7. bölüm · Görüldü

7 bölüm

Umay_ yazar

Sabah...
Eylül gece boyunca neredeyse hiç uyuyamamıştı. Gözlerini kapattığında kırılan camın sesi kulaklarında yankılanıyordu. Bir yandan da Aras'ın söylediği cümle...
-"Sana bir şey olmasına izin vermeyeceğim." Neden? Neden onun için bu kadar endişeleniyordu? Yoksa... Gerçekten değişmeye mi başlamıştı? Telefonunun ekranı aydınlandı. Yeni mesaj.
Gece :Günaydın. Eylül istemsizce gülümsedi. Son birkaç gündür ilk kez ondan mesaj gelmişti. Hızlıca yazdı.
Lavinya:Dün neredeydin? Cevap birkaç saniye sonra geldi.
Gece:Sana yazmak istedim. Ama bazı şeyler buna izin vermedi. Eylül kaşlarını çattı.
Lavinya:Ne oldu? Yazıyor... Silindi... Yazıyor... Silindi... Sonunda tek bir cümle geldi. Bir gün her şeyi anlatacağım.

Okul...
Koridor her zamanki gibi kalabalıktı. Ancak bugün farklı olan bir şey vardı. Eylül içeri girer girmez bütün bakışlar yine ona döndü. Bu kez fısıltılar daha da fazlaydı. Miray telaşla yanına geldi.
-"Eylül!"
-"Neler oldu?" Miray telefonunu uzattı. Okulun anonim sayfasında yeni bir paylaşım yapılmıştı.
📸 Fotoğraf:
Aras, kantinde Eylül'e sweatshirtünü uzatırken çekilmişti. Altında ise şu yazıyordu: "Nefret dedikleri şey, galiba böyle başlıyor..." Eylül'ün boğazı düğümlendi.
-"Yine mi..." Miray öfkeyle telefonu kapattı.
-"Bunu yapan kişi resmen seninle uğraşıyor."

Tam o sırada...
Aras sınıfa girdi. Fotoğrafı görünce çenesi sıkıldı. Kerem sessizce yanına yaklaştı.
-"Artık eminim."
-"Neden?"
-"Biri sizi özellikle hedef alıyor." Aras gözlerini Eylül'den ayırmadan konuştu.
-"Ben de aynı şeyi düşünüyorum."

Ders başladı. Öğretmen sınıfa girer girmez elindeki kâğıtları masaya bıraktı.
-"Arkadaşlar, gelecek hafta şehir dışındaki tarih müzesine gezi düzenlenecek." Sınıf bir anda heyecanlandı.
-"Gezi mi?"
-"Harika!" Öğretmen gülümsedi.
-"Ayrıca gezi boyunca herkes proje partneriyle birlikte çalışacak." Eylül ve Aras aynı anda birbirlerine baktılar. İkisi de içlerinden aynı cümleyi kurdu.
-"Yine mi?"

Öğle arasında...
Selin okul bahçesinde tek başına oturuyordu. Telefonunu çıkardı. Gizli sohbete yeni bir mesaj yazdı.
-"Gezi günü hazır olacak." Karşı taraftan yalnızca tek kelime geldi.
-"Mükemmel." Selin telefonunu kapatırken yavaşça gülümsedi.
"Bu kez..."
"...kimse beni durduramayacak."

Eylül ise bunların hiçbirinden habersizdi. Sadece Gece'nin son mesajını düşünüyordu.
-"Bir gün her şeyi anlatacağım." O an fark etmediği bir şey vardı. Koridorun karşısında duran Aras... Tam o sırada telefonuna gelen bir bildirime bakmış... Ve yüzü bir anda bembeyaz olmuştu. Ekranda yalnızca şu yazıyordu:
-"Eylül gerçeğe yaklaşıyor." Aras'ın eli titredi. Telefonu yavaşça cebine koydu. İçinden sadece tek bir cümle geçti.
-"Hayır... Henüz öğrenmemeli."

Ders biter bitmez zil çaldı. Sınıf bir anda hareketlendi. Herkes geziyi konuşuyordu.
-"Otobüste en arkaya oturacağım!"
-"Müzenin fotoğraflarını çekeceğim."
-"Kesin çok eğleneceğiz." Eylül ise sessizce çantasını topluyordu. Tam sınıftan çıkacakken öğretmeni seslendi.
-"Eylül, Aras... Bir dakika." İkisi de durdu. Öğretmen elindeki dosyayı uzattı.
-"Gezi boyunca proje notu tutacaksınız."
-"Bu yüzden müzede sürekli birlikte olacaksınız." Eylül derin bir nefes verdi.
-"Anlaşıldı hocam." Aras sadece başını salladı.

Koridora çıktıklarında ikisi de sessizdi. Tam merdivenlere yönelmişlerdi ki Aras konuştu.
-"Yarın saat altıda okulda ol." Eylül kaşlarını kaldırdı.
-"Emir mi veriyorsun?"
-"Hayırlı bir şey söylemeye çalışıyorum."
-"Ben zaten geç kalmam."
-"Bunu göreceğiz." Eylül hafifçe gülümsedi.
-"Merak etme."
-"Sen benden önce gelmeye çalış." Aras istemsizce güldü.
-"İddialaştık o zaman." Eylül ilk kez onun gülüşünü dikkatlice izledi.
-"Gülünce... hiç de sinir bozucu görünmüyor." Bu düşünceyi aklından hemen uzaklaştırmaya çalıştı.

Akşam...
Eylül dolabını açıp gezi için kıyafet seçiyordu. Yatağın üzerine üç farklı kombin koymuştu. Annesi kapıyı çalıp içeri girdi.
-"Hâlâ karar veremedin mi?"
-"Hiçbirini beğenmedim." Annesi gülümseyerek açık mavi bir sweatshirt çıkardı.
-"Bunu giy." Eylül şaşkınlıkla baktı.
-"Bu çok güzelmiş."
-"Eskiden en sevdiğin renkti." Eylül sweatshirtü eline aldı. Bir an için çocukluğundan silik bir anı gözünün önüne geldi. Küçükken... Aynı renkte bir balonu tutuyordu. Yanında ise yüzünü seçemediği küçük bir çocuk vardı.
-"Anne..."
-"Ben küçükken maviyi neden bu kadar seviyormuşum?" Annesi birkaç saniye duraksadı. Sonra gülümsemeye çalıştı.
-"Bilmiyorum."
-"Ama hep severdin." Eylül, annesinin bir şey sakladığını hissetti.

Aynı saatlerde...
Aras odasında sırt çantasını hazırlıyordu. Masasının üzerinde eski bir fotoğraf duruyordu. Fotoğrafta annesi vardı. Aras parmaklarıyla fotoğrafın kenarını okşadı.
-"Seni çok özledim anne..." Tam o sırada kapısı çalındı. Babası içeri girdi.
-"Yarın geziye gidiyormuşsun."
-"Evet." Babası masadaki fotoğrafı görünce yüzü gerildi. Hiçbir şey söylemeden fotoğrafı ters çevirdi. Aras bunu fark etti.
-"Neden her seferinde aynı şeyi yapıyorsun?" Babası derin bir nefes aldı.
-"Çünkü geçmişi unutmanı istiyorum."
-"Ben unutmak istemiyorum."
-"Aras."
-"Yeter." Odada ağır bir sessizlik oluştu. Babası kapıya yöneldi. Tam çıkarken durdu.
-"Gezi sırasında..."
-"...özellikle Eylül Demir'den uzak dur." Aras olduğu yerde dondu."Neden?" Babası arkasını dönmeden cevap verdi.
-"Bazı soruların cevabını ne kadar geç öğrenirsen..."
-"...o kadar az acı çekersin."nKapı kapandı. Aras uzun süre yerinden kıpırdayamadı.
-"Babam... Eylül'ü nereden tanıyor?"

Ertesi sabah...Saat 05.55.
Okulun bahçesi henüz sakindi. Otobüs çoktan gelmişti. İlk gelen kişi... Eylül'dü. Kendi kendine gülümsedi.
-"Bu kez ben kazandım." Tam o sırada arkasından tanıdık bir ses duyuldu.
-"Beş dakika erken gelmişsin." Eylül döndü. Aras... Elinde kahveyle ona bakıyordu.
-"Demek sen de geç kalmamışsın." Aras ikinci bardağı uzattı.
-"Şekerli."
-"Sevdiğini tahmin ettim." Eylül şaşkınlıkla bardağı aldı.
-"Benim şekerli kahve sevdiğimi nereden biliyorsun?" Aras'ın yüzündeki ifade bir anda değişti. Sanki ağzından kaçırmaması gereken bir şeyi söylemişti. Bir an sustu. Sonra hafifçe gülümsedi.
-"Şans eseri." Eylül ona inanmadı. Çünkü... Bunu okulda bilen kimse yoktu. Ve tam o anda... Aras'ın telefonu cebinde titredi. Ekrana baktığında yüzü bembeyaz kesildi. Gönderen yine aynı isimsiz numaraydı.
-"Onun sana soru sormasına izin verme." Aras telefonu hızla cebine koydu. Ama artık çok geçti. Eylül şüphelenmeye başlamıştı...

Eylül, Aras'ın yüzündeki değişimi fark etmişti.
-"İyi misin?" Aras hemen telefonunu cebine koydu.
-"İyiyim."
-"Az önce öyle görünmüyordun."
-"Uykusuzum sadece." Eylül cevap vermedi. İçinden bir ses, Aras'ın yalan söylediğini fısıldıyordu. Tam o sırada okul bahçesi kalabalıklaşmaya başladı. Miray, koşarak Eylül'ün yanına geldi.
-"Günaydın!"
-"Sabahın bu saatinde nasıl bu kadar enerjiksin?"
-"Çünkü geziye gidiyoruz!" Miray'ın arkasından Kerem de geldi. Elinde büyük bir cips paketi vardı.
-"Otobüste acıkırım diye aldım." Aras kaşını kaldırdı.
-"Daha sabahın altısı."
-"Acıkmanın saati mi olur?" Dördü de istemsizce güldü. İlk kez aynı ortamda kavga etmeden durmuşlardı.

-"Arkadaşlar!" Öğretmenin sesi bahçede yankılandı.
-"Herkes otobüse geçsin." Öğrenciler heyecanla otobüse binmeye başladı. Miray hemen Eylül'ün kolundan tuttu.
-"Beraber oturalım." Tam oturacaklardı ki öğretmen tekrar konuştu.
-"Proje grupları birlikte oturacak." Miray'ın yüzü düştü.
-"Yine mi?" Kerem gülmeye başladı.
-"Demek kader sizi ayırıyor." Miray omzuna hafifçe vurdu.
-"Sus." Eylül çaresizce otobüsün orta sıralarına geçti. Aras da onun yanına oturdu. İkisi de cam kenarını istiyordu.
-"Ben pencereye oturacağım."
-"Hayır, ben."
-"Ben önce geldim."
-"Ben de çantamı koydum." Birkaç saniye birbirlerine baktılar. Sonunda Aras gülümsedi.
-"Tamam."
-"Cam kenarı senin." Eylül şaşkınlıkla baktı.
-"Bu kadar kolay mı vazgeçtin?"
-"Bugün kavga etmek istemiyorum." Eylül, istemsizce gülümsedi.
-"Ben de."

Otobüs yavaşca haraket etdi. Öğrenciler şarkılar açıyor, sohbet ediyor, fotoğraflar çekiyordu. Miray arka taraftan bağırdı.
-"Eylül!"
-"Evet?"
-"Buraya bak!" Tam o anda herkes selfie çekmek için bir araya geldi. Eylül de dönüp kameraya baktı. "Çıt!" Fotoğraf çekildi. Kimse fark etmedi. Ama en arka koltukta oturan Selin, aynı anda başka bir fotoğraf daha çekmişti. Bu fotoğrafta yalnızca iki kişi vardı. Eylül...Ve yanında oturan Aras. Selin fotoğrafa uzun uzun baktı. Sonra telefonunu kilitledi.
-"İşime yarayacak..."

Yaklaşık bir saat sonra...
Otobüs büyük bir dinlenme tesisinde durdu.Öğretmen ayağa kalktı.
-"On beş dakika mola." Herkes hızla aşağı indi. Eylül temiz hava almak için biraz uzaklaştı. Küçük bir hediyelik eşya dükkânının önünde durdu. Vitrindeki eski anahtarlıklar dikkatini çekmişti. Tam içeri girecekken yaşlı dükkân sahibi ona baktı. Sonra gözleri şaşkınlıkla büyüdü.
-"Bu..." Eylül durdu.
-"Efendim?" Yaşlı adam, Eylül'ün boynundaki kolyeyi gösterdi.
-"O kolye..."Eylül kolyesine dokundu.
-"Evet?"
-"Bunu nereden buldun?"
-"Annem verdi." Adam birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra fısıldadı.
-"İmkânsız..."
-"Neden?"
-"Çünkü..." Tam konuşacakken dışarıdan bir ses geldi.
-"Eylül!" Aras koşarak dükkâna girdi.
-"Öğretmen seni arıyor." Eylül arkasını döndü.
-"Geliyorum." Tekrar yaşlı adama bakmak istedi. Ama... Adamın yüzündeki korku hâlâ geçmemişti.

Eylül dışarı çıktıktan sonra yaşlı adam titreyen elleriyle eski bir çekmeceyi açtı. İçinden sararmış bir gazete kupürü çıkardı. Kupürde yıllar öncesine ait bir haber vardı. Başlıkta şu yazıyordu: "Demir ve Yıldırım ailelerini sarsan gizemli olay..." Yaşlı adam gözlerini kapattı.
-"Demek..."
-"...her şey yeniden başlıyor."

Eylül, otobüse geri dönerken aklından yaşlı adamın sözleri çıkmıyordu.
-"O kolye..."
-"İmkânsız..." Neden öyle söylemişti? Kolyesini çocukluğundan beri boynunda taşıyordu. Annesi bir kez bile çıkarmamasını istemişti. Hiçbir zaman nedenini sormamıştı. Ama artık... Sorular çoğalmaya başlamıştı.Otobüs yeniden hareket etti.

Bu kez içerisi daha sakindi. Birçok öğrenci uyumuştu. Miray kulaklığını takmış, camdan dışarıyı izliyordu. Kerem ise çoktan uykuya dalmıştı. Eylül de başını cama yasladı. Tam gözlerini kapatacaktı ki... Aras yavaşça konuştu.
-"Bir şey sorabilir miyim?" Eylül ona döndü.
-"Sor."
-"Boynundaki kolyeyi neden hiç çıkarmıyorsun?" Eylül şaşkınlıkla gülümsedi.
-"Sen de mi kolyeyi fark ettin?"
-"Fark etmemek zor."
-"Annemin hediyesi."
-"Çocukluğumdan beri takıyorum." Aras gözlerini kolyeden ayıramıyordu. Kalbi hızlanmıştı. Çünkü... Annesinin eski fotoğraflarında gördüğü kolye de bunun aynısıydı. Ama bunu söyleyemezdi. Söylerse... Babasının neden Eylül'den uzak durmasını istediğini de sorgulamaya başlayacaktı.

Yaklaşık yarım saat sonra... Otobüs müzenin önünde durdu. Devasa taş binanın önünde büyük harflerle yazıyordu: "Anadolu Tarih Müzesi" Öğrenciler hayranlıkla etrafa bakmaya başladı.
-"Ne kadar büyük!"
-"İçerisi harika olmalı." Öğretmen bütün öğrencileri topladı.
-"Herkes dikkat etsin."
-"İki saat boyunca müzeyi gezeceğiz."
-"Sonra bahçede buluşacağız."
-"Proje grupları ayrılmayacak." Eylül ile Aras aynı anda iç çekti. Miray uzaktan gülmeye başladı.
-"Şimdiden kolay gelsin." Müzenin içi sessizdi. Eski tablolar... Yüzyıllık eşyalar... Cam vitrinlerde sergilenen mektuplar... Eylül her şeyi dikkatle inceliyordu. Bir vitrinin önünde durdu. İçinde eski bir aile albümü vardı. Albümün kapağında şu yazıyordu: "1989 Aile Bağışları" Merakla sayfaları çevirmeye başladı. Bir fotoğrafın önünde donup kaldı. Fotoğraftaki kadın... Annesine inanılmaz benziyordu.
-"Bu..." Tam o sırada Aras yanına geldi.
-"Ne oldu?" Eylül fotoğrafı gösterdi.
-"Şu kadına bak." Aras'ın yüzü bir anda değişti. Kadının yanında duran adamı tanımıştı. O...Babasıydı. Ama çok daha gençti. Aras'ın boğazı düğümlendi.
-"İmkânsız..." Eylül şaşkınlıkla ona baktı.
-"Neden öyle dedin?" Aras hemen kendini toparladı.
-"Bir şeye benzettim."
-"Yanılmışım." Ama yalan söylüyordu.
-Hem de hayatındaki en büyük yalanı. Tam o sırada müzenin ışıkları bir anlığına söndü. Öğrenciler şaşkınlıkla etrafa baktı. Birkaç saniye sonra ışıklar yeniden yandı. Eylül... Yanındaki Aras'ın kaybolduğunu fark etti.
-"Aras?" Cevap gelmedi. Koridor bomboştu. Az önce yanında duran Aras... Sanki bir anda ortadan kaybolmuştu. Eylül hızla etrafına bakındı.
-"Aras!" Sesini yalnızca müzenin duvarları geri yankıladı. Tam geri dönecekti ki... Omzuna biri dokundu. Yavaşça arkasını döndü. Karşısındaki kişi siyah kapüşon giymişti. Yüzü görünmüyordu. Kapüşonlu kişi alçak bir sesle konuştu.
-"Gerçeği öğrenmek istiyorsan..."
-"...12 numaralı odaya git." Bunu söyledikten sonra kalabalığın arasına karışıp gözden kayboldu. Eylül olduğu yerde donup kaldı. 12 numaralı oda... Müzenin planında öyle bir oda olduğunu hatırlamıyordu...

Bölüm sonu...
Arkadaşlar umarım beğenmişsinizdir 3 bölüm sonra her şey açıklanacak ozaman çok şaşıracaksınız . Eğer bu bölümü beğendiyseniz like atmayı unutmayın.......(1672 kelime Oha yani )