20. bölüm · GÖREV KODU: KEFEN

Bölüm 14

Kübra Akbulut

Sanayi Bölgesi – Gece

Motorlar aynı anda çalıştı.
Soğuk hava egzoz dumanını yere bastırıyordu. Terk edilmiş fabrikanın önünde iki siyah araç hazır bekliyordu.
Akın son kez etrafa baktı.

“Beş dakika sonra burası temizlenecek iz bırakmayın”

Umut bagajı kapattı.

“Uydu takiplerini kestik ama uzun sürmez”

Zeynep arka koltuğa geçerken,

“Frekanslar karışık. Bizi dinleyen olabilir” dedi.

Aras sessizce ikinci araca yöneldi.
Akın bir an onu izledi.
Sonra sertçe:

“Benimle gel” dedi.

Kısa bir duraksamadan sonra Aras başını salladı ve ön koltuğa geçti.
Kapılar kapandı.
Araçlar aynı anda hareket etti.
Yol karanlıktı.
Sanayi ışıkları arkada kalırken şehir yavaş yavaş silindi.
Akın direksiyona odaklıydı ama aklı başka yerdeydi.

“Bu tesisi kaç kişi biliyor?” diye sordu.

Aras kısa cevap verdi.

“Resmî kayıtlarda kapalı görünüyor. Ama kayıtlar silinmiş”

Akın ters baktı.

“Kim sildi?”

“Ben değilim”

Bu cevap fazla hızlıydı.
Akın hafif alaycı bir tavırla konuştu.

“Zaten sormadım”

Aracın içinde gerilim yoğunlaştı.
Arka araçtan Dora’nın sesi telsize düştü.

“Üçüncü kavşaktan sonra bir araç mesafeyi koruyor”

Umut:

“Araç plakası sahte”

Akın aynaya baktı.
Gerçekten vardı.
Uzakta.
Işıklarını sabit tutuyordu ve bizi takip ediyordu.
Akın sakin kaldı
.
“Panik yok. Rota B”

Zeynep:

“Rota B sanayi içinden geçiyor, dar sokak bölgesi”

“Biliyorum”

Direksiyonu sertçe kırdı. Araç ara sokağa girdi.
Aras hafifçe koltuğa yaslandı.

“Eğer gerçekten takip ediliyorsak bu onları hızlandırır”

Akın bakmadan cevap verdi.

“İstediğim de o”

Arka araç da sokağa girdi. Mesafe kapandı.
Umut’un sesi yükseldi:

“Onlar da döndü!”

Akın dişlerini sıktı.

“Hazırlanın”

Bir kavşakta ani fren yaptı, aracı yana kırdı. Arka araç da sert manevra yaptı. Takip eden araç hızlandı ve o an farlarını açtı. Farlar kör edici.
Zeynep bağırdı:

“Silahlılar!”

Camdan namlu uzandı. Mermiler asfaltı deldi.
Akın aracı tekrar hızlandırdı.

“Karşılık vermeyin!” diye bağırdı.
Dora şaşırdı.

“Neden?”

“Bizi provoke ediyorlar"

Aras yan camdan baktı.

“Durmayacaklar"

Akın gözünü yoldan ayırmadan konuştu.

“Biliyorum”

Öndeki yol ikiye ayrılıyordu. Sol çıkış köprüye sağ çıkış eski depo hattına.
Akın son anda sağa kırdı. Araç aniden sarsıldı.
Takip eden araç da döndü ama depo hattı dardı.
Yüksek konteynerler yolu kesiyordu.
Akın ani fren yaptı.
Arka araç yanlarına hizalandı.
Takip eden araç hızla yaklaştı tam çarpacakken yan konteynerlerin arasından üçüncü bir araç çıktı.
Takip eden araca yandan çarptı.
Metal çığlığı geceyi yardı.
Araç savruldu.
Akın şaşkınlıkla "bu da kim?” diye sordu.

Üçüncü araç durmadı sadece farlarını iki kez yakıp söndürdü.
Bir işaret gibi.
Sonra karanlığa karıştı.
Umut şaşkındı.

“Bizim ekipten değil”

Zeynep:

“O zaman?”
Aras yavaşça konuştu.

“Bizi sadece bir taraf izlemiyor”

Akın’ın çenesi gerildi.

“Sanayi tesisine direkt gidiyoruz. Artık saklanmak falan yok”

Motorlar tekrar çalıştı araçlar karanlığa doğru ilerledi ama artık herkes biliyordu:
Bu sadece bir kaçış değildi bu başlatılmış bir oyundu.

Sanayi Tesisine 12 dakika kala telsiz cızırtı yaptı.
Sonra tanıdık bir ses.

“Akın beni duyuyor musun?”

Akın’ın eli direksiyonda kilitlendi. Bu sesi tanımaması imkânsızdı.
Yağmur.
Araç içindeki herkes sustu.
Zeynep hemen öne eğildi.

“Yağmur mu o? O tesiste değil miydi?”

Telsiz tekrar:

“Takip ediliyorsunuz rota B’ye girmemeniz gerekiyordu”

Akın sertçe:

“Yağmur sen neredesin?”

Kısa bir sessizlikten sonra cevap geldi.

“Tesiste değilim”

Umut:

“Ne demek tesiste değilsin?”

Yağmur’un sesi daha kısık geldi.

“İçeride sızıntı var. Size söylenenden daha büyük. O yüzden dışarı çıktım ama geç kaldım”

Akın’ın bakışı Aras’a kaydı.
Tehlikeli şekilde bakıyordu. Açıkçası ben bile korkmuştum bu bakıştan.

“Ne zaman öğrendin bunu?” dedi Aras’a.

Aras cevap vermedi.
Akın sertleşti ve bağırdı.

“Ne zaman öğrendin?”

Aras sakin kalmaya çalıştı.

“Şüpheydi. Emin değildim”

Akın bir anda frene bastı. Araç sert şekilde durdu.
Herkes öne savruldu.
Akın döndü.
Artık komutan gibi değil, öfkeli biri gibiydi.

“Bizi bilerek mi o yola soktun?”

Aras kaşlarını çattı.

“Takipten kurtulacaktık”

Akın:

“Oğlum seni öldürürüm ben nasıl inandım biz açıkça test edildik”

Akın'ın öfkeli konuşmasından sonra kimse konuşmaya cesaret edemedi. Sadece motor sesi vardı.
Telsizden Yağmur tekrar konuştu:

“Akın dinle sizi izleyenler tesisteki kişiler. Dışarıdakiler sadece baskı kuruyor. Asıl hedef”

Sözünü bittiremeden sinyal kesildi.

“Yağmur?”

Cevap yok. Cevap gelmiyor.
Zeynep panikledi.

“Sinyal kesildi”

Dora arka araçtan:

“Akın arkanız boş değil”

Akın aynaya baktı.
Bu sefer iki araç geliyordu.
Umut:

“Bu normal takip değil bu planlı ne yapacağız”

Akın derin nefes aldı ve konuştu:

“Tamam kaçmıyoruz”

Zeynep:

“Ne?”

Akın gözlerini yoldan ayırmadan:

“Onlar bizi yönlendiriyor. O zaman biz de onları yönlendireceğiz”

Direksiyonu çevirdi. Araç yarım inşaat halindeki fabrikanın içine girdi.
Kapısız, karanlık, devasa bir alandı.
Arka araçlar da peşinden girdi. Akın kapıyı açtı.
Umut:

“Akın bu plan değildi”

Akın:

“Plan şimdi başlıyor”

Kaputun önüne geçti. Silahını çekmedi bekledi.
Farlar açıldı. Karşı araçlardan 4 kişi indi. Profesyonellerdi. Birinin elinde telsiz vardı.

“Tesise gitmeyecektiniz” dedi adam.

Akın sertçe:

“Yağmur nerede?”

Adam hafif güldü.

“Demek önemli biri ha”

Akın’ın çenesi gerildi.
Aras bir adım yaklaştı.

“Bizi neden izliyorsunuz?”

Adam Aras’a baktı. Bir saniye fazla uzun baktı.

“Çünkü bazı ekipler seçilir”

Umut:

“Ne seçimi?”

Adam:

“Siz bir operasyona alınıyorsunuz”

Zeynep:

“Bu şekilde mi?”

Adam:

“Reddedemezsiniz”

Akın alaylı bir tavırla konuştu:

“Denemek ister misin?”

Adam telsizi kaldırdı ve bir düğmeye bastı.
Telsizden bir ses geldi.
Zayıf ama net.

“Akın"

Yağmur'du ama korkmuştu.
Akın’ın yüzü değişti.
Adam sakindi.

“Bize katılırsınız o güvende olur”

Sessizlik çöktü. Herkes şoke olmuş bir şekilde bakıyordu. İkilem içerisinde kalmıştık. Akın'da bizde Yağmur'u bırakamazdık.
Umut:

“Oruspu çocuklarına bak düpedüz şantaj yapıyorlar”

Adam sakin bir şekilde tekrardan konuştu.

“Bu teklif”

Akın dişlerini sıktı. Gozlerindeki öfke onu ele veriyordu. Şu anda o adamı oldurebilirdi ama Yağmur için korkuyordu.

“Ya ona bir şey olduysa”

“Olmadı ama henüz olmadı diyelim”

Aras Akın’a baktı.

“Şu an saldırırsak yerini asla bulamayız”

Akın gözlerini kapadı bir an sonra çok zorlanarak konuştu. Belki de kendini bunu yapmaya mecbur hissetti.

"Şimdilik”

Silahını indirdi ama sesi öfkeli ve buz gibiydi:

“Eğer ona zarar gelirse kim olduğunuz fark etmez hepinizi dogdugunuza pişman ederim”

Adam ilk kez ciddi göründü.

“İşte bu yüzden sizi istiyoruz”

Gece rüzgârı fabrikanın içinden geçti. Mecbur kaldığımız içindi herşey belki de bir sonu olmayacakti ama biz buna mecburduk.

Adamın dudağındaki hafif gülümseme uzun sürmedi çünkü fabrikanın üst katındaki cam aniden patladı. Adamın yanındaki kişi yere düştü.
Herkes refleksle dağıldı.
Umut bağırdı:

“Keskin nişancı”

Akın bir hamlede Dora’yı ve Zeynep’i kolon arkasına çekti. Aras hızla yere yuvarlandı.
İkinci mermi beton zemine saplandı.
Toz havaya kalktı.
Adam öfkeyle bağırdı:

“Bu bizim tim değil”

Yani üçüncü taraf buda demek oluyor ki oyun büyümüştü.
Üst katın karanlığında üç siluet belirdi.
Profesyonel hareket ediyorlardı.
Hedef gözetmiyorlardı temizliyorlardı.
Adam Akın’a baktı.

“Geçici ateşkes”

Akın saniye kaybetmedi.

“Umut sağ merdiven Aras benimle”

Dora ve Zeynep arka araçların arkasına siper aldı.
Mermiler metal gövdeyi delmeye başladı.
Kıvılcımlar, bağırışlar fabrika bir anda savaş alanına döndü.
Akın merdivene doğru sprint attı.
Aras yanına yetişti.
Akın sertçe:

“Bu senin bağlantıların mı?”

Aras dişlerini sıktı.

“Hayır”

“Emin misin?”

Cevap gelmedi çünkü üst kattan biri aşağı atladı.
Akın refleksle hamle yaptı, kısa bir boğuşma oldu. Adamın silahı kaydı, metal zeminde sürtündü.
Aras arkadan müdahale etti.
Adamı etkisiz hale getirdiler ama diğerleri hâlâ ateş ediyordu.
Aşağıda Dora bağırdı:

“Sol kanat çöküyor”

Zeynep karşılık verdi.
Umut merdiven altından iki kişiyi geri püskürttü.
Tam o sırada fabrikanın büyük kapısı bir kez daha kırıldı. Yeni bir araç içeri girdi.
Hızlı ve kontrolsüzdü.
Kapılar açıldı.
Ve içinden çıkan kişi bağırdı:

“Yere yatın”

Yağmur'du ve elinde taramalı bir silah vardı.
Yüzü toz içindeydi ama gözleri netti.
Arkasında iki kişi daha vardı ama onlar siyah üniformalı değildi.
Başka bir ekipti.
Yağmur doğrudan üst kata ateş etti.

“Bunlar sizi almaya gelmedi sizi yok etmeye geldiler”

Akın bir an dondu.

“Ne?”

Yağmur bağırdı:

“Seçilme hikâyesi yalan. Test değil bu, tasfiye”

Bu cümle her şeyi değiştirdi.
Akın’ın bakışı sertleşti.

“Aras”

Aras çoktan anlamıştı.

“Üst katı temizliyoruz”

Koşarak yukarı çıktılar. Yakın çatışma başladı.
Dar alanda sert darbeler vardı.
Silahlar sustu, yumruklar konuştu.
Akın birini duvara çarptı.
Öfkesini kontrol etmiyordu artık.
Aras bir diğerini yere serdi ama omzundan darbe aldı.
Aşağıda Dora birini silahsızlandırdı.
Umut kolundan sıyrılan mermiye rağmen pozisyonunu bırakmadı.
Son atış sesi yankılandı.
Son kişi de düştü.
Fabrika sessizliğe gömüldü.
Sadece nefes sesleri.
Yağmur ağır adımlarla Akın’a yaklaştı.

“Geç kaldım”

Akın bir saniye baktı.
Sonra sadece:

“Yaşıyorsun” dedi.
Yağmur hafifçe başını salladı ama yüzü ciddi kaldı.

“Bu bitmedi”

Umut:

“Daha ne olabilir?”

Yağmur yavaşça konuştu.

“Bu saldırı bizim içimizden birinin koordinat vermesiyle oldu”

Hepimiz birbirimize bakıyorduk.
Akın’ın bakışı yavaşça Aras’a kaydı Aras bunu fark etti. Göz göze geldiler.
Gerilim havada asılı kaldı ve uzaktan siren sesleri duyulmaya başladı.
Bu sefer resmî.
Ama kim için geldikleri belli değildi.

Siren sesleri yaklaştıkça herkes gerildi.
Kimse sevinmedi. Bu garipti.
Normalde yardım gelince insan rahatlar ama kimse rahatlamadı.
Akın elini hafifçe kaldırdı.

“Silahları indiriyoruz ama bırakmıyoruz”

Kimse itiraz etmedi.
Ben nefesimi düzenlemeye çalışıyordum.
Kalbim hâlâ hızlıydı. Bu doğru değil bir şey oturmuyordu.
Bizi öldürmeye gelen ekip profesyoneldi ama kim olduklarını söylemeden çekip gitmeleri daha garipti.
Ve en kötüsü bizi öldürmek istemediler.
Bizi korkuttular. Bizi ölçtüler.
Yağmur yanıma yaklaştı.

“İyi misin Gece”

“İyiyim”

Yalan söyledim. İçimde tuhaf bir his vardı.
Sanki görünmeyen biri hâlâ bizi izliyordu.
Sanki bu olanlar sadece başlangıçtı.
Akın hâlâ Aras’a bakıyordu.
O bakışı ilk defa gördüm.
Öfke değil sadece kırgınlık.
Güvenin çatlama sesi gibiydi.
Aras sonunda konuştu:

“Ben yapmadım"

Akın hemen cevap vermedi.
Sessizlik uzadı.

“Biliyorum”

Ama sesinde eminlik yoktu.
Akın da bilmiyor.
Ve bu daha kötüydü.
Dora yanıma geldi, omzuma hafifçe dokundu.

“Titriyorsun”

“Üşümüyorum”

Dora hafifçe gülümsedi.

“Ben seni korkarken tanıyorum”

Bir an ona baktım garipti az önce ölümün ortasındaydık, ama onun yanına gelince içimdeki gerginlik biraz çözülüyordu.
Bu doğru zaman değil ama neden en güvenli hissettiğim yer onun yanı?
Başımı çevirdim.

“Bir şey olacak Dora”

“Zaten oldu”

“Hayır daha büyük birşey içimde onun korkusu var”

İçimdeki o his büyüyordu. Sanki bizi bir yere doğru itiyorlardı sanki biz karar vermiyorduk.
Biri bizim adımıza sahneyi kuruyordu.

Sirenler fabrikanın kapısında durdu. Araç kapıları açıldı. Siyah takım elbiseli adamlar indi.
Polis değillerdi asker de değillerdi.
Akın’ın yüzü sertleşti.
Umut fısıldadı:

“Onları tanıyor musun?”

Akın çok yavaş bir şekilde konuştu:

“Evet”

O an mideme bir ağırlık çöktü.
Demek gerçek şimdi başlıyor.

Adamlar içeri yürüdü.
En öndeki adam direkt Akın’a baktı.

“Konuşmamız lazım, komutan”

Komutan?
Akın’ın gözleri daraldı.

“Ben artık değilim”

Adam sakin kaldı.

“Tekrar olacaksın"

Kimse konuşmadı sadece onları izliyorduk.

Adamlar fabrikanın içine tamamen girdiler.
Hareketleri sakindi ama o sakinlik normal değildi.
Silahlarını çekmemişlerdi, bağırmıyorlardı, kimseyi yere yatırmıyorlardı sanki zaten kontrol onlardaydı.
En öndeki adam Akın’ın karşısında durdu.

“Başkomutan yolda”

Bu cümle ortamın havasını bir anda değiştirdi.
Umut kaşlarını çattı.

“Başkomutan buraya niye gelsin?”

Cevap Akın’dan gelmedi.
Aras konuştu:

“Çünkü mesele biziz”

Akın sert bir şekilde döndü.

“Sus”

Aras bir adım geri çekildi ama gözünü kaçırmadı.

“Ne kadar saklayacaksın?”

Akın’ın sabrı taşmak üzereydi.

“Şu an konuşmayacaksın”

Ben aralarındaki şeyi anlamıyordum ama şunu anlıyordum:
Bu bir operasyon değildi.
Bu planlanmış bir karşılaşmaydı.
Yağmur sessizce Zeynep’in yanına geçti.

“Bizi neden topluyorlar?”

Zeynep ilk defa net cevap veremedi.

“Bilmiyorum işler çok karıştı”

Dora fısıldadı:

“Bizi test ediyorlar”

Ben yavaşça:

“Hayır seçiyorlar” dedim.

Kimse itiraz etmedi çünkü herkes aynı şeyi hissetmişti.
Bir süre sonra dışarıdan ağır bir araç sesi geldi.
Hepimiz kapıya baktık.
Siyah askeri araç fabrikanın önünde durdu.
Motor sustu.
Kapı açıldı.
İnen kişi yaşlı değildi.
Beklediğim gibi sert yüzlü, ağır yürüyen biri de değildi sakin yürüyordu ama o yürürken etraftaki herkes istemsizce dikleşti.
Hiç bağırmadı.
Hiç kendini tanıtmadı.
Direkt Akın’ın önünde durdu.
Bir süre sadece birbirlerine baktılar.
Sonra başkomutankonuştu:

“Kaçabileceğini sanmıştın”

Akın’ın çenesi gerildi.

“Beni geri çağıramazsınız”

“Çağırmadım”

Başkomutan sesi değişmedi.

“Seni almak için geldim”

Kalbim hızlandı.
Akın:

“Reddediyorum”

Başkomutan ilk defa gözlerini ekibe çevirdi.
Tek tek baktı.
Bana.
Dora’ya.
Yağmur’a.
Umut’a.
Zeynep’e.
Sonra sakin bir şekilde söyledi:

“O zaman onlar gelir”

Kimse anlamadı.
Ta ki fabrikanın arka tarafından bir patlama sesi gelene kadar. Yer hafif sarsıldı.
Zeynep irkildi.

“Bu neydi şimdi?”

Dışarıdan koşan askerler bağırdı:

“Çevreleniyoruz"

Akın başkomutana döndü.

“Ne yaptın?”

Adam ilk kez sert konuştu:

“Ben değil”

Kısa bir duraksama oldu ve başkomutan konuştu.

“Seni isteyenler”

İkinci patlama daha yakındı. Camlar titredi.
Benim içim buz kesti.
Biz hedefiz.
Başkomutan Akın’a yaklaştı:

“Onlar seni tek başına istemiyor”

Sonra ekibi işaret etti.

“Hepsini istiyorlar”

Patlamanın sarsıntısı hâlâ zeminde hissediliyordu. Toz tavandan yavaşça düşerken herkes pozisyon aldı. Ama bu sefer panik yoktu.
Bu sefer kabulleniş vardı.
Akın başkomutana bir adım yaklaştı.

“Kim?”

Başkomutan cevap vermeden önce dışarıdan otomatik silah sesleri yükseldi.
Fabrikanın kapısına mermiler çarptı.
Siyah takım elbiseli adamlar silahlarını çekti.
Demek ki gerçekten dış tehdit vardı.
Umut dişlerini sıktı.

“Sıkılmaya basladım artık giden gelen bizimle oynuyor”

Yağmur yanımdan fısıldadı:

“Bu saldırı bizi korkutmak için değil"

Ben yutkundum.

“Göstermek için”

Dora bana baktı.

“Ne göstermek?”

“Ne kadar kolay ulaşabileceklerini”

Üçüncü patlama kapının yanını parçaladı.
Metal devrildi. Karanlık içeri doldu ve o karanlığın içinden lazer nişangâhlar belirdi.
En az sekiz.
Belki daha fazla.
Akın bağırdı:

“Dağılın”

Çatışma başladı.
Bu sefer gelenler daha koordineliydi.
Hızlı ilerliyorlardı yere yatarak değil ileri bastırarak hareket ediyorlardı.
Akın birini kapı arkasına çekerken dişlerinin arasından konuştu:

“Bu askeri eğitim”

Aras karşılık verdi:

“Özel birlik”

Başkomutan geri çekilmedi.
Sakin ama sert bir şekilde konuştu:

“Zamanı geldi”

Akın döndü.

“Neyin zamanı?”

Başkomutanın cevabı netti:

“Gerçeği öğrenmenin”

Tam o anda fabrikanın üst katından bir projektör açıldı. Işık tam ortayı aydınlattı ve gelen ekip aniden ateşi kesti.

Toz içinde bir siluet yürüdü.
Yavaş ama kendinden emindi.
Yüzü net görünmüyordu.
Ama sesi netti.

“Akın”

Akın’ın omuzları gerildi.

“Çok büyüdün”

Bu ses tanıdı ama inanmak istemedi.
Aras’ın yüzü soldu.
Ben o an içimdeki şeyi hissettim.
Bu kişiseldi hem de çok kişiseldi.
Akın bir adım öne çıktı.

“Kim olduğunu göster”

Adam ışığın içine girdi.
Yüzü ortaya çıktı.
Akın’ın gözleri ilk kez gerçekten sarsıldı.

“İmkânsız”

Adam hafifçe gülümsedi.

“Beni gömdüğünüzü sanıyordunuz değil mi?”

Umut fısıldadı:

“Bu kim?”

Aras neredeyse duyulmayacak bir sesle:

“Listede ölü görünüyordu"

Adam ekibe baktı.

“Size teklifim hâlâ geçerli”

Akın sert bir tavırla konuştu:

“Tehdit ediyorsun”

Adam başını yana eğdi.

“Hayır ben sadece seçenek sunuyorum”

Sonra beni ve Dora’yı işaret etti.

“Özellikle onları istiyorum”

Kalbim bir an durdu. Dora da dondu ve kaslarını çattı.
Akın’ın öfkesi bu sefer saklanmadı.

“Onlara bakmayı bırak”

Adam gülümsedi.

“İşte bu yüzden seni istiyoruz, Akın”

Fabrika bir kez daha sessizliğe gömüldü ama bu sessizlik fırtına öncesiydi.
Çünkü bu adam sadece geçmişten biri değildi.
Bu adam Akın’ın gölgesiydi.

Kimse konuşmadı. Fabrikanın içi garip bir sessizliğe büründü.
Az önce mermilerin çarptığı duvarlardan hâlâ toz dökülüyordu ama kimse silahını indirmedi.
Akın’ın bakışları adamdan ayrılmıyordu.

“İstiyorsan beni al” dedi.

“Sadece ekibi karıştırma”

Adam hafifçe başını salladı.

“Yanlış anlıyorsun. Seni almak isteseydim çoktan alırdım”

Bir adım daha yaklaştı.

“Ben sizi seçiyorum”

Yağmur kaşlarını çattı.

“Niye biz?”

Adam bu kez direkt ona baktı.

“Çünkü siz birlikte çalışmayı öğrenmiş nadir ekiplerden birisiniz”

Dora sinirle:

“Bunun için üzerimize ateş mi açılır kafayimi yediniz” diye bağırdı.
Adam omuz silkti.

“Gerçek baskı olmadan gerçek ekip olunmaz”

Akın artık kendini tutamıyordu.

“Saçmalıyorsun biz askeriz başlarım senin baskına”

Adamın yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Hayır Akın siz artık sadece asker değilsiniz”

Bir işaret verdi. Dışarıdaki adamlar geri çekilmeye başladı.
Hiçbiri kaçmıyordu. Düzenli şekilde çekiliyorlardı.
Bu bir baskın değil bir testti.
Umut fısıldadı:

“Bizi ölçtüler picler biz bunlar için ölümle burun buruna geldik”

Aras sessizce:

“Ve raporladılar”

Adam cebinden küçük siyah bir cihaz çıkardı ve yere bıraktı.

“Karar vermeniz için 24 saatiniz var”

Akın sertçe:

“Ya kabul etmezsek?”

Adamın cevabı kısa oldu:

“O zaman peşinizde olanlar biz olmayacağız”

Bu daha kötüydü.
Adam arkasını döndü ve yürümeye başladı. Tam çıkarken durdu.
Başını hafifçe çevirdi.

“Ve Akın bu sefer koruyamayacaksın”

Bakışı bir anlığına Yağmur’a kaydı.
Sonra gitti.
Araç sesleri uzaklaştı.
Kapıdan esen rüzgâr içeri doldu.
Kimse birkaç saniye konuşamadı.
Akın yumruğunu duvara vurdu.

“Lanet olsun” diye bağırdı. Metal yankılandı.
Yağmur yaklaştı ama ne diyeceğini bilemedi.
Zeynep sessizce:

“Bu iş bitti mi şimdi”

Aras başını salladı.

“Hayır asıl şimdi başladı”

Fabrika yavaş yavaş boşaldı.
Dışarıdaki araç sesleri tamamen kaybolduğunda geriye sadece soğuk rüzgâr kaldı.
Ve o cihaz yerde duran küçük siyah kutu.
Herkes ona bakıyordu.
Kimse yaklaşmıyordu.
Akın sonunda yürüdü.
Eğildi ama dokunmadı.

“Zeynep”

Zeynep diz çöktü, uzaktan tarama cihazını çıkardı.

“Isı sinyali yok patlayıcı değil”

Umut:

“Dinleme olabilir”

Aras:

“Zaten bizi dinliyorlardı”

Yağmur sessizdi.
Akın sonunda cihazı aldı.
Ekranı tek satır yandı:
24:00:00
Sayaç başladı.
23:59:58
23:59:57
Dora mırıldandı:

“Psikolojik baskı yapıyorlar”

Ben saate bakarken içimde başka bir şey vardı.
Bu sadece teklif değil bir geri sayım.
Akın ayağa kalktı.

“Burada kalmıyoruz herkes araçlara”

Umut itiraz etti.

“Nereye gideceğiz? Her yer izleniyor olabilir”

Akın sertçe bağırdı:

“O zaman izlendiklerini bilmeden izleyecekler”

Aras ona baktı.

“Güvenli eve gidelim"

Akın bir an durdu.
“Hayır”
Bu “hayır”ın içinde geçmiş vardı.
Yağmur fark etti.

“Oraya kimseyi götürmek istemiyorsun”

Akın cevap vermedi ama sessizlik yetti.
Araçlar yeniden hareket etti bu sefer konvoy dağınık değildi.
Sıkıydı kimse konuşmuyordu.
Ben camdan karanlığa bakıyordum.
Şehir ışıkları uzakta yanıp sönüyordu.
24 saat.
Ne için?
Kabul etmek için mi?
Yoksa hazırlık yapmak için mi?
Telsiz aniden cızırdadı.
Umut hemen baktı.

“Bizim frekans değil”

Zeynep yüzünü kaldırdı.

“Bu şifreli”

Ses geldi.
Bozuk ama anlaşılır:

“Kaçmanız yanlış tercih”

Akın’ın bakışı sertleşti.

“Yer tespiti yapabiliyor musun?”

Zeynep hızlıca çalıştı.

“Mobil sinyal hareketli”

Aras camdan dışarı baktı.

“Bizi takip eden yok”

Ses tekrar geldi:

“Akın güvenli ev sandığın yer çoktan boş”

Akın’ın parmakları direksiyonu sıktı.
Yağmur fısıldadı:

“Onu da biliyorlar”

Benim içimdeki his büyüdü.
Bizim bildiğimiz her şeyi biliyorlar.
Ses son kez konuştu:

“24 saat dolduğunda saklanacak yeriniz kalmayacak”

Telsiz sustu.
Akın aniden aracı sağa kırdı.
Keskin bir dönüş.
Umut bağırdı:

“Bu rota planda yok”

Akın’ın sesi bu sefer soğuktu.

“Plan değişti tamamı artık istediğim gibi olacak”

Aras baktı.

“Nereye gidiyoruz?”

Akın kısa cevap verdi:

“Onların beklemediği yere”

Yağmur hafifçe sordu.

“Neresi?”

Akın gözünü yoldan ayırmadan söyledi:

“İlk başladığımız yer”

Sessizlik oluştu.
Ben o an anladım.
Geçmişe gidiyoruz.
Ve geçmiş her zaman daha tehlikelidir.