5. bölüm · GÖLGENİN İZİ

VALİ KUDRET'in YÜKSELİŞİ

AHMET AKMAN

İLK SÖZ ONLARIN,
SON SÖZ BENİM OLSUN.

Yavuz'un, Berna'yı kaybedip Aylin'i büyüttüğü o yıllarda, İstanbul'da başka bir adam yükseliyordu. Aynı yağmurun altında, aynı gökyüzünün altında, ama bambaşka bir dünyada. Biri (YAVUZ) insan olmaya çalışırken, diğeri (KUDRET) insanlıktan her geçen gün biraz daha uzaklaşıyordu. Ve ikisi de, bir gün yollarının yeniden kesişeceğini bilmiyordu.

İSTANBUL - VALİLİK MAKAMI - 2010 AĞUSTOS

Kudret Karaca, makam koltuğunda oturuyordu. Pencereden Boğaz'a bakıyordu. Ama Boğaz'ı görmüyordu. Gözleri, çok daha uzaklarda, çok daha derinlerde bir şeyi arıyordu.
Önünde bir harita vardı. Türkiye haritası. Üzerinde kırmızı raptiyeler, siyah ipler, el yazısı notlar. Her bir raptiye, kontrol ettiği bir noktaydı. Her bir ip, bir bağlantıydı.
Ve ağ, her geçen gün biraz daha genişliyordu.
Ama yetmiyordu. Hiçbir zaman yetmiyordu.
Çünkü Kudret Karaca için güç, bir varış noktası değildi. Bir yolculuktu. Ve bu yolculuğun sonu yoktu. Her zirveye çıktığında, ufukta daha yüksek bir zirve beliriyordu.
Her düşmanı yendiğinde, daha güçlü bir düşman doğuyordu. Ve Kudret, bu sonsuz tırmanıştan yorulmuyordu.
Aksine, besleniyordu.
Kapı tıklatılmadan açıldı. Kudret başını çevirmedi. O kapıyı böyle açmaya sadece bir kişi cesaret edebilirdi.
Zülfikar.
Kırklı yaşlarının sonunda, geniş omuzlu, seyrek saçlı, kaşları her zaman yarı çatık bir adamdı. keskin bakan gözleri, onu tehditkâr ve öfkeli gösterirdi.. Zülfikar'ın gözleri, bir yılanın gözleri gibiydi; yarı kapalıyken bile her şeyi görürdü. Kabadayı tabir edilen türdendi; ama sıradan bir kabadayı değil. Zeki, hesaplı, raconuda iyi bilir. En önemlisi, düşmanı bile sözüne güvenirdi. Arkadan vurmaz, ihanet etmez, sözünün arkasında dururdu. Kudret'in onca adamı arasında Zülfikar'ı özel kılan da buydu: Kudret, Zülfikar'a güvenirdi; ve ona saygı duyardı. Kudret'in saygı duyduğu insanların listesi çok kısaydı.
Zülfikar, koltuğa oturmadı. Ayakta durdu. Bekledi.
"Söyle," dedi Kudret.
Hâlâ pencereye bakıyordu.
"Mersin'e tayininiz çıktığını öğredim."
Kudret'in omurgasından yukarı bir şey tırmandı. Soğuk, yılan gibi bir şey.
Öfke. Ama belli etmedi. Yüzünü döndürmedi. Sesi sakindi.
"Evet, doğru duymuşsun." dedi ve ekledi;
"Ankara. Bizzat İçişleri Bakanı imzalamış. Gerekçe olarak Mersin'deki organize suç oranlarındaki artışı ve benim İstanbul'daki 'başarılı' çalışmalarımı göstermişler."
Kudret sonunda döndü. Gözleri Zülfikar'ınkilere kilitlendi.
"Benim, kim olduğumu İstanbul öğrendi. Şimdi sıra o Liman şehrinde." dedi.
Kelime ağzından bir mermi gibi çıktı.
Zülfikar başını hafifçe eğdi. Ne onayladı ne reddetti.
Kudret ayağa kalktı. Masanın etrafından dolandı. Ayakları zeminde yankılanıyordu. Zülfikar'ın karşısında durdu.
"İstanbul'un tozunu dumanını değil, yeraltının damarlarını yönetiyorum ben. Bana biat etmeyen hiçbir yapı kalmadı bu şehirde; hepsi şu an benim tek bir işaretime bakıyor:
Mafyalar,
Çeteleşmiş sokak başları,
Organize suç şebekeleri,
Karteller,
Sendikalar,
Karanlık konsorsiyumlar,
Çeteler,
Paravan oluşumlar.
Hepsi, istisnasız hepsi, Ya benim itaat etti, boyun eğdi ya da devletin bana sunduğu o mührün getirdiği demir yumruk altında ezilip tarihe gömüldü. Artık İstanbul’da benim iznim olmadan kuş uçmaz, yaprak kımıldamaz.
Çünkü korkuyorlar. Çünkü bu şehirde kimin sözünün geçtiğini biliyorlar."
Duraksadı. Sonra gülümsedi. Ama o gülümseme, bir bıçağın keskin yüzü gibiydi.
Kudret pencereye döndü. İstanbul'a son kez baktı. Minarelere, gökdelenlere, Boğaz'ın mavi sularına.
"Ama İstanbul'u kontrol eden adam olmak yetmez Zülfikar... limanları kontrol eden adam olmak, asıl güç budur." dedi ve Zülfikara dönerek;
"Sen benimle Mersin'e geliyorsun...
İstanbul’u da Gürkan’a emanet ediyorum.
Ben yokken bu şehrin karanlığında kimin nefes alıp kimin öleceğine o karar verecek. Yokluğumda, ben dönene kadar burada Naip olarak kalacak; ipler onun elinde, emrimse onun dilinde.."

MERSİN - 2011 MART - MERSİN

Mersin Kudret'in beklentilerini aştı
Buraya suçu temizleyecek vali olarak gelmişti. Bu şehri düzene sokmak için. Devlete kafa tutanları cezalandırmak için. Ama Kudret, Bu tür durumları fırsata çevirme konusunda ustadı. Ve Mersin, ona hayatının en büyük fırsatını sundu.
Liman. Şehrin kalbi.
Günde yüzlerce konteynerin indiği, binlerce ton yükün taşındığı, milyonlarca doların el değiştirdiği bir dev. Ve bu dev, uyuyordu. Ya da daha doğrusu, yanlış ellerdeydi.
Kudret'in Mersin'e gelişinin üzerinden üç ay geçmişti. Valilik makamı, İstanbul'daki kadar ihtişamlı değildi. Ama Kudret için makam değil, güç önemliydi. Ve güç, burada, bu sıcak ve nemli şehirde, deniz kokusunun ve baharat kokusunun birbirine karıştığı bu liman kentinde, avucunun içinde bekliyordu.
O gece, limanın arka tarafındaki bir depoda toplantı vardı. Depo, dışarıdan bakıldığında terk edilmiş gibi duruyordu. Ama içerisi, Mersin'in en tehlikeli adamlarıyla doluydu. Kaçakçılar, mafya babaları, gümrük rüşvetçileri... Hepsi, Kudret'in çağrısına uymuştu.
Kudret, deponun ortasında bir sandalyede oturuyordu. Arkasında Zülfikar, Yıkılmaz bir heykel gibi duruyordu. Önlerinde yarım daire şeklinde sıralanmış sandalyelerde, şehrin yeraltı efendileri oturuyordu. Bazıları huzursuzdu. Bazıları öfkeli. Bazıları ise sadece meraklı.
"Beyler," dedi Kudret. Sesi depoda yankılandı. "Bu şehirde para var. Büyük para. Ama siz bu paranın sadece kırıntılarını topluyorsunuz."
İçlerinden biri, Adanalı bir kaçakçı, ayağa kalktı.
"Sen kimsin de bize ders veriyorsun?
Devletin gemisiyle buralara gelip bize ahkâm mı keseceğini sandın?..."
Kudret elini kaldırdı. Adam sustu.
Kudret'in gözlerinde, sözünü kesenin cezasını çok ağır ödeyeceğine dair bir şey vardı.
"Beni dinleyin. Çünkü bu konuşma, hayatınızın en kârlı iş görüşmesi olacak." Ayağa kalktı. Arkasındaki tahtaya bir harita astı. Akdeniz haritası. Üzerinde kırmızı oklar, daireler, notlar.
"Şu ana kadar ne yaptınız? Küçük teknelerle Suriye'den mazot kaçırdınız. Konteynerlerin içine uyuşturucu saklayıp gümrükçülere rüşvet verdiniz. Silah sevkiyatı yaptınız, hepsi kısıtlı, hepsi küçük çaplı."
Adamlara döndü.
"Ben size teklif ediyorum: Bütün bu işleri, tek bir çatı altında toplayalım. Devlet benim. Liman benim. Gümrük benim. Sevkiyat rotaları benim. Siz sadece işinizi yapacaksınız. Ve kazandığınız paranın yüzde otuzunu Benim."
Uğultu yükseldi. İtirazlar, tehditvari sözler. Ama Kudret beklemişti. Zülfikar'a baktı. Zülfikar başını hafifçe salladı.
Deponun kapıları açıldı. İçeriye, ellerinde makinalı tüfekler olan on beş kişi girdi. Hepsi siyah takım elbiseli, hepsi silahlı. hepsi sivil polis, Depoyu çevirdiler. Uğultu kesildi.
Kudret devam etti: "Size sormuyorum. Size söylüyorum. Bu şehirde artık benden başkası iş yapmayacak."
Adanalı kaçakçı yeniden ayağa kalktı.
Bu kez sesi daha alçaktı, ama daha tehditkârdı: "Ya kabul etmezsek?"
Kudret gülümsedi. Zülfikar'a döndü.
"Zülfikar Bey, Adanalı misafirimizi yakından tanımak istiyorum, tanıyor musun?"
Zülfikar gözlerini bile kırpmadı.
"Babası Adananın eski kabadayılarından, 20'lerde dedesi savaş gazisi olarak gelmiş. ozamandan beri Adana'dalar. Kendisi Numan, Karısı ve iki kızı, dört oğlu var, bir de annesi. Güzel insanlarmış. Evleri Çukurova'da, müstakil. Adana'nın en büyük toprak ağası ve pamuk tüccarı, bir de evlerinin Bahçelerinde limon ağaçları var."
Depoda çıt çıkmadı.
Adanalı kaçakçının yüzü bembeyaz oldu. Yavaşça oturdu. Bir daha konuşmadı.
"Başka sorusu olan var mı beyler?" dedi Kudret.
Herkes suskundu, hiçbiri memnun değildi.
Ama bu vali, bildikleri devlet adamlarından değildi. bunu anlamışlardı.
"O zaman, Anlaşmışızdır," dedi Kudret.
O gece, Mersin limanı yeni bir sahibe kavuştu.

MERSİN - VALİLİK KONUTU - 2012

Aradan bir yıl geçmişti.
Kudret, Mersin'de sadece limanı değil, şehri de ele geçirmişti. Valilik yetkilerini kullanarak gümrükleri kontrol ediyor, limandaki her konteynerin içini biliyor, hangi geminin ne taşıdığını, nereye gittiğini, kimin parasını akladığını izliyordu.
Ama asıl büyüme, uluslararası ağlarla tanışmasıyla başladı.
O gün makamında oturuyordu.
Karşısında bir adam vardı. İtalyan. Pahalı bir takım elbise, şık bir saat, kusursuz bir İngilizce.
Kendini "Franco romano" olarak tanıtmıştı. Sicilya bağlantılıydı. Avrupa'nın en büyük uyuşturucu dağıtım ağının Akdeniz sorumlusuydu.
"Sayın Vali," dedi Franco.
"Mersin limanını sizin kontrol ettiğinizi duyduk. Tebrik ederiz. Çok profesyonel bir operasyon."
Kudret başını eğdi. Teşekkür etmedi. Bekledi.
"Bizim bir teklifimiz var," diye devam etti Franco.
"Afganistan'dan gelen ürünlerimizi, İran üzerinden Türkiye'ye, oradan da Avrupa'ya sevk ediyoruz.
Ancak şu ana kadar kullandığımız rotalar... riskli.
Sizin limanınızı kullanmak istiyoruz."
Kudret, Franco'nun gözlerine baktı. Uzun süre baktı. Sonra konuştu:
"Yüzde kırk."
Franco'nun gülümsemesi dondu.
"Normalde yüzde yirmi veriyoruz."
"O zaman normal rotanızı kullanmaya devam edin." dedi Kudret.
Franco bir an duraksadı. Sonra güldü. "Pazarlık yapmayacak mısınız?"
Kudret gülümsemedi.
"Ben pazarlık yapmam.
Fiyatımı söylerim.
Ya kabul edersiniz ya da gidersiniz. Sizin ürününüzün geçeceği başka limanlar var. Ama benim limanım, en güvenlisi."
Franco bir süre düşündü. Sonra başını salladı.
"Kırk olsun."
El sıkıştılar. O el sıkışma, Kudret'in uluslararası ağa girişinin imzasıydı.
Franco gittikten sonra Zülfikar içeri girdi. Kudret hâlâ ayaktaydı. Limana bakıyordu.
"Bir şey mi söyleyeceksin Zülfikar?"
Zülfikar bir an sustu. Sonra konuştu:
"Bu insanlar tehlikeli oynar. Sicilyalılar, Orta ve Güney Amerikadan Carteller ile bağlantılılar.. önce yüzüne gülerler adamın, sonra Onları oyuncağı ederler."
Kudret döndü. Zülfikar'a baktı.
"Ben kimsenin oyuncağı olmam. Ama orta Doğu'da Onlar benim oyuncağım olacak."
Zülfikar'ın gözleri sakindi. Ama içlerinde bir şey kıpırdadı. Saygı mı, endişe mi? Belli değildi.

MERSİN - 2013

Bir yıl sonra..
Kudret'in Mersin'deki ağı, artık sadece Türkiye'yi değil, Orta Doğu'yu, Balkanlar'ı ve Avrupa'yı kapsıyordu. Franco'nun getirdiği bağlantılar, Kudret'in ufkunu genişletmişti. Ama Kudret hâlâ tatmin olmamıştı.
Çünkü bu ağda, kendisinden daha güçlü aktörler vardı. Ve Kudret, kendisinden daha güçlü kimsenin olmasına tahammül edemezdi.
O gece Zülfikar'la birlikte, limandaki ofisinde oturuyordu. Masada haritalar, gemilerin seyir defterleri, muhasebe kayıtları vardı.
"Zülfikar, sana bir soru soracağım."
"Buyrun."
"Bu işin en zayıf halkası neresi?"
Zülfikar bir an düşündü. "Para," dedi.
"Kazandığımız parayı aklamak. Hepsi buradan geçiyor. Bankalar, offshore hesaplar, paravan şirketler... Hepsi izlenebilir."
Kudret başını salladı.
"Aynen öyle. Parayı aklayamadıktan sonra, kazandığının hiçbir anlamı yok. Peki, paranın en iyi nerede aklandığını biliyor musun?"
Zülfikar, haritadan işaretleyerek gösterdi. "Kıbrıs."
"Kıbrıs," diye onayladı Kudret.
"Kumarhaneler, offshore bankalar, paravan şirketler cenneti. Ve biz orada yokuz, adamlarımız bu işte yerince iyi değil"
Zülfikar sustu. Kudret'in nereye varmak istediğini anlamıştı.
"Bir gezi ayarla," dedi Kudret.
"Kıbrıs'a gidiyoruz."

KIBRIS - GİRNE - 2014

Kıbrıs, Kudret'in hayal ettiğinden de fazlasıydı.
Girne Limanı'na indiklerinde, onları bir araç karşıladı. Zülfikar'ın adamlarının ayarladığı bir rehber, onları doğrudan Girne'nin en büyük kumarhanesine götürdü. Kumarhanenin sahibi, Rum kesiminde doğmuş ama yıllardır Kuzey Kıbrıs'ta iş yapan bir iş adamıydı.
Adı Aleksandros'tu. Kısaca Aleko.
Aleko, onları kumarhanenin VIP salonunda ağırladı. Yeşil çuhalı masalar, kristal avizeler, duvarlarda pahalı tablolar...
Burası, paranın sadece kazanılmadığı, aynı zamanda aklandığı bir yerdi.
"Hoş geldiniz Sayın Vali," dedi Aleko.
Kırık bir Türkçeyle konuşuyordu.
"Sizin hakkınızda çok şey duyduk. Mersin'de yaptıklarınız takdire şayan."
Kudret, Aleko'nun övgülerini duymazdan geldi. Doğrudan konuya girdi.
"Kumarhanelerinizden yılda ne kadar para geçiyor?"
Aleko gülümsedi. "Bu biraz... özel bir soru."
"Ben özel bir adamım." dedi kudret, keskin bakışıyla.
Aleko bir an duraksadı. Zülfikar'a, sonra yeniden Kudret'e baktı.
"Yılda yaklaşık yüz milyon dolar. Ama bu sadece benim işletmelerim. Adanın tamamında bu rakam bir milyarı bulur."
Kudret'in hoşuna gitti Aleko'nun söyledikleri.
Ama yüzünde hiçbir ifade yoktu.
"Madem ki benim hakkımda çok şey duydun Aleko, bilmen gerekir: ben bir masaya oturduğum zaman, ordan kârlı kalkmazsam herkes zarar eder. Ben bu pastadan pay istiyorum."
Aleko'nun gülümsemesi soldu.
"Burada işler öyle yürümüyor Sayın Vali. Bu adada herkesin bir patronu var. Ve patronlar, dışarıdan gelenlere kolay kolay güvenmez."
"Ben güven istemiyorum," dedi Kudret.
"Ben ortaklık istiyorum. Size Mersin limanını teklif ediyorum. Avrupa'ya açılan kapı. Sizin kara paranız, benim limanımdan temiz mal olarak çıkar. Benim malım, sizin kumarhanelerinizde akar. Kazan-kazan."
Aleko bir süre düşündü. Sonra başını salladı. "Konuşalım."
O gece, Girne'de bir kumarhanenin arka odasında, Akdeniz'in en büyük kara para aklama ağının temelleri atıldı.
Kudret, masaya Mersin limanını koymuştu. Karşılığında Kıbrıs'ın kumarhanelerini, offshore bankalarını, paravan şirketlerini aldı. Ve bu ağın yönetimini, Zülfikar'a bıraktı.
"Burada kal," dedi Kudret Zülfikar'a.
"Bu işi senden başkasına emanet edemem."
Zülfikar itiraz etmedi. Kıbrıs'ta kaldı. Kudret'in karanlıktaki yüzü, artık bir adanın tamamını görüyordu.

KIBRIS - GİRNE - 2015

Bir yıl içinde Kudret'in Kıbrıs'taki ağı büyüdü. Zülfikar'ın yönetiminde, ada bir kara para cenneti olmanın ötesine geçti; bir merkez haline geldi. Rus oligarkların, Arap şeyhlerinin, İtalyan mafyasının, hatta Uzak Doğulu tröstlerin paraları, burada aklandı.
Ve her bir işlemden, Kudret'in kasasına bir komisyon aktı. Ama Kudret'in gözü hâlâ İstanbul'daydı.
O gece, Girne'deki kumarhanenin terasında oturuyordu. Elinde bir kadeh viski, gözleri Akdeniz'in karanlık sularında.
Zülfikar yanına geldi. Sessizce durdu.
"İstanbul'u özlüyor musun?" diye sordu Kudret.
Zülfikar cevap vermedi. Bu, cevabın evet olduğunu bilen iki adam arasındaki bir sessizlikti.
"Ben de," dedi Kudret.
"İstanbul'a eskisinden daha güçlü olarak, bu şehrin sahibi olarak döneceğim."
Zülfikar başını eğdi.
"Nasıl olacak bu?"
Kudret viskisinden bir yudum aldı.
"İstanbul'daki dostlarımıza haber sal. Piyasayı hareketlendirsinler."
"Ne kadar?" dedi Zülfikar.
"Yüzde altmış. Suç oranları yüzde altmış artsın. Sokaklar karışsın. Medya bassın. Siyasetçiler çözüm arasın."
Zülfikar bir an sustu. Sonra sordu: "Ve sonra?"
Kudret gülümsedi. "Sonra... kurtarıcı olarak geri döneceğim."

İSTANBUL - 2016 OCAK

Plan işledi.
İstanbul, altı ay içinde tanınmaz hale geldi. Organize suç oranları patladı. Sokak çeteleri birbiriyle çatışıyor, silah kaçakçılığı tavan yapıyor, uyuşturucu piyasaya akıyordu. Medya her gün manşet atıyordu:
"İstanbul kan gölü", "Suç dalgası durdurulamıyor", "Halk sokakta güvende değil."
Ankara baskı altındaydı. Muhalefet, İçişleri Bakanı'nın istifasını istiyordu. Cumhurbaşkanı, İstanbul'un güvenliğini sağlayacak bir isim arıyordu.
Ve o isim, bir akşam yemeğinde, bizzat bir bakanın ağzından döküldü:
"Kudret Karaca."
Kudret'in Ankara'daki lobicileri aylardır çalışıyordu. Gazetecilere zarflar verilmiş, köşe yazılarında Kudret'in Mersin'deki "başarıları" övülmüş, televizyon programlarında "İstanbul'un ihtiyacı olan vali" olarak lanse edilmişti. Ve şimdi, meyveler toplanıyordu.
Kudret, Mersin'deki makamında televizyon izliyordu. Haber bülteninde, İstanbul'daki son çatışmanın görüntüleri vardı.
Spiker, "Halk artık güvende hissetmiyor," diyordu.Telefon çaldı. Ankara'dan.
Kudret telefonu açtı. Karşı taraftaki ses, İçişleri Bakanı'na aitti.
"Sayın Karaca, sizi İstanbul'a geri çağırıyoruz. Şehri toparlamanızı istiyoruz..."
Kudret, bir an sessiz kaldı. Sonra cevap verdi. Sesi alçakgönüllü, neredeyse mahcuptu. "Emriniz olur Sayın Bakanım. İstanbul için ne gerekiyorsa yapacağım." Telefonu kapattı. Gülümsedi. Aynadaki yansımasına baktı. Gülümsemesi, bir avcının gülümsemesiydi.
Zülfikar'a döndü.
"İstanbul'a dönüyorum. Ama sen burada, Mersin'de kalacaksın. Benim Limandaki gözüm, Kıbrıs'ta ki kulağım olacaksın Zülfikar."
Zülfikar başını eğdi.
"Adanalı Numan gizli toplantılar yapıyor, kuyunuzu kazıyor, diğerlerini de kışkırtıyor bize karşı, o konuda ne yapayım?."
"Kafasını ez, Akdeniz'in köpek balıklarına at, diğerleride benzer birşeye kalkışırsa, akıbetini görsün."
Kudret ayağa kalktı. Pencereye yürüdü. Mersin limanına son kez baktı. Buradan çok şey öğrenmişti.
Limanları kontrol eden adamın güçlü olduğunu öğrenmişti. Ama şimdi, öğrendiklerini uygulama zamanıydı.
İstanbul onu bekliyordu.
Ve Kudret Karaca, İstanbul'a sıradan bir vali olarak dönmeyecekti.
O artık bir barondu.

İSTANBUL - VALİLİK MAKAMI - 2016 MART

Kudret'in İstanbul'a dönüşü, bir kurtarıcının gelişi gibi karşılandı.
Gazeteler "İstanbul'un yeni valisi göreve başladı" manşetleriyle çıktı.
Televizyonlar, onun Mersin'deki "başarılarını" belgesel gibi anlattı. Halk umutluydu. Çünkü halk, kendisine sunulan hikâyeye inanırdı.
Ve Kudret, anlatacak çok hikâyesi olan bir adamdı.
Makam odası, bıraktığı gibi değildi. Duvarlar yeniden boyanmış, koltuk ve perdeler değişmiş, masa cilalanmıştı. Ama Kudret için bunların hiçbir önemi yoktu. O, pencereden İstanbul'a bakıyordu. Ve bu kez, İstanbul'u gerçekten görüyordu. Çünkü bu kez, bu şehrin sadece valisi değil, sahibi olarak dönmüştü.
Kapı bir kez tıklanarak açıldı. Gürkan içeri girdi. Belarus'tan yeni dönmüştü. Silah tüccarları ile Görüşmüş ve işi bağlamıştı.
"Hoş geldiniz." dedi Gürkan.
Kudret başını çevirmeden cevap verdi. "İstanbul'un suç oranları ne durumda?"
"Düşüşte. Siz göreve başlayalı üç ay oldu. Suç oranları yüzde kırk azaldı. Medya sizi övüyor. Halk sizi seviyor."
Kudret: "Tabii. Suçu ben artırırım, ben azaltırım. Bu şehrin suçu da, huzuru da benden sorulur Gürkan."
Gürkan bir şey söylemedi. Bekledi.
"Peki ya yeraltı?" diye sordu Kudret.
"Size bağlılığını bildirdi. Eski rakipleriniz... ya sizinle çalışmayı kabul etti ya da artık yoklar. Hepsini temizledim."
Kudret döndü. Gürkan'ın gözlerine baktı.
"Ya Gölge?"
Gürkan bu ismi...İzmir'de Berna'yı Öldürdüğü geceden beri, uzun zamandır duymamıştı.
"Gölge... İzmir'de karısının mezarı başındadır hâlâ. Muhtemelen."
Kudret başını salladı. Ama gözlerinde bir şey vardı. Tatminsizlik.
Çünkü Gölge, kontrol edemediği nadir şeylerden biriydi. Ve Kudret, kontrol edemediği şeyleri ya yok ederdi ya da itaat ettirinceye kadar, herşeyini elinden alırdı.
"Onu bul," dedi. Ve ekledi:
"Bir kaç adamını gönder, İzmir'e. Gölge'yi takip etsinler, fark edilmesinler, uzaktan. istediğim zaman haberdar olmak istiyorum."
Gürkan başını eğdi. "Peki, kudret bey." dedi.

Ve işte böylece, Yavuz'un İzmir'de antika tamir ettiği, Aylin'in okula başladığı, bir dükkânın loş ışığında hayatın devam ettiği o yıllarda...
Kudret Karaca, İstanbul'un tartışmasız baronu haline geldi.
Biri insan olmaya çalışıyordu. Diğeri, insanlıktan her geçen gün biraz daha uzaklaşıyordu.
Ve ikisi de, bir gün yollarının yeniden kesişeceğini bilmiyordu. Ama kader, hesaplarını her zaman eksiksiz tutardı.
Ve bazı hesaplar, yıllarca beklemiş olsa da...
Eninde sonunda kapanırdı.

5. BÖLÜM SONU