5. bölüm · Görünmez Bağlar.
Bölüm 5;Şafağın Acı Gerçeği.
Zamanın durduğunu sandıkları o sokakta, dünya dönmeye devam etmiş ve sonunda sabahın o acımasız, gri ışıkları Galata’nın üzerinden süzülmeye başlamıştı.
Geceyi iliklerine kadar ıslatan o hırçın yağmur artık dinmişti; geride sadece Arnavut kaldırımlarının arasındaki boşluklarda biriken kirli su birikintileri ve havada asılı kalan o ağır, nemli toprak kokusu bırakmıştı.
Mina, adamın kollarında geçirdiği o birkaç saatlik uykusuz rüyanın ardından gözlerini araladı.
Sütlü kahve saçları kurumaya başlamış, karmakarışık bir halde omuzlarına dökülmüştü.
Üzerindeki gece mavisi elbise, artık o görkemli parıltısını yitirmiş, sönük ve kırışmış bir halde vücuduna ağır geliyordu.
Kafasını adamın omzundan kaldırdığında, sabahın ilk ışıklarının adamın yüzündeki her bir yorgun çizgiyi, her bir kırgın detayı nasıl da acımasızca ortaya çıkardığını gördü.
Karanlıkta saklanan her şey, şimdi gün gibi ortadaydı.
Adam, bakışlarını ufuktaki soluk aydınlığa dikmişti. "Güneş doğdu," dedi, sesi geceki o hırıltılı halinden sıyrılmış, yerine buz gibi bir gerçekliğe bırakmıştı.
"Efsun bozuldu, Mina. Şimdi bu ışığın altında birbirimize bakarken, hala dün geceki kadar cesur muyuz? Yoksa bu aydınlık, aramıza ördüğün o duvarları daha net mi gösteriyor bize?"
Mina, üşüdüğünü o an hissetti. Sadece hava soğuk olduğu için değil, adamın sesindeki o mesafe yüzünden kemikleri sızlıyordu.
"Cesaretim geceye mahsus değildi," dedi, sesi çatallansa da dik durmaya çalışarak. "Aydınlık sadece neyle savaştığımızı görmemizi sağlar. Ben neyle savaştığımı biliyorum.
Seninle değil, sensizlikle savaşıyorum."
Adam yavaşça yerinden doğruldu ve ellerini paltosunun ceplerine soktu. Aralarına giren o fiziksel mesafe, Mina için bir uçurumdan farksızdı.
"Bazen sevmek, sadece yanında durmak değildir," dedi adam, gözlerini nihayet Mina'nınkilerle birleştirerek.
"Bazen sevmek, karşı tarafın yıkıntılarını toplamasına izin vermektir. Ama sen, Mina... Sen yıkıp geçmeyi seviyorsun.
Bu sabah bu enkazın ortasında durup bana 'her şey düzelecek' dersen, sana inanmamı bekleme.
En küçük engeller demiştin ya dün gece... İşte o küçük engeller, şimdi gün ışığında devasa dağlara dönüştü."
Mina ayağa kalktı, elbisesinin eteklerini elleriyle düzeltti. Ayakları geri geri gitmek istese de o, adamın tam karşısına dikildi.
"O zaman o dağları beraber tırmanacağız," dedi, sesi bu kez daha güçlü çıkarak.
"Çünkü ben bu sabah uyandığımda gitmemişsem, bir daha asla gitmeyeceğim içindir.
Bak bana... Elbisem çamur içinde, saçlarım darmadağın, kalbim ise paramparça. Ama buradayım. Senin yanındayım."
Adam, Mina'ya doğru bir adım attı, yüzünde belirsiz bir gülümseme belirdi; ama bu mutluluktan çok, kaderin cilvesine bir sitem gibiydi.
"İstanbul'un sabahı hiç yalan söylemez, Mina," diye fısıldadı.
"Bakalım bu şehir bizi bir kez daha yutmadan önce, birbirimize gerçekten tutunmayı öğrenebilecek miyiz?"
Şehrin uzaklarından gelen vapur düdükleri, yeni bir günün başladığının habercisiydi.
Ama bu ikisi için sabah, sadece uykusuz bir gecenin sonu değil; içlerindeki bitmek bilmeyen fırtınanın yeni bir evresiydi.
🖤🎧
