2. bölüm / 4
Gölgelerin ArkasındaBölüm 2: Kaybolan izler
Bölümler 4Şu an: Bölüm 2: Kaybolan izler
- 1 Bölüm 1: Geçmişten İzler733 kelime
- 2 Bölüm 2: Kaybolan izler1.271 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Bölüm 3: Gizemli Mesaj1.006 kelime
- 4 Bölüm 4: Karmaşanın İçinde694 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Günümüz
Bugün sıradan bir okul çıkışı olacağını sanıyordum. Hava hafif kararmıştı, rüzgar yaprakları savuruyor, sokaklar sakinleşmeye başlıyordu. Ama bir anda sokaktaki bir kaç insanın acele ile evlerine koşuşturduğunu gördüm.
İçimden 'Burada neler oluyor?' diye geçirdim. Merakımı bastıramayıp insanların kaçtığı yere doğru ilerledim. Tam o sırada gözlerimin önünde bir ışık patladı ve keskin bir çığlık duyuldu. Kalbim deli gibi çarpmaya başladı, sanki attığını kulaklarımda bile hissedebiliyordum.
Çoğu insan panikle kaçarken ben kaçamıyordum. Deminki önümden geçen figürün dar bir sokağa girdiğini gördüm. Bu kadar meraklı olmaktan nefret ediyorum! Arkasından o daracık sokağa girdim ve bir ses duydum.
Soğuk ve derin bir ses:
"Duru, uzakta dur..."
Arkamı döndüğümde kimse yoktu. Kalbim hem deli gibi atıyor hem de bana heyecan ve korku aşılıyordu. İçimde bir his vardı. Buraya bir yıl önce okulum için gelmiş daha yeni yeni adapte olmuştum burada garip şeyler vardı.
Bu... Bu daha karanlık bir şeylerin başlangıcıydı...
O sırada onu gördüm. Atlas. Koyu lacivert polo yaka, siyah eşofmanı ve kısa siyah converse'leri ile bana doğru geliyordu. Bakışları ile hem zehir hem de panzehir olan Atlas. Bir yıl önce aşık olduğum adam son bir ayda bana soğuk yapar olmuştu ve en acısı ise benden nefret eder gibi bakıyordu.
Atlas'ın bana yaklaştığını görünce ona;
"Senin... Senin ne işin var burada?" diye sordum, o da bana;
"Uzak dur buradan." dedi, adımı bile kullanmaz olmuştu, hemen cevap olarak;
"Burası tehlikeli bir yer mi Atlas?" diye sordum. O sadece beni onaylar "Evet" der gibi başını sallayıp uzaklaşmaya başladı. Hızlı ama bi' o kadar da yavaş uzaklaştı benden. Bense onun arkasından bakmakla yetindim.
Aniden bir ses geldi. Korkudan;
"Atlas!" diye bir isim döküldü dudaklarımdan. Sonra bir fısıltı;
"Aklın varsa... Uzak dur, bu işten!" diyerek uzaklaşmaya başladı. Gittikçe uzaklaşmaya başladığını adım seslerinden anladım.
Kalbim aşırı derecede hızlı atıyordu. Fakat ben yaşamımı yitirmiş gibi donmuş ve orada kalakalmıştım.
Sonra binanın arkasında bir silüet görür gibi oldum.
Uzakta olsa da onun olduğunu anladım. Atlas. Beni bırakıp gidememişti veya gitmemişti. Uzak ama bir o kadar da yakındı bana. Zehirli bir ilişkimiz vardı, bizim gerçi bizim bir ilişkimiz bile yoktu. Biz diye bir şey de yoktu zaten. Beni önemsemiyordu oysaki ama sanki olası bir tehlikede beni korumak ister gibi.
Ya da ben öyle anlamıştım. Belkide beni hiç mi hiç önemsemiyordu. Atlas koyulaşan yeşil gözleri ile bana doğru bir adım attı. Bense geriye doğru bir adım attım.
Bana güven vermek istercesine;
"Korkma Gökçe... Benim Yıldırım." dedi hem benim hem de kendi adını bana yasaklamıştı. O artık ona Atlas yerine Yıldırım dememi istiyordu.
O nasıl istiyorsa bende öyle oynayacaktım bu oyunu. O nasıl istiyorsa öyle olacaktı. Onu çok seviyor olmam onun bana soğuk yapıp durmasını değiştirmiyordu. Artık bana Duru yerine Gökçe diyordu! Madem öyle bende onun oyununa uyacak ve ona Yıldırım diyecektim.
Onun bana Gökçe demesini mi yoksa korkudan mı bilmem ama gözlerimin ardı sızladı.
Ondan uzak durmaya çalışsam da koşup ona sarıldım. Bu ani hamlemle tereddüt etse de sarılmamak için kendi ile cebelleşiyordu. Sertçe yutkunup bana sıkıca sarıldı.
Artık ne oluyorsa olsundu.
Sakinleşene kadar onun kolları arasında kalmış, sakinleşince çıkmıştım. Kendimi toplayıp ona;
"Özür dilerim." diyerek ona mahcup bir ifade ile baktım.
"Ne için "Özür dilerim" dedin?"
"Senden izinsiz sana sarıldığım için. Bi' an kendimi tutamadım." dedim.
O ise sadece bana;
"Sorun yok, lütfen bir daha olmasın." diyerek aramıza mesafe koydu.
Benim asıl söyleyecektim?? Aklım durmuştu sanki.
Söylemek ve söylememek arasında cebelleşirken o konuşmaya başladı.
"Gökçe..." dedi devam etmedi ya da edemedi mi?
"Gökçe, bak buralar..." derken onun sözünü kestim;
"Ne buralar Atlas ne?!" diye sorarken öfkeliydim. O sakin bir tonda konuşup beni daha çok sinirlendirdi. Beni yargılamasına izin vermeyecek ve ben ona sorular yöneltecektim. Ne yapacağım onu ilgilendirmezdi.
"Gökçe! Bir beni dinler misin artık?" dedi.
Bense ona;
"Atlas, bir daha sakın bana bağırma!"
"Artık karşıma çıkma, beni sorgulama, sevgilinmişim gibi davranma, senin bana sahip çıkmana ihtiyacım yok!" dedim.
"Gökçe..." dedi bense;
"Bak hala Gökçe diyor ya, bir zamanlar Duru'n, meleğin, güzelin'dim ne oldu da bana Gökçe diyorsun." sonlara doğru sesim kısık çıkmıştı.
"Gökçe bak buralar tehlikeli, senin burada ne işin var? Üstelik evinin yolu da burası değil." dedi. Ben şok oldum. Az önce benim evimin nerede olduğunu bildiğini ima etti. Acaba gerçekten biliyor muydu ki?
"Sen benim evimi neden bilecekmişsin, sen beni mi takip ediyorsun?" ben panikleyerek sorarken o bu halimden oldukça keyif alıyordu. Onun hayır diyeceğini umup ona göre cevap verecektim.
"Evet, seni takip ediyorum." demişti ki ben hemen atağa geçip;
"Bende biliyordum beni takip etmeyeceğini, hem ben kimim de takip edesin?"
"Ben senin neyinim ki, kimim ben yaa?" diye sordum.
Bingo!
Kafama bir yıldız düştü.
Afallamış bir halde Atlas'ı döndüm.
"Sen... Sen beni mi takip ediyorsun?"
"Evet dedim ya Gökçe."
"Niye beni takip ediyorsun?"
"Seni izlemek hoşuma gidiyor." hafifçe tebessüm ettim.
"Hiç ayrılma o zaman yanımdan, izle beni."
"Gökçe! Şımarma lütfen."
"Şımarmama izin vermiyon ki!"
"Hem benim adım Duru"
"Gökçe."
"Duru!"
"Eve git Gökçe."
"Sen bana Duru demeden gitmi'cemm!"
"Demeyeceğim!"
"Diyeceksin!"
"Tamam ulan!"
"Ulan deme bana!"
"Tamam bilader."
"Ben senin kardeşin miyim?"
"Güzelim ne desem bir şey buluyorsun."
Ona kocaman gülümseyip;
"Güzelin miyim?" içimde bir şeyler uçuyordu. Sanki karnımda kelebekler uçuyormuş gibi hissettim. Bana güzelim demişti. Güzelim kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi?
Atlas beni dürttü. Bir anda irkildim.
"Duru iyi misin güzelim?"
"Hıı... Evet iyiyim Atlas?"
"Efendim."
"Başlayalım mı?"
"Neye?"
"Buna." dedim ve dudaklarına küçük bir öpücük kondurdum. Geri çekileceğim anda Atlas ensemdeki saçlarımı kavradı. Zaten aramızda çok az bir mesafe vardı. Onu da Atlas kapattı. Sanki onun beni istemesini, beni sevmesini istemiyor onun göğsüne sokulup kendimi sevdirmeye çalışmıyor muşum gibi beni istediğini belli edince şaşkına dönmüştüm.
Şaşkınlığı üzerimden atmam çok az bir zamanımı almıştı. Ona karşılık vermeye başlayınca Atlas daha da cesaretlenip beni iyice göğsüne çekti, aramızda zaten birkaç adım vardı. Bir eli çenemi tutuyor, bir eli de belimi sıkıca tutuyordu.
Ellerimi kaldırıp boynunu tutmayı akıl edebildim. Hafif yağmur yağmaya başladığı için beni bir binanın balkonunun altına itti. Sırtımı sert bir şekilde duvara yasladı. Elleri belime oradan da tişörtümün içine kaydı. Ellerini önce belinde oradan da sırtımda hissettim. Sırtımı okşuyor ardından da sıkıyordu. Bense onun sıkı kol kaslarında ve polo yaka tişörtünün izin verdiği kadar boynunda ve elmacık kemiklerinde geziniyordum. Atlas'ın alt dudağını hafifçe ısırınca inledi ve nazik olan tutumu bir anda sertleşti ve daha da hoyratça davranmaya başladı.
Acaba o da bana aşık mı ki?
Bugün niye gömlek giördüyse!
"Atlas..." dedim bilmem dudaklarımızın ardından.
"Hııı?" dedi harfleri uzata uzata.
"Bugün benden kurtuluşun yok" dedi. Kalbim hala orada mı?
"Kurtulmak isteyen kimki?" diyerek kıkırdadım. Tek hamlede beni kucağına aldı. Kollarımı boynuna doladım ve dudaklarına uzanıp hareketsiz ama uzun süreli bir öpücük kondurdum.
Atlas bana büyülenmiş gözlerle bakıyordu. Beni biraz daha kaldırıp aynı şekilde ama daha da sert bir şekilde öptü. Çekilmek istedi ama izin vermedim.
"Bebeğim böyle yaparsan düşeriz."
"Beni düşürür müsün?"
"Asla!"
"O zaman neden endişelisin?"
"Hala anlamadın mı sen bir ah desen benim canımdan can gidiyor."
"Yaaa canın mıyım? Beni canın olarak mı görüyorsun Atlas?"
"Seni hayatımda tuttuğuma göre evet."
"Hiç romantik değilsin!"
"Yavrum ne desem olmuyor sana!"
"Bana yavrum deme!"
"Tamam Duru..."
"Vayy şimdi de Duru olduk!!"
"İndir beni" dedim kucağında kımıldayarak.
"Duru!" dedi sert bir sesle.
"Aşkım rahat dur, güzelim" deminki sinirim ne çabuk geçti.
Ben bir "Aşkım" kelimesine mi sakinleştim şimdi?
Atlas kucağında beni taşırken evin anahtarlarını çıkarmaya çalışıyordu.
"Güzellik artık beni indirir misin?"
"Duru! Bana küfretmeyi bırak!"
"Neden sana güzellik demeyeyim mi?"
"İnsan aşkım, yakışıklım falan der!" dedi ve beni kıkırdatmayı başardı.
Evin içine girdik. Atlas ayağıyla kapıyı kapattı.
"Beyefendi acaba beni yere indirmeyi düşünüyor musunuz?" dedim.
O da benim oyunuma ortak olup;
"Yerinizde rahatsız mısınız Hanımefendi? Benim kucağım rahat değil mi?" diye sordu. Hafif sitemli bir sesle bense ona kocaman gülümseyip;
"Dünyanın en rahat yeri." dedim.
Dudaklar yine doğru kıvrıldı.
Ve beni bu gece bir kez daha öptü.
Yanaklarımın kızardığını hissediyorum!
Bölüm etkileşimi
