Bölüm 2: Kadim Yargı

Vaveyla Yazarı: Araf Yılmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Bölüm 2: Kadim Yargı

Küller sustuğunda geriye yalnızca gerçek kalır.

🎶🎶 Miia - Dynasty.

Mirel karşımdaydı...

Masmavi saçları gözlerini perdeliyor, bıçak gibi keskin bakışlarını gizliyordu. Yavaş hareketlerle parmaklarımı mavi tutamların arasında gezdirerek gözlerini ortaya çıkardım. Buz mavisi gözleri adeta eriyormuş gibi yumuşamış, ruhumun içine bakıyorlardı. Bu bakışı tanıyordum, onu ilk gördüğüm gün de gözlerinde aynı bakış vardı...

Yirmi yıl önce babam çıktığı bir görevden yanında bir kız çocuğu ile dönmüştü saraya. Devasa sarayın içinde birkaç adım attıktan sonra kızarmış gözlerini ovuşturarak babamın bacağının arkasına saklanıp kollarıyla devasa adamı sarmalamıştı küçük kız. Kolları çizikler ve morluklar içerisindeydi. O an onu gördüğümde içimde bir şeyin koptuğunu hissetmiştim. Gözlerinde bir bakış vardı, anlamını yıllar sonra öğrendiğim bir bakış. Nythera Krallığı, babamın kızı getirdiği yer orasıydı. Ailesinden şiddet ve zulüm gören bir kız olduğunu öğrenmiştim o gün. Büyük kızlarını Prenses olarak büyütürken küçük kızlarını doğduğu günden beri sevmeyi denememiş Kral ve Kraliçe.

Ben gözlerimi kızdan ayıramamışken hizmetçiler onu alıp temizlemek ve giydirmek için götürmüşlerdi. Ben arkalarından bakarken babamın, "Mirel Lioren bugünden itibaren sarayda yaşayacak ve vaftiz kızım olarak muamele görecektir. Bu kurala uymayanlar ise bizzat benimle yüzleşecektir!" diye kükremesi korkmama sebep olmuştu, fark etmiş olacaktı ki yanına gelmem için eliyle bir işaret yaptı. Küçük tahtımdan yere zıplayarak birkaç adım atıp yanına vardığımda elini havaya kaldırıp sertçe aşağı indirmişti, bunu yaparken eliyle beraber alevler de yükselip havada genleşerek aşağı üstümüze düşmüştü. İki saniye demiştim içimden. Alevlerin bizi odama getirmesi iki saniye sürmüştü. Babam geniş yatağımın ucuna oturup sol bacağına iki kere vurarak beni çağırmıştı. Olduğum yerden zıplayarak kucağına yerleştiğimde parmaklarını açık turuncu saçlarımdan geçirdi. "Bu kız artık ailemizden birisi, oğlum. Ailesi ona çok korkunç şeyler yaşatmış. Onu korumak ve kötü anılarını silip güzel anılar yerleştirmek bizim görevimiz. Anlıyorsun değil mi?" Başımı olumlu anlamda sallamıştım. "Anladım, onu sevip koruyacağız."

O günden sonra Mirel bizimle yemek yiyor, bizimle yürüyüşlere çıkıyor, Kraliyet etkinliklerine bizimle geliyordu. Çekingenliğini yenmiş olacaktı ki benimle konuşmaya ve oyunlar oynamaya başlamıştı. Ama bunlar çok uzun sürmemişti, babam onu on yaşında savaş eğitimi için kışlaya gönderdi ve o günden beri onu görme sürem azaldı. Akşam yemekleri ve Kraliyet etkinlikleri dışında sadece birlikte kılıç antrenmanı yapıyorduk.

Yıllar sonra ben Krallığın tek varisi olmuştum, Mirel ise Krallığın en korkulan ve en çevik savaşçısı haline gelmişti. O bir gölgeydi, o benim gölgemdi.

Nefesimin düzene girmeye başladığını hissettim. Kontrol geri geliyordu. O buz mavisi gözler beni her defasında sakinleştirmeyi başaran yegâne şeylerdi. "Arkael," dedi. Sessiz ama tok bir ses ile. "Yine kontrolü kaybettin." Bakışları ellerime kaydı. Arlen'in kanını taşıyan ellerime. Usulca elime uzandı ve parmaklarını parmaklarımın arasından geçirerek beni bir anda kendine çekerek kollarıyla bedenimi sarmaladı. Yıllardır aynı şeyi yapıyordu, ne zaman kontrolü kaybedecek olsam bana sarılırdı. Bedenimi sararak onun dışarı çıkmasını önlemek için bir barikat kurardı. Gözümdeki buruk ıslaklık önce ısındı sonra mutluluğa ardından neşeye dönüşerek yanağıma süzüldü.

Gülmeye başlamıştım. "Yıllardır aynı şeyi yapıyorsun, bence artık yeni yöntemler bulman gerekiyor." diyerek yüzüme bir gülümseme yerleştirdim. Hızla kafasını kaldırıp sırtıma bir darbe indirerek kollarını bedenimden ayırdı.

Arkasını dönerek gözlerini devasa odada gezdirdi, sanki bir şey arıyor gibi bir hali vardı. Gözleri aile portremizin üzerinde takıldı, portreye bir adım atarak parmaklarını boyanın üzerinde gezdirdi. Ben önlerindeyken babam ve annem arkamdan ellerini omzuma koyarak resmedilmişti. "Anneni tanımak isterdim." diyerek söze girdi Mirel. Hafifçe tebessüm ettim. "Ben de isterdim, ama benim bile ona dair fazla hatıram yok."
Ben çok küçükken hayatını kaybetmişti, bu resimler olmasa yüzünü hatırlamam neredeyse imkânsız olurdu.

Mirel bana buruk bir bakış attı, kendi ailesini düşünmüş olmalıydı. Ona işkence eden ailesini. Babamın onu ellerinden kurtardığı insanları. Düşünceler içimi ürperttiğinde başımı salladım. Mirel parmaklarını portreden ayırıp odanın içinde gözlerini gezdirdi.

"Bu odayı bir ara temizlet istersen, hizmetçi değilim ama yorganın zırh standının üzerine koyulmaması gerektiğini ben bile biliyorum." Söyledikleri ile birlikte gülerek odanın köşesindeki tozlanmış ahşap varile doğru birkaç adım attı. Varilin üzerindeki iki ahşap kadehi aldı.
"Baksana, bu bile toz içinde!" diye söylenerek varilden kadehlere şarap doldurdu. Sesli bir nefes vererek gözlerimi devirdim. Gülerek kadehleri cam kenarındaki masanın üzerine, kendisini de iskemlelerden birinin üzerine bıraktı. Gülümseyerek karşısına yerleştim ve kadehlerimizi tokuşturarak ilk yudumlarımızı aldık.

İkinci kadehlerimizi içiyorduk, Mirel ne zaman bir göreve çıksa görev sonrası saraya döndüğünde görev raporunu Konseye teslim eder, ardından odama gelir şarap içerek detayları ve olanları bana anlatırdı. Rapor okumayı sevmediğimi bildiği için böyle bir fikir bulmuştu, aynı zamanda Konseye söylemediği bazı detayları da bana anlatırdı. Ama bu sefer farklıydı. Bu sefer geldiğinde karşısında beni kıvranırken görmüştü ve bunu konuşmuştuk. Arlen'in ihanetini ve Terörün Elçisi'ni çaldığını anlatırken şaşkınlıktan gözleri kocaman açılmış yutkunmakta zorlandığı için birkaç kere öksürerek şarap kadehini masanın kenarına bırakmıştı. Bir anda omuzlarını geriye attı ve gözlerini gözlerime sabitledi.

"Gerçekten Arlen'in bunu yaptığına inanıyor musun?" diye bir soru yöneltti. Gözlerimi birkaç kere kırpıştırıp suratına bakmaya devam ettiğimde devam etti: "O aptalı yıllardır tanıyoruz, bana bütün sarayı yanlışlıkla havaya uçurduğunu söylesen şaşırmam ama böyle bir şey yapmış olabileceğini aklım almıyor Arkael." Derin bir nefes aldı. "Eline sonsuz büyü gücü versek saçına şekli bozulmasın diye büyü yapabilecek birisinden bahsediyoruz, kadim bir büyüyü çözmesine imkân yok. Botlarının bağcığını bile çözemez o." Haklılık payı vardı ama başka kim olabilir ki?
Düşüncelerimi bölerek, "Kadim büyüleri bozmak için kadim bir güç gerekir, kıvılcım." Gözlerim büyümeye başladı, ne demek istediğini anlamıştım, düşüncelerimi sesli olarak dile getirdi. "Bence konsey bu işin içinde olabilir."

Saatler geçti ve hâlâ tartışıyorduk. "Konsey böyle bir şey yapmaz, yapamaz. İhanet için hiçbir sebepleri yok." Sesim gümüş renkli duvarlara her çarptığında adeta renkleri soluyordu. "Mantıklı düşünelim, Arkael. Sen taç giyene kadar Kraliyet konseyin kontrolünde olacak. Ya bu kontrolü kaybetmek istemiyorlarsa? Unutma, Terörün Elçisi onu öldürebilecek tek şey!" Onu öldürebilecek tek şey diye geçirdim zihnimden. "Eldron güç sarhoşu oldu mu diyorsun yani?" Sesim titriyordu. "Güç sarhoşu oldu ve beni aradan çıkarmak mı istiyor?" İhtimaller zihnimde dalgalanıyordu, Krallığa yıllardır hizmet eden Konseyin böyle bir şey yapabilmesine ihtimal veremiyorum. "Eldron değil, Konsey diyorum!" Her kelimenin üstüne basarak konuşmuştu. Başımı ellerimin arasına aldım. "Bu doğru olsa bile kanıtımız yok, buz çiçeği. Halk konseye güveniyor. Babam." Yutkundum, kelimeler boğazıma diziliyordu. "Konseye güveniyordu." Bakışlarımı mermer zemine çevirip cevabını beklemeye başladım.

"Konsey yıllarca Kral Arkhon'un emrindeydi ama..." Bir an durdu. Ne söyleyeceğini tahmin edebiliyordum. Yutkundu. "Seni korumak için kendini feda ettiği günden beri Konsey eskisi gibi değil. Daha otoriter davranıyorlar, seni geçiştiriyorlar. Krallığı yönetmek için uygun olmadığını düşünüyorlar." Kelimeler dudaklarından dökülürken gözlerini üzerimden ayırmadı. Hışımla ayağa kalktım. "Bilmiyorum Mirel. Bu çok fazla, hepsi çok fazla. Arlen'in masum olabileceğini söylüyorsun, hem de tam ben onu..." Devam edemedim. Mirel de farkındaydı, o da yerinden kalkıp parmaklarını ellerime kenetledi. "Tamamen emin değilim kıvılcım, ama bunun güçlü bir ihtimal olduğunu sen de biliyorsun." Haklıydı, ama bu Arlen'i öldürdüğüm gerçeğini değiştirmiyordu. "Eğer haklıysan o zaman Arlen..." Sözümü kesti: "Eğer haklıysam bunu ortaya çıkaralım ki ne Arlen boş yere ölmüş olsun ne de sen Krallığını kaybet." Gözlerinde yine o istek vardı, birilerini öldürme isteği. "Ve pek tabii ki Terörün Elçisi'ni kullanılmadan geri alalım." Parmaklarımın etrafındaki parmakları her kelimesinde daha da sıkılıyordu, yavaşça elimi havaya kaldırıp elinin üzerine bir öpücük kondurdum. "Bir planın var mı, buz çiçeğim?" Mirel tebessüm etti. "Benim her zaman bir planım vardır, kıvılcım."

Başımı devasa cama çevirerek bütün krallığı altında ezen ay ışığını izledim, gece olmuştu. Kadim Yargı saati diye geçirdim içimden, zamanı gelmişti. Ayağa kalktığımda Mirel kadehini eline alarak arkasına yaslandı. Elimi havaya kaldırırken alevler görünmeye başlamıştı bile, başımın etrafında iki tur daire çizerek elimi serbest bırakmamla ayaklarımda hissettiğim sıcaklık spiral şeklinde vücudumu sarmaya başladı. Her ilerlediğinde giysilerimi yakarak parçalıyor, yerine büyü ile yeni giysi parçaları ekliyordu. Boynuma kadar yükselen alev halkası dağıldığında Mirel giysilerime buruk bir bakış attı. Masam ile zırh standımın arasında bulunan aynaya doğru bir adım attığımda kalın botlarımın yerle birleştiğinde çıkardığı ses son derece hoşuma gitti. Tamamen siyah, kumaş giysilerimin üzerinde bol pelerinim acımı saklarcasına bedenimi sarmıştı. Turuncu buklelerimin üzerindeyse soluk renkli, üç küçük taş harici işlemesi olmayan basit bir taç vardı. Cenaze tacı, dedi içimdeki ses en uygunu bu.

Ben bunu düşünürken arkamda bir ışık parladı, döndüğümde Mirel de aynı şekilde giysilerini değiştirmişti. Benden farklı olarak o siyah deri tercih etmişti. Taç yerine bir diadem kullanmış, mavi tutamları içine dolayarak ortasındaki parlak mor taşı sarmalamıştı. Ben onu süzmeye devam ederken gözlerini devirdi ve sol koluma girdi. Gülümsemeye çalışarak elimi havaya kaldırdım ve parlayan alevler genleşip büküldü, bedenlerimizi sararak bizi odamdan ayırdı.

Alevler dağıldığında sarayın beş kat altındaydık, alt zindan girişinde. Beş konsey üyesi, ellerinde içinde Arlen'in bedeni olduğunu bildiğim bir sandık taşıyan iki asker ve Lord Kadyn sessizce olduğumuz yere doğru yürüyorlardı. Yanımıza geldiklerinde hepsi bizi selamladı ve Konsey üyeleri büyü ile devasa kapıları açtı. Hep beraber merdivenlerden inmeye başladığımızda Mirel kolumu bırakıp Lord Kadyn ile birlikte ellerine birer meşale almak için duvara uzandılar. O an Lord Kadyn'in pelerini omzunun üzerinden açıldı ve yıllar önce aldığı savaş yarasını gözler önüne serdi. Velkaris savaşında aldığı yaralar yüzünden iki yıla yakın bir süre boyunca tedavi gören adamın üst vücudunun sol tarafı kurtarılamamıştı.

Basamakları ağır ağır inerken burnuma gelen kokular midemi bulandırmaya yetmişti, kan ve küf kokusu. Yüzümü buruşturduğumda Mirel, "Sarayın bu bölümüne ışınlanabiliyor olsaydık daha iyi olurdu." diye söylendi. Söylenmesine karşı başımı salladım, "İsteyen herkes ışınlanabilseydi buranın bir kutsallığı kalmazdı." Başını olumlu anlamda sallayarak başını dikleştirdi ve ilerlemeye devam etti.

Ejderhaların hırıltıları kulaklarıma ulaştı. Adeta kulaklarımı tırmalarcasına ses çıkartıyorlardı. Zemine ulaştığımızda iki asker sandığı zindanın mağara ile birleşen girişine bıraktı. Herkes bana bakmaya başladığında kolumu kaldırdım. Ağırdı, kederin ağırlığıydı bu. Elimi sandığa uzattığımda parlamaya başladı ve yavaş yavaş parıldayarak ortadan kayboldu. Geriye Arlen'in cansız bedeni kalmıştı. Ve elleriyle karnının üzerinde tuttuğu başı.

Derin sessizliği ağır ayak sesleri bozdu. Her adımda pençeleri zemini tırmalıyor, hırıltıları içimi ürpertiyordu. Adım sesleri kesildiğinde karşımdaydı. Devasa parlak kırmızı gözler ruhumun içini okumak istiyormuş gibi bana bakıyordu. Weria diye geçirdim içimden. Kadim Yargıç. Başımı hafifçe eğdim ve başlamasını işaret ettim. Hepimiz nefeslerimizi tutarak gözlerimizi Weria'ya kilitlediğimizde o tanıdık karıncalanma tekrar kendini gösterdi.

Bedenim ısınmaya ve kasılmaya başladı, yumruklarımı sıktım. Gözlerim bulanıyordu. Tırnaklarım avuç içlerime delici baskılar yapıyor kollarım titriyordu. Başım dönüyor. Kontrolü kaybediyorum. Onu ben öldürdüm, düşüncesi zihnimi ele geçiriyordu. Hayır, hayır. Onu ben öldürmedim; kendi sonunu kendi hazırladı. Ama ya Mirel haklıysa? Ya onu bir hiç uğruna öldürdüysem? Ya gerçek suçlu bu sayede paçayı kurtardıysa? Ya her şey bir plansa ve ben de bir piyon olarak görevimi yerine getirdiysem? Düşüncelerim zihin sarayımı istila ediyor, küflü mağaranın karanlığı zihnimi karartıyordu. Taş duvarların üstüme doğru kapanmaya başladığını hissettim. Zihnim uyuşmaya başladığında beynimde yankılanan tek bir kelime vardı: "Zayıfsın!"

Yumruğumu kavrayan el ile irkilerek bakışlarımı soluma çevirdim, Mirel. Gözleri hâlâ ejderhanın üzerindeyken fısıldadı, "Zayıf değilsin, kıvılcım. Kontrolünü kaybetme. Arlen için kontrolünü kaybetme." Parmaklarını parmaklarımın arasına doladı ve elimi sıkmaya başladı.

"Zayıfsın!"

Ses hâlâ yankılanıyordu. Hayır, Mirel haklıydı, kontrolü kaybedemem. Ben Arkael Morveth'im ve ben zayıf değilim!

Gözlerimi kapatıp yavaşça tekrar açtım, görüşüm düzelmeye, ağrılarım azalmaya başladı. Elini sıkmaya başladım ve fısıldadım. "Ben daha güçlüyüm." Duruşum dikleşti, ağrılar kesildi. Birdenbire Weria kükreyerek geri çekildi. Vareth önüme atılıp bağırdı: "Neler oluyor?" Bakışlarım bir bıçak gibi gözlerine saplandığındaysa başını eğdi ve özür dileyerek tekrar yerine arkama geçti. "Neden durdun?" Sesim mağaranın taş duvarlarından sekerek kulaklarımda yankılandı. Derin bir hırıltı yükseldi. İkinci ejderha Arlen'e yaklaştı ve başını eğdi. Pulları mağarayı aydınlatan meşalelerle yarışırcasına parlıyordu. Yaklaştı, kokladı ve yavaşça bedenden uzaklaştı. Derin bir sessizlik oldu. Bir kükreme yükseldi.

Ejderhalar haykırdı: "Bu beden..." Mirel ile birbirimize hızlı bir bakış attık. Weria devam etti: "ihanet kokmuyor."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

31okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18