18. bölüm · GÖREV KODU: KEFEN

Bölüm 12

Kübra Akbulut

Sabah yaşananlardan sonra kimse gerçekten dinlenememişti. Dinlenme odasında oturuyorduk ama kimsenin aklı orada değildi.
Kapı açıldı.
Nöbetçi asker içeri girdi.

“Toplantı var hemen brifing salonuna”

Hepimiz birbirimize baktık.
Bu saatte toplantı olmazdı.
Brifing salonuna girdiğimizde içeride biri vardı.
Hepimiz durduk.
Başkomutan.
Odada tek başınaydı. Haritanın önünde duruyordu. Arkasını dönmeden konuştu:

“Kapıyı kapatın”

Akın kapıyı kapattı.
Başkomutan yavaşça bize döndü. Yüzü normalden çok daha ciddiydi.

“Sabah yaşadığınız olay bir test değildi”

Zeynep:

“Ama güvenlik”

“Yalan söylediler”

O an odadaki hava değişti.
Umut:

“Yani”

Başkomutan masaya bir dosya bıraktı.
Fotoğraflar, tesis içinden çekilmiş görüntüler, koridorlar, silah odası, bizim kat ve en kötüsü dinlenme odası.
Yağmur fısıldadı:

“Bizi izliyorlar”

Başkomutan:

“Evet ve içeriden yardım alıyorlar”

Dora:

“İçeriden mi?”

Başkomutan başını salladı.

“Aranızda değil ama bu tesiste görev yapan biri ya da birileri”

Kısa bir sesizlikten sonra Akın konuştu.

“Hedef ne?”

Başkomutan:

“Siz”

Kimse konuşamadı.
Başkomutan devam etti:

“Bu ekip son operasyonlarda dikkat çekti. Birileri sizi izliyor. Sabahki olay gerçekti ama amaç tesis değil sizi hareket ettirmekti”

Ben:

“Bizi dışarı çıkarmak”

Başkomutan:

“Evet bu gece göreve çıkıyorsunuz”

Zeynep:

“Nereye?”

Başkomutan haritada bir noktayı işaretledi.
Şehir dışı bir sanayi bölgesi.

“Orada bir buluşma olacak aldığım bilgilere göre ajanlardan biri temas kuracak”

Umut:

“Peki ya bu da bir tuzaksa”

Başkomutan:

“Büyük ihtimalle öyle”

Yağmur:

“Ve bunu bildiğimiz halde yine de gidiyoruz”

Başkomutan sert konuştu:

“Çünkü gitmezsek kim olduklarını asla öğrenemeyiz”

Yine etrafı derin bir sesizlik kapladı. Gece vakti yola çıkacaktık. Sonunda ölüm bile olsa durmamamız gerekiyordu. Biliyorduk açıkça tuzak vardı biliyorduk ama o tuzağı engeleyecek olanda bizdik.

Gece vakti araç hazırdı.
Bu sefer kimse konuşmuyordu.
Motor çalıştı ve tsis kapısından çıktık.
Yol karanlıktı sokak lambaları seyrekleşti. Şehir geride kaldı.
Sanayi bölgesine girdiğimizde Akın aracı durdurdu.

“Buradan sonra yaya”

Araçtan indik.
Boş depoların arasında ilerledik.
Rüzgâr uğulduyordu.
Tam buluşma noktasına yaklaşmıştık ki Zeynep aniden durdu.

“Kıpırdamayın”

Hepimiz durduk.
Uzakta kırmızı bir lazer noktası duvara vurdu.
Sonra bir tane daha.
Ve bir tane daha.
Dora fısıldadı:

“Keskin nişancılar”

Bir anda silah sesi yankılandı.
Mermi duvara çarptı.
“DAĞILIN!” diye bağırdı Akın.
Herkes farklı yöne koştu.
Ben ve Dora sağ depoya girdik.
Akın ve Yağmur sol sokağa daldı.
Umut Zeynep’i çekerek arka koridora kaçtı.
Nefes nefese kapıya yaslandım.
Dora dışarı baktı.

“ Piçler bizi bekliyorlarmış”

Telsizden parazit geldi.
Sonra Akın’ın sesi:

“Herkes durum bildirsin”

Ama cevap vermek üzereyken telsiz tamamen sustu.
Sinyal kesilmişti.
Artık yalnızdık.
Ve birileri gerçekten peşimizdeydi.

Depo karanlıktı.
Sadece kırık bir camdan sızan soluk ışık vardı.
Dora kapının yanına çömeldi, silahını doğrulttu. Ben arka duvara yaslandım.
Dışarıdan ayak sesleri geliyordu.
Sesler yavaş ve planlıydı.
Bizi aceleyle kovalamıyorlardı.
Avlıyorlardı.
İçimden geçen ilk şey korku değildi.
Bu işin ne kadar organize olduğuydu.
Bu bir pusu. Hem de kusursuz şekilde bir pusu.
Sabah tesiste olanlar başkomutanın gelişi hemen ardından görev ve bizi hızla sahaya çekmeleri.
Kalbim hızlı atıyordu ama zihnim garip şekilde sakindi.
Dağıldık zaten istedikleri buydu.
Telsiz yok.
Destek yok.
Karanlık bir sanayi bölgesi.
Ve bizi izleyen profesyoneller.
Dora fısıldadı:

“En az dört kişi”

Başımı salladım.
Ama içimde başka bir hesap vardı.
Hayır daha fazla çünkü bu kadar temiz bir keskin nişancı yerleşimi iki kişiyle yapılmazdı.
Bir gölge kapının altından geçti.
Nefesimi tuttum.
Şimdi girerlerse?
Hayır.
Bekliyorlar.
Sabırla.
Bizi dışarıya çıkarmak için ya da diğerlerini kullanmak için.
Akın…
Yağmur…
Umut…
Zeynep…
Kim en savunmasız kaldı?
Zihnim istemsizce Yağmur’da durdu.
Hayır.
Odaklan.
Duygular hata yaptırır.
Dora çok hafifçe bana baktı.
Gözlerinde soru yoktu.
Hazırlık vardı.
Ben fısıldadım:

“Arka çıkış?”

Dora başını iki yana salladı.

“Kapalı ve aynı zamanda zincirli”

Biz buraya bilerekten atılmıştık çünkü plan zaten belliydi.

Adımlar yaklaştı.
Bir fısıltı duyuldu.
Yabancı dil olduğu için ceviremiyordum ama konuşma tarzina bakılırsa kısa, net komutlardı.
Profesyonel.
Bu sıradan bir çete değildi.
Bu ajan operasyonuydu.
Bir an için şunu düşündüm:
Başkomutan gerçekten bizim tarafımızda mı?
Bu düşünce bile tehlikeliydi.
Ama her şey fazla kusursuzdu.
Sabah bilgi.
Akşam görev.
Gece pusu.
Tesiste içeriden bilgi.
Birileri bizi harita gibi okuyor.
Dora çok hafif saydı:

“Üç”

Kapı kolu kıpırdadı.

“İki”

Kalbim göğsümü zorladı.

“Bir”

Kapı sertçe açıldı aynı anda yere kaydım.
Silah sesi patladı. Kurşun metal rafa çarptı.
Dora karşılık verdi.
Karanlıkta bir gölge düştü ama diğeri içeri girdi.
Hızlıydı beklediğimden daha da hızlı.
Yere yuvarlandım.
Bir darbe omzuma çarptı.
Acı sıcak bir şekilde yayıldı.
Can yanacak demiştin ya evet yandı.
Ama ayağa kalktım.
Çünkü durmak seçenek değildi.
Dora birini etkisiz hale getirmişti ama dışarıdan ayak sesleri artıyordu.
En az iki kişi daha.
İçimde tek bir düşünce netleşti:
Burada kalırsak biteriz.
Telsiz yok.
Ama belki belki sinyal kesici yakındadır.
Ya da biri yakalandı.
Ya da düşünmesi bile korkutucu.

Bir silah sesi daha geldi.
Duvar parçalandı.
Dora bağırdı:
“Çıkmamız lazım!”

Ama çıkış kapalı.
Ön kapı ölüm.
Arka zincirli.
Yukarıda küçük bir yükleme penceresi vardı.
Yüksek ve dardı ama mümkündü.
Omzum sızlıyordu.
Ama aklım netti.
Ya burada dağılırız ya da birlikte çıkarız.
Ve ilk kez gerçekten şunu hissettim:
Bu gece birimiz düşerse bir daha toparlanamayız.

Dora pencereye baktı.
“Oradan çıkarız”

Omzum sızlıyordu ama tırmandım. Dora aşağıdan destek verdi, pencereye ulaştım ve dışarı baktım.
Boş değildi sokağın başında siyah bir araç park halindeydi. Farları kapalıydı. Ama içinde biri oturuyordu.
Bizi bekliyordu.
Aşağı indim.

“Dora bu pusu değil sadece”

Dora kaşlarını çattı.

“Ne demek o?”

Tam o anda silah sesleri kesildi. Geriye hiçbir ses kalmadı.
Bu daha kötüydü.
Kapının önündeki adımlar geri çekildi. Sanki birisi tek komutla hepsini durdurmuştu.
Sonra dışarıdan bir ses geldi.
Sakin bir ses.

“Yeter”

Kimse ateş etmiyordu artık.
Ben ve Dora kapıya yaklaştık ama hemen açmadık.
Ses tekrar konuştu:

“Sizi öldürmek isteseydik şimdiye kadar yapardık”

Dora fısıldadı:

“Tuzak olabilir”

Ama içimde başka bir his vardı.
Kapı yavaşça açıldı ve dışarı çıktık.
Sokakta az önce ateş eden maskeli kişiler silahlarını indirmişti.
Ve aracın yanında duran adam bize bakıyordu.
Yüzü açıktı.
Tanımıyordum.
Ama bizi tanıyordu.
Gözlerini tek tek üzerimizde gezdirdi.
Sonra konuştu:

“Koordinasyon, refleks, birbirinizi bırakmıyorsunuz”

Akın ve Yağmur da sokağın diğer ucundan çıktı. Umut ve Zeynep arka taraftan geliyordu. Hepsi temkinliydi ama hayattaydı.
Akın sertçe:

“Sen kimsin?”

Adam hafif gülümsedi.

“Düşmanınız değilim”

Umut:

“Buna kendin de inanıyor musun?”

Adam ciddileşti.

“Sizi haftalardır izliyorum”

Yağmur:

“Neden?”

Adam hiç tereddüt etmedi:

“Çünkü böyle bir ekip nadir olur”

Dora:

“Bizi vuruyordun”

Adam başını salladı.

“Hayır sadece sizi test ediyordum”

Akın bir adım öne çıktı.

“Sebep”

Adam gözlerini Akın’a dikti.

“Kuracağım ekip için”

Kimse konuşmadı.
Adam devam etti:

“Resmi olmayan görevler. Kaydı olmayan operasyonlar. Devletin bile açıktan yapamayacağı işler”

Zeynep:

“Yani ajanlık istiyorsun”

Adam:

“Daha fazlası”

Rüzgâr sokağın içinden geçti.
Adam son cümleyi söyledi:

“Sizi almak istiyorum”

Akın sertçe:

“Biz zaten bir ekibiz bunlar benim ekibim bunlar Ateş Timi söylediklerini reddediyoruz”

Adam gülümsedi.

“Şimdilik”

Sonra araca yöneldi.
Kapıyı açmadan önce durdu.

“Peşinizde olanlar sadece ben değilim. İçeride gerçekten köstebek var. Ve sizi yakında tekrar bulacaklar”

Akın:

“Bana baksana adın ne?”

Adam arkasını dönmeden cevap verdi:

“Gerekince öğrenirsiniz”

Araca bindi ve araç karanlıkta uzaklaştı.
Sokak tekrar boş kaldı.
Ama artık emindik.
Bu gece yaşananlar sadece başlangıçtı.

Araç uzaklaştıktan sonra sokak yine karanlığa gömüldü.
Kimse hemen konuşmadı.
Rüzgâr metal kapıları hafifçe sallıyordu.
Akın kısa bir bakış attı hepimize.

“Tesise dönüyoruz”

Yolda kimse itiraz etmedi. Araç tesis yolunda ilerlerken camdan dışarı baktım.
Sokak lambaları tek tek geçiyordu.
Haftalardır izliyormuş.
Bu cümle kafamın içinde dönüp duruyordu.
Ne zaman?
Nerede?
Hangi anımız gerçekti, hangisi gözlemlenmişti?
Yan koltukta Dora sessizdi ama çenesinin kasıldığını görüyordum.
O da düşünüyor.
Umut arka koltukta başını koltuğa yaslamıştı ama gözleri kapalı değildi.
Kimse rahat değildi.
Bizi öldürmek istemedi.
Bu doğruydu.
Vurabilecekleri anlar oldu.
Ama mermiler öldürmeye değil, sıkıştırmaya yönelikti.
Bu bilinçliydi.
Planlıydı.
Peki neden?
Çünkü bizi istiyor.
Bu düşünce içimde tuhaf bir ağırlık yaptı.
Birinin seni seçmesi gurur gibi gelmeli belki.
Ama bu farklıydı.
Bu sahiplenmek gibiydi.

Akın bir anda konuştu:

“Kimse yalnız hareket etmeyecek”

Ses tonu sakindi ama altında başka bir şey vardı.
O da düşünüyor.
O da hesap yapıyor.
Başkomutan biliyor muydu?
Eğer biliyorsa neden bizi gönderdi?
Eğer bilmiyorsa o zaman içerideki köstebek gerçekten güçlü.

Tesis kapısı göründü.
Güvenlik ışıkları yanıyordu.
Her şey normal gibi görünüyordu.
Ama artık hiçbir şey normal değildi.
Gece odama çekildiğimde sessizlik daha ağırdı.
Yatağa oturdum.
Ellerim hâlâ hafif titriyordu.
Adrenalin geçince gerçek duygu gelir derler.
Doğruymuş benim ki korku değil belirsizlik.
Birileri bizi izliyor.
Birileri bizi istiyor.
Ve birileri içeriden bilgi sızdırıyor.

Ekip dağılmak zorunda kalabilir.
Bu düşünce mideme oturdu.
Birlikte güçlüydük.
Ama ayrılırsak?
Ya o adam teklifini tekrar yaparsa?
Ya içimizden biri kabul ederse?
Bu ihtimal en tehlikelisi.
Tavana baktım.
Kendi kendime sordum:
Gerçekten sadece tesiste kalmak mı istiyorum?
Bugün yaşadığımız şey normal görev değildi.
Daha büyüktü.
Daha derindi.
Ve içimde çok küçük bir ses şunu fısıldadı:
Belki de biz bunun için seçildik.
Ama aynı anda başka bir ses daha vardı.
Daha sert.
Daha net.
Ekipten vazgeçerek hiçbir yere gitmem.
Gözlerimi kapattım koridordan hafif ayak sesleri geldi.
Gece uzun olacaktı.
Ve hissediyordum o adam bizim için geri dönecek.

***

Sabah.

Tesis her zamanki gibiydi.
Koşu yapan askerler, eğitim alanından gelen komut sesleri, kantinden yükselen tabak sesleri her şey normal görünüyordu.
Ama artık ben normal göremiyordum.
Koridorda yürürken insanların yüzlerine bakıyordum.
Hangisi?
Hangisi içeriden bilgi veriyordu?
Dün geceki adam tesisin iç planını biliyordu. Devriyeleri biliyordu. Hangi kapıların ne zaman kontrol edildiğini biliyordu.
Bu dışarıdan öğrenilecek bir şey değildi.
Bu içeriden biriydi.

Dinlenme odasının kapısını açtım.
Hepsi oradaydı Umut koltuğa yayılmıştı.
Zeynep masada bilgisayarla uğraşıyordu.
Dora pencerenin önünde ayakta duruyordu.
Akın haritaya bakıyordu.
Yağmur bardaktan su içiyordu.
Bir an durdum insan en çok tanıdığına güvenir.
Ve en çok tanıdığı tarafından yanılır.
Bu düşünce hoşuma gitmedi.
Kapıyı kapattım.
Akın bana baktı.

“Uyudun mu?”

“Biraz"

Yalandı.

Dora sordu:

“Sen de mi aynı şeyi düşünüyorsun?”

“Ne?”

“İçeride biri var”

Kimse itiraz etmedi.
Zeynep bilgisayarı çevirdi.

“Gece görev alanının kameralarını inceledim”

Umut doğruldu.

“Bir şey buldun mu?”

Zeynep ekranı gösterdi.
Depo bölgesinin uzağında bir görüntü çok kısa sadece birkaç kare.
Ama önemliydi.
Saldırıdan 10 dakika önce bir araç geçiyordu.
Ve tesis giriş bariyeri kapanmamıştı.
Akın:

“Yani biri kapıyı açık bıraktı”

Yağmur sessizce:

“Bilerek”

O an kapı çalındı.
Hepimiz aynı anda kapıya baktık.
Kimse konuşmadı.
Akın kapıya yaklaştı.
Kapıyı açtı.
Kapıda nöbetçi asker vardı.

“Başkomutan sizi çağırıyor hemen”

Hepimiz birbirimize baktık.
Bu kadar erken?
Brifing salonuna yürürken içimde garip bir his vardı.
Bir şey olacak.

Kapı açıldı.
Başkomutan içerideydi.
Ama yalnız değildi.
İçeride ayrıca üç subay daha vardı.
Ve masanın üzerinde bir kimlik kartı duruyordu.
Başkomutan sert bir sesle konuştu:

“Dün gece tesis girişini açık bırakan kişi tespit edildi”

O an kalbim hızlandı.

Başkomutan kartı masada çevirdi.
Kartın üzerindeki fotoğraf bize döndü.
Ve hepimiz donduk.
Çünkü o kişi bu binada her gün gördüğümüz biriydi.

O fotoğrafı gördüğüm an içimden bir şey koptu.
Tanıdık bir yüz.
Tesisin teknik biriminden biri.
Her gün selam verdiğimiz, kantinde karşılaştığımız biri.
İnsan en çok sıradan olana güveniyor.
Başkomutan sertçe konuştu:

“Şu an gözaltında ama tek başına değil”

Akın:

“Bağlantısı ne?”

“Dış hat üzerinden şifreli iletişim. Kaynak henüz net değil”

Ben konuşmadım sadece dinledim.
Ama kafamda başka bir şey vardı.
Bu daha bitmedi.
Toplantı dağıldığında herkes farklı yönlere yürüdü.
Koridor kalabalıktı ama ben kalabalığın içindeyken daha yalnız hissettim.
Dora yanımda yürüyordu.
Sessizdi.
Sonunda dayanamadım.

“Ne düşünüyorsun?”

Dora omuz silkti.

“İçeriden biri çıktı ama bu hikâye o adamla bitmez”

Durdu.
Bana döndü.

“Sen daha fazlasını düşünüyorsun”

Gözlerime baktı.
O bakışı seviyorum.
Kaçmıyor.
Gizlemiyor.

“Bizi isteyen adam” dedim yavaşça “bu işin bir parçası olabilir”

Dora birkaç saniye sustu.
Sonra beklemediğim kadar sakin bir sesle konuştu:

“Eğer bir gün teklifini ciddiye alırsan”

Kalbim bir an durdu.

"Kararını yalnız verme”

Sesi yumuşaktı ama altında başka bir şey vardı.
Ben hafifçe gülümsedim.

“Ben tek başıma gitmem”

Dora kaşını kaldırdı.

“Emin misin?”

Bir adım yaklaştım koridor boşalmıştı.

“Benim için ekip demek sen demek”

Cümle ağzımdan düşünmeden çıktı ama geri almak istemedim.
Dora bir an sustu.
Gözlerinde o her zamanki sertlik yoktu.
Daha gerçekti.

“Gece” dedi adımı ilk defa bu kadar yumuşak söyleyerek, “sen bazen kendini herkesten sorumlu sanıyorsun”

“Öyle değil mi?”

“Değil”

Bir adım daha yaklaştı.

“Biz de seni koruyoruz”

Bu cümle beklemediğim kadar etkiledi.
Çünkü ben hep koruyan tarafta olduğumu sanıyordum.
Dora devam etti:

“Dün gece omzun kanıyordu ama yine de en son sen çıktın”

Gülümsedim hafifçe.

“Refleks”

“Hayır” dedi. “Bu kalp”

Sessizlik oldu.
Ama rahatsız edici değil.
İlk defa ağır değil.
Hafif bir sessizlik.
Ben fısıldadım:

“Bir gün gerçekten dağılmak zorunda kalırsak”

Dora hemen cevap verdi:

“Kalmazsak?”

Başımı salladım.

“Ya kalırsak?'

Dora gözlerimi bırakmadı.

“O zaman nerede olursan ol, sırtını döndüğünde beni görürsün”

Kalbim bir an hızlandı.
Bu bir söz gibiydi.
Sakin ama güçlü.
Ben de aynı netlikle cevap verdim:

“O zaman ben de seni yarı yolda bırakmam”

Dora hafifçe gülümsedi.

“Zaten bırakmazsın”

Tam o an koridorun ucundan Akın’ın sesi geldi:

“Hazırlanın yeni görev var”

Gerçeklik geri döndü ama bu sefer içimde bir fark vardı.
Karanlık büyüyordu.
Tehlike artıyordu.
İçeride köstebek vardı.
Dışarıda bizi isteyen biri vardı.
Ama artık şunu biliyordum ben yalnız değildim.
Ve Dora gerçekten yanımdaydı.

Hazırlık odası kısa sürede doldu.
Herkes hızlıydı ama sessizlik vardı. Artık kimse görev öncesi şakalaşmıyordu. Dün geceden sonra hiçbirimiz eskisi gibi değildik.
Akın masanın başına geçti, haritayı açtı.

“Operasyon alanı şehir merkezi”

Umut şaşırdı.

“Bu saatte mi?”

Akın başını salladı.

“Kapalı bir mekân gündüz kalabalık, gece boş. Ama bu gece boş olmayacak”

Zeynep haritaya eğildi.

“Balo salonu”

Akın:

“Resmî değil. Özel bir toplantı. Kim oldukları bilinmiyor ama içeride yabancı bağlantılı kişiler var”

Yağmur:

“Bizim görevimiz ne peki?”

Akın net konuştu:

“İzlemek müdahale son çare”

Dora hafifçe gülümsedi.

“Yani sessiz operasyon”

Akın bakışını kaldırdı.

“Ve ayrılıyoruz”

O an odadaki hava değişti.

Ben "nasıl?” diye sordum.
Akın haritada iki girişi işaretledi.

“Yan giriş ve servis koridoru”

Sonra bize baktı.

“Ben, Yağmur ve Umut ön girişten giriyoruz. Misafir gibi"
Zeynep:

“Ben araçta kalıp sistemleri dinleyeceğim”

Akın başını salladı.
Sonra bana ve Dora’ya baktı.

“Siz arka taraftan giriyorsunuz”

Kısa bir sessizlik oldu.
Dora:

“Yani gölge ekip”

Akın:

“Evet bir şey ters giderse ilk siz müdahale edeceksiniz”

İçimde garip bir his oluştu yine ayrılıyoruz ama bu sefer farklıydı.
Bu sefer bilinçliydi.

Şehir ışıkları uzaktan parlıyordu. Balo salonunun olduğu bina eski ama görkemliydi. Ön taraf aydınlıktı, arka taraf neredeyse tamamen karanlıktı.
Dora ile arka sokağa girdik.
Topuk sesleri, müzik ve konuşmalar içeriden geliyordu.
Kapalı gibi görünen kapı aslında kilitli değildi.
Dora hafifçe araladı.

“Servis girişi”

İçeri girdik.
Koridor dar ve loştu. Mutfak kısmına çıkıyordu.
Garsonlar koşuşturuyordu. Kimse bizi fark etmedi.
Telsizden Zeynep’in sesi geldi:

“Ön ekip içeri girdi”

Sonra Akın:

“Görüş alanındayız”

Derin bir nefes aldım.
Her şey sakin fazla sakin.
Dora birden koluma dokundu.
Koridorun sonunda bir kapı vardı.
Ve kapının önünde duran iki adam.
Takım elbiseli ama misafir gibi değillerdi.
Hareket etmiyorlardı sadece bekliyorlardı.
Dora çok hafif fısıldadı:

“Koruma”

“Peki kimi koruyorlar?”

Tam o anda müzik bir saniyeliğine kesildi.
Sonra tekrar başladı ama o kısa kesinti bilerek yapılmış gibiydi.
Telsizden Zeynep’in sesi geldi, bu sefer gergin:

“Garip bir şey var içerideki telefonların hepsi aynı ağa bağlanmış. Bu normal değil”

Akın:

“Yani?”

Zeynep:

“Biri içeride kendi sistemini kurmuş”

Kalbim hızlandı.
Dora bana baktı.
Aynı anda düşündük:
Bu sadece toplantı değil.
Ve o kapının arkasında asıl hedef vardı.

Kapının önündeki iki adam aynı anda başlarını hafifçe kaldırdı.
Bizi görmediler ama bir şey hissetmiş gibiydiler.
Dora duvara yaslandı.

“İçerisi VIP oda”

Ben kapının altındaki ışığa baktım.
İçeride en az üç kişi var.
Sesler boğuk geliyor.
Bir kadın kahkahası.
Sonra bir erkek sesi.
Sakin ama kontrolü.
Tanıdık değil ama güçlü.
Telsizden Akın’ın sesi geldi:

“Biz ana salondayız. Ortam normal. Ama birkaç masa boş. Sanki birilerini bekliyorlar”

Zeynep:

“Arka odadaki ağ trafiği yoğunlaştı veri aktarımı var”

Veri aktarımı yani bu sadece sosyal bir buluşma değil bu bir bilgi alışverişi.
Dora bana baktı.
Gözleri netti.

“Giriyor muyuz?”
İçimden geçen ilk şey şuydu:
Bu kapının arkasında dün geceki adam olabilir.

Bizi izleyen.

Bizi isteyen.

Bizi test eden.

Ama bunu söylemedim.
Başımı hafifçe salladım.

“Dikkatli”

Dora cebinden küçük bir metal parça çıkardı.
Koridorun diğer ucuna doğru attı.
Metal yere çarpıp ses çıkardı.
İki koruma refleksle o yöne döndü.
İki saniye.
Yeterliydi.
Kapıya ulaştık.
Kol hafifçe aşağı indi kilitli değildi.
Kapıyı araladık.
İçeride uzun bir masa vardı.
Masada üç kişi oturuyordu.
Takım elbise giymişlerdi.
Bir tanesi arkasını dönmüştü.
Diğer ikisi bize bakınca ayağa kalktı.
Silah çekmediler ama şaşırmadılar da.

Bu en rahatsız edici olanıydı.
Arkasını dönmüş olan adam yavaşça ayağa kalktı.
Ve bize doğru döndü.
Gözlerim bir an durdu.
O.
Sanayi bölgesindeki adam.
Gözlerinde o sakin ifade yine vardı.

“Dakik geldiniz”

Dora:

“Bu tesadüf değil”

Adam hafifçe gülümsedi.

“Hiçbir şey tesadüf değil”

Telsizden Akın’ın sesi geldi:

“Gece, Dora durum?”

Adam masaya hafifçe dokundu.
Bir anda telsizim sustu.
Sinyal kesildi.

İçimdeki o tanıdık his geri geldi.
Bizi buraya bilerek çekti.
Adam konuştu:

“Ekip olarak hızlı öğreniyorsunuz bu hoşuma gidiyor”

Dora:

“Bizi neden tekrar karşına çıkarıyorsun?”

Adam masaya yaslandı.

“Çünkü karar verme zamanı yaklaşıyor"

Ben sakin kalmaya çalıştım.

“Ne kararı?”

Adam gözlerini doğrudan bana dikti.

“Ya sistemin içinde kalacaksınızya da gerçekten fark yaratacaksınız”

O an anladım.
Bu bir davet değil.
Bu bir bölme taktiği.
Bizi birbirimizden ayırmak istiyor.
Dora bir adım öne çıktı.

“Biz ekip olarak hareket ederiz ve sakin olaki aklındaki şeyi bir daha düşünme”

Adam hafifçe başını eğdi.

“Biliyorum sorun da bu”

Kapının dışından ayak sesleri geldi.
Akın ve diğerleri yaklaşıyordu.
Adam saati kontrol etti.

“Şimdilik bu kadar”

Ben sertçe "bu bir oyun değil" diye bağırdım.

Adamın yüzündeki ifade ilk kez ciddileşti.

“Hayır bu yaklaşan bir savaş”

Kapı arkasında açıldı.
Akın içeri girdi.
Silahı hazırdı.
Adam son kez konuştu:

“Bir dahaki karşılaşmamızda hepiniz aynı tarafta olmayabilirsiniz”

Sonra arka kapıdan çıktı.
Ve yine kayboldu.
Oda sessiz kaldı.
Ama bu sefer içimde net bir şey vardı.
Bu adam sadece bizi istemiyor bizi sınırımıza kadar zorlayacak.
Ve belki de gerçek kırılma henüz başlamadı.