1. bölüm · Görünmez kahraman, dedikoducu ruh

1. BÖLÜM — Görünmez Kahraman, Dedikoducu Ruh

dilek akcan

Nova güçlerini yeni yeni keşfediyordu.
Hâlâ bazen kendi kendine “Ben mi kuruyorum? Gerçekten oluyor mu?” dediği günlerdi.
Bir anlığına görünmez olabiliyordu… ama çoğu zaman istemeden geri geliyordu.
Bazen de insanların içinden geçenleri “duyuyor” gibiydi; sanki cümleler ağızdan çıkmadan kulağına çarpıyordu.
Korkutucuydu biraz. Ama merakı daha büyüktü.
O gece, sokağın sakin bir köşesinde durdu.
— Bir daha deneyeyim, dedi içinden.
Nefesini tuttu, omuzlarını gevşetti.
Görünmezliği “açtı”.
Ve tam o sırada…
Kulağının dibinde bir üfleme…
— Uuuuu!
Nova irkildi.
Bir üfleme daha.
— UUUU!
Bu çocukça bir korkutma değildi; sanki işi “profesyonelliğe” dökmüş birinin numarasıydı.
Nova görünmezliği kapatıp bir anda görünür oldu.
Sakin kaldı. Arkasını döndü.
Karşısında “yaşlı bir kadın” yoktu… ama bir varlık vardı.
Havada belli belirsiz bir siluet… yokla var arası.
Nova kaşlarını kaldırdı.
— Hayırdır teyze? Ne yapıyorsun?
Bir an sessizlik oldu.
Sonra şaşkın bir ses:
— …Sen… beni gördün mü?
Nova gülümsedi.
— Evet. Hem de net. “Uuu” yapıp üflemek yeni numara değil.
Ses bir anda bozuldu, afalladı.
— Nasıl yani? Ben ruhum! Beni kimse görmez! Ben milletle dalga geçerim, korkuturum… çok eğleniyorum!
Nova başını iki yana salladı.
— Eğleniyorsun da… neden? İnsanları korkutmakla ne kazanıyorsun?
— Bilmem ki… dedi ses.
— Sıkılıyorum. Öldüm ya… can sıkıntısı var. Hem korkunca komik oluyorlar.
Nova kısa bir kahkaha attı ama sertleşti.
— Peki, adın ne?
Ses gururla söylendi:
— Naciye. Naciye Teyze.
— Ruhlar da bana “Naciye Abla” diyor.
Bir de… koçum.
Nova güldü.
— Tamam Naciye Teyze. Ben de Nova.
Naciye bir tur daha attı sanki etrafında.
— Ooo! O yüzden mi beni görüyorsun?
— Koçum sen iyi misin? Korkmadın bile.
Nova omuz silkti.
— Korkmadım.
— Çünkü ben de garip şeyler yaşıyorum zaten.
— Korkmaktansa anlamayı seviyorum.
Naciye merakla yaklaştı.
— Ne yapıyorsun peki koçum?
Nova bir an durdu. Sanki ilk kez yüksek sesle kendine itiraf ediyordu.
— İnsanların başına kötü bir şey gelince… yardım etmek istiyorum.
— Çantası çalınan bir kadın…
— Haksız yere suçlanan biri…
— Ormanda ağaç kesen, doğayı talan eden…
— Bazen küçük bir ders yeter, bazen sadece bir el.
Naciye’nin sesi yumuşadı.
— Güzelmiş.
— Koçum… ben de sana yardım ederim.
— Nasıl?
Naciye hevesle patladı:
— Ruhlar arasında bilgi toplarım.
— Nerede kötülük var, nerede iyilik var… haber alırım.
Bir an durdu, gururla ekledi:
— Hem ben dedikoduyu severim.
Nova işaret parmağını kaldırdı:
— Dedikodu “iyilik” içinse tamam.
— İnsanları ezmek için değil.
Naciye hemen toparladı:
— Tamam koçum. Söz.
O gece anlaşma yapıldı.
İkisi de aynı şeyi biliyordu:
Bazen bir şehri değiştirmek için görünür olmak gerekmiyordu.
Sessiz Yardımlar
O günden sonra Nova ve Naciye, görünmeden yardım etmeye başladı.
Evine ekmek götüremeyen birinin yoluna “tesadüf” çıkarıp bir iş kapısı açtılar.
Haksız yere kovulan birine, doğru kişiyi denk getirip tekrar işe girmesini sağladılar.
İftira atılan birinin gerçeğini Nova “iç seslerden” yakaladı, Naciye de ruhlardan bilgi taşıdı.
Ve her seferinde Naciye mutlaka yorumu yapıyordu:
— Koçum bak… kötülük çok ama akıl bizde.
Nova da her seferinde aynı çizgiyi koruyordu:
— Zarar yok. Ders var.
İNCİRBURNU DOSYASI —
Takip, Plan, Yakalama
Naciye o gün öyle telaşla geldi ki “koçum” bile nefes nefese çıktı.
— Koçum! Sahil kasabasında büyük iş var!
Nova kaşlarını kaldırdı.
— Ne kadar büyük?
— İncirburnu diye bir yer…
— Muhtar denizden kum çalıyormuş.
— Yardım erzakını saklayıp satıyormuş.
— Köylüye de faizle borç verip sıkıştırıyormuş.
— Yani koçum… adam “muhtar” değil, menü gibi. Her şey var.
Nova’nın yüzü sertleşti.
— Tamam. Önce doğrulama, sonra delil.
— Biz şov yapmayacağız; işi sağlam kapatacağız.
Naciye gururla:
— Koçum ben zaten sağlam severim. Dedikodu da sağlam olmalı.
1) İncirburnu’na Yerleşme: “Görünmeyen Misafir”
Nova kasabaya “birkaç günlüğüne gelen” biri gibi girdi.
Sokakları gezdi, kahvede oturdu, markete uğradı.
Çünkü kötülük en çok “normal hayatın” içine saklanırdı.
Naciye ise ruh timiyle “üstten” çalışıyordu:
— Koçum, ruhlar diyor ki muhtarın sağ kolu Fazlı var.
— Bir de muhtara kamyon ayarlayan Sami var.
— Depoyu tutan da İdris.
— Üçü bir araya gelince erzak kayboluyor.
Nova gözlerini kıstı.
— O zaman üçüne aynı anda bakacağız.
— Ben iç seslerden “kim yalan söylüyor”u, “kim korkuyor”u yakalarım.
— Sen de ruhlardan “nerede ne konuşuluyor”u toplarsın.
Naciye:
— Koçum bunu ben yazsam roman olurdu. Neyse.
2) Takip: “Sesler yalanı ele verir”
Nova görünmez olup muhtarın etrafında dolaşmaya başladı.
Ama kafasına göre değil: kısa kısa, kontrollü.
Muhtar kahvede oturup “köylü babası” gibi konuşurken Nova iç sesini duydu:
— “Bu saflar yine inanır.”
Nova’nın içi buz kesti.
Aynı anda Fazlı’nın iç sesi geldi:
— “Dosyayı sakla… tarih–saat–adres yazıyor… yakalanırsak biteriz.”
Nova anladı: Fazlı’nın elinde gerçekten evrak vardı.
Naciye de aynı anda bilgi getirdi:
— Koçum, depoda gece ışık yanıyor.
— İdris “sayım” yapıyormuş gibi yapıyor ama ruhlar diyor ki kolileri ayırıyor.
Nova:
— Tamam. Bu gece depo.
3) Delil Alma: “Evrak + depo + konuşma”
Gece olunca Nova görünmez oldu, depoya girdi.
İçeride koliler vardı ama hepsi değil. Bazılarının üstündeki mühürler sökülmüş, tekrar bantlanmıştı.
Nova’nın iç sesi duyma gücü “fısıltı” yakaladı; kapının arkasından konuşmalar:
— “Şu kısım satılacak.”
— “Şu kısım köye dağıtılacak ki görünelim.”
Nova sessizce kolilerin üzerindeki işaretleri gördü:
Bazılarında farklı renk kalemle küçük bir nokta vardı.
Nova içinden:
— Ayırmışlar.
Tam o sırada Fazlı depoya geldi. Dosyayı masaya koydu, çay içti.
Nova görünmez halde dosyaya yaklaştı.
Dosyada her şey vardı:
teslimat tarihi, saat, adres ve “hangi koli hangi araca yüklenecek” listesi.

Hızlıca dosyadaki bilgileri ezberledi, üstüne bir de Fazlı’nın iç sesini yakaladı:
— “Yarın gece 22.30’da… sahil yolunda… Sami kamyonu getirecek…”
Nova için artık tablo tamamlanmıştı.
4) Plan: “Polise yakalat, köye rezil et”
Nova ve Naciye bir yerde buluştu.
Naciye heyecanlıydı:
— Koçum, hemen dalalım mı?
Nova başını salladı.
— Hayır. Dalarsak “inkâr” başlar.
— Bizim işimiz: suç anında yakalatmak.
— Delil: depo + evrak + teslimat.
Naciye dudak büktü:
— Koçum tamam da… muhtarın ağzına biraz da “rezillik” yakışır.
Nova gülümsedi.
— Rezillik kısmını sana bırakıyorum.
— Ama zarar yok.
Plan 3 parçaydı:
İsimsiz ihbar: tarih–saat–adres net verilecek.
Teslimat anı: polis baskın yapacak.
Muhtarın meydan konuşması: köylünün gözü önünde yalanı çatlayacak (Naciye’nin istediği sahne).
Naciye ellerini ovuşturdu:
— Koçum, üç parçalı plan… ben buna bayılırım.
5) Muhtarın Meydan Konuşması: “Hıçkırık + Pat diye”
Ertesi akşam muhtar meydanda konuşma yapacaktı.
Nova dedi ki:
— Bu konuşma bizim delilimiz değil.
— Bu konuşma “köyün uyanması” için.
Meydanda kalabalık toplandı. Muhtar mikrofona geçti.
— Sevgili köy halkı… dedi.
— Yardımlar yolda… tırlar bekliyoruz…
Ama yalan söyleyince muhtarı hıçkırık tutuyordu.
— Hık… sevgili… hık… hemşerilerim…
Kalabalık önce sustu, sonra gülüşmeler yayıldı.
Çünkü yalan “ses” olmuştu.
Naciye Nova’nın kulağına fısıldadı:
— Koçum bak… adamın içi yalan, dışı hıçkırık.
Nova görünmez halde kalabalığın içinden konuştu:
— Sayın muhtar, doğruyu söyle de hıçkırığın geçsin!
İnsanlar “kim dedi?” diye bakındı.
Muhtar panikledi. Su içmek için arkasını döndü.
Nova bu kez “aşırı” bir şey yapmadı.
Sadece ayağının önüne minik bir takılma koydu; hani kaldırım kenarı gibi.
Muhtar bir anda…
pat diye yere oturdu.
Meydan kahkahaya boğuldu.
Naciye gülmekten resmen “uçtu”:
— Koçum! Oturuşuna bak! Pat diye!
— Şu an köyün bütün ruhları gülüyor!
Muhtar toparlayamadı, konuşmayı apar topar bitirdi.
Ama işte amaç buydu: Köy “yalanı” gördü.
6) Yakalama: “Teslimat anında suçüstü”
Saat 22.30.
Sahil yolunun kenarında, küçük bir depo kapısı açıldı.
Sami kamyonu yanaştırdı. İdris kolileri taşıdı. Fazlı liste tuttu.
Nova görünmezdi, en yakında duruyordu.
İç sesleri duyuyordu:
— “Hadi hızlı… kimse görmesin.”
— “Bu sefer çok para var.”
Naciye de ruh timiyle etrafta “göz” gibiydi:
— Koçum, polis köşede hazır.
Nova sadece bir şey yaptı:
Kamyonun farlarını bir saniyelik “yanıp sönme” yaptırdı.
Bu, polise “tam yerinizdesiniz” işaretiydi.
Ve baskın…
Sirensiz, bağırışsız ama net.
Polisler çıktı.
— Dur! Polis!
Fazlı’nın elindeki liste yere düştü.
İdris koliyi bırakıp kaçacak gibi oldu ama ayağı takıldı (Nova değil, panik takıldı).
Sami dondu kaldı.
Muhtar da son anda “ben buradan geçiyordum” bahanesiyle gelmişti ama yakalandı.
Naciye Nova’nın kulağına fısıldadı:
— Koçum, “geçiyordum” diyor ama iç sesi “yandık” diye bağırıyor.
Polis kolileri açtı, mühürleri gördü, listeleri gördü.
Depodaki işaretli kolilerle listedeki “satılacak” kısmı birebir tuttu.
Bu sefer inkâr zor oldu.
7) Sonuç: Köyün nefesi
Ertesi gün köyde bir sessizlik vardı; ama kötü bir sessizlik değil.
Sanki herkes uzun zamandır tuttuğu nefesi bırakmış gibiydi.
Naciye hâlâ muhtarın “pat diye” oturuşunu anlatıyordu:
— Koçum ben bunu ruh aleminde paylaştım.
— Herkes “muhtar oturdu” diye konuşuyor!
Nova gülümsedi.
— Gülsünler.
— Ama asıl önemli olan: yardım kolisi yerini bulacak.
Naciye yumuşadı:
— Koçum… iyi yaptık.
Nova:
— Adaletle yaptık.
— Biz sadece yolu açtık.
Ve ikisi, kimseye görünmeden İncirburnu’ndan ayrıldı.