2. bölüm / 4
Gölgenin sahibi1. Bölüm
Bölümler 4Şu an: 1. Bölüm
- 1 Giriş161 kelime
- 2 1. Bölüm1.033 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2. Bölüm1.245 kelime
- 4 3. Bölüm2.981 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kitabımı baş ucuma bıraktım ve Efsun'un sesi yeniden yükseldiğinde ayağa kalktım. "Şeker kalmamış diyorum kızım, gidip alsana!" Belli ki Berna yine her zamanki umursamaz tavırlarıyla Efsun'u çileden çıkarıyordu. Arada beni de sinir ediyordu ama ben Efsun gibi sesimi yükselten bir kız değildim, neyse ki.
"Banane ya, sevgilin için kılımı kıpırdatmam." diyen Berna, ona hak vermemi sağlamıştı. Ah, yine mi? Efsun'un sevgilisi için yapmadığı tarif kalmamıştı. Kız, bu gidişle şef olmayı planlıyordu galiba.
Odadan çıktığım an, Efsun'un mutfaktan aceleyle çıkması beni hiç şaşırtmadı. Bana hevesle bakan kızı, somurtarak gözledim ve "Bir kerede o senin için uğraşsın." dedim. Kabanımı askılıktan alıp giymeye başlarken, Efsun şımarık bir gülüşle, askıdaki çantasından cüzdanını çıkarıp bana uzattı. Cüzdanı cebime tıkıştırırken Efsun yanağımı uzun uzun öpmeye başladı, beni güldürmeyi gerçekten çok iyi biliyordu bu kız.
Gülerek ondan kurtulmaya çalıştım. "Bir dilimde bana bırakır mısın o kekten?" dediğimde geri çekilip, yanaklarımı sıkmaya başladı. "Sana vermemek mi? Saçmalama Aylis." Efsun'un şakacı uyarısıyla gülümsedim ve ben de onun yanağını öptüm, ardından botlarımı giymeye başladım.
"Berna'nın hakkınıda yersin..." dediğinde, mutfaktaki Berna söylenmeye başlamıştı. Onların kavgasını dinlemek isteyeceğim son şey olduğundan hızla kapıdan çıkıp merdivenleri inmeye başladım.
Soğuk akşam rüzgarı yüzüme vurduğunda dudaklarım istemsizce yukarı doğru kıvrıldı. Efsun için markete uğramak, yataktan çıkmak için bir bahaneydi. Kollarımı göğsümde birleştirip, karanlık mahallede yürümeye başladım.
✩☆✩
Elimde market poşetiyle fırına girdim, Hüseyin amca beni görünce hemen gülümsedi. Duvara yaslanan kasklı adamı görünce bir an duraksadım. Kaskının önünü kaldırmış, başı eğik telefonuna bakıyordu.
Sakin ol Aylis, sadece bir müşteri.
Bakışlarımı tekrar Hüseyin amcaya çevirdiğimde bana gülümsüyordu, elli yaşlarındaki bu adam güvendiğim çok az insanlardan biriydi. "İki ekmek, Hüseyin amca." dedim sessizce. Duvara yaslanmış motorcunun kafasını kaldırıp bana baktığını hissettiğimde benim bakışlarım’da onu bulmuştu. Dikkat çekmemek için fısıldamıştım, ama ne için baktı ki şimdi?
Göz göze geldiğimiz anda kara gözlerinin hafifçe kısıldığını gördüm. Niye beni tanıyormuş gibi bakıyordu şimdi? Kalbim hızla çarpmaya başlamıştı ama paniğe kapılacak durumda değildim. Gözlerimi hızla kaçırdım.
Sadece bir kaç saniye sonra avucumdaki parayı tezgaha bırakıp Hüseyin amcanın elindeki poşeti kavrayıp aceleyle kapıdan çıktım.
Fırının önündeki motoru gördüğümde içimden geçen huzursuzluğu bastıramadım. Sanki havadaki soğuk, nefesimi sıkıştırıyor, zihnime o eski geceyi fısıldıyordu. Motorlar ve motorcular… Bu hayatta korktuğum tek şeydi. Görünüşleri, sesleri, kasklarının ardındaki soğuk gizem... Her biri beni geçmişimin karanlık köşelerine sürüklüyordu.
Adımlarımı sakin tutmaya çalıştım.
Sakin ol, Aylis. Bu, o değil
Kendime bunu tekrar etmek bir an için işe yarar gibi oldu. Ama arkamda bir motorun çalıştığını duyduğumda, bu düşünce kaybolup gitti.
Omzumun üzerinden tedirgin bir şekilde baktım. Az önceki adam, motoruyla yavaşça peşimden geliyordu. Kalbim hızlanmaya başladı. Nefesimi kontrol etmeye çalışarak başka bir sokağa yöneldim. O an motor hırçın bir sesle hızlandı ve yanımdan geçti.
Motorun sesi uzaklaştıkça içimdeki gerilim de azaldı, ama o korkuyu tamamen atmak mümkün değildi. Duraksadım. Gözlerimi yere sabitleyip derin bir nefes aldım. Ellerimi sımsıkı yumruk yaptığımı yeni fark ediyordum. Bir süre bekledim, rüzgâr tenimi okşarken kendime gelmeye çalıştım.
“Bak, o değilmiş işte.” Kendime fısıldadım, gözlerimin dolmasını ise görmezden geldim.
Yavaşça başımı kaldırıp yıldızlara baktım. Bir tek yıldızlar şahit olmuştu o geceye, yakınımdakiler beni bir kere bile dinlemezken nasıl olurda yıldızlar beni her gece dinlemişti?
Küçükken yıldızlardan nefret ederdim. Sonsuz boşluğu ve bitmeyen karanlığıyla beni gerçekten ürkütürlerdi.
Ama o gece her şey değişmişti.
O gece kimse beni anlamazken, yıldızlar sessizce dinledi. Herkes beni görmezden gelirken, yıldızlar oradaydı. Ve benim tüm güvenim artık yıldızlaraydı.
✩☆✩
Bir hafta sonra
Sabahın ilk ışıkları göz kapaklarımı rahatsız ettiğinde yavaşça onları araladım. Uzanıp saate baktığımda gözlerim irileşmişti, beni ısıtan kalın battaniyeden kurtulup hızla yataktan kalktım. Yaptığım ilk şey aynanın karşısına geçip saçlarımı at kuyruğu yapmaktı, kısa süre önce yandan kestiğim kahküllerim bağladığım saçımdan ayrılıp alnıma düştüğünde iç çekmekle kalmıştım.
Üzerime beyaz bir kazak ile mavi bol pantolon geçirdim ve hızla odadan çıktım. “Efsun! Berna! Uyandınız mı?!” Yüksek sesle onları çağırırken banyoya girip yüzümü yıkadım.
Gelen gülme sesleri ile mutfağa adım attım, ikiside çoktan hazırlanmış gibi duruyorlardı, hatta kahvaltı bile yapıyorlardı! “Ay, sen yeni mi uyandın?” Diyen Efsun, şaşırmış gibi duruyordu. Hafifçe başımı salladım ve buzdolabını açarak inceledim.
“Sen değil miydin hazırlanıyorum diye bağıran?” Efsun yine soru sorunca buzdolabını kapattım, Berna’nın yüzündeki sinsi gülüşü fark ettiğinde Efsun bir küfür savurmuştu. Belli ki taklidimi yapan Berna’ymış. Efsun ayağa kalkıp bana doğru yürüdüğünde ona bakmakla kaldım. “Üzgünüm canım, gerçekten uyandın sandım. Acelen yoksa kahvaltını ye şimdi.” Diyerek bana sarıldı.
“Yetişmem gereken bir ders var, çıkmalıyım.” Dedim geri sarılarak, bir kaç saniye sonra Efsun geri çekildiğinde Berna oturduğu yerden öpücük yollamıştı. “Modum çok yüksek şu anda kuşum, seninle uğraşmasam olmazdı” dediğinde ona gülümsedim. Daha sonra kabanımı ve çantamı alıp apartmandan çıktım, bazen onlara gerçekten kırılıyordum, acaba haksızlık mı yapıyordum? Kesinlikle. Sonuçta sadece eğlenmek istiyorlar ve her zaman dedikleri gibi; 'bu günlere asla geri dönemeyeceğiz, bırak tadını çıkaralım.' Haklılardı.
Güneş yüzüme çarpıyordu ve bu benim hoşuma gidiyordu, fakat maalesef ki yavaş yürüme gibi bir şansım yoktu, çünkü dersim tam on dakika sonra başlıyordu! Adımlarımı hızlandırdım. Hava ne kadar sıcak olsada esiyordu, şükürler olsun ki üstümde bir kazak ve kaban vardı beni sıcak tutacak.
Yaya geçidinden yürürken çantamı daha sıkı kavradım, içime çok değişik bir his doğmuştu. Kafamı hafifçe yana çevirdiğimde gözlerim irice açılmıştı, olduğum yerde donup kalmıştım.
Hadi ama, koskoca kırmızı ışığı görmüyor muydu?
Duracak Aylis.
Durmuyor Aylis!
Son surat gelen motor durmuyordu! Gerçekten son hızla sürüyordu, ve bomboş yolda bir tek o motor vardı. Sanki zaman yavaşlamıştı. Kalbim hızla çarparken, zihnimde bin tane düşünce dolandı.
Galiba öleceğiz Aylis.
Canım çok yanmasın bari..
Motorun sesi giderek yaklaştı. Tam çarpacak gibi hissettiğim o anda bir mucize oldu. Motor hızla yavaşladı, lastiklerin sert bir şekilde sürtünmesinden çıkan o keskin ses kulaklarımı doldurdu. Sonunda tam önümde, neredeyse burnuma değecek kadar yakın bir yerde durdu.
Ama ben duramadım.
Dizlerim titremeye başladı, nefes almakta zorlanıyordum. Kalbim öyle hızlı çarpıyordu ki sanki göğsümden dışarı fırlayacak gibiydi.
Her şey bulanıklaşmaya başlamıştı
Hadi ya, bide bu yaştan sonra gözlük ile mi uğraşacaktım?
Ne olduğunu anlayamıyorum, sırtımda bir ağrı hissettim. Her şey kararmaya başlamıştı sanki.
oda ne öyle? Motorcu mu?!
Göz kapaklarım ağırlaşmadan son gördüğüm şey üstümde dikilen motorcuydu, o kara gözler neyin nesiydi, neden bu kadar tanıdık gelmişti ki şimdi gözüme?
“Buldum seni kaçak.”
Kulağıma ulaşan bu ses kime aitti henüz anlamış değildim. Derinlere dalmıştım sanki, aynı yıldızlar gibi sonsuz bir boşluğa kapılmıştım sanki..
✩☆✩
Ve ilk bölüm :)
Beğeni atarsanız çok sevinirim
instagram hesabım; Kitaplarbebitolarim
Bölüm etkileşimi
