12. bölüm · GÖREV KODU: KEFEN

Bölüm 6

Kübra Akbulut

Metal sesiyle uyandım.
Düdük değildi. Alarm değildi.
Sanki biri yerde zincir sürüklüyordu.

Gözlerimi açtım. Koğuş hâlâ yarı karanlıktı. Pencereden çok soluk bir sabah ışığı giriyordu.

Yağmur çoktan doğrulmuştu, yatağında oturuyor ama konuşmuyordu. Zeynep ise ilk defa sessizce uyanmıştı.

“Duydunuz mu” diye fısıldadım.

Tam o anda tam.diye bir ses geldi.

Kapı açıldı.
Akın içeri girdi ve sadece "hazırlanın" dedi ve çıktı.

Başka hiçbirşey demeden sadece hazırlamamızı söylemişti.
Bir saniye boyunca kimse hareket etmedi.

“Bu neydi ne oldu” dedi Yağmur.

Haklıydı çünkü birşey anlayamamıştık.

Hızla giyindik. Botlarımı bağlarken kalbim gereksiz hızlı atıyordu. Sebebini bilmiyordum ama içimde garip bir his vardı. Sanki bugün normal bir koşu olmayacaktı.

Koridora çıktığımızda herkes uyanmıştı. Başka timler de vardı ama kimse konuşmuyordu. Herkes fısıldıyordu.
Sonra onu gördüm.

Dora.

Duvara yaslanmıştı. Kolları çapraz, yüzü ifadesizdi. Ama diğerlerinden farklıydı; sanki o ne olacağını biliyordu. Birine değil, doğrudan kapıya bakıyordu.
Yanından geçerken Yağmur kulağıma eğildi:

“Bu çocuk yine bir şey yapmış”

Dora bizi duydu.
Yavaşça başını bize çevirdi.
Göz göze geldik.
Bir saniye sürdü ama sanki beni tanıyormuş gibi baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.

“Geç kalıyorsunuz” dedi.

Buda ne oluyordu neye geç kaldık. Cevap vermeden oradan ayrılıp avluya indik.

“kaybolacaksınız”

Avluda rüzgâr esti. Kimse konuşmadı.
Zeynep kaşlarını çattı.

“Komutanım nasıl yani?”

Akın masanın üzerindeki zarfları gösterdi.

“Hepiniz tek tek gideceksiniz. Gruplar yok. Yardım yok. Telefon yok. Size verilen koordinata ulaşacaksınız ve geri döneceksiniz”

Yağmur hemen sordu:

“Peki bulamazsak?”

Akın ilk defa hafifçe gülümsedi.

“Korkma ben seni bulurum”

Yağmur yüzü kizardigi için başka bir yere bakmaya başladı.

Kimse bunun şaka olup olmadığını anlayamadı.
Akın tek tek zarfları dağıtmaya başladı. Herkesin üstünde bir numara vardı. Bana uzattığında elim istemsiz titredi.

17

Zarfı açtım.
İçinde küçük bir pusula ve tek satır yazı vardı:

‘Yolu bulmak için bazen yolu kaybetmen gerekir'

“Koordinatlar zarfların arkasında” dedi Akın.

“Ve unutmayın sizi kimse yönlendirmeyecek”

Tam arkamı dönecekken yanımda biri durdu.
Dora.
Elindeki zarfı çoktan açmıştı bile. İçine bir saniye baktı, sonra tekrar kapattı. Yüzünde hâlâ o sakin ifade vardı.

“İlk defa korktun” dedi.

Şaşırdım.

“Hayır”

Başını hafif yana eğdi.

“Bot bağını iki kere kontrol ettin. Ellerin de titriyor”

Bir şey diyemedim.
Sonra cebinden küçük siyah bir ip çıkardı ve bana uzattı.

“Al”

“Neden?”

“Orman sessizdir” dedi. “Ama bazen insanın aklının sesi fazla olur. Düğüm atmayı bilmiyorsan paniklersin”

İpi aldım.

“Sen korkmuyor musun?”

Bir an düşündü.

“Kaybolmaktan değil” dedi.

“Peki neden?”

Bu sefer gözlerimin içine baktı.

“Kendini bulmaktan”

O sırada Akın bağırdı:

“17 numara! Çıkış kapısı!”

Benim numaramdı.
Hızla yürümeye başladım. Kapıya yaklaşırken kalbim iyice hızlandı. Görev basit görünüyordu ama içimde kötü bir his vardı.
Kapıdan çıkarken arkamdan bir ses geldi.
Dora.

“Gece”

Durup döndüm.

“Koordinata giderken kuzeye güvenme” dedi.

“Sabah güneşi bugün yanıltacak”

“Nereden biliyorsun?”

Hafifçe omuz silkti.

“Ben daha önce kayboldum”

Kapı kapandı.
Ve ilk defa gerçekten yalnız kaldım.

Kapı arkamdan kapandığında çıkan o metal ses nedense normalden daha uzun sürdü.
Sanki tesis değil de güvenli bir yer kapanmıştı arkamda.
Bir an geri dönmek istedim.
Ama Akın’ın bakışını hatırladım.
Bu bir antrenmandı ama sıradan değildi.
Elimdeki pusulaya baktım. İbre kuzeyi gösteriyordu. Dora’nın söyledikleri aklıma geldi:

“Kuzeye güvenme”

İçimden “saçmalık” dedim ve yürümeye başladım.
İlk başta her şey kolaydı. Toprak yol düzdü. Ağaçlar seyrekti. Hatta birkaç dakika sonra kendime gülmeye başladım.
“Abartmışım.” diye mırıldandım.

Ama yarım saat sonra yol bitti.

Bir anda sanki biri çizgiyi kesmiş gibiydi. Önümde sadece sık çalılar ve koyu gölgeler vardı. Ağaçların tepeleri güneşi kapatıyordu. Saat sabah olmasına rağmen içerisi akşam gibi görünüyordu.
Pusulaya tekrar baktım ibre dönüyordu.
Kalbim hızlandı.
“Bu normal değil”
Bir adım geri attım. Ayağım kuru bir dala bastı ve ses ormanda yankılandı. O kadar sessizdi ki o çıtırtı neredeyse bağırmak gibiydi.
Ve o anda bir motor sesi duydum.
Donup kaldım.
Çok uzaktan geliyordu ama netti. İnce bir uğultu. Ormanda motor sesi olması imkânsızdı. Tesis bu kadar yakında olamazdı.
Kulak kesildim.
Ses bir an durdu sonra tekrar başladı.
Ama yaklaşmıyordu.
Sanki beni takip etmiyordu da benimle birlikte hareket ediyordu.
Nefesimi tuttum.
“Saçma” dedim kendi kendime. “Antrenman bu”
Ama içimdeki his değişmedi.

Cebimdeki siyah ipi hatırladım. Dora’nın verdiği. Bilmeden elim ona gitti. Avucuma alıp sıktım. Garip şekilde sakinleştim.
Sonra fark ettim.
Rüzgâr yoktu hemde hiç yoktu.
Yapraklar kıpırdamıyordu. Kuş sesi yoktu. Böcek bile yoktu.
Orman yaşıyor gibi değildi.
Sanki bekliyordu.
Yavaşça ilerledim. Her adımımı dikkatli attım. Yaklaşık on dakika sonra bir açıklığa çıktım.
Ve orada yerde ayak izleri vardı.
Bot izi.

Ama benim değildi.
Diz çöktüm. İzler yeniydi. Toprak hâlâ yumuşaktı. Benden önce biri buradan geçmişti.
“Dora” diye fısıldadım.
Ama izlerin yönü benim koordinatımın tam tersiydi.
Neden biri yanlış yöne giderdi?
Ayağa kalktım.
O sırada arkamdan çok hafif bir taş yuvarlanma sesi geldi.
Aniden döndüm.
Hiç kimse yoktu.
Ama emindim.
Az önce biri oradaydı.
Kalbim artık hızlı atmıyordu çarpıyordu.
“Bu sadece antrenman” dedim. Ama kendi sesim bile bana inandırıcı gelmedi.

Bir adım attım.
Motor sesi tekrar başladı.
Bu sefer daha yakındı.
Ve ilk defa fark ettim ses ormandan gelmiyordu.
Tepeden geliyordu.
Başımı yavaşça kaldırdım.
Ağaçların arasından, çok kısa bir anlığına siyah bir şey geçti.
Bir gölge.
Ve o anda, cebimdeki pusula yere düştü.
Eğilip aldım.
İbre artık kuzeyi göstermiyordu.
Doğrudan arkamı gösteriyordu.
Tam arkamı.
Yavaşça döndüm.
Hiçbir şey yoktu.
Ama artık emindim.
Ben yolu kaybetmemiştim.
Biri beni bulmuştu.

Olduğum yerde kıpırdamadan kaldım.
Birinin beni izlediğine o kadar emindim ki arkamı dönmeye bile korkuyordum. Kalbim kulağımın içinde atıyordu sanki. Elimi yavaşça cebime attım. Dora’nın verdiği siyah ip hâlâ avucumdaydı. Sıkıca tuttum.

“Bu sadece antrenman” diye fısıldadım.
Ama o anda, sağ tarafımdaki çalılıklar hafifçe oynadı.
Bir adım geri çekildim.
Sonra biri konuştu.

“Yanlış yöne gidiyorsun”

Ses sakindi. Neredeyse sıkılmış gibiydi bir anda döndüm.

Dora.
Bir ağaca yaslanmış duruyordu. Kolları bağlıydı. Sanki saatlerdir oradaymış gibi hiç nefes nefese değildi. Üzerinde toz bile yoktu.

“Sen nasıl?” diyebildim.

Dora omuz silkti.

“Koordinatı okurken hata yaptın”

“Hayır yapmadım. Pusula bozuldu!”

Dora bana doğru yürüdü. Elimi açıp pusulayı aldı. Bir saniye baktı sonra hafifçe gülümsedi.

“Bozulmadı”

Pusulayı yere bıraktı. Ayağıyla toprağı eşeledi. Altından küçük, yuvarlak bir metal parça çıktı.
Mıknatıs.
Bana baktı.

“Öncelikle ilk kural aletlere değil, kendine güveneceksin”

Şaşkınlıktan konuşamadım.

“Yani başından beri mi?”

“Evet” dedi. “Hepimiz farklı noktalardan bırakıldık”

Bir an durdu, sonra ekledi:

“Ve hepiniz aynı hatayı yaptınız”

“Yağmur da mı?” diye sordum çünkü aramızda genellikle mantıklı cevapları o verirdi.

Dora başını salladı.

“Yok”

O an nedense içimde garip bir şey oldu.

“Zeynep?” dedim.

“Şu an büyük ihtimalle ağaçlara konuşuyordur”

İstemeden güldüm. Gerginliğim biraz dağıldı.
Tam o sırada çok yakından bir düdük sesi duyuldu.
İkimiz de aynı anda başımızı kaldırdık.
Ağaçların arasından Akın çıktı.
Hiç ses çıkarmadan yaklaşmıştı. Nasıl bu kadar yaklaştığını anlayamadım bile. Yüzü her zamanki gibi sakindi ama gözleri bizi tek tek inceliyordu.

“Demek buluştunuz” dedi.

Ben hemen atıldım:

“Komutanım, pusulalar”

Akın sözümü kesti.

“Bozuk değildi”

Sonra yere bıraktığım mıknatısı aldı ve cebine koydu.

“Gerçek hayatta düşman size ‘doğru yolu’ göstermez” dedi. “Bazen yönünüzü değiştirir. Bazen sizi beklediğiniz yere değil istediği yere götürür"

Bir an sustu.

“Ve bazen en tehlikeli şey kaybolmak değil kendinden emin olmaktır”

Başımı eğdim.
Akın döndü.

“Koşu başlıyor. Tesis üç kilometre”

“Üç mü?!” ağzımdan kaçtı.

Dora hafifçe güldü.

“Koşabilirsen kısa”

Akın yürümeye başladı bile.
Koşmaya başladık. İlk dakikalarda konuşamadım. Nefesim düzensizdi. Toprak yol yokuştu. Ama Dora sanki yürüyüş yapıyormuş gibiydi.

“Yavaşla biraz” diyebildim.

“Yavaşlıyorum zaten” dedi.

Beş dakika sonra bacaklarım yanmaya başladı. Tam duracak gibi oldum ki Dora bir anda kolumdan tuttu.

“Durma”

“Nefes alamıyorum”

“Alıyorsun” dedi sakin bir sesle. “Sadece panikliyorsun”

Ritmini bana uydurdu. Adımlarını küçülttü.

“Bakma yola” dedi. “Adımlarımı dinle”

Gerçekten de onun ayak sesine odaklanınca nefesim düzeldi. Bir süre sonra koştuğumu bile düşünmemeye başladım.
Uzaktan tesisin tel örgüleri görünmeye başladı.
Tam o sırada sağımızdan bir şey fırladı.

Umut koşarak önümüzden geçti.
“BEN KAYBOLDUM SANDIM!” diye bağırıyordu.
Arkasından Zeynep geliyordu.

“Kaybolmadın! Aynı ağacın etrafında dönüyordun yarım saattir”

Umut bize bakıp nefes nefese sordu:

“Bu orman dönüyor mu?”

Dora ilk defa açıkça güldü.
Kapıya vardığımızda Akın bizi bekliyordu. Hepimizi sıraya dizdi. Hepimiz ter içindeydik.
Sadece Yağmur yoktu.
Bir süre kimse konuşmadı.
Tam ben bir şey diyecekken, kapının yanındaki gölgelerden biri çıktı.
Yağmur.
Hiç acele etmeden yürüyordu. Nefesi bile hızlanmamıştı.
Akın ona baktı.

“Nasıl buldun?”

Yağmur kısa bir an durdu.

“Sesleri dinledim komutanım”

“Ne sesini?”

“Rüzgâr yoktu” dedi. “Ama kuşlar hep tesis yönüne bakıyordu”

Hepimiz sustuk.
Akın başını hafifçe salladı.

“Bugünkü antrenman bitti”

Sonra bize baktı.

“Yarın daha zor olacak"

Dora yanımda sessizce mırıldandı:

“Bu daha başlangıç”

Koşudan sonra bacaklarımı hissetmiyordum.
Merdivenleri çıkarken dizlerimin bana ait olup olmadığından emin değildim. Zeynep kapıyı açtı, hepimiz odaya girdik ve aynı anda yataklara bıraktık kendimizi.

“Ben” dedi Zeynep tavana bakarak, “şu an yere düşsem kalkamam”

Umut yan odadan bağırdı:

“Ben zaten düştüm”

Ardından bir gürültü geldi.
Zeynep başını kaldırdı.

“Bu normal bir düşme sesi değildi”

Kapı birden açıldı. Dora içeri uzandı.

“Umut dolabın kapağını çekmiş, kapak onu çekmiş”

İstemeden güldüm. Ama gülmek bile yoruyordu.
Yağmur yatağın kenarında sessizce oturuyordu. Ayakkabılarını çıkarıyordu. Sanki o da yorulmuştu ama belli etmemeye çalışıyordu.

“Sen hiç yorulmuyor musun?” diye sordum.

Bana baktı. Omuz silkti.

“Yoruluyorum”

Zeynep hemen atladı:

“Yalan. Sen robot olabilirsin”

Yağmur hafifçe gülümsedi. O kadar hafifti ki görmesem kaçırırdım.
Tam o sırada hoparlörden bir cızırtı geldi.
Akın’ın sesi duyuldu:

“On dakika sonra yemekhanede olun”

Zeynep yataktan doğruldu.

“On dakika mı?! Ben beş dakikada ayağa kalkamam”

Duşa ilk giren ben oldum. Sıcak su omuzlarıma değince bütün gerginlik çözüldü. Aynaya baktım. Saçlarım dağılmıştı, yüzüm kızarmıştı ama garip bir şekilde mutluydum.
Buraya ilk geldiğim günkü gibi değildim artık. Alışmıştım artık burayı dahada sevmiştim.

Aşağı indiğimizde erkekler çoktan gelmişti. Masaya oturduk. Kimse konuşmuyordu. Herkes yemeğe odaklanmıştı.

Umut elindeki tepsiyle ayağı takılıp neredeyse düşüyordu ama son anda toparladı. Kendini kurtardığını sanıp gururla etrafa baktı.
O sırada arkasındaki sandalyeye çarptı.
Sandalyedeki su bardağı devrildi.
Bardak devrilince Dora refleksle çekildi, bardak Akın’ın koluna döküldü.
Bir saniye boyunca herkes dondu.
Akın yavaşça koluna baktı.
Umut nefesini tuttu.

Akın başını kaldırdı ve çok hafif gülümsedi.
“Bravo” dedi Umut’a. “Hareketli hedef eğitimi başlatmış oldun”

Zeynep kahkahayı patlattı. Ben de tutamadım.
Umut rahatladı.

“Kardeşim ben zaten reflekslerinizi ölçüyordum”

Dora:

“Az kalsın kalp atışlarımızı da ölçecektik”

Yemek boyunca küçük sessizlikler oldu. Ama garip değildi aksine gayet rahattı.
Bir an başımı kaldırdım.
Dora bana bakıyordu.
Hemen gözlerimi kaçırdım. Yemeğe döndüm. Sonra tekrar baktım yine bakıyordu ama bu sefer başka yöne çevirdi.
Kalbim gereksiz hızlı attı.
Yan tarafta Akın sessizce yemek yiyordu ama gözleri bir anlığına Yağmur’a kaydı. Yağmur fark etti mi bilmiyorum çünkü başını hiç kaldırmadı.
Zeynep bana eğildi.

“Bir tek ben mi hissediyorum burada garip bir şeyler olduğunu?”

“Ne gibi?” dedim.

“Bilmiyorum ama bu ekip normal değil”

O sırada Umut ağzını fazla doldurmuş şekilde konuştu:

“Ben normalim”

Hepimiz aynı anda ona baktık.
Zeynep:

“Hayır, özellikle sen değilsin”

Yemek bittiğinde Akın ayağa kalktı.

“Bir saat dinlenme. Sonra spor sahasında toplanıyoruz”

Herkes iç geçirdi.
Ama içimde tuhaf bir heyecan vardı.
Sanırım buraya daha da alışıyordum.

***

Dinlenme dedikleri şey aslında yere uzanıp gözlerini kapatmaya çalışmaktı.
Ama ben uyuyamadım.
Tavanı izledim. Koşu hâlâ bacaklarımın içindeydi sanki. Bir de sürekli aklıma aynı şey geliyordu: Dora’nın ormanda hiç yorulmamış olması ve yemekhanede bana bakması.
Yan yatakta Zeynep çoktan uyumuştu. Yağmur kitap okuyordu. Sayfa çevirme sesi odadaki tek sesti.
Bir süre sonra hoparlör tekrar cızırdadı.

“Beş dakika” dedi Akın’ın sesi.

Zeynep anında doğruldu.

“Ben hiç uyumadım zaten” dedi ama gözleri yarı kapalıydı.

Spor sahasına indiğimizde erkekler çoktan oradaydı. Geniş, kum zeminli bir parkurdu. Halatlar, duvarlar, sürünme telleri, lastiklerden oluşan yollar ilk bakışta bile yoruldum.
Umut parkura bakıp fısıldadı:

“Ben geri dönmek istiyorum”

Dora kollarını bağladı.

“Daha başlamadık”

Akın hepimizin karşısına geçti.

“Bugün bireysel değil” dedi. “Takım çalışması”
Hepimiz birbirimize baktık.

“İkişerli gruplar. Parkuru birlikte tamamlayacaksınız. Biriniz düşerse ikiniz başa dönersiniz”

Zeynep hemen:

“Ben Yağmur’la” dedi.

Yağmur başını kaldırdı ama itiraz etmedi.
Akın devam etti:

“Dora — Gece.”

Ne?
O an kalbim yine hızlandı. Dora bana baktı, yüzünde hafif bir ifade vardı; ne gülümseme ne ciddiyet sadece sakin.

“Umut — Zeynep” dedi Akın.

Zeynep:

“Ben az önce Yağmur demiştim”

Akın kısa baktı.

“Şimdi Umut”

Umut:

“Özür dilerim şimdiden”

Parkurun başına geldik.
İlk engel lastiklerdi. İçlerinden hızlıca geçmemiz gerekiyordu. Dora önce geçti, sonra elini bana uzattı.

“Adımlarını küçült” dedi.

Onu dinledim. Ritmini takip ettim. Düşmedim.
Sonra duvar geldi.
Olduğu yerde durdum. Duvar benden uzundu.
“Çıkamam” dedim.

Dora hiç düşünmeden dizini duvara dayadı.

“Bas”

“Hayır düşersin”

“Düşmem”

Tereddüt ettim ama zaman gidiyordu. Ayağımı koydum. Dengemi kaybedecek gibi oldum, Dora bileğimden tutup yukarı itti. Duvarın üstüne çıktım.
Karşıya atladığımda istemsizce gülümsedim.
Arkamdan Dora da çıktı sanki zıplamak onun için basamak çıkmak gibiydi.
Sürünme tellerine geldiğimizde kumların içine yattık. Teller çok alçaktı.

“Başını kaldırma” dedi.

Sürünmeye başladık. Kumlar koluma giriyordu. Dirseklerim acıyordu. Bir an kafamı kaldırdım, tel saçımı taktı.

“Dur” dedi Dora hemen.

Saçı yavaşça kurtardı. Çok yakındı o an. Nefesimi tuttum.

“Panik yapıyorsun” dedi sessizce.

“Çünkü zor”

“Zor değil” dedi. “Sadece sakin ol”

Devam ettik.
Son engel halattı. Yukarı tırmanmam gerekiyordu. Kollarım titredi. Yarım metre çıkıp kaydım.
“Yapamayacağım” dedim.

Dora halatı tuttu.

“Bana bakma, düğüme bak”

“Kolum kalmadı”

“Var” dedi sakin şekilde. “Sadece kullanmıyorsun"
Bir daha denedim. Bu sefer ayağımı doğru yere koydum. Biraz daha çıktım.
Sonunda üst platforma ulaştım.
Aşağı baktığımda Dora çoktan yanımdaydı.
İndiğimizde Akın kronometreye baktı.

“Orta” dedi.

Ama yüzünde memnuniyetsizlik yoktu.
Umut ve Zeynep parkurdan kum içinde çıktılar.
Zeynep:

“Ben bunu neden kabul ettim?”

Umut:

“Ben üç kere yanlış yoldan gittim”

Yağmur tek başına çıkmış gibiydi. Üzerinde neredeyse hiç kum yoktu.
Akın hepimize baktı.

“Bugün kim hızlı olduğu için değil” dedi, “birini bırakamadığı için kazandı”

Sonra bize dönüp kısa bir şey söyledi:

“Artık takım oldunuz”

İlk defa gerçekten öyle hissettirdi...

Akın “dağılın” dediğinde kimse hemen hareket etmedi.
Garipti hepimiz yorulmuştuk ama kimse gitmek istemiyordu. Sanki parkur bitince gün de bitmiş gibi bir his vardı.
Sonra Umut sessizliği bozdu:

“Ben yürüyemiyorum”

Zeynep baktı.

“Yürüyorsun”

“Hayır, ben şu an sadece devrilmeden ileri doğru düşüyorum”

Dora başını salladı.

“Bu da yürümek sayılıyor”

Umut:

"Sanırım kusucam midem bulanıyor"

Dora:

"Az bekle Umut tesise gidelim öyle kus buranın temizliğiyle uğraşmayız"

Yavaş yavaş tesise doğru yürümeye başladık. Akşamüstü güneşi sahayı turuncuya boyamıştı. Rüzgâr hafif esiyordu. Koşu kadar yorucu değildi ama bu sefer başka bir yorgunluk vardı.
Tatlı bir yorgunluk.

Dinlenme odasına girdiğimizde Umut kendini direkt koltuğa attı. Mide bulantısı geçmişti.

“Kimse beni kaldırmasın”

Zeynep:

“Yemeğe gideceğiz”

Umut gözünü bile açmadan:

“Beni burada bırakın. Yaşarsam sabah gelirim”

Yağmur pencerenin yanındaki sandalyeye oturdu. Dışarı bakıyordu. Gün batımı camdan içeri vuruyordu, saçlarının üstüne ışık düşüyordu.
Ben de karşı koltuğa oturdum.
Sonra kapı açıldı.
Dora içeri girdi, elinde beş kutu vardı.

“Pizza”

Sonra hepimiz aynı anda doğrulduk.
Umut:
“Akın izin verdi mi?”

Dora:

“Hayır. Ama yemeyin diye de bir şey söylemedi”

Beş dakika sonra masa başındaydık. Kutular açıldı ama kimse hemen konuşmadı. Akın geldikten sonra yemeğe başladık. Herkes acıkmıştı.
Bir an başımı kaldırdım.
Dora bana bakıyordu.
Bu sefer gözlerimi kaçırmadım.
Ama o, sanki yakalanmış gibi hemen pizzaya döndü.
Kalbim yine hızlandı. Neden bilmiyorum.
Yan tarafta Akın duvara yaslanmış ayakta yiyordu. Sessizdi. Ama gözleri ara sıra masayı dolaşıyordu. Özellikle Yağmur konuştuğunda kısa süreli bakıyordu. Yağmur ise bunu fark etmemiş gibi davranıyordu.
Zeynep sessizliği bozdu:

“Bir şey soracağım”

Kimse cevap vermedi ama herkes dinliyordu.

"Bugünkü antrenman ne içindi zaten bunları daha önce görmedik mi?"

Akın:

"Gördünüz ama biz de gördük ki yetersiz. Bunlar baskomutanın emri öyle yapılması gerektigi söylendi. Tabi her zaman değil önceliğimiz çıkacak görevler ama ara ara yapacağız böyle şeyleri"

Bir yandan Akın'ı dinliyor bir yandan da pizzaları yemeğe devam ediyorduk.

***

O gece odalara dönerken koridor sessizdi. Kapımıza geldiğimizde yan kapıdan Dora çıktı. Bir an göz göze geldik.

“İyi koştun” dedi.

“Sen de iyi öğrettin” dedim.

Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra sadece başını salladı ve kendi odasına geçti.
Kapıyı kapattığımda yüzümde fark etmeden bir gülümseme vardı.
Sanırım her şey yeni başlıyordu.