkü Erhan bir şey planlıyordu.
Ve bu planın merkezinde Sezin vardı.
