3. bölüm / 5
Gölgenin Yemini | DRAVION IBölüm 3: İhanetin Gölgesi
Bölümler 5Şu an: Bölüm 3: İhanetin Gölgesi
Unutulan şeyler yok olmaz. Sadece karanlıkta kalır.
🎶🎶Aurora - Running with the wolves.
Belli bir yaşa gelene kadar bizleri ailelerimiz büyütür, eğitir ve mantıklı kararlar alabilmemiz için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Eğer onlar yoksa vasileriniz vardır. Onlar sizin gelişiminizden sorumlu yedek kişilerdir. Benim vasilerim ise hem benden hem de krallıktan sorumlulardı.
Tahta geçeceğim güne kadar krallığın kontrolü Krallık Konseyinin elindeydi. Her ne kadar prens ben olsam da nihai karar merkezi onlardı. Henüz yetersiz olduğumu, doğru kararlar veremeyeceğimi söylüyorlardı.
Ancak az önce olanlar her şeyi değiştirmişti. Bir masumun canı alınmıştı. Konseyin parmakla gösterdiği genç bir savaşçı bir hiç uğruna hayattan kopartılmıştı.
Ejderhalar yanılmazdı, insanın ruhunu görürler ve buna göre yargılarlardı.
Adımlarım sarayın koridorlarında yankılanıyordu, yanından geçtiğim hizmetliler konuşmalarını yarıda kesip başlarını eğiyorlardı. Mirel hemen arkamdan yürüyordu. Elleri kılıçlarının üzerinde her an saldırmaya hazır bir yırtıcı gibi tetikteydi.
Konsey odasının önüne geldiğimizde birbirimize bir bakış attık. Devasa ahşap kapı ve üzerindeki işlemeler âdeta camlardan gelen güneşlerin ışıklarını içine topluyor, saray koridorlarını ışıksız bırakıyordu. Mirel başını iki yana yatırarak boynunu rahatlattı. Derin bir nefes aldım ve ayağımın altında hissettiğim sıcaklıkla birlikte gerinerek tüm gücümle kapıya bir tekme savurdum.
Geniş kapı büyük bir gürültüyle iki yana doğru açılırken tekmemle birlikte oluşan alevler boşluktan içeri girip odanın ortasında dağıldığında kapının karşısındaki koltuklarda oturan insanlar manalı bir şekilde bize bakmaya başladılar. İçeriye girdiğimizde sol tarafta bazı muhafızlar ellerinde kılıçlar ile bekliyordu, bizi gördüklerinde kılıçlarını indirip tek dizlerinin üzerlerine çöktüler. “Bizi yalnız bırakın!” Emrimi ikiletmeden ayağa kalkıp koşar adımlarla odadan çıktılar.
Elimi geriye doğru savurarak konseye doğru bir adım attım. Adımımla birlikte ahşap kapının sertçe kapanma sesi odanın içinde yankılandı. Konsey sözcüsü Luceris ayağa kalktı, “Prens Arkael, insanların sana neden sadık kaldığını merak ediyorum. Seni gerçekten seviyorlar mı yoksa yalnızca senden korkuyorlar mı?”
Sözleriyle odadaki hava âdeta beton gibi ağırlaştı. Açık renkli duvarların renkleri koyulaşıyor, yavaş yavaş üstüme baskı oluşturuyordu. Herkes sessizleşti ve beni izlemeye başladı. Omzumda Mirel'in elini hissetmemle zihnim yeniden çalışmaya başladı. “Ne demek istiyorsun?” Sinirle değil şaşkınlıkla sorduğum bir soruydu bu. Anlayamıyorum. Konsey ne yapmaya çalışıyordu? Luceris dudaklarını hafifçe yukarı kaldırdı. “Bugün sarayın dışında konuşulan tek şey Arlen’in ölümü.” Parmaklarını yavaşça masaya vurdu. “Halk kraliyetin sadık bir savaşçısının ve soylu ailelerden birinin oğlunun prens tarafından vahşice öldürüldüğünü gördü. Yargılanmadan katledildi.” Her söylediği kelimede kırışık yüzü daha da geriliyor, dudakları genişleyerek bir gülümseme oluşturuyordu.
Kelimeler kulaklarımda yankılanıyordu. Derimin altında hissettiğim sıcaklık vücuduma yayılırken odadaki meşale ve mumların alevleri yükselmeye başladı. Biliyorlardı, başından beri biliyorlardı. Bütün konuşmaları ve olayları zihin süzgecimden geçirdim. Arlen’in ihaneti, hançerin çalınması, infaz kararı... Hepsi konsey tarafından kesin olarak söylenmişti bana. Ben zihin sarayımda oyalanırken Mirel omzumu bırakıp silahlarını kavramış hazır pozisyonda bekliyordu.
“Öfken, genç prens, babana benzemeye başladı.” Tiksinerek söylediği cümle ile göz bebeklerim yuvalarından fırlarcasına Eldron’a bir bakış attım. Babamın adını ağzına alış şekli bile midemi bulandırıyordu.
Sıcaklık dalgası tüm vücuduma yayıldığında kemiklerimin hareketlendiğini hissettim. Yüzümü buruşturarak yumruğumu sıkmamla mumların alevleri sönüp tekrar yanmaya başladı. Odanın sıcaklığı artıyordu, vücudum kasılıyor beynimde hırıltılar yükseliyordu.
"Bizi zayıf görüyorlar. Bırak, onlara kimin zayıf olduğunu göstereyim."
Zihnim susmuyordu. Başım dönerken bir adım attım. Kendime hâkim olmalıyım dedim içimden. Kontrolü elinde tut, Arkael.
Mirel öne çıktı, “Amacınızı bilmiyorum, konsey budalaları. Tek bildiğim şu: Kraliyete ait bir silah sizin sorumluluğunuzda çalındı ve siz masum birini infaz ettirdiniz. Benim arkadaşımı infaz ettirdiniz. Şimdiyse burada asıl önemli konuyu kenara atıp baskı mı kurmaya çalışıyorsunuz?” Sözleri salonun ortasından bir ok gibi geçerek konseye ulaştı. Yaşlı adamların ifadesi ciddileşti, Luceris masaya sertçe vurarak doğruldu. “Senin gibi bir haşerenin bu salonda söz hakkı yok. Eski kral seni vasat bir hayattan kurtardı ve burada büyüttü diye kendini bir şey sanmaya kalkma!” Tükürükler saçarak kurduğu cümleler âdeta kulaklarımı tırmaladı. Mirel’e baktığımda vücudu titriyordu. Tam ağzını açmıştı ki önüne geçtim. “Saygıdeğer konsey üyeleri, yıllarca kraliyete hizmet ettiniz fakat artık süreniz doldu. Görevinize son veriyorum. Derhal sarayımı terk edin.” Vücudumun sıcaklığı güneş ile yarışırken kurduğum cümle ile konseyin tamamı bir kahkaha attı, “Krallık üzerinde yargı yetkisi olmayan birisine göre oldukça iddialı laflar bunlar, Arkael.”
Luceris'in sözleri karşısında afallamıştım ki ahşap kapının bir anda duvarlara çarparak açılmasıyla irkildim. İçeriye beş muhafız girdi. Göğüslerindeki sembolü biliyordum, bunlar konseyin özel muhafızlarıydılar. Ben muhafızları incelerken arkamdan bir ses yükseldi, Eldron’un sesi.
“Köhnemiş geleneklerin ayakta tuttuğu bir krallık çürüyerek yere çakılır, Arkael. Sistem değişmeli ve sen bunu yapamayacak kadar güçsüzsün. Muhafızlar, prensi ve korumasını krallığa ihanet suçundan derhal tutuklayın!”
"Seninle alay ediyorlar. Bırak onlara gerçek gücü göstereyim."
Zihnimdeki ses durmadan konuşuyordu, Mirel ise kollarını bir hışımla ileri iterek kılıçlarını kınından çıkarıp iki tur bileğinin etrafında döndürerek hafifçe eğildi. Bu, onun saldırıya hazır olduğunu gösteren duruşuydu.
"Halkımı bana karşı kışkırtmaya mı çalışıyorsunuz? Bu basit bir çaba sadece." Sözlerim keskindi fakat en iyi bildiğim şey bu muhafızların bebekliklerinden itibaren konsey tarafından özel eğitimler alarak büyütüldüğüydü. Bir muhafız ortadaydı. İki tanesi çaprazında, diğer ikisi de onların çaprazında ellerinde kılıçları ile pozisyon aldılar.
"Sen bu krallığı hak etmeyen küçük bir piçsin sadece, Arkael. Morveth ailesi artık yok ve çok yakında Arnox bir imparatorluk olarak tüm Dravion'a hükmedecek." Dravion mu? Bu deli herifler gerçekten tüm gezegeni kontrol altına almayı mı planlıyorlar? Düşüncelerim duyduğum adım sesleri ile yarıda kesildi.
Elimi kılıcıma attım ve bir hışımla yerinden çekerek gelen darbeyi savuşturdum. Mirel'e döndüğümde aynı şekilde muhafızın darbesini savuşturmuştu. Ellerindeki kılıçlar âdeta dans edercesine havada hareket ediyordu.
Muhafızların üçü benim, diğer ikisi Mirel'in karşısındaydı. Üç muhafızdan ikisi aynı anda kılıçlarını üzerime savurduğunda sola doğru atılarak ilk darbeden kaçtım ve ikincisini kılıcımla engelleyip muhafıza bir tekme savurdum.
İri adam sendelerken üçüncü muhafız üzerime atıldı, tekrar kılıcımı kaldırarak darbesini savuşturduğum sırada omzumda bir ağrı hissettim, ilk muhafızın kılıcı omzumu sıyırmıştı. Hızla etrafımda dönerek kılıç tutan elini vücudundan koparan bir hamle yaptığımda yüksek bir sesle bağırdı. Mirel ise ilk muhafızını çoktan yere sermiş ikincisi ile çarpışıyordu. İki muhafızı tekrar karşıma alarak boynumu rahatlattım, kılıcımı kaldırdığım anda âdeta beynimi yerinden söken bir ağrı ile dizlerimin üzerine düştüm. Aynı şekilde Mirel de iki kılıcını yere düşürmüş elleriyle başını tutarak inliyordu.
Bakışlarımı konseye çevirdiğimde beş üyenin elleri mor bir ışık ile parlayarak bize yöneltilmişti. Bu büyüyü biliyordum: Zihin Çatlağı. Beynin içindeki damarları şişirip patlatırcasına zonklatan bir büyüydü bu.
Ellerimle başıma ezercesine baskılar uygularken zihnim ağrılar ile sessizliğe bürünmüştü. Odanın içini bizim haykırışlarımız doldururken muhafızların başıma toplandığını gördüm. Cümlelerimi toparlamaya çalışırken gözlerimin kararmasıyla ağrılar kesildi.
Göz kapaklarım ağrıyor. Başım dönüyor. Midem bulanıyor. Özellikle bedenimin zıplaması hepsini tetikliyor şu an. Yavaşça gözlerimi açtığımda karşımda Mirel vardı. Bilinci hâlâ kapalı bir şekilde yerde yatıyordu. Uzanmaya çalıştım ama kollarım çok ağırdı. Tam ona dokunacakken bedenlerimiz bir daha zıpladı ve tekrar karanlığa gömüldüm.
Bu kez gözlerimi bir yatakta açtım. Ağrılarım gitmişti. Etrafa göz gezdirdiğimde eski bir odada olduğumu fark ettim. Üzeri kitaplarla dolu küçük bir masa, kapağı kırık bir kıyafet dolabı ve camdan içeri giren güneş ışıkları ile hayata tutunmaya çalışan birkaç bitki vardı. Elimi başıma götürdüğümde alnımdaki nemli kumaş parçası parmaklarımla buluştu. Kumaşı alıp yataktan doğrulduğumda giysilerimin olmadığını fark ettim. Altımda keten bir pantolon vardı. Üst bölgem çıplaktı, omzumdaki kesik ise bir sargı bezi ile sarılmıştı. Ben nerede olduğumu algılamaya çalışırken kapı açıldı ve içeriye elinde bir kâse ile konsey muhafızlarından Levyn girdi. Hızlıca doğrulmaya çalıştım fakat omzuma giren ağrı buna engel oldu.
"Ekselansları, size verdiğim yara için özür dilerim. Kılıcım Nefyr zehri ile kaplıydı, ama endişelenmeyin vücudunuza panzehir uyguladım. Birkaç saat sonra etkisi tamamen geçecektir." Sözleri söylerken yanıma iyice yaklaşıp elindeki kâseyi uzattı. Yulaf lapası.
"Ne oldu? Neredeyiz? Mirel nerede?" Sorularım karşısında gülümsedi, "Leydi Lioren yan odada istirahat ediyor. Sistemine giren zehir miktarı sizinkinden daha fazla olduğu için henüz bilinci yerine gelmedi."
Nefyr zehri diye geçirdim içimden. Güneyde yetişen Nefyr çiçeğinden elde edilen bu zehir birinin sistemine girdikten birkaç dakika sonra etkisini gösterir. Terleme, baş dönmesi ve keskin bir ağrı oluşturarak bedeni çökertmeye başlar. Panzehir alınmazsa dört saat içinde kişi son nefesini verir.
"Eski bir dostumun evindeyiz şu an, konsey sizleri hain ilan etti ve zindanlara gönderdi. Fakat bizim gücümüz ne kadar onlara ait olsa da sadakatimiz Arnox'a ve size, ekselansları." Duyduklarım zaten yüksek olan sinirimi daha da yükseltti.
"Halk bu konuda ne düşünüyor?" Sakin kalmalıydım.
"Konsey bütün krallığı kontrolü kaybettiğinize ve masumlara saldırarak krallığı çökertmek istediğinize inandırdı. Hâlâ size sadık olanlar ise zindana atılıyor." Cümlenin sonuna doğru sesi kısılmıştı.
"Bu kadar olay gerçekten birkaç saatte mi yaşandı?" Bunun olması imkânsızdı.
"Ekselansları, beş gündür baygınsınız." Beş gün. Göz bebeklerim yuvalarından fırlamak üzereydi. Beş gündür bilinçsizce yatıyordum ve krallığım korkunç bir şekilde yönetim değiştirmişti. Ne yapacağımı ve ne düşüneceğimi bilemiyorum.
"Mirel'i görmek istiyorum." Levyn başıyla onayladı ve kalkmam için elini uzattı. Elimi hayır anlamında salladım ve yataktan destek alarak ayağa kalktım. Sendelememeliyim. Benim sendelemem demek krallığın sendelemesi demek. Yanımda umudu bitmek üzere olan bir muhafız varken sendeleyemem.
Birkaç adım attığımda evin içinde göz gezdirme fırsatım oldu, eskimiş ahşap duvarlar buranın neredeyse yıllar önce yapıldığını gösteriyordu. Evin ortasında kocaman bir masa vardı ve üzeri kirli tabaklar ve bardaklarla kaplıydı.
Hemen sağ tarafta geniş bir salon bulunuyordu. Bir kanepe, birkaç yer minderi ve kitaplıktan oluşan salon pencereden gelen cılız güneş ışığı ile aydınlanıyordu. Cılız güneş ışığı dedim içimden. Ağır ağır cama yaklaştım ve gökyüzünde tek güneş gördüm. Bu demekti ki Arnox sınırlarından çok uzaktaydık. Gezegenin ikinci güneşi yörüngenin uzağında olduğu için sadece Güneyde bulunan Arnox'tan görünüyordu. "Neredeyiz?" Sorumla birlikte muhafız yanına yaklaştı. "Wengort ormanlarındayız, efendim. Burada güvende oluruz, krallıklar buraya kolay kolay girmez." Farkındaydım. Wengort yıllar önce yapılan bir anlaşma ile krallıklar tarafından ele geçirilmesi yasaklanan bir bölgeydi. Bazı efsaneler burayı Dravion'un kalbi olarak anlatır, içinde sihirli yaratıklar yaşadığını söylerdi. Tabii ki bunlar sadece efsaneydi. Başımı olumlu anlamda sallayıp tekrar yürümeye başladım.
Ahşap kapı açıldığında Mirel hareketsiz şekilde yatıyordu. Yüksek nefes sesleri ve fısıltıya benzer sayıklamaları olmasa hayatta olduğuna inanamazdım. Levyn'i kapıdan gönderip içeri girdim ve yatağın yanına küçük bir iskemle çekip oturdum.
Kaldığım odaya benzeyen odanın tek farkı duvarlarındaki tablolardı. Bir sürü çiçek ve ağaç resmi vardı. Masanın üzerinde birkaç fırça ve boya lekesi gördüğümde elle çizildiklerini anladığım resimler son derece zarif darbelere sahipti.
Parmaklarımı Mirel'in saçlarında gezdirdim. Acaba zihni ona nasıl bir senaryo yaşatıyordu? Ben saçlarını okşamaya devam ederken Levyn kapıyı çalarak içeri girdi. Elinde bu sefer iki kâse lapa ile yanıma gelerek kâseleri masanın üzerine bıraktı ve başıyla beni selamlayarak dışarı çıktı.
Parmaklarım mavi tutamların arasında kaybolurken sayıklamalar durdu ve şelaleleri andıran masmavi gözler beni selamladı. "Ne oldu?" Sorusu içimi burkarken ellerini tuttum ve Levyn'den öğrendiklerimi anlatmaya başladım.
"Bu kadarı çok fazla." Mirel oturduğu yerde söyleniyordu. "Krallığı kendi kontrollerine aldılar ve imparatorluk mu kurmak istiyorlar? Bu kadarı gerçekten çok fazla." Haklıydı. Konsey askerleri hazırlıyor ve diğer krallıklara saldırmayı planlıyordu. Arnox'un askeri gücü fazlaydı fakat diğer yedi krallığa birden diz çöktürecek kadar fazla değildi. Düşüncelerimi bir kadın sesi böldü. "Aa, uyanmışsınız." Sesin sahibine döndüğümde gördüğüm şey bütün olanları unutmama yetecek kadar beni şaşkınlığa uğrattı. Bu efsanelerde anlatılan canlılardan birisiydi. Sivri kulaklı, burnu olmayan, saçları ve gözleri bembeyaz ışıldayan kısa boylu ve kanatlı bir varlık.
Bir Theryn.
Bölüm etkileşimi
