Yolun İlk Gecesi

Vaveyla Yazarı: Araf Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Yolun İlk Gecesi

Yolun başında insan tehlikeyi değil yanında kimin kaldığını öğrenir...

🎶🎶Lord Huron - Meet me in the woods.

Metal sesleri odayı doldururken kılıcımı bir kez daha bileğimde çevirerek kemerime bağlı kının içine yerleştirdim.
Artık yola çıkma vaktimiz gelmişti. Mirel'e döndüğümde iki kılıcını birbirine sürterek kınlarına yerleştirdi. Aynı şekilde Levyn’de kılıcını kınına yerleştirdiğinde Lumira’nın bizler için getirdiği pelerinleri omuzlarımıza astık.

Güneş devasa ormanın üzerine henüz tam doğmamıştı. Geniş yaprakların arasında süzülen soluk ışıklar zemine ulaşmaya çalışıyordu. Fakat buna rağmen çoktan geç kalmıştık zaten.
Günlerce dinlenip talim yaptıktan sonra artık yola çıkma zamanı geldi de geçiyordu bile. Hazırlıklarımız tamamlandığında bahçeye yöneldik. Lumira bizi bekliyordu. Yanında üç tane at duruyordu. Biri koyu kestane renginde, diğeri ise kar kadar beyazdı. Sonuncusu ise günün soluk ışıklarına rağmen geceyi üzerinde taşırcasına kapkaraydı. Gözlerimi ayıramıyordum ondan, hemen yanına koşup elimi yelesinde gezdirdim. Yerinde homurdanıp kişnemeye başladı.
“Bu benim.” Sözlerimle birlikte Mirel arkamdan yaklaşıp kolumdan tutarak beni uzaklaştırdı. “Bu at seni üzerine çıkmaya çalıştığın anda yere atar ve üzerinde tepinir.” Göz bebeklerim büyüdü.
“Ben gayet iyi bir biniciyim.” Kollarımı kavuşturdum. “Arkael, bugüne kadar sadece saray bahçesinde at sürdün. Sen bir binici değilsin. Şimdi git şuradaki atın yanında dur.” Parmaklarıyla kestane renkli atı gösterdi. Tam söylenecektim ki Levyn’in suratında muzip bir ifadeyle atın üzerinden bizi izlediğini gördüm. Ne zaman çıktı oraya diye düşünürken Mirel de yanımdan ayrılıp beyaz ata yaklaştı, önce yelesini okşadı ardından sırtına sıçradı. Omuzlarımı düşürüp son kalan kestane renkli atın yanına gittim. Elimi yelesinde gezdirirken at gözlerini gözlerimden ayırmıyordu. Hafifçe başını eğdiğinde sırtına tırmandım. Neyse ki Lumira atlara eyer bağlamıştı ve işimizi kolaylaştırmıştı.

Dizginleri bileğime dolayıp atı diğerlerinin önüne yönlendirdim. “Sizi tanıştırayım: Bu Thorne. Thorne, bunlar da diğerleri.” Herkes göz devirirken Lumira yanıma gelip omzumun üzerine oturdu.
“Merhaba, Thorne” diyerek ellerini omzumun üzerinden atın yelesine uzattı. Mirel ve Levyn’de dizginleri sıkarak atlarını yönlendirmeye başladılar.
Güneş ışıkları ormanı tamamen doldurduğunda evden yeterince uzaklaşmıştık. Ağaç yaprakları usulca esen rüzgârla birlikte dans ederken her adımımızda toprak ve çimen kokuları burnumuza nüfuz ediyordu.
“Benimki Zephyr olsun.” Levyn’e döndüm, Mirel kaşını kaldırdı. “Rüzgârla mı ilgili?” Levyn hafifçe gülümsedi. “Neden olmasın. Ya seninki?” Mirel elini çenesine götürdü. “Lyra.” dedi gülümseyerek. Sırayla ikisine birden baktım. “Bir dakika, siz isimleri düşündünüz mü? Ben daha ilk saniyede Thorne dedim.”
“Evet. Fark ettik.” Aynı anda söyledikleri cümle ile gözlerimi devirdim ve dizginleri bileklerime daha sıkı doladım. Başımı hafif omzuma çevirerek Lumira’ya döndüm, “Ne kadar yolumuz var biliyor musun?” Küçük Theryn uzun uzun yüzüme baktıktan sonra başını hafifçe sola yatırdı, “Ne kadar sürede varmak istiyorsun?” Sorusuna karşılık gözlerimi kısarak yüzüne bakmaya başladım. Gülerek ellerini omuzlarıma yerleştirdi ve merak etmememi yeterince çabuk varacağımızı ekledi. Hâlâ anlamayarak ona bakarken omzumdan sıçrayarak hemen yanımda ilerleyen Mirel’in omzuna yerleşti.

Güneş yavaş yavaş ağaçların arasına çökerken karşımızda yükselen hafif dumanlar vardı. "Sanırım ileride bir han var, geceyi orada geçirebiliriz." Mirel ve Levyn başlarıyla onayladığında hana doğru ilerlemeye başladık.
Yenilenmiş eski bir handı burası. İki katlı, ormanın bir parçasıymış gibi görünen yeşil duvarları ve ahşap tasarımıyla geceyi geçirmek için uygun bir yerdi.
Atlarımızı bağlama direklerine sıkıca bağlayıp içeri yönelirken Lumira içeri gelmek istemediğini söyleyerek atların yanında kaldı. Kapı yavaşça açıldığında içeride çok fazla kişi yoktu, on beş masanın altı tanesi doluydu. Boş masalardan birine yönelip iskemlelere oturduk. Garson geldiğinde Levyn, "Üç bira," diyerek arkasına yaslandı. Mirel öne doğru eğildi.
"Levyn, bizim paramız var mı? Bayıltılıp saraydan kaçırıldığımda para kesemi odamda unutmuşum."
Cümlesiyle birlikte istemsizce kıkırdadım. Levyn kendinden emin bir şekilde gülümseyerek belindeki keseyi masaya koyup içini açtı. Kese ağzına kadar liron doluydu. Bu kese bizi uzun bir süre idare edebilirdi. "Şövalyelere bu kadar liron ödemesi yapıldığını bilmiyordum." Hafif sırıtarak söylediğim cümle ile Levyn omuzlarını dikleştirdi. "Saraydan ayrılırken konseye küçük bir darbe indirmiş olabilirim. Zaten onlarda çok fazla var." Gülümsedim. "Zaten normal şartlarda bana ait bunlar o yüzden bir sorun yok."

Konuşmamızı elinde üç tane birayla gelen garson böldü. Bardakları masaya bırakıp uzaklaştığında hepimiz bardaklarımıza sarılıp havada tokuşturarak büyükçe yudumlar aldık. Uzunca bir süre sohbet ettik, Mirel'in ve Levyn'in görev anılarını, benim konseyle yaşadığım olayları içeren bir sohbet oldu bu. Kafamı pencereye çevirdiğimde orman iyice karanlığa bürünmüştü, artık biraz rahatlama ve uyuma vaktimiz gelmişti. Garsonu çağırıp boş oda olup olmadığını sorduğumda sadece iki tane boş oda kaldığını söyledi. Masada duran keseyi elime alıp garsona otuz üç liron uzattım; ardından odalara yöneldik.
Odaların önüne geldiğimizde kapıyı açarak Mirel'e sırıttım. Göz devirerek karşıdaki kapıya yöneldi, kapıyı açıp Levyn ve bana dönerek "size sarmaş dolaş uyumalar, tatlı kuşlar." diyerek odaya girip kapıyı kapattı.

Bir nefes vererek kapıyı açıp içeri adımımı attım, Levyn de peşimden girerek kapıyı kapattı. Odanın içinde bir yatak, bir gardırop ve küçük bir masa vardı.
"Uyurken bana sarılmazsın değil mi?" Tedirgince sorduğum soruyla Levyn'in dudakları kıvrıldı. "Merak etmeyin, prensim. Siz uyuyana kadar size dokunmam." Cümlesi bittiği anda kahkaha atmaya başladı. Çıkardığım pelerini kafasına attım ve kınımı sonra da kemerimi çıkardım. Ben üst kıyafetimi çıkardığımda Levyn'in de üstü çıplaktı. Bakışlarımı küçük pencereden orman boyuna uzanan ağaçlara çevirdim. Uçsuz bucaksız görünen orman âdeta uykuya dalmıştı. Havaya ürkütücü bir sessizlik ve sis hâkimdi. Yatağa döndüğümde Levyn çoktan kendini yatağın sağ tarafına bırakmıştı. Ben de sol tarafa zıplayıp gözlerimi kapattım.
"Arkael. İyi misin?"
Başımı Levyn'e çevirdim, "Elbette iyiyim." Yalan söylemiştim, nasıl iyi olabilirdim ki. Krallığım parmaklarımın arasından kayıp gitmişti.
"Son birkaç günde yaşadıkların kolay şeyler değil, eğer istersen iyi bir dinleyiciyimdir." Sözleri güven vericiydi.
"Teşekkür ederim fakat yaşananlar ne kadar kötü olursa olsun altından kalkacağız. Sylvaris'e gideceğiz, hançerle ilgili detayları öğreneceğiz ve kendimize daha fazla müttefik bulup krallığımızı geri alacağız. Şu an üzülme zamanı değil."
Sesim soğuktu. Çok soğuk. Levyn anladığını belirtircesine homurdandı ve yatakta biraz dönerek sessizliğe büründü. Ben de pozisyonumu değiştirip tekrar gözlerimi kapattım ve kendimi sonsuz karanlığa bıraktım.

Güneş ışıklarının göz kapaklarıma nüfuz etmesiyle homurdanarak gözlerimi açtım. Karnımda hissettiğim ağırlığa baktığımda Levyn bir kolunu karnımın üzerine atmış yatakta yüz üstü yatıyordu. Derin bir nefes verip gözlerimi devirerek elimi kolunun üzerine yerleştirdim. Derin bir nefes. Yavaş yavaş yükselen sıcaklık. Ve küçük bir alev parlamasıyla Levyn bağırarak yataktan sıçradı. Ben kahkaha atarken Levyn ayakta kolunu ovuşturup söyleniyordu. Bir anda kapı tekmelenerek açıldı ve Mirel, kılıçları elinde, saçları dağınık hâlde odaya daldı. Hepimiz sessizce birkaç saniye birbirimize baktığımızda Mirel bizi süzdü.
"Arkael, çocuğa bu kadar sert davranırsan korkup kaçar." diyerek gülmeye başladı. Levyn ve ben kıpkırmızı olurken saçlarını savurarak odadan çıktı. Sesli bir küfür savurduğumda Levyn kafama bir yastık fırlattı, ben de ona geri fırlattım.

Kısa bir süre sonra hepimiz giyinip kahvaltı için hanın alt katında bir araya geldik. Kahvaltımızı yaparken Lumira'yı düşündüm, bütün gece onu görmemiştik. Mirel gece odasına geldiğini biraz sohbet edip geri gittiğini söyledi, meğer kendini insanlara ifşa etmemek için geceyi dışarıda geçirmiş. Kahvaltı yaparken bir yandan ne yapacağımızı konuştuk, evet Sylvaris'e gidecektik fakat orada bizi ne bekliyordu ya da orada ne yapacaktık bir fikrimiz yoktu. Cevaplar oradaydı fakat o cevapları nasıl alacaktık? Bizi kabul edecekler miydi? Levyn Kral Lencer ve Kraliçe Derys'in anlayışlı kişiler olduğunu ve yardım edebileceklerini söylese de yine de içimde bir şüphe oluştu. Mirel de Levyn'i onayladı, daha önce bir görev için Kralla görüştüğünü ve yardımsever birisi olduğunu söyledi. Bakalım tüm krallıkları ele geçirip imparatorluk kurmaya çalışan bir krallığın varisini görünce nasıl bir tepki verecekler...

Kahvaltıdan sonra kendimizi dışarı attık. Lumira Lyra'nın üzerinde kulaklarıyla oynuyordu. Bembeyaz atın üzerinde âdeta görünmeyecek kadar beyazdı. Bizi görünce havaya yükselip takla atarak her zamanki gibi omzumun üzerine oturup saçlarımla oynamaya başladı. Parmağımla burnunun olması gereken yeri gıdıkladım ve kıkırdamasını sağladım, Levyn elinde ne zaman aldığını bilmediğim bir somun ekmeği ısırırken bir yandan omzumu dürttü.
"Çok yakışıyorsunuz" diyerek gülmeye başladı. Ona göz devirip atıma yöneldim ve eyerin üstüne çıkıp dizginleri bileğime doladım. Diğerleri de atlarına bindiğinde yolculuğa devam etmeye hazırdık, Lumira parmağıyla yolu gösterdiğinde hepimiz atlarımızı hareketlendirdik ve kırık dal parçaları ve çimenleri ezerek bizi bekleyen cevaplara doğru ilerlemeye başladık.

Kısa bir süre ilerledikten sonra Mirel atını durdurup bize de durmamızı söyledi.
"Takip ediliyoruz." Hepimiz ellerimiz kılıçlarımızda etrafı incelerken Lumira bağırdı: "Hemen gözlerinizi kapatın!"
Biz ona bakarken havaya yükselip parlamaya başladığında ne demek istediğini anlayıp gözlerimizi kapatmamızla devasa bir ışık patlamasının ardından birkaç tane boğuk ses, bağırış ve küfür duyduk.

Lumira gözlerimizi açmamızı söylediğinde parmağıyla bir yönü işaret etti, döndüğümüzde yedi adam bize doğru geliyordu. İki tanesi ellerini gözlerine bastırıp küfürler savururken beş tanesi arkalarından ellerinde kılıçlar ile bize doğru yürümeye başladı. Levyn ile aynı anda atlarımızdan inerek kılıçlarımızı kuşandık. Adamlar birkaç adım önümüzde durdular biri önde diğer dördü ikişerli olarak arkasında duruyordu. Gözleri kapalı olanlar ise en arkada bağırıyorlardı. En öndeki adam gülümseyerek kollarını iki yana açtı. "Bakın, çocuklar. Size zarar verme niyetim yok, sadece atlarınızı ve paranızı istiyorum o kadar."
Gözleri Mirel'e kaydı. "Şu mavi arkadaşınızı da alabilirim, yatağıma çok yakışacağına eminim." Adamlarıyla birlikte kahkaha attığında gözlerimin önünden bir karartı geçti. Mirel atın üzerinden sıçrayarak adamın üstüne atılmıştı, fakat adam hızlı davranıp kılıcını çekerek darbeden kaçındı. Bunun üzerine Mirel adamın bacak arasına bir tekme savurdu. Adam iki büklüm eğildiğinde ise diz kapağıyla çenesine bir darbe geçirerek adamı yere düşürdü. Yerdeki adam inlerken diğerleri kılıçlarını çekip üzerimize koştular. Levyn ile birbirimize hızlı bir bakış atıp öne atıldık, ben birinin darbesini karşıladığımda Levyn'in diğerinin darbesini karşılamasını beklemiştim fakat o kılıcını benim darbesini durdurduğum adamın kellesine doğru savurup hışımla arkasını dönerek gelen darbeyi öyle durdurdu. Âdeta rüzgâr gibi dövüşüyor. Hiç böyle bir şey görmemiştim, benimle dövüşürken böyle değildi.

Kılıcımı ikinci adama doğru savurduğumda Mirel diğer iki kişiyle dövüşüyor, darbeleri âdeta dans edercesine savuşturuyordu. Kılıcımla havada bir daire çizerek karşımdaki adamın silahsız kalmasını sağlayarak kılıcımı göğsüne saplayıp hızla geri çektim. Levyn de karşısındaki adamı yere serdiğinde tekrar Mirel'e döndük, tek kılıcıyla bir kişiyle dövüşüyordu. Diğer kılıcı yerde yatan adamı toprağa sabitlemişti. Adam acıyla inlerken gidip kılıcı çekmek için elimi uzatmamla adamın karnının üstünün donduğunu gördüm. Mirel gücünü kullanmıştı. Hafif bir inleme duymamla hışımla başımı Mirel'e çevirdim, omzuna bir çizik almıştı. Kılıcımı bileğimde çevirerek Mirel'e fırlattım ve bir ıslık çaldım. Mirel anında bakışlarını bana yöneltti ve kılıç tam ona ulaşmışken havaya sıçrayıp bir takla attı, adam havadaki kılıcı darbesiyle savuşturduğu anda Mirel havadan adamın üstüne atlayarak kılıcıyla omzundan ayaklarına kadar vücudunu yardı.
Levyn bir anda dudaklarını kulağıma yapıştırdı.
"Lütfen bana onu sinirlendirmemem gerektiğini hatırlat olur mu?"
Yutkunarak ve titrek bir sesle söylediği sözler üzerine kulağına yaklaştım.
"Birbirimize hatırlatalım."

Tam ortamıza saplanan kılıcım ile birbirimizden uzaklaştık, Mirel gülümseyerek bize doğru geliyordu. "Lumira, şu iki salağa ne yaptın?" Lumira öne çıktı. "Onlara yüksek ışık ile geçici körlük verdim, bir saat içinde gözleri düzelir."
Kafamı olumlu anlamda salladım.
"Bu arkadaşları bu sıcakta bu hâlde bırakmak doğru olmaz, değil mi, Mirel?"
Mirel gülümsedi ve adamlara doğru birkaç adım atarak ikisini de tekme ile bir ağacın gövdesine yapıştırıp ellerini uzattı ve mavi bir ışık hüzmesi adamları karın hizasından başlayarak ayaklarına kadar dondurdu. Çarpmanın etkisiyle yere düşen elmalardan iki tanesini de yerden alarak ağızlarına tıktı. Levyn büyük bir hayranlıkla Mirel'i izliyordu. Mirel ise saçlarını savurarak yanımızdan geçti ve atına yöneldi.
Lumira yerden birkaç tane elma almış atlarımızı besliyordu, o an düşündüm acaba kendisi yemek yiyor muydu ya da yiyorsa nasıl yiyordu?

Tekrar atlarımıza bindiğimizde Lumira hepimize birer elma verdi ve omzumdaki yerini aldı. "Lumira bir şey sorabilir miyim?"
Âdeta zihnimi okumuş gibi "Nasıl beslendiğimi soracaksın değil mi?" diyerek kıkırdadı. Başımı olumlu anlamda salladığımda Mirel ve Levyn de atlarını bize yaklaştırmıştı, onlar da merak etmişti. "Ben gücümü ışıktan alıyorum, beslenme ihtiyacım olmuyor. Ama bazı şeyleri yemek hoşuma gidiyor." Elimdeki elmayı kaptı ve ikiye bölerek bir parçayı karnına yaklaştırarak içeri soktu. Biz gözlerimiz fal taşı gibi açık ona bakarak o kafasını yana eğdi ve; "Bizler böyle besleniyoruz." diyerek elmayı tekrar avucuma yerleştirdi. "Bu çok-" "Olağanüstüydü." Levyn Mirel'in sözünü keserek bağırmıştı. Mirel ona bakarak dudaklarını kıvırdı ve dizginlerini kavrayarak önden ilerlemeye başladı. Levyn de peşine takıldığında ben de dizginleri sıktım, "Çok tatlı ve tuhafsın ama iyi ki yanımızdasın, Lumira." Suratını yanağıma sürterek bana sarıldı, "ben de seni seviyorum, küçük prens." Gülümsedim ve atımı ilerleterek diğerlerinin yanında yerimi aldım.

Ağaçlar yanımızda uzanırken güneş yolumuza ışık tutuyordu. Eskiden sadece Mirel'e güvenebileceğimi düşünürken artık yeni bir dost ve küçük bir arkadaş edinmiş iki kişilik ekibimi güçlendirerek zayıflıklarımızı azaltmıştık. Lumira ve Levyn güçlü ve eğlenceli iki müttefikti. Neden bilmiyorum ama onlara güveniyordum. Sadece Levyn'in sakladığı şeyler olduğuna dair içimde bir şüphe vardı. Ama kötü bir şey hissetmiyordum, yakında öğreneceğim bir gerçekti bu.
Omzumu dikleştirdim ve Lumira'nın yanağını okşayarak önümdeki yola tekrar odaklandım. Az kaldı, çok az kaldı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

14okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18