4. bölüm / 4
Gölgenin sahibi3. Bölüm
Bölümler 4Şu an: 3. Bölüm
- 1 Giriş161 kelime
- 2 1. Bölüm1.033 kelime
- 3 2. Bölüm1.245 kelime
- 4 3. Bölüm2.981 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Notu okuduğumda kafamdan aşağı kaynar sular dökülmüştü sanki. Her şey saniyeler içinde olmuştu, kabanımı askılıktan alıp giymem, ayakkabılarımı aceleyle ayaklarıma geçirmem, Efsun’un öbür odadan sorular yağdırması, kendimi sonunda dışarı atabilmiştim. Merdivenlerden inerken kapının yine açıldığını, Efsun’un ismimi çağırmasını duydum fakat hiçbir şeyi umursamadım ve apartmandan çıktım.
Hıçkıra hıçkıra apartmanın soğuk duvarına yaslandım ve gözlerimi kapatarak sakinleşmeye çalıştım, notu avucumun içinde eziyordum. Tam o sırada kalın bir ses gözlerimi yine açmama neden oldu. “Hanımefendi, iyi misiniz?” Bakışlarım karşımda duran otuz yaşlarında ki adam ile buluşunca adamın gözleri irileşti. “Aylis hanım?” Adamın ismimi söylemesi ile nutkum tutuldu, nefesim kesildi. O muydu? O motorcu bu muydu? Bana çarpmak üzere olan, bana not gönderen, kaçak diyen adam o muydu? Apartmanın kapısı açıldı, Berna’nın sesini duymuş gibiydim, fakat şu an karşımda duran adam yüzünden boğuluyor gibiydim.
Omzumdaki el yüzünden irkildim ve gözlerim oraya kaydı, adamın eli.. O bana dokunmuştu! Ve o saniye hayatımda hiç yapmadığım bir şeyi yaparak adamın yanağına bir tokat geçirmiştim. “Dokunma bana!” Haykırışım tüm mahallede duyulmuş olmalıydı ki teyzeler cama çıkmış, evlerin ışıkları yakılmıştı.
Adamın yüzü tokatımın etkisiyle hala yana dönüktü. Arkamda duran Berna kolumdan tutup beni hızla geriye çekmişti. “Aylis?!” şaşkın sesini duyduğumda ona döndüm, içimdeki alev bir türlü sönmüyordu, ve bu beni bile korkutmuştu. Bu ben değildim.
“Sapık! O bir sapık” diye haykırdım acıyla, ve sonrasında yine hıçkırmaya başladım. Bu defa arkamda duran tokat attığım adamın şaşkın sesini duydum fakat Berna’nın beni kendine çekip sakinleştirmesine izin verdim. Apartmanın dış kapısı yine açıldı ve bu sefer Efsun gelmişti koşar adımlarla. “Ne oluyor burada?” Ben Berna’nın omzunda ağlamakla kalmıştım. “Yemin ederim ben hiç bişey yapmadım, Faruk ben, Hanımefendiyi hastaneye sürmüştüm. Geçmiş olsun’a gelmiştim.” Hıçkırıklarım durmuştu, bedenim Berna’nın kolları arasında titriyordu.
Hastane mi? O adam beni hastaneye süren adam mıydı?
Bakışlarım beni sakinleştirmeye çalışan Berna ile kesiştiğinde gözlerindeki merakı görebiliyordum. “Ben..” Ağzımdan sadece bir kelime dökülmüştü, devamı gelememişti.
✩☆✩
Hayatımda ilk defa şiddetle tepki gösterdim, ilk defa birisine tokat atmıştım, ve bunun için hiç olmadığım kadar pişmandım. Bana çarpmak üzere olan motor yüzünden panik atak geçirerek bayıldığımda beni hastaneye o adam götürmüştü, ben ise teşekkür edeceğime tokat atmıştım!
Çok aptalsın Aylis!
Şu anda karşımızda koltukta oturan adama mahçup bakışlar atmaktan başka hiç bişey yapamıyordum, o ise bakışlarımı farkettiği her an gülümseme ile karşılık veriyordu. Hayatımda hiç bu kadar utandığımı hatırlamıyordum.
“Yaslansana kızım!” Berna’nın bakışları Faruk denen adama bir saniyeliğine döndü sonrasında daha tatlı dille konuştu. “Yani, yaslan diyorum, boynun ağrır bak.” Koltuğa yaslandığım an Berna’nın adamı daha rahat süzmesine izin vermiştim, o sırada Efsun elindeki tepsi ile oturma odasına girdi. Ilk önce adama uzattı tepsiyi ve adam çayının yanında bir de bir küp şeker aldı. “Hiç gerek yoktu, sağol gerçekten.” Adamın sözleri üzerine Efsun gülümseyerek hafifçe başını salladı, ve bu sefer tepsiyi bize uzattı. “Ne demek Faruk bey, buralara kadar gelmişsiniz, çayımızı içmeden gidemezsiniz.” dedi Efsun, o sırada Berna ile çaylarımızı alıp sephaya bıraktık, Efsun’da tepsiyi bırakıp karşımızda ki küçük koltukta oturan adamın yanına oturdu.
“Öğrenci evi herhalde?” diye sorunca adam, Berna hemen öne atıldı. “Evet, üçümüz oturuyoruz, kiralık tabi. Biraz küçük ama olsun, alıştık biz.” Berna heyecanla konuşunca Efsun ona kes sesini der gibi bir bakış atmış ve sonrasında yanındaki adama dönmüş ve başıyla Berna’yı onaylamıştı. Ben ise hala o adam, yani Faruk bey hariç her yere bakıyordum. “Ne güzel, yaşınız kaçtı?” Faruk bey’in sorusuyla Berna yine Efsun’a fırsat vermeden cevap vermişti. “Ben yirmi yaşındayım, Efsun ve Aylis on dokuz, tabi lisede bir ara sınıfta kalmıştım, bu nedenle bebeklerimle üniversite iki’deyiz.”
Efsun yanındaki yastığı Berna’nın kafasına fırlatmıştı fakat Berna refleksle onu tutmuş ve sırıtarak yastığı arkasına koyup yaslanmıştı. “Yapma öyle Efsunn, ayıp oluyor misafirimize.” Bu olanları izlemiş ve susmakla kalmıştım. Hala çok mahçuptum ve muhtemelen yanağım hala allık sürmüşüm gibi duruyordu. Bir kaç saniyeliğine çok rahatsız edici bir sessizlik ve odada bir gerginlik oluşmuştu.
Bakışlarım ellerimde dolaştı, dizlerimde, ayaklarımda, yerdeki halıda.. Bir türlü yukarı bakamadım. Berna beni sıkıntıyla dürtünce azıcık yerimde sıçradım ve ona döndüm, kaşlarını çatıp oflamıştı. “Konuş artık!” Dudaklarımı birbirine bastırdım, ve karşı koltukta oturan Faruk bey’e kaçamak bir bakış attım, bu sefer oda bakışlarını kaçırmıştı. Berna hafifçe kulağıma yaklaşıp fısıldadı, “Özür dile, ayıp oluyor.”
Bakışımı yine Faruk bey’e çevirdim ve sıkıntılı bir nefes çektim. “Ben çok özür dilerim Faruk bey, yanlış anlamışım, amacım kesinlikle size tokat atmak değildi. Çok affedersiniz.” Evet sonunda konuşabilmiştim. Faruk bey yüzüme bakıp gülümsedi. “Hiç sorun yok Aylis hanım, unutalım gitsin. Siz nasılsınız?” O an üzerimdeki tüm gerginlik uçup gitmişti, bende gülümsedim. “İyiyim, teşekkür ederim.” Kısa cevabım üzerine Efsun bana her zamanki bakışını atmış ve konuşmuştu. “Sayenizde tabii, siz olmasanız ne yapacaktı? Sağolun gerçekten, sürmüşsünüz hastaneye.” Adam gülerek başını sağa sola salladı. “Ne demek, kim olsa yapardı.”
Dakikalar geçmişti ve Berna uzun uzun sohbet ediyordu Faruk bey ile, ilgisini çekmişti belli ki. Ben ise büyük bir merak içerisindeydim, sorularım vardı. Tabi sormaya vakit bulamadan Faruk bey’e bir telefon gelmişti ve o acelesi olduğunu ve gitmesi gerektiğini söylemişti. Kızlarla onu kapıda uğurladık, fakat bende askılıktan kabanımı alınca Efsun kolumu tutmuştu endişeyle. “Nereye?” diye sormuştu çatık kaşlarla, Faruk bey’e bir bakış attım ve Efsun’a geri döndüm. “Arabasına kadar geçireyim, hem biraz hava almış olurum.” dedim, Efsun sıkıntılı bir nefes bırakıp elini kolumdan çekti.
Apartmandan çıktığımızda ikimizde sessizdik. “Arabanız nerede?” diye sordum sessizliği bozmak için, “Aşağı park etmiştim, gelmenize gerek yok.” dedi ve yürümeyi bırakarak bana döndü. “Sormak istediğiniz bir şey mi var?” Kabanımın önünü ellerimle kapattım, ve sokak lambasının yüzüne vuran ışığı ile zar zor görebildim yüzünü.
Hava karanlıktı ve esiyordu, tabi, kış aylarındaydık, bide kar olsaydı ya keşke. “Aslında evet, fakat aceleniz var gibi.” dediğimde gülümsediğini zor da olsa farketmiştim. “Evet, yeğenimi daha fazla bekletirsem bana küsebilir,” dedi ve telefonunu çıkardı, “fakat isterseniz bir ara buluşup sormak istediğiniz soruları dinler ve uzun uzun cevaplarım, ne dersiniz?” Kafamı onaylayacak şekilde salladım ve telefonunu alıp hiç düşünmeden numaramı geçirdim ve ona geri verdim kaydetmesi için.
Napıyordu o öyle? Sırıtıyor muydu?
“Ben size en yakın zamanda mesaj atarım Aylis hanım, tanıştığıma çok memnun oldum.” diyip elini uzattı, bende sıktım elini. “Bende çok memnun oldum Faruk bey, çok teşekkür ederim yine.” Gülümsedi ve arkasını dönüp arabasına doğru yürümeye başladı, ben ise apartmana geri girdim.
Ben anahtarımı çıkaramadan kapı Berna tarafından açılmıştı, beni hızla içeri çekti ve kapıyı kapattı. “Ay adam çok yakışıklı değil miydi ya? Of öldüm resmen..” Gözlerim irileşirken Efsun Berna’nın sözleri üzerine kahkahayı patlatmıştı. “Saçmalama Berna, adam büyük duruyordu.” diye mırıldanarak üzerimdeki kabanı çıkardım ve geri askıya astım. Ben oturma odasına yürürken ikisi de peşimden geliyordu. “Asıl sen saçmalama, alınma ama adam senden bile genç duruyor güzelim.” Ben oflayarak arkamdaki koltuğa yaslandığımda Efsun ciddi bir tınıyla sordu. “Ne konuştunuz dışarıda?”
Koltuğun baş ucunda duran kendi ellerimle ördüğüm battaniyeyi alıp bacaklarıma örttüm, o sırada ikisininde bakışları üzerimdeydi ve cevabımı merakla bekliyor gibiydiler. “Konuşamadık, acelesi vardı. Bende numaramı verdim, bir ara buluşacağız.” Dediğimde ikisinin de ağzı açık kalmış, şaşırmış bir şekilde beni izliyorlardı. Hala o notun etkisindeydim, ve oturup düşünmeye bile vaktim olmamıştı. Birden aklıma yanlış anladığım için Faruk bey’e tokat attığım geldi ve yanaklarımın kızardığını hissettim.
Gerçekten çok aptalsın Aylis.
“Naptın, Naptın?!” Berna aynı şeyi tekrarladığında bakışlarım yine onlara döndü, ikisi hala aynı şaşkınlıkla bakıyorlardı bana. Sustum. Yanlış bir şey mi demiştim yoksa? “Numaranı mı verdin? Sen mi?” Efsun’un sorusu üzerine kaşlarımı çattım.
“Evet?” dedim, birbirlerine baktılar, sonra Berna oflayarak bana doğru bir yastık fırlattı, kafama gelen yastık ile kaşlarım daha çatılmıştı, yastığı yanıma koymuştum. “Altın gibi adam bulmuştum ya Aylis, ne diye çalıyorsun adamımı benden?!” Sözleri üzerine yüzümü buruşturdum, Efsun ise omzuna vurmuştu bir tane. “Başlatma adamına, konu bu mu sence?” Berna omzunu sinirli bir şekilde ovalarken Efsun bana döndü. “Yada belki de konu bu.. Sen aşık mı oldun Aylis?” Gözlerim iri iri açılırken Berna devam etti. “Aşık oldu tabi! Altın gibi sapsarı adam bulmuş, olmayacak mı?” diye homurdandığında bu defa ben ona yastığı fırlattım.
“Saçmalamayın, ne aşığı ya?!” Efsun yüzümü incelerken onlara kızgın bir şekilde bakıyordum. “Yanakların kıpkırmızı olmuş, hoşlandıysan saklamana gerek yok.” Sinirle ayaklandım, konu gerçekten bu muydu? Aşk mıydı yani? Nerede görülmüş benim aşık olduğum?! “Sormak istediğim bir kaç şey vardı ama adamın acelesi vardı, bir ara buluşalım dedi bende numaramı verdim. Saçma sapan şeylere bağlamayın!” diye patladığımda ikiside birbirine bakakalmıştı.
“Numaranı o mu istedi?” diye sorduğunda Berna, bende kafamı onaylarcasına salladım. “Ah Aylis’im, nasıl bir saflık kızım bu?” Tek yaptığım şey kaşlarımı çatıp odama gitmek olmuştu. Iyi değildim. Kafam çok karışıktı, içimdeki korku bir türlü gitmiyordu.
Yatağıma oturup arkaya yaslandım, karanlığın içinde parıldayan küçük yıldızlar dikkatimi çekince bu sefer cama yaklaştım. Yatağı camın yanına çekmek çok iyi gelmişti bana, her akşam izlerdim yıldızları böylece. Fakat bugün yıldızlar daha fazlaydı sanki. Sağ gözümden bir yaş yanağıma kadar süzülüyordu, fakat ben buna rağmen yıldızlar sayesinde burukça gülümsüyordum. Sonra yine yıldızları sevmemin nedeni geldi aklıma ve tebessümüm yavaşça silindi dudaklarımdan. Elim yavaşça cebime girdi, ve o küçük not parmaklarıma değdiğinde derin bir nefes alarak onu cebimden çıkardım.
Küçük ezilmiş not kağıdı kalbimin daha hızlı atmasına sebep olmuştu. Not kağıdını usulca açtım ve aynı cümleyi yine okudum. “Diyorum ki kaçmayı bıraksan mı artık?” Kimdi bu? O olamazdı değil mi? Yıllar geçmişti sonuçta o gece üzerinden, benim gibi zavallı bir kızı hatırlamıyordur bile..
Zavallıya dönüştürdüğü kızı neden hatırlasın ki? Pislik adam.
✩☆✩
Gözlerimi açtığımda saat neredeyse dokuz olmuştu, zaten bu gece düşünmekten pek uyuyamamıştım. Şu anda mutfakta kahvaltı hazırlamakla uğraşıyordum, kızlar daha uyanmamıştı. Bugün cumartesiydi, hepimiz geç gidiyorduk işe ama benim işten önce yapacaklarım vardı.. Karakola uğramak gibi.
“Günaydın” Duyduğum ses ile yerimde sıçradım ve o an tavadaki yumurtanın yanmaya başladığı fark ettim, Efsun benden hızlı davranarak tavayı kaldırdı ve altını kapattı, bana kızgınca döndü. “Aklın nerde kızım senin?!” diye kızdığında yaslandığım dolaptan doğruldum ve yemek masasının başına oturdum. “Dalmışım.” Efsun yumurtayı üçe bölüp tabaklara koyarken gözleri bendeydi. “İyi misin?” dediğinde kafamı aşağı yukarı salladım. O ise tavayı bırakıp çaprazıma oturdu. “Dünkü olay mı?” diye sorduğunda sıkıntılı bir iç çektim ve omuzlarımı silktim.
Henüz ne Efsun’a ne de Berna’ya göndereni belli olmayan nottan bahsetmemiştim, onlarda Faruk bey’e tokat atma sebebimi sormamışlardı, geçmiş travmalarımdan az çok bilgileri vardı ve ben onlara bir şey anlatmadan sormak istemiyorlardı. “Ben karakola gideceğim işten önce,” dediğimde kaşları havalandı Efsun’un. “Ne karakolu? Niye?” diye sordu o da.
Çayımdan bir yudum alıp geri bıraktım. “O motorcu için, hani demişlerdi ya bişey olursa haber verin diye?” Dediğimde gözlerini kıstı. “Noldu ki?” Diye sordu, o sırada Berna mutfağa girdi. “Günaydın, çay demlediniz mi?” Diye sordu, saçları karışık, gri pijamalarıyla girmişti mutfağa, tabi cevabımızı beklemeden ocakta ki çayı farketmiş ve bardak çıkarıp doldurmaya başlamıştı bile.
“Bana bir not göndermiş o motorcu.” Dediğimde Berna’nın çay bardağını tezgaha bıraktığını duydum ve bakışlarımı tekrar ona çevirdim. “Ne diyorsun sen Aylis?” dedi çatık kaşlarla ve yanımıza oturdu, Efsun’da aynı ciddiyetle bakıyordu bana, devam etmemi bekliyorlardı.
Oturduğum sandalyeden kalktığımda ikisininde “nereye?” dediğini duydum fakat cevap vermeden odama girmiş ve yatağımın başındaki komodine bıraktığım notu aldım ve geri gittim yanlarına. Yine oturdum sandalyeye ve masaya bıraktım notu, bir kaç saniye bir bana bir nota baktılar, sonrasında Efsun aldı notu, Berna’da yaklaştı notu okumak için. Bir kaç saniye sonra Berna’nın dudaklarının arasından bir kıkırtı çıktı, kaşlarım havalandı.
Ne diye kıkırdıyordu şimdi?
“Diyorum ki kaçmayı bıraksan mı artık? Bu ne be Aylis, başka bir şey mi bulamadın?” Berna kıkırdayarak bana döndüğünde gözlerim irileşti, bu notu.. Benim yazdığımı mı düşünüyordu? Berna’nın aksine Efsun’un kaşları çatıktı ve bakışlarını hala kaldırmamıştı nottan.
“O zarfın içinden mi çıktı bu?” dedi Efsun, sonunda bakışlarını elindeki kağıt parçasından kaldırıp bana baktığında, Berna ise hala kıkırdıyordu. Berna’yı görmezden geldim çünkü bu umursamazlıklarına alışmıştım. Kafamı usulca salladım, Efsun yine inceledi notu, sonrasında yüzündeki gerginlik eriyip gitmiş gibi dudaklarını birbirine bastırdı, gülüşünü bastırmak ister gibi.
Bu görüntüyle ve Berna’nın kıkırdayışlarıyla sinirlerim iyice bozulmuştu, bir şey demek için dudaklarımı araladığımda bu defa Efsun kahkahayı patlattı. İkiside yüksek sesle gülerken yüzüm asılmıştı, hızla aldım Efsun’un elindeki notu. “Komik olan ne?” İlk defa bu kadar ciddiydim onların karşılarında, gerçekten çizgiyi aşıyorlardı bazen.
Efsun sonunda sakinleşebilmişti, karnını tutarak konuşmaya başlamıştı. “Kız bunu alt komşunun oğlu Bedirhan getirdi, şu minnak deli var ya?” dediğinde Berna daha yüksek gülmeye başlamıştı. “Ne?” dediğimde Efsun Berna sussun diye koluna vurmuştu bir tane. “Kapının önüne bırakmıştı mektubu, bende çöpleri atmak için çıkıyordum o sıra. Mektubu fark ettiğimde o kaçmak üzereydi! Yakaladım deliyi, ‘Aylis ablaya mektup gelmiş abla’ diyip gitti vallaha. Şaka yapmış işte çocuklar.”
Kaşlarım bir an şaşkınlıkla havalandı ama sonrasında çatıldı, yok hayır, bu bir şaka değildi. Emindim. İkiside gülmeye devam ederken ayağa kalktım, kafam allak bullak olmuştu. Mutfaktan çıkmak için hareketlendim fakat Efsun konuşunca durdum. “Nereye, karakola mı?” dedi benle dalga geçercesine, onlara doğru döndüm, içimdeki öfkenin alevlendiğini hissettim, yinede sakin kalmayı denedim.. Her zamanki gibi. “Evet karakola.” dedim elimdeki notu arka cebime koyarak.
İkisininde kahkahaları birer kıkırtıya dönüşmüştü, ben ise onların karşısında çok ciddi bir şekilde duruyordum. Efsun ayaklandı ve kolumu tuttu. “Hadi Aylis, otur oturduğun yere, kahvaltı yapalım.” dediğinde sinirle kolumu çektim. Onlar değil miydi bana hep saf diyenler? Bu sefer saf olan onlardı. “Şaka falan değil, eminim ben. O gün de bana ‘buldum seni kaçak’ demişti. Tesadüfe bakın!” sesim yükselmişti, alışkın değillerdi ‘saf’ arkadaşlarını böyle görmeye, doğru tabi, bende değildim. İkiside ciddileşmeye başlamışlardı, Efsun kaşlarını çatmış bir adım yaklaşmıştı. “Ne biliyorsun o motorcunun gönderdiğini, belki başka biri gönderdi?” dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım.
Emindim, hep kaçmamdan bahsediliyordu, ilk önce o fısıltı, sonra bu not. Bu notu kesinlikle o motorcu yazmıştı, kabuslarımın sebebi, suskunluğumun nedeni olan motorcu. Yıllar önce hayatıma bir kez girmişti, bir rüzgar gibi savurmuş hayatımı, ve geleceğimi mahvedip yok olmuştu. Yine aynısını yapmak için girmeye çalışıyordu hayatıma. “Bu yargısız infaz değil de ne Aylis? Öyle karakola gidince ne olacak ki?”
Suratım yine asıldı, midem kasıldı. “Bulucaklar onu.” dedim umutsuzca, Berna yine kıkırdayınca Efsun’un omzunun ardından baktım ona. “Bedirhan delisinin şakası işte, saf abla.” dediğinde kırıldığımı hissettim, Efsun yine kolumu tuttuğunda bu defa çekmedim. “Büyütüyorsun bence güzelim.” dediğinde kafamı iki yana salladım.
“Büyütmüyorum”
“Büyütüyorsun.”
“Büyütmüyorum işte.” dedim kafamı yine iki yana sallayarak.
“Büyütüyorsun işte.” Dedi Efsun inatla, dudaklarımı araladım inkar etmek için fakat bu kez Berna arkadan bağırdı. “Büyütüyorsun Aylis, aaa! Ne taktın şu motorcuya, zaten dün Yavuz denen yakışıklıya da ayıp ettin! Demiyim diyorum ama tokat atmak nedir ya kızım?!”
Efsun hızla Berna’ya döndü kolumu bırakıp, Berna ciddi değildi fakat ben oldukça ciddiydim, ve kırılgan. “Senin ağzını Berna!” dediğinde yere bakmakla kalmıştım. Mahçup ve pişmandım tabi hala.Tokat atmıştım sonuçta oldukça suçsuz birine.
Yine mutfaktan çıkmak için hareketlendiğimde Efsun üçüncü defa tutmuştu kolumu. “Karakola mı gideceksin? Tamam bekle, bizde gelelim.” dediğinde bu defa kolumu çok sakin bir şekilde çektim. “İşe gidiyorum.” dedim soğuk bir tınıyla, bu soğukluğu hiç kendime yakıştıramamıştım.
✩☆✩
Iş için hazırlanmış ve çıkmıştım evden, merdivenlerden aşağı inerken Sevgi teyzeyi ayakkabıları düzeltirken buldum. Eğilmiş, eşarbı da kaymıştı biraz, beni farketmemişti henüz. “Günaydın Sevgi teyze,” dedim bir basamak daha inip kapısının önünde durarak, hemen kafasını kaldırıp göz göze gelmişti benle ve yüzümde büyük bir tebessüm belirdi. “Günaydın kızım, nasılsın? İşe mi?” Diye sordu merakla, ayakkabıları bırakıp ayağa kalktı ve eşarbını düzeltti, sonra kapı pervazına yaslandı.
Ben ise nazikçe gülümsedim. “İyiyim, evet işe gidiyorum. Sen nasılsın?” dedim kibarca, gülümsemesi büyüdü. “İyiyim vallaha, çocuklarla uğraşıyorum. Bedirhan’ın çamurlu donları bitmez, Atakan’ın evlilik sevdası bitmez, vallaha oturup bizim Özlemlerle dedikodu yapmaya vaktim kalmıyor!” diye isyan edince kahkaha attım, o ise aklına bir şey gelmiş gibi etrafa bakındı sonra biraz yaklaştı.
Yaklaşınca bende yaklaştım. “Kız siz bekarsınız ya?” dediğinde kafamı onaylarcasına salladım. Ne alakası vardı ki şimdi? “Hepinizde maşallah fıstık gibi kızlarsınız! Ne diyorum, sizden birini benim Atakanımla mı görüştürsem kız?” dediğinde gözlerim irice açıldı ve geriye çekildim yüzüne bakmak için.
“Ne için?” dedim, alacağım cevaptan korkuyordum. “Kız ne için olaca-” devamını getiremeden apartmanda sesler yankılandı. “Anne! Susadım!” diye bağırış duydum Sevgi teyzenin oğlu Bedirhan’dan. Merdivenleri tek tek çıkıyordu, zaten ikinci katta kalıyorlardı. Bedirhan nefes nefese görüş alanımıza girdi, henüz sekiz yaşında diye biliyordum, saçı başı karışmıştı, pantolonu çamur içindeydi. “Sen bir gir eve, göstericem ben sana!” diyip evine girdi Sevgi teyze, ben ise Bedirhan’a döndüm, aklıma gelen şeyle kimsenin duymacağından emin olmak için yavaşça diz çöktüm.
“Bedirhan?” dedim sessizce, küçük çocuk bana bakıp kaşlarını kaldırdı. “Hı?” biraz yaklaştı. “Dün bize bir mektup bırakmışsın, kim verdi onu sana?” diye fısıldadığımda omuz silkti, modum yine düştü fakat pes etmedim. “Şaka mı yaptınız yoksa bana? Annen biliyor mu böyle şakalar yaptığınızı?” diye sorduğumda hemen gözleri irice açıldı ve kafasını iki yana salladı. ”Yalan abla, yapmadım ben öyle bir şaka. Anam inanır, söyleme öyle abla.” dediğinde içim acıdı ve burukça gülümsedim. “Kim verdi o zaman o mektubu sana?” dediğimde aceleyle cevap verdi.
“Bir abi verdi, kafasında şapka vardı.” dediğinde kaşlarım havalandı ve kalbim hızlandı. “Şapka mı?” diye fısıldadığımda yine omuzlarını silkti yine. “Motor sürenler takıyor ya işte? Onlardan. Çokta güzel motoru vardı abinin.” dediğinde dünyam durmuştu, yeniden. Motor şapkası.. Motor.. Motorcu..
“Bunu üçüncü kattaki Aylis ablaya ver dedi, üstüne bide iki yüz lira ve çikolata verdi. Ama aman abla, anam öğrenmesin, çok kızar bana..” diye devam etti Bedirhan.
Ben ise tırabzana tutundum, titremeye başlamış gibiydim, doğruymuş işte, tesadüf falan değilmiş. Peşimde gerçekten birileri varmış. Birileri değil, bir motorcu varmış.
“İyi misin kızım?” dediğini işittim Sevgi teyzenin fakat ben daha yanımdaki küçük çocuğun yanımdan ayrıldığını bile yeni farketmiştim. Yavaşça ayaklandım, korku dolu gözyaşları ile arkamı döndüm, Sevgi teyze beni böyle görse iyi olmazdı. “Geç kaldım işe, gideyim ben.” dedim bir basamak indiğimde yine Sevgi teyzeyi duymuştum. “İyi bari kolay gelsin kızım, konuşalım bir ara, olur mu?”
Kafamı usulca sallayıp basamakları teker teker indim, apartmanın kapısını açıp çıktığımda soğuk esinti tenimle temas etti, ve hafifte olda kendime gelebildim. Çıktım dışarı, yavaşça yokuşu inmeye başladım. Çocuklar koşuşturuyordu mahallede, bağıra çağıra oynuyorlardı.
Ne istiyordu ki şimdi benden? Yine tutup çekecek miydi zorla tenha bir köşeye? Yine kaçacak ve bir kez daha mı mahvedecekti hayatımı? Kaçak diyordu bana, asıl kaçak oydu. Bakışlarımı kaldırdım, uzun yola baktım. Bir ürperti daha hissettim, ama bu kez esintiye değil, bu farklı arzuya.. Kendimi savunma arzusuna, bu arzu birden gelmiş ve birden büyümüştü içimde, hayatımda ilk defa savunmak istiyordum kendimi.
Aylis kendisini savunmak istiyordu. O genç kız artık kendisini savunacaktı.
✩☆✩
Artık bölümleri daha uzun yazacağım arkadaşlar, yeni farkettim ne kadar kısa yazdığımı.
Beğeni atarsanız çok sevinirim ♥︎
Destek olan herkese çook ama çook teşekkür ederim ☘︎︎
İnstagram hesabımda hep aktifim sorularınız olursa sevinçle cevaplarım ꨄ
instagram hesabım;Kitaplarbebitolarim
Bölüm etkileşimi
