4. bölüm · Görünmez Bağlar.

Bölüm 4;Fırtına Sonrası Sessizlik Ve İzler.

Azra Yapıcı

Dudakları birbirinden ayrıldığında, dünya sanki bir anlığına dönmeyi durdurmuştu. Sadece ikisinin ağır, kesik nefesleri Galata’nın nemli havasında birbirine karışıyordu.

Yağmur, o hırçın öfkesini yavaşça yitirmiş, yerini ince, sinsi bir çisentiye bırakmıştı.

Mina, adamın elinin hala ensesinde olan sıcaklığını hissettiğinde, az önceki itirafın yarattığı o çıplak duyguyla titredi.

Artık kaçacak, saklanacak ya da gururdan bir zırh örecek tek bir santimi bile kalmamıştı.
"Bitti mi?" diye sordu adam, alnını Mina’nın alnına dayayarak.

Gözleri kapalıydı ama sesi, sanki ruhunun en derinlerinden gelen bir yakarıştı.

"Bu kaçış, bu sessiz savaş, aramızdaki bu dipsiz uçurum... Gerçekten bitti mi, yoksa sabah olduğunda yine bir gölge gibi parmaklarımın arasından süzülüp gidecek misin?"

Mina, adamın göğsündeki elini yavaşça yukarı kaydırıp ıslak boynuna doladı. Sütlü kahve saçları, artık tamamen ağırlaşmış, gece mavisi elbisesinin omuzlarına yapışmıştı.

"Gidecek bir yolum kalmadı," diye fısıldadı Mina. Sesi, yılların yorgunluğunu taşıyan ama bir o kadar da huzura ermiş bir kadının sesiydi.

"Tüm yollar kapandı. Tüm köprüleri kendi ellerimle yaktım.

Artık ne dönecek bir geçmişim var ne de sensiz bir geleceğim. Ben o gece o valizi alıp giderken, ruhumun yarısını bu sokakta bırakmışım.

Şimdi geri kalanımı da senin ellerine bırakmaya geldim."

Adam yavaşça gözlerini açtı.

O gözlerdeki karanlık, yerini hüzünlü bir parıltıya bırakmıştı.

Elini Mina’nın yanağına indirdi; parmak uçları, soğuktan ve heyecandan kızarmış teninde ağır ağır gezindi.

"Beni buna inandırman için çok daha fazlasına ihtiyacım var," dedi adam, sesi bir yemin gibi keskindi.

"Çünkü ben, senin yokluğunda kendime öyle duvarlar ördüm ki, şimdi o enkazın altından sağ çıkıp çıkamayacağımı bilmiyorum.

Seni sevmek benim için bir ödül değil, bir ceza gibiydi bunca yıl. Şimdi o cezayı bir lütfa çevirmene izin verecek miyim, ondan bile emin değilim."

Mina, adamın bu yaralı dürüstlüğü karşısında bir kez daha sarsıldı.

Haklıydı. Yaraları sadece kendisi sarmaya gelmişti ama karşısındaki adamın ruhunda açtığı yaraların derinliğini yeni yeni fark ediyordu.

"Biliyorum," dedi Mina, gözlerinden akan bir damla yaş yağmura karışıp giderken.

"Sana sadece bir aşk değil, bir özür borçluyum.

Ve o özrü bir ömre yaymaya hazırım.

Eğer izin verirsen, o yıktığın duvarların her bir taşını ellerimle toplayacağım. En küçük engelleri bile tek tek aşacağız, gerekirse her gün yeniden tanışacağız."

Sokaktaki o cılız lamba bir kez daha göz kırparak söndü; şimdi sadece şehrin uzaklardan gelen uğultusu ve yakındaki bir oluğun ritmik su sesi kalmıştı.

Adam, Mina’nın belindeki elini sıkılaştırdı ve onu kendine öyle bir bastırdı ki, aralarında hava sızacak bir boşluk bile kalmadı.

Bu, sadece romantik bir kucaklaşma değil; iki savaşçının, silahlarını yere bırakıp teslim olması gibiydi.

"Sabah olduğunda," dedi adam, Mina’nın kulağına doğru soluyarak, "gün doğduğunda ve bu büyü bozulduğunda hala burada olursan... O zaman sana inanmaya başlayabilirim.

Ama şimdi, sadece bu kokuna, bu ıslaklığa ve bu imkansız ana ihtiyacım var. Sakın konuşma, sakın bir söz daha verme. Sadece burada kal."

Mina, başını adamın boyun çukuruna gömdü. Gece mavisi elbisesi, adamın kahverengi paltosuna dolanmış; iki farklı hayatın, iki farklı acının tek bir düğümde birleştiğinin kanıtı gibiydi.

Galata Kulesi, onların bu sessiz teslimiyetini izlerken; o gece İstanbul’da ilk kez bir hikaye bitmiyor, asıl şimdi başlıyordu.
🖤🎧