12. bölüm / 15
GÖLGEDEKİ NÖBETGeçmişin Kapısı
Bölümler 15Şu an: Geçmişin Kapısı
- 1 İlK İZ1.634 kelime
- 2 CEVAPSIZ SORULAR578 kelime
- 3 Geçmişin İzleri447 kelime
- 4 Silik bir iz476 kelime
- 5 Ekrandaki Gölge1.036 kelime
- 6 Değiştirilen Kayıt791 kelime
- 7 Sesin Sahibi1.469 kelime
- 8 Sessizliğin Ardında1.987 kelime
- 9 Görünmeyen Eller1.950 kelime
- 10 17'İN İZİNDE4.262 kelime
- 11 Numaranın Ardındaki İz3.627 kelime
- 12 Geçmişin Kapısı5.600 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 Bedeli Ağir Bir Sır5.196 kelime
- 14 Görünenden Fazlası3.677 kelime
- 15 Geçmişin Bedeli3.164 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Eren, sabah karakola geldiğinde aklında tek bir düşünce vardı: Eski arşiv odasına ulaşmak.
Bir önceki gün öğrendikleri, önlerinde yeni bir yol açmıştı. Farklı kayıtlarda karşılarına çıkan aynı arşiv kodu, geçmişte bazı belgelerin başka bir yere taşındığını gösteriyordu. Ancak belgelerin nereye götürüldüğü ve bu işlemi kimin yaptığı hâlâ belirsizdi.
Eren masasının üzerindeki notlara göz gezdirdi. Anahtar 17, Ek-17 kaydı, eksik dosyalar ve eski arşiv odası… Hepsi birbirinden bağımsız görünüyordu. Yine de içlerinden birinin diğerlerine bağlandığını hissediyordu.
Kapı açıldı. Mert elinde iki kahveyle içeri girdi.
“Yine erkencisin,” dedi kahvelerden birini Eren'in önüne bırakırken. “Yoksa bütün gece şu kayıtlara bakıp sabah olmasını mı bekledin?”
Eren kahveyi aldı.
“Biraz öyle oldu.”
Mert karşısındaki sandalyeye oturdu. “Peki, bugün ne yapıyoruz?”
“Arşiv odasına ulaşmaya çalışacağız. Dün konuştuğumuz görevli, eski belgelerin tutulduğu yerin envanterini inceleyecekti. Ondan haber bekliyorum.”
“Umarım bu sefer gerçekten bir işe yarar.”
Eren, masasındaki kâğıtları düzenledi.
“Yaramak zorunda. Çünkü aynı kayıtların çevresinde dönüp duruyoruz. Birileri belgeleri taşımış, bazı bilgiler sistemden kaybolmuş. Ama ortada hâlâ kimin, neyi, neden yaptığına dair kesin bir şey yok.”
Mert başını salladı. O da aynı durumdan rahatsızdı. Ellerinde bazı izler vardı ama her iz onları cevaba biraz daha yaklaştırmak yerine yeni soruların önüne getiriyordu.
Tam o sırada Eren'in telefonu çaldı. Arayan, bir gün önce görüştükleri arşiv görevlisiydi.
“Başkomiser Yalçın, eski envanter listesiyle ilgili size haber vermek istedim,” dedi görevli. “Aradığınız döneme ait belgelerin bir kısmı, yıllar önce kullanılan ayrı bir arşiv odasında tutulmuş. Odanın kaydı hâlâ mevcut. Ancak içeri girebilmeniz için gerekli iznin tamamlanması gerekiyor.”
“Belgelerin taşındığı yer kesin olarak belli mi?”
“Eski listede bir oda numarası var. Fakat sonraki kayıtlarda bu numara değiştirilmiş. Şimdilik elimizdeki tek bilgi bu.”
Eren kalemini eline aldı.
“Oda numarasını ve envanter kaydını bize iletebilir misiniz?”
“İzin işlemi tamamlanınca ileteceğim. Biraz zaman alabilir.”
“Anladım. Haber bekliyorum.”
Telefon kapandığında Mert, Eren'in yüzüne baktı.
“En azından bir yer bulduk.”
“Bir yer bulduk,” diye tekrarladı Eren. “Ama orada ne olduğunu bilmiyoruz.”
“Öğrenmek için gitmemiz gerekecek.”
Eren cevap vermedi. Görevlinin söylediklerini düşünüyordu. Eski bir arşiv odası… Değiştirilmiş bir numara… Birbirini takip etmeyen kayıtlar…
Bütün bunlar, belgelerin yalnızca kaybolmadığını, zaman içinde izlerinin de zor takip edilir hâle geldiğini düşündürüyordu.
Öğleye doğru gerekli izin çıktı. Eren ve Mert, arşiv görevlisinin eşliğinde binanın daha az kullanılan bölümüne geçtiler.
Koridorun sonundaki kapı diğerlerinden farklı değildi. Üzerindeki küçük levhada eski bir birim numarası yazıyordu. Ancak levhanın altındaki daha eski bir yazının izleri hâlâ seçilebiliyordu. Yeni numara sonradan eklenmişti.
Mert kapıyı açan görevliye baktı.
“Burası ne zamandır kullanılmıyor?”
“Tam olarak bilmiyorum,” dedi görevli. “Bildiğim kadarıyla yıllar önce belgelerin bir kısmı başka bölümlere taşındı. Fakat bütün kayıtlar düzenli biçimde güncellenmemiş. Bu yüzden bazı belgelerin nerede tutulduğunu bulmak zorlaştı.”
Eren kapıdan içeri girdi.
Oda küçüktü. Duvar boyunca sıralanmış metal dolapların üzerinde eski etiketler vardı. Bir köşede, içindeki belgeler sararmış birkaç kutu duruyordu. Pencerenin önündeki masanın üzeri boştu; yalnızca kenarı kıvrılmış bir envanter defteri bırakılmıştı.
Eren etrafına baktı.
“Önce hangi belgelerin burada tutulduğunu belirleyelim,” dedi. “Sonra taşınma kayıtlarını inceleyebiliriz.”
Görevli, dolaplardan birinin kilidini açtı. İçeride farklı yıllara ait klasörler bulunuyordu. Bazılarının etiketleri silinmiş, bazılarının üzerine yeni numaralar yazılmıştı.
Mert klasörleri dikkatle incelerken Eren masadaki envanter defterini açtı.
Sayfaların çoğunda eski kayıt numaraları ve kısa açıklamalar vardı. Bazı satırlar silikleşmişti. Birkaç yerde de önceki yazıların üzeri çizilerek yeni bilgiler eklenmişti.
Eren, defterin ortalarına doğru ilerlerken tanıdık bir arşiv koduyla karşılaştı.
Durdu.
Kod, daha önce sistemde gördükleri eski bir aktarım kaydında yer alan kodla aynıydı.
“Mert, şuna bak.”
Mert yanına geldi. Eren, parmağıyla ilgili satırı gösterdi.
“Bu kodu daha önce görmüştük,” dedi Mert. “Aktarım kayıtlarından birinde vardı.”
“Evet. Ama burada başka bir bilgi daha bulunuyor.”
Satırın hemen altında, eski yazıyla eklenmiş kısa bir not vardı. Yazının bir kısmı silinmişti. Geriye yalnızca birkaç kelime seçilebiliyordu:
“Kişisel ek… teslim…
Devamı okunmuyordu.
Eren sayfaya biraz daha yaklaştı. Notun yanında küçük bir kayıt işareti ve iki harf vardı:
Z.Y
Bir an sessiz kaldı.
Zehra Yalçın.
Annesinin adı zihninde belirdi. Ancak bu iki harfin gerçekten annesini gösterdiğini söylemek mümkün değildi. Aynı baş harflere sahip başka biri de olabilirdi. Üstelik kaydın hangi tarihe ait olduğu belli değildi.
Mert onun duraksadığını fark etti.
“Ne oldu?”
Eren gözlerini harflerden ayırmadan cevap verdi.
“Şu baş harflere bak.”
Mert eğilip sayfayı inceledi.
“Z. Y. mi?”
“Evet.”
“Annenin baş harfleri de öyleydi.”
“Biliyorum.”
Mert hemen bir yorum yapmadı. Eren'in neden sustuğunu anlayabiliyordu. Fakat ikisi de bu iki harften yola çıkarak kesin bir sonuca varamayacaklarını biliyordu.
“Belki başka birine aittir,” dedi Mert sonunda. “Bunu doğrulamadan annenle bağlantılı olduğunu düşünmemeliyiz.”
Eren başını hafifçe salladı.
“Biliyorum. Ama bu kaydın neden diğerlerinden ayrı tutulduğunu öğrenmek istiyorum.”
Defterin ilgili sayfasını görevliye gösterdi. Görevli notu dikkatle inceledi, ardından başını iki yana salladı.
“Bu ek kaydın ne olduğunu söyleyemem. Eski envanterde açıklama bulunmuyor. Ayrıca bazı ek belgelerin daha sonra başka birime gönderildiği anlaşılıyor.”
“Nereye gönderilmiş?”
“Burada bir hedef numarası olması gerekiyor. Fakat satırın o kısmı zarar görmüş. Okunabilecek bir bilgi kalmamış.”
Eren, defterdeki satıra bir kez daha baktı. Önceki kayıtlarda gördükleri belirsizlik burada da karşılarına çıkmıştı. Bir belge vardı. Ona ait bir ek kaydı bulunuyordu. Fakat ekin kendisi ortada yoktu.
Üstelik yanında, Eren'in annesinin adıyla aynı baş harfler yer alıyordu.
Bu bir cevap değildi.
Ama görmezden gelebileceği bir ayrıntı da değildi.
“Bu sayfanın ve ilgili kayıtların fotoğrafını çekip dosyaya ekleyebilir miyiz?” diye sordu Eren.
Görevli izin verdi. Eren gerekli görüntüleri aldı, ardından defterin numarasını not etti. Belgelerin asıllarını odadan çıkarmalarına izin yoktu; bu yüzden yalnızca kayıtları inceleyip ayrıntıları not etmekle yetindiler.
İşleri bittiğinde Mert, kapıya doğru yürüdü. Eren ise çıkmadan önce deftere son bir kez baktı.
Z. Y.
Harfler, sayfanın ortasında küçük ve önemsiz bir ayrıntı gibi duruyordu. Fakat Eren'in zihninde çok daha büyük bir yer kaplamışlardı.
Binadan çıktıklarında hava kapalıydı. Yağmur henüz başlamamıştı ama bulutlar gökyüzünü neredeyse tamamen örtmüştü.
Mert, arabaya doğru ilerlerken konuştu.
“Bu baş harfleri araştırabiliriz. Belki eski personel kayıtlarında bir karşılığı vardır.”
“Önce kişisel ek kaydını bulmamız gerekiyor.”
“İkisi aynı kişiye ait olmak zorunda değil.”
“Biliyorum.”
Eren'in sesi sert değildi. Yalnızca düşünceliydi. Annesinin adının geçtiği ihtimalini bir kenara atamıyordu ama sırf bunu istediği için iki harfi bir kanıt olarak da kabul etmeyecekti.
Tam arabaya bineceği sırada karşı kaldırımda tanıdık bir siluet gördü.
Önce yanıldığını düşündü.
Sonra kadın başını kaldırdı.
Alya Aydın.
Eren olduğu yerde durdu. Alya, sanki onu orada görmeyi bekliyormuş gibi sakindi. Üzerinde koyu renkli paltosu vardı; omuz hizasındaki koyu kahverengi saçları hafifçe rüzgârda hareket ediyordu. Birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar.
Mert de Eren'in durduğunu fark edip onun baktığı yöne döndü.
“Alya mı o?”
Eren cevap vermeden kaldırıma doğru yürüdü.
Alya da ona doğru birkaç adım attı. Yüzünde belirgin bir gülümseme yoktu ama şaşırmış da görünmüyordu.
“Yeniden karşılaşacağımızı düşünmemiştin sanırım,” dedi.
Eren, aralarındaki mesafeyi koruyarak durdu.
“Seninle karşılaşmak için özel bir çaba harcamıyorum.”
“Öyle mi?” Alya'nın bakışları kısa bir an Eren'in arkasındaki binaya kaydı. “Peki, burada ne işin var?”
Eren onun bakışını fark etti.
“Önce sen söyle. Beni burada mı bekliyordun?”
Alya hemen cevap vermedi. Bu kısa sessizlik Eren'in dikkatinden kaçmadı.
“Bir soruya cevap vermeden önce üç soru sormayı alışkanlık mı edindin?” dedi Alya.
“Bana cevap vermekten kaçındığın için soruyorum.”
“Belki de doğru soruları sormuyorsundur.”
Eren'in sabrı azalmaya başladı.
“Bak, Alya. Benimle konuşmak için beni bir yere çağırdın. Depoyla ilgili araştırmalarımı bildiğini gösterdin. Şimdi de eski arşiv odasının önünde karşıma çıkıyorsun. Bütün bunların tesadüf olduğunu söylememi beklemiyorsun herhâlde.”
Alya'nın yüzündeki ifade değişmedi.
“Hayır. Tesadüf olduğunu söylemeni beklemiyorum.”
“Güzel. O zaman burada ne aradığını anlat.”
Alya, Eren'in gözlerinin içine baktı.
“Senin ne aradığını biliyorum.”
“Bunu daha önce de söyledin. Ama bildiklerinin ne kadarını anlatmaya niyetlisin?”
“Her şeyi anlatırsam kendi başına karar vermeyi bırakacağını mı sanıyorsun?”
Eren kaşlarını çattı.
“Benim adıma karar verme.”
“Vermiyorum. Yalnızca önüne çıkan her izin seni doğru yere götürmediğini söylüyorum.”
Eren bir an sustu. Alya'nın sözleri, arşivde buldukları kayıtları hatırlatmıştı. Yine de bunu ona belli etmek istemedi.
“Bugün yeni bir şey öğrendim,” dedi. “Belki de senin bildiklerinle ilgilidir.”
Alya'nın bakışları dikkat kesildi.
“Ne öğrendin?”
Eren onun yüzünü incelemeyi sürdürdü.
“Önce senin neden burada olduğunu öğrenmek istiyorum.”
Alya başını hafifçe yana eğdi.
“Eski kayıtların her zaman göründüğü gibi olmadığını biliyorsun. Bazıları eksik, bazıları değiştirilmiş. Bazen de bir belgenin aslı kaybolur ama ona ait küçük bir iz geride kalır.”
Eren'in aklına defterdeki satır geldi.
Kişisel ek.
Z. Y.
Alya'nın bu ifadeyi nereden bildiğini bilmiyordu. Belki de yalnızca genel bir şey söylüyordu. Fakat konuşurken seçtiği kelimeler, Eren'in dikkatini daha da artırmıştı.
“Bir belgenin kaybolduğunu nereden biliyorsun?” diye sordu.
“Çünkü kaybolan her şeyin tamamen yok olduğunu düşünmek bir hata.”
“Bu, sorumun cevabı değil.”
“Biliyorum.”
Eren derin bir nefes aldı.
“Peki, sana başka bir soru sorayım. Eski kayıtlarda Z. Y. harflerini görsen bunun ne anlama geldiğini bilir miydin?”
Alya'nın yüzündeki sakin ifade ilk kez belli belirsiz değişti. Çok kısa bir andı; bakışları Eren'in yüzünde durdu, ardından yeniden sakinleşti.
“Bu harfleri nerede gördün?”
Eren'in şüpheleri arttı.
“Demek ki bir anlamı olabilir.”
“Ben öyle bir şey söylemedim.”
“Ama nerede gördüğümü sordun.”
“Çünkü nerede gördüğün, ne anlama gelebileceğinden daha önemli olabilir.”
Eren bir adım yaklaştı.
“Yeter artık, Alya. Her cümlenin arkasına başka bir anlam saklamak zorunda mısın?”
“Sen de her duyduğun sözün içinde bir itiraf aramak zorunda değilsin.”
İkisi de sustu.
Karşı kaldırımdan geçen birkaç kişinin sesi duyuluyordu. Şehir kendi telaşında ilerlerken Eren ile Alya, birbirlerine söylemedikleri şeylerin arasında kalmış gibiydiler.
Sonunda Alya konuştu.
“Bulduğun kaydı hemen bir sonuca bağlama. Özellikle de yalnızca iki harften yola çıkarak.”
Eren'in bakışları sertleşti.
“Bunu nereden çıkardın?”
Alya bu kez cevap vermedi.
Eren, onun bir şey bildiğinden artık daha fazla şüpheleniyordu. Fakat şüphesi, gerçeği bildiği anlamına gelmiyordu.
“Bana yardım mı ediyorsun, yoksa bulduğum şeyleri benden saklamaya mı çalışıyorsun?” diye sordu.
Alya'nın yüzündeki ifade ciddileşti.
“Bazen bu ikisi, dışarıdan göründüğü kadar birbirinden uzak değildir.”
“Ben bilmecelerle uğraşmıyorum.”
“Biliyorum. Sen cevap arıyorsun.”
“Evet. Ve bir gün o cevapları bulacağım.”
Alya kısa bir süre onu izledi.
“Umarım bulduğunda, gerçeğin yalnızca senin öğrenmek istediğin şeyden ibaret olmadığını da anlayabilirsin.”
Ardından geri çekildi.
Eren onun gitmesine izin vermek istemiyordu. Daha soracağı çok şey vardı. Ancak Alya'nın her zamanki gibi konuşmayı kendi istediği yerde bitireceğini anlamıştı.
“Alya!”
Kadın durdu ama arkasını hemen dönmedi.
“Bir gün bütün sorularıma cevap vereceksin.”
Alya başını hafifçe çevirdi.
“Belki. Ama o gün geldiğinde, bazı sorularının cevaplarını zaten kendin bulmuş olacaksın.”
Sonra yürümeye devam etti.
Eren arkasından bakarken bu kez onu durdurmadı. Alya'nın söylediklerinden kesin bir sonuç çıkaramıyordu. Yine de onun, arşivde bulduğu kayıtla ilgili bir şeyleri fark etmiş olabileceğini düşünüyordu.
Mert yanına geldi.
“Ne düşünüyorsun?”
Eren gözlerini Alya'nın uzaklaşan siluetinden ayırdı.
“Bildiğinden daha fazlasını saklıyor.”
“Bundan emin misin?”
“Hayır,” dedi Eren. “Ama öğrenmek üzere olduğum şeylerden haberdar olması tesadüf olmayabilir.”
Mert bir süre sessiz kaldı.
“Peki, şimdi ne yapacağız?”
Eren elindeki not defterini açtı. Bir sayfaya arşiv kodunu, hemen altına da defterde gördüğü iki harfi yazdı.
Z.Y
Bir süre yazıya baktıktan sonra yanına başka bir not ekledi:
Kişisel ek — kayıp.n
Artık araştırmaları yalnızca depoyla ve değiştirilmiş kayıtlarla ilgili değildi. Eski bir belgede bulunan iki harf, onu kendi geçmişine biraz daha yaklaştırmış olabilirdi. Fakat bunun gerçekten böyle olup olmadığını öğrenmeden hiçbir şeye inanmayacaktı.
Çünkü annesinin adını taşıyan her iz, annesine ait olmak zorunda değildi.
Ama o harflerin neden eski bir arşiv kaydında bulunduğunu da görmezden gelemezdi.
Eren defteri kapattı.
Önlerinde hâlâ bulunması gereken bir belge, açıklanması gereken bir aktarım kaydı ve Alya'nın cevaplamaktan kaçındığı sorular vardı.
Bir de anahtar 17…
Bütün bu izlerin aynı yere çıkıp çıkmadığını henüz bilmiyordu. Ancak ilk kez, geçmişte kaybolan bir belgenin yalnızca bir dosya meselesi olmayabileceğini düşünüyordu.
Belki de o belge, birilerinin yıllardır saklamaya çalıştığı bir gerçeğin geride kalan tek parçasıydı.
BİRKAÇ SAAT SONRA
Eren, eve vardığında aklındaki sorulardan hiçbirinden kurtulamamıştı. Ceketini çıkarıp sandalyenin arkasına bıraktıktan sonra cebindeki not defterini masaya koydu. Gün boyunca aldığı notları yeniden incelemeye başladı.
Eski arşiv kodu, kayıp ek belge ve defterdeki iki harf…
Hepsini ayrı ayrı değerlendirmeye çalışıyordu. Ancak Alya'nın o harfleri duyduğunda gösterdiği tepki, diğer ayrıntılardan farklıydı. Kadın, sorusuna doğrudan cevap vermemişti. Üstelik Eren'in nerede bulduğunu öğrenmek istemişti.
Bu, Alya'nın harfleri tanıdığı anlamına mı geliyordu?
Eren sandalyesine yaslandı. Bir an çocukluğundaki o yağmurlu geceyi hatırladı. Dokuz yaşındaydı. Annesiyle babasının öldüğünü öğrendiği günden beri zihninde cevaplanmamış sorular taşıyordu. Yıllar boyunca bu konuyu düşünmemeye çalışmış, büyüdükçe geçmişin değişmeyeceğine inanmıştı.
Şimdi ise geçmiş, karşısına hiç beklemediği yerlerden çıkıyordu.
Bilgisayarında gördüğü annesinin fotoğrafı, arşivdeki eksik kayıtlar ve eski defterdeki baş harfler…
Bunların gerçekten birbirleriyle bağlantılı olup olmadığını bilmiyordu. Kendini bir ihtimale inandırmak istemiyordu. Çünkü yanlış bir sonuca ulaşırsa araştırmasının yönünü kaybedebilirdi.
Not defterini kapattı.
ERTESİ SABAH
Ertesi sabah Mert'le birlikte kayıt numarasının peşine düşecekti. Önce belgenin ne olduğunu öğrenecek, ardından diğer ayrıntılarla arasında bir bağlantı olup olmadığını araştıracaktı.
Alya'nın söyledikleri ise şimdilik cevapsız kalacaktı.
Ertesi sabah Eren, karakola geldiğinde Mert çoktan masasına oturmuştu. Önünde birkaç belge bulunuyordu.
“Dün konuştuğumuz kayıt numarasını arşiv birimine gönderdim,” dedi Mert. “Henüz cevap gelmedi. Ama eski envanter defterindeki numarayı başka kayıtlarla karşılaştırdım.”
Eren ceketini sandalyeye bıraktı.
“Bir şey buldun mu?”
“Kesin bir şey değil. Aynı numaraya yakın başka bir kayıt var. Fakat açıklaması eksik. Bunun aradığımız ek belge olup olmadığını anlamak için eski kayıt defterinin devamını bulmamız gerekiyor.”
Eren masaya yaklaştı.
“Yani yine eski arşive dönüyoruz.”
“Görünen o ki öyle.”
Eren bilgisayarını açtı. Önceki gün buldukları belgeleri yeniden görüntüledi. Mert'in işaret ettiği kaydı da ekrana getirdiler. İki kaydın numaraları birbirine yakındı ancak içerikleri arasında doğrudan bir bağlantı görünmüyordu.
“Şu satıra bak,” dedi Eren. “İkinci kaydın açıklama bölümü boş. Ama işlem tarihi, diğer belgenin aktarım tarihine yakın.”
Mert ekrana eğildi.
“Bu, aynı işlem sırasında kaydedilmiş olabileceklerini düşündürüyor. Yine de kesin konuşamayız.”
“Önce tarihleri doğrulayalım.”
Bir süre kayıtları karşılaştırdılar. Eski sistemdeki bilgiler eksikti; bazı tarihler yalnızca yıl olarak belirtilmişti. Bu yüzden belgelerin hangi sırayla işlendiğini kesin olarak belirleyemiyorlardı.
Tam o sırada Eren'in telefonu çaldı.
Arşiv görevlisiydi.
“Başkomiser Yalçın, dün ilettiğiniz kayıt numarasıyla ilgili bir ayrıntı bulduk,” dedi görevli.
Eren hemen doğruldu.
“Nedir?”
“Eski envanter defterinin devamı başka bir kayıt kutusunda tutulmuş. Henüz bütün belgeleri inceleyemedik ama aradığınız numaranın karşılığında bir ek belgenin kaydedildiği görülüyor.”
Eren'in bakışları Mert'e yöneldi.
“Belgenin adı belli mi?”
“Maalesef hayır. Yalnızca ek belge olarak belirtilmiş. Ancak yanında bir teslim kaydı bulunuyor.”
“Teslim kaydında kime verildiği yazıyor mu?”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Şu an için hayır. O bölümdeki bilgiler eksik. Defteri incelememiz gerekiyor.”
Eren kalemini eline aldı.
“Ne zaman gelebiliriz?”
“Bugün öğleden sonra uygun olur. Belgeleri sizinle birlikte inceleyebiliriz.”
“Tamam. Orada olacağız.”
Telefon kapandığında Mert konuştu.
“En azından belgenin gerçekten kaydedildiğini öğrendik.”
Eren başını salladı.
“Evet. Ama kime teslim edildiğini öğrenmeden bir yere varamayız.”
“Belki de o bilgi, aradığımız kişinin kim olduğunu gösterecek.”
Eren bu ihtimali düşündü. Ardından defterdeki iki harfi hatırladı.
“Belki,” dedi. “Ama önce kayıtları görelim.”
Öğleden sonra arşive gittiklerinde görevli onları daha önce inceledikleri eski odanın yanındaki bölüme götürdü. Bu kez masanın üzerinde, kalın bir kutu ve birkaç eski defter vardı.
Görevli, kutunun içinden daha ince bir defter çıkardı.
“Aradığınız numara bu defterde bulunuyor. Ancak sayfalar eski olduğu için dikkatli incelememiz gerekiyor.”
Eren ve Mert masanın iki yanına oturdu. Görevli, ilgili sayfayı açıp önlerine çevirdi.
Eren önce kayıt numarasını kontrol etti. Ardından satırın devamına baktı.
Ek belge gerçekten kaydedilmişti.
Fakat teslim alan kişinin adı yazılmamıştı. Onun yerine, belgenin başka bir kayıtla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten kısa bir ifade bulunuyordu.
Eren satırı iki kez okudu.
“Bu ifade, dün bulduğumuz kayıttaki açıklamaya benziyor,” dedi.
Mert defterdeki diğer bilgileri kontrol etti.
“Evet. Ama burada da belgenin adı yok.”
Eren sayfanın alt kısmına baktı. Küçük bir işaretin yanında, daha önce gördüğü kayda benzeyen bir referans numarası vardı. Son rakamlar silik olduğu için numaranın tamamını okuyamıyordu.
Görevliye döndü.
“Bu defterin daha net bir kopyası var mı?”
“Ne yazık ki yok. Fakat aynı döneme ait teslim belgeleri ayrı bir klasörde tutulmuş olabilir. Onu da kontrol etmemiz gerekiyor.”
Eren notlarını aldı. Tam defteri kapatacakken sayfanın kenarındaki kısa bir ibare dikkatini çekti.
“Teslim alan: Ek kayıt.”
Bu kez ifade daha netti.
Eren'in kaşları çatıldı.
“Burada kişi adı yerine kayıt türü yazılmış.”
Görevli sayfaya baktı.
“Evet. Eski sistemde bazı belgeler böyle kaydedilmiş olabilir. Bunun nedenini ancak dönemin işlem kurallarını inceleyerek anlayabiliriz.”
Mert, Eren'e baktı.
“Yani belgeyi kimin aldığı hâlâ belli değil.”
“Evet,” dedi Eren. “Ama artık neyi aradığımızı daha iyi biliyoruz.”
Defteri kapatmadan önce ilgili sayfanın numarasını not etti. Ardından teslim belgelerinin bulunduğu klasörün de incelenmesini istedi.
Görevli, klasörün başka bir bölümde olduğunu ve getirilmesinin biraz zaman alacağını söyledi.
Eren beklemeyi kabul etti.
Çünkü ilk kez, aradıkları belgenin yalnızca kaybolmuş olmadığını gösteren daha somut bir kayıt bulmuşlardı. Belge oluşturulmuş, teslim işlemi yapılmıştı. Buna rağmen onu kimin aldığı ve nereye götürdüğü bilinmiyordu.
Bir şeyin kayıtlara geçmiş olması, onun izinin tamamen silinmediği anlamına geliyordu.
Ama bu izin nereye çıkacağını henüz bilmiyorlardı.
Mert, defterdeki numarayı son kez kontrol ederken Eren'in telefonu titredi. Eren ekrana baktı. Bu kez bir mesaj değil, arşiv görevlisinden gelen kısa bir bilgilendirme vardı. İstedikleri teslim klasörünün bulunması için biraz daha beklemeleri gerekecekti.
Eren telefonu cebine koydu.
“Bekleyeceğiz,” dedi.
Mert başını salladı.
Eren'in aklına Alya geldi. Kadın, bulduğu kayıtla ilgili acele bir sonuca varmaması gerektiğini söylemişti. Şimdi Eren de aynı noktaya gelmişti. Ellerindeki bilgiler önemliydi ama henüz hiçbirini kesin bir cevaba dönüştüremezlerdi.
Yine de araştırma ilerliyordu.
Ve Eren, geçmişte kapatıldığını sandığı bir dosyanın aslında hiçbir zaman tam olarak kapanmamış olabileceğini düşünmeye başlamıştı.
Bilgisayardan gelen kısa uyarı sesi, odadaki sessizliği bozdu.
Arşiv görevlisi ekrana döndü. Önce birkaç satırı kontrol etti, ardından kaşlarını çattı.
“Bir dakika,” dedi. “Bu kayıtta bir değişiklik görünüyor.”
Eren başını kaldırdı.
“Nasıl bir değişiklik?”
Görevli cevap vermeden ekrana biraz daha yaklaştı.
“Az önce incelediğimiz klasörün eski envanter kaydı sistemde açılmış. Fakat bu kaydı kimin görüntülediği belirtilmiyor.”
Mert, Eren'e baktı.
“Biz burada olduğumuzu sisteme kaydettik mi?”
“Hayır,” dedi görevli. “Sizin inceleme işleminiz ayrı bir kayıt üzerinden yürütülüyor. Bu, eski envanter kaydına ait.”
Eren masadaki dosyaya baktı. Ardından yeniden bilgisayara yöneldi.
“Kaydın ne zaman açıldığını görebiliyor muyuz?”
Görevli birkaç işlem yaptı.
“Birkaç dakika önce.”
Eren'in yüzü ciddileşti.
Birkaç dakika önce, onlar dosyanın arka kapağındaki etiketi inceliyorlardı. Üzerinde eski bir numara ve kısmen görünen iki harf vardı: Z. Y.
Bu zamanlama tek başına bir şey kanıtlamıyordu. Sistemdeki bir işlem otomatik olarak da gerçekleşmiş olabilirdi. Ancak Eren, aynı kaydın tam o sırada açılmasının nedenini öğrenmek istiyordu.
“Erişim ayrıntılarını kontrol edin,” dedi.
Görevli ilgili bölümü açtı. Ekranda birkaç satır belirdi. Kayıt eskiydi, fakat son görüntülenme bilgisi güncellenmişti. Kullanıcı adı alanı boştu.
Mert kollarını göğsünde birleştirdi.
“Yine aynı şey. İşlem var ama kimin yaptığı belli değil.”
Eren, ekrandaki bilgileri not etti.
“Bu kaydın bir kopyasını alabilir miyiz?”
“Resmî başvuru olmadan ayrıntılı erişim dökümünü veremem. Ancak gördüğümüz kaydın numarasını not edebilirsiniz.”
Eren numarayı defterine yazdı. Sonra dosyanın arka kapağındaki etikete döndü. Bir yanda eski kayıt numarası, diğer yanda iki harf vardı. Bunların ne anlama geldiğini henüz bilmiyordu ama artık bu ayrıntıları ayrı ayrı araştırmaları gerektiği açıktı.
Mert sesini alçalttı.
“Eren, sence biri bizim ne bulduğumuzu takip ediyor olabilir mi?”
Eren hemen cevap vermedi.
“Olabilir,” dedi sonunda. “Ama şu an bunu doğrulayacak bir kanıtımız yok. Önce erişim kaydının neden güncellendiğini öğrenmeliyiz.”
Dosyayı kapatmadan önce son kez inceledi. Siyah kalemle çizilmiş satırın yanında duran 17 numarası hâlâ dikkatini çekiyordu. Depoda bulduğu paslı anahtarla aynı numaraydı. Fakat bu iki işaretin aynı şeye ait olduğunu söylemek için henüz erkendi.
Yine de Eren artık anahtarı yalnızca depoda bulunan eski bir eşya olarak görmüyordu.
“Buradaki belgelerin fotoğraflarını ve kayıt numaralarını dosyamıza ekleyelim,” dedi Mert'e. “Sonra anahtarın neye ait olduğunu araştırmaya devam edeceğiz.”
Mert başını salladı.
“Peki ya Z. Y.?”
Eren'in bakışları etikete kaydı.
“Onu da araştıracağız. Ama önce bu harflerin kime ait olduğunu bulmamız gerekiyor.”
Arşivden çıktıklarında hava kararmaya başlamıştı. Eren, binanın merdivenlerinden inerken gün boyunca öğrendiklerini zihninde sıralıyordu. Eski envanterdeki ek belge, teslim kaydı, üzeri çizilmiş 17 numarası ve iki farklı yerde karşısına çıkan aynı baş harfler…
Bütün bunların tek bir olaya ait olduğunu henüz bilmiyordu.
Ancak aralarındaki bağlantıyı araştırmadan ilerleyemeyeceğini hissediyordu.
Mert arabaya doğru yürürken Eren'in telefonu çaldı.
Ekranda kayıtlı olmayan bir numara görünüyordu.
Eren bir an ekrana baktı. Sonra çağrıyı yanıtladı.
“Eren Yalçın.”
Karşı taraftan birkaç saniye boyunca ses gelmedi. Yalnızca hafif bir parazit duyuluyordu.
“Orada olmaman gerekiyordu,” dedi sonunda tanımadığı bir ses.
Eren olduğu yerde durdu.
“Nerede?”
Karşıdaki kişi hemen cevap vermedi.
“Bazı kayıtlar, bulundukları yerde kalmalı.”
Eren'in bakışları sertleşti.
“Kim olduğunuzu söyleyin.”
“Yanlış soruyu soruyorsun, Başkomiser.”
Eren çevresine baktı. Kaldırımda yürüyen insanlar vardı. Karşılarında duran araçlar, binanın girişinden çıkan görevliler… Her şey sıradandı. Şüphelenmesini gerektirecek belirgin bir durum göremiyordu.
“Beni tanıyorsanız, benim de sizi tanımam için bir sebep verin.”
Karşı taraftan kısa, kesik bir nefes duyuldu.
“On yedi numarasının ne anlama geldiğini öğrenmeden önce, kimin o kaydı değiştirdiğini bul.”
Eren'in kalbi hızlandı. Bu kez karşısındaki kişi yalnızca genel bir uyarıda bulunmamıştı. Araştırdıkları iki ayrıntıyı da biliyordu.
“Bu kayıtları nereden biliyorsunuz?”
Telefon kapandı.
Eren birkaç saniye boyunca telefonu kulağında tuttu. Ardından ekranı kontrol etti. Numara görünüyordu ama arayanın kimliği hakkında başka bir bilgi yoktu.
Mert yanına geldi.
“Ne oldu?”
Eren telefonu cebine koydu.
“Biri, arşivde bulduğumuz kayıtlardan haberdar.”
“Ne söyledi?”
Eren bir an düşündü.
“On yedi numarasının anlamını öğrenmeden önce kaydı kimin değiştirdiğini bulmamızı söyledi.”
Mert'in yüzündeki ifade ciddileşti.
“Bunu yalnızca bugün öğrendik.”
“Evet.”
“Yani ya bu kayıtlarla ilgili daha önceden bilgi sahibi ya da bir şekilde araştırmamızı takip ediyor.”
Eren başını salladı. İki ihtimal de dikkatli davranmalarını gerektiriyordu.
“Bu aramayı da kayıt altına alacağız. Numaranın kime ait olduğunu araştıracağız. Ama söylediklerini doğru kabul etmeyeceğiz.”
Mert arabanın kapısını açtı.
“Peki, şimdi karakola mı dönüyoruz?”
Eren bir kez daha arşiv binasına baktı.
“Evet. Önce resmî kayıtlara bakalım. Belki bu kişinin söylediği şey bizi yanlış bir yöne sürüklemek içindir.”
Arabaya bindikten sonra Eren, telefonundaki arama kaydını not etti. Ardından defterini açarak daha önce yazdığı üç ayrıntının altına yeni bir soru ekledi:
17 numaralı kaydı kim değiştirmişti?
Bu sorunun cevabı, şimdiye kadar bulduklarından daha önemli olabilirdi.
Çünkü ilk kez biri, Eren'in ne aradığını yalnızca tahmin etmiyor gibiydi. Araştırmasının hangi noktaya ulaştığını biliyor ve onu belirli bir soruya yönlendiriyordu.
Eren bunun bir yardım mı, yoksa bir uyarı mı olduğunu anlayamıyordu.
Ama artık bir şeyden emindi: Bu kayıtların geçmişte kalmış olması, bugün kimsenin umurunda olmadığı anlamına gelmiyordu.
Ve Eren, o gece eve dönerken Alya'nın yüzünü yeniden hatırladı.
Alya, eski kayıtlarla ilgili fazla şey biliyor olabilirdi. Fakat arayan kişinin o olup olmadığını gösteren hiçbir kanıt yoktu.
Eren ikisini birbirine bağlamak için acele etmeyecekti.
Önce arayan kişinin kim olduğunu, ardından 17 numaralı kaydın neden değiştirildiğini öğrenecekti.
O zamana kadar, karşısına çıkan hiç kimseye bütünüyle güvenmeyecekti.
Eren o gece eve vardığında saat oldukça ilerlemişti. Yağmur dinmişti ama sokakların üzerinde hâlâ ıslak bir sessizlik vardı. Arabasından inip apartmana yöneldiğinde, gün boyunca öğrendiği her şey yeniden zihninde canlandı.
Eski arşiv odası…
Z. Y. harfleri…
Üzeri karalanmış kayıt…
Ve on yedi numarası.
Hepsi birbirinden bağımsız görünüyordu. Fakat Eren, yıllardır çözdüğü dosyalardan bir şey öğrenmişti: Bazen en önemli ayrıntı, herkesin önemsiz sandığı şeydi.
Eve girdi, anahtarlarını masanın üzerine bıraktı. Ceketini çıkarmaya bile fırsat bulamadan çalışma masasının başına geçti. Defterini açtı ve yazdığı soruyu yeniden okudu.
17 numaralı kaydı kim değiştirmişti?
Kalemini parmaklarının arasında çevirdi.
Bir kayıt değiştirilebilirdi. Bir belge kaybolabilirdi. Birinin adı bir dosyadan silinebilirdi. Ama bütün bunların arkasında mutlaka bir işlem, bir karar ya da bir insan vardı.
Eren'in aradığı da buydu.
İnsan.
Çünkü karşısındaki şey yalnızca eski bir dosya değildi. Birileri, yıllar önce tutulmuş kayıtların bugün bile neden önemli olduğunu biliyordu. Üstelik Eren'in araştırması ilerledikçe, bu kayıtların yeniden görüntülendiğine dair izler ortaya çıkıyordu.
Telefonunu masaya bıraktı. Ekranında yeni bir bildirim yoktu.
Yine de gözlerini bir süre telefondan ayıramadı.
Bilinmeyen numaradan gelen arama aklına geldi.
“Yanlış soruyu soruyorsun, Başkomiser.”
Arayan kişi kimdi? Eren'in nerede bulunduğunu nereden biliyordu? En önemlisi, neden doğrudan bir cevap vermek yerine onu başka bir soruya yönlendiriyordu?
Eren sandalyesine yaslandı.
Belki de arayan kişi ona yardım etmeye çalışıyordu. Belki de onu, kendi seçtiği bir yolun içine çekiyordu. İki ihtimal arasında karar vermek için yeterli bilgi yoktu.
Defterini kapattı.
O gece ne kadar düşünürse düşünsün, cevapların kendiliğinden ortaya çıkmayacağını biliyordu. Ertesi sabah ilk işi, eski kaydın değiştirilme işlemini araştırmak olacaktı.
Ama sabah olduğunda, beklediği şeyle karşılaşacağından emin değildi.
Ertesi sabah Eren karakola herkesten önce geldi.
Koridorlar henüz sakindi. Birkaç odanın ışığı yanıyor, uzaktan gelen ayak sesleri boş koridorda yankılanıyordu. Eren odasına girip bilgisayarını açtı. Bir gece önce not ettiği kayıt numarasını buldu ve yeniden arama yaptı.
Aynı sonuç.
Belgenin adı yoktu. Kullanıcı bilgisi görünmüyordu. Açıklama alanında yalnızca eski kayıtlarla bağlantısını gösteren kısa bir ifade bulunuyordu.
Eren bu kez farklı bir yol izledi. Belgenin kendisini değil, onun üzerinde yapılan işlemleri araştırmaya başladı.
İlk sonuçlar sıradandı. Eski kaydın oluşturulduğu tarih, arşive aktarılma bilgisi ve dosyanın bulunduğu birim…
Sonra bir satır dikkatini çekti.
Kayıt durumu: Değişiklik geçmişi mevcut
Eren doğruldu.
“Demek ki geçmişi varmış,” diye mırıldandı.
Hemen ayrıntıları açtı.
Ekranda birkaç işlem satırı belirdi. Bazıları yıllar öncesine aitti. Birinde kayıt arşive aktarılmış, diğerinde dosyanın bulunduğu birim güncellenmişti. Fakat daha sonraki bir işlemde tarih görünmesine rağmen açıklama alanı boştu.
Eren satıra tıkladı.
Ekran birkaç saniye bekledi. Ardından küçük bir uyarı penceresi açıldı.
İşlem ayrıntılarına erişilemiyor.
Eren'in yüzündeki ifade değişti.
Sistemi kapatıp yeniden açtı. Aynı kaydı tekrar buldu ve aynı işlemi bir kez daha denedi.
Sonuç değişmedi.
Tam o sırada kapı açıldı. Mert içeri girdiğinde Eren'in ekrana dikkatle baktığını gördü.
“Daha sabahın bu saatinde ne buldun?”
Eren gözlerini ekrandan ayırmadı.
“Bir şey buldum mu, yoksa bir şeyin özellikle gösterilmediğini mi gördüm, henüz emin değilim.”
Mert yanına geldi.
Eren ekranı ona çevirdi ve işlem satırını gösterdi.
Mert birkaç saniye boyunca sessizce inceledi.
“Bu kaydın değişiklik geçmişi var,” dedi. “Ama ayrıntılar açılmıyor.”
“Evet.”
“Yetki sorunu olabilir.”
“Olabilir.” Eren parmağıyla ekrandaki tarihi gösterdi. “Ama bu işlemin neden kaydedildiğini öğrenmeden dosyayı kapatmayacağım.”
Mert sandalyeyi çekip oturdu.
“Peki, ne yapacağız?”
“Önce işlem numarasını bulacağız. Sonra bu numaranın başka bir yerde geçip geçmediğine bakacağız. Eğer kayıt eski sistemden aktarılmışsa, değişiklik bilgisi başka bir belgede kalmış olabilir.”
Mert başını salladı. İkisi de bilgisayarların başına geçti.
Dakikalar boyunca arama yaptılar. Farklı kayıtları karşılaştırdılar, eski arşiv kodlarını kontrol ettiler. Birkaç sonuç birbirine benziyordu ama hiçbiri aradıkları işlemi doğrudan göstermiyordu.
Tam Mert başka bir kayıt açmışken Eren'in ekranında sonuçlar değişti.
Arama sayfası bir anlığına yenilendi.
Ardından daha önce karşılarına çıkmayan bir satır belirdi.
Eren hemen fareyi hareket ettirdi.
Satırın başında eski kayıt numarası vardı. Yanında, işlemin yapıldığına ilişkin kısa bir açıklama bulunuyordu. Ancak açıklamanın devamı görünmüyordu.
Eren satırı açmaya çalıştı.
Bu kez uyarı penceresi bile çıkmadı.
Kayıt doğrudan kayboldu.
Ekranda yalnızca arama sonuçlarının boş listesi kaldı.
Mert başını kaldırdı.
“Ne oldu?”
Eren cevap vermeden önce arama geçmişini kontrol etti. Az önce gördüğü satır orada da görünmüyordu.
“Bir kayıt vardı,” dedi. “Eski numarayla eşleşiyordu. Açmaya çalıştığım anda kayboldu.”
Mert hemen kendi bilgisayarında aynı numarayı arattı.
Sonuç çıkmadı.
“Yanlış görmüş olabilir misin?”
Eren ona baktı. Sesi sakindi ama yüzündeki gerginlik saklanamayacak kadar belirgindi.
“Olabilir. O yüzden hemen bir sonuca varmayacağım.”
Bir an durdu, sonra ekledi:
“Ama az önce gördüğüm numarayı unutmadım.”
Defterini açıp numarayı yazdı. Ardından bilgisayarın saatine baktı ve aramanın yapıldığı zamanı da not etti.
Mert onun ne yapmaya çalıştığını anladı.
“Bir daha çıkarsa karşılaştırabilelim diye.”
“Evet. Bir daha çıkarsa…”
Eren cümlenin devamını getirmedi.
Çünkü aklından geçen düşünceyi söylemek istemiyordu. Bir kaydın erişilememesi tek başına şüpheli sayılmazdı. Bir arama sonucunun kaybolması da sistemsel bir sorun olabilirdi.
Fakat aynı eksikliklerin sürekli karşılarına çıkması, araştırmayı giderek daha zor hâle getiriyordu.
Mert sandalyesinde geriye yaslandı.
“Bence bugün eski arşive yeniden gitmeliyiz. Dijital kayıtlarda bulamadığımız şeyin kâğıt üzerinde bir karşılığı olabilir.”
Eren defterini kapattı.
“Önce arşiv sorumlusuyla konuşacağız. Bu kez yalnızca dosyaları incelemeyeceğiz. Değişiklik geçmişinin neden görünmediğini de soracağız.”
Ayağa kalktı, ceketini aldı. Kapıya yönelmişti ki bilgisayar ekranına son bir kez baktı.
Arama sonuçları hâlâ boştu.
Ama Eren artık yalnızca on yedi numaralı kaydın kim tarafından değiştirildiğini öğrenmek istemiyordu.
O kaydın değiştirildiği işlemin neden görünmez hâle geldiğini de öğrenmek istiyordu.
Arşive vardıklarında sabahki sessizlik yerini alışıldık çalışma seslerine bırakmıştı. Görevli masasında oturuyor, gelen belgeleri kontrol ediyordu. Eren kimliğini gösterip önceki gün inceledikleri kayıtlar hakkında konuşmak istediğini belirtti.
Görevli onları tanıdı.
“Dünkü dosyalarla ilgili yeni bir şey mi çıktı?” diye sordu.
“Bir işlem kaydına ulaştık,” dedi Eren. “Fakat ayrıntıları açılmıyor. Eski kaydın değişiklik geçmişini incelememiz gerekiyor.”
Görevlinin eli klavyenin üzerinde durdu.
“Bunun için sistem sorumlusundan onay almanız gerekebilir.”
“Gerekirse alırız. Önce hangi kayıtların mevcut olduğunu öğrenmek istiyoruz.”
Görevli bilgisayarında birkaç işlem yaptı. Ekrana baktı, ardından yeniden klavyeye yöneldi.
“İlgili kayıt burada görünmüyor.”
Eren'in bakışları sabitlendi.
“Az önce sistemde görünüyordu.”
“Benim ekranımda yok, Başkomiserim.”
“Numarayı vereyim. Bir kez daha kontrol edin.”
Eren defterini açtı ve numarayı söyledi. Görevli yeniden arama yaptı. Birkaç saniye sonra başını iki yana salladı.
“Sonuç bulunamadı.”
Mert araya girdi.
“Peki, bu kayıt eski arşiv sisteminde tutulmuş olabilir mi?”
Görevli düşündü.
“Olabilir. Eski sistemden aktarılan bazı belgelerin ayrıntıları eksik. Fakat bunun o kayıttan kaynaklanıp kaynaklanmadığını söyleyemem.”
Eren bu cevabı bekliyormuş gibi başını salladı.
“Eski sistemin işlem defterlerini görebilir miyiz?”
Görevli hemen cevap vermedi. Önündeki evrakları düzeltti, sonra ayağa kalktı.
“Bir dakika bekleyin. Size hangi defterlerin açılabileceğini kontrol edeyim.”
Görevli arka taraftaki bölüme geçtiğinde Eren ile Mert birbirlerine baktılar.
“Belki gerçekten sistem sorunudur,” dedi Mert alçak sesle.
Eren gözlerini arka bölüme çevirdi.
“Belki.”
Fakat bu kez beklemek, ona her zamankinden daha uzun geldi.
Arka taraftan bir çekmecenin açılma sesi duyuldu. Ardından kâğıtların çevrildiği işitildi. Görevli bir süre görünmedi.
Mert saatine baktı.
“Bir şey bulması bu kadar uzun sürmemeli.”
Eren cevap vermedi. Bakışları, görevlinin kaybolduğu dar geçitteydi.
Sonunda görevli elinde ince bir defterle geri döndü.
“Bu, eski sistemden önce tutulan işlem defterlerinden biri. Ancak bütün kayıtlar burada değil. Yine de verdiğiniz numarayla karşılaştırabilirsiniz.”
Defteri masanın üzerine bıraktı.
Eren kapağını açtı. Sayfalar sararmış, kenarları yıpranmıştı. Bazı satırlar solmuş mürekkeple yazılmış, bazı bölümlere sonradan küçük notlar eklenmişti.
Mert sayfaları dikkatle çevirmeye başladı.
Eren ise defterdeki numaraları kendi notlarıyla karşılaştırıyordu.
İlk sayfalarda aradıklarına rastlamadılar. İkinci bölümde de sonuç yoktu. Tam Eren başka bir sayfaya geçecekken Mert'in eli durdu.
“Eren.”
Sesindeki değişiklik, Eren'in hemen başını kaldırmasına yetti.
Mert parmağını bir satırın üzerine koymuştu.
Mert parmağını bir satırın üzerine koymuştu.
Satırda eski kayıt numarası yazıyordu.
Yanında işlem tarihi vardı.
Açıklama bölümü ise neredeyse tamamen silinmişti.
Yalnızca iki kelime okunabiliyordu:
“Kayıt değişikliği…”
Eren defteri kendine doğru çekti. Satırın devamını dikkatle inceledi. Silinmiş mürekkebin altında başka bir yazı izi bulunup bulunmadığını anlamaya çalıştı.
Mert sayfanın altındaki küçük işareti gösterdi.
“Buraya bak.”
İşaret, kaydın yanına sonradan eklenmiş kısa bir nottu. Yazı oldukça silikti ama iki karakter hâlâ seçilebiliyordu.
17.
Eren'in eli sayfanın üzerinde hareketsiz kaldı.
On yedi numarası.
Yine karşısındaydı.
Fakat bu kez bir bilgisayar ekranında ya da üzeri karalanmış bir envanter satırında değil, eski işlem defterinin içinde yer alıyordu.
Eren notun altına, üstüne ve yanına baktı. Başka bir açıklama bulamadı.
“Bu işaret ne anlama geliyor?” diye sordu.
Görevli sayfaya eğildi.
“Kesin olarak söyleyemem. Eski sistemde bazı numaralar dosyaları, bazılarıysa işlem türlerini belirtirdi. Hangi uygulamaya ait olduğunu bilmeden yorum yapmak doğru olmaz.”
“Bu sayfayı kim incelemiş?”
Görevli defteri kontrol etti.
“Bu defterin tamamını kimlerin incelediğine ilişkin ayrı bir liste tutulmuş olabilir. Fakat onu bulmam gerekir.”
Eren başını kaldırdı.
“Lütfen bulun.”
Görevli defteri dikkatle kapatıp arka bölüme götürdü.
Eren ve Mert masanın başında kaldılar. İkisinin de aklında aynı soru vardı: On yedi numarası neden birbirinden farklı görünen kayıtların yanında tekrar tekrar karşılarına çıkıyordu?
Mert sessizliği bozdu.
“Artık bunun yalnızca bir dosya numarası olmadığını düşünüyorsun, değil mi?”
Eren gözlerini kapalı defterden ayırmadı.
“Bunun ne olduğunu henüz bilmiyorum.”
Sonra Mert'e döndü.
“Ama birileri anlamını biliyor olabilir.”
Tam o sırada arka bölümden görevlinin sesi duyuldu.
“Başkomiserim, buraya bir bakmanız gerekiyor.”
Eren ile Mert aynı anda başlarını çevirdi.
Görevli kapının yanında durmuş, elindeki başka bir defteri açmıştı. Yüzündeki ifade değişmişti; şaşkın mıydı, yoksa gördüğü şeyi anlamaya mı çalışıyordu, belli değildi.
Eren hızla yanına gitti.
“Ne buldunuz?”
Görevli cevap vermeden defteri ona uzattı.
Açık sayfanın üst kısmında eski kayıt numarası yer alıyordu. Altında bir işlem tarihi, onun yanında ise imza için ayrılmış dar bir alan vardı.
Alan boştu.
Ancak boşluğun hemen altında, kaydı kontrol eden kişinin parafının bulunması gereken yerde, kâğıda sonradan bastırılmış gibi duran belirsiz bir iz vardı.
Eren defteri ışığa doğru kaldırdı.
İz tam seçilemiyordu.
Ama ilk harf belirgindi.
Y.
Eren'in kalbi hızlandı. Yine de yüzündeki ifadeyi değiştirmemeye çalıştı. Tek bir harften anlam çıkarmayacaktı. Yalçın soyadını taşıyan tek kişi kendisi değildi; bu işaretin kime ait olduğunu söylemek için ellerinde yeterli bilgi yoktu.
Mert de harfi gördü.
İkisi bir süre konuşmadı.
Sonra Eren defteri masaya bıraktı ve görevliye döndü.
“Bu sayfanın bir kopyasını almamız gerekiyor. Ayrıca bu işlemin hangi tarihte ve hangi yetkiyle yapıldığını öğrenmek istiyorum.”
Görevli başını salladı.
“Bunun için kayıt sorumlusuyla görüşmemiz gerekecek.”
Eren deftere son bir kez baktı.
On yedi numarası.
Silinmiş açıklama.
Ve kimliği belli olmayan bir paraf.
Artık araştırmaları yalnızca eksik bir kaydı bulmaya dayanmıyordu. O kayda dokunan işlemin izini, eski sistemin içinde arıyorlardı.
Fakat Eren'in aklına takılan başka bir ayrıntı vardı.
Eğer bu işlem yıllar önce yapılmışsa, neden dijital kayıtlarda yakın zamanda görüntülenmiş gibi görünüyordu?
Birileri eski dosyaları yeniden inceliyordu.
Belki de aradıkları kişi, bu kayıtların neden değiştirildiğini öğrenmelerini istemiyordu.
Ya da daha kötüsü…
Belki de Eren'in neyi öğrenmek üzere olduğunu herkesten önce biliyordu.
Eren defterini açtı ve yeni bir satır yazdı:
17 numaralı kaydın değişiklik işlemi — parafın sahibi kim?
Kalemini kaldırdı.
Bu kez sorunun yanına bir soru işareti daha ekledi.
Ve neden şimdi?
Eren, defterdeki parafı bir kez daha incelediği sırada arka taraftan sert bir ses geldi. Ardından görevlinin telaşlı sesi duyuldu.
“Hey! Durun!”
Eren başını kaldırıp Mert'e baktı. İkisi de aynı anda koridora yöneldi. Arşivin çıkış kapısı hızla kapanırken koyu renkli mont giyen birinin merdivenlere doğru koştuğunu gördüler.
“Polis! Dur!” diye seslendi Eren.
Adam arkasına bile bakmadı.
Eren peşinden koştu, Mert de hemen arkasındaydı. Merdivenlerden aşağı inerlerken ayak sesleri boş koridorda yankılanıyordu. Adam alt kata ulaşıp yan kapıdan dışarı çıktı. Eren kapıya vardığında onu sokağın karşısına geçerken gördü.
Bir araç aniden hareket etti. Adam kapıyı açıp içine atladı ve araç hızla uzaklaştı.
Eren plakanın yalnızca son iki rakamını seçebildi.
“Lanet olsun!” Mert yanına yetişti. “Sence bizi mi bekliyordu?”
Eren gözlerini uzaklaşan aracın ardından ayırmadı.
“Bilmiyorum. Ama tam da o defteri incelerken ortaya çıktı.”
İkisi yeniden arşive döndü. Eren'in ilk düşündüğü şey defterdi. Masaya ulaştığında sayfalar hâlâ açıktı; ancak az önce inceledikleri bölümün arasına ince, beyaz bir kâğıt sıkıştırılmıştı.
Eren kâğıdı dikkatlice çıkardı.
Üzerinde tek bir cümle vardı:
"Yanlış izi takip ediyorsun, Başkomiser.”
Mert'in yüzü gerildi.
“Bunu az önce kim bıraktı?”
Eren kâğıdı çevirdi. Arka yüzü boştu.
Cevap vermeden kâğıdı cebine koydu. Artık birinin kendilerini izlediğini kesin olarak söyleyemezdi. Fakat arşivde yaşananlar, buradan ayrılmadan önce yeni bir şeyi anlamasını sağlamıştı:
On yedi numarasının peşinden gitmelerini istemeyen biri vardı.
Ve Eren, o kişinin kim olduğunu öğrenmeden geri adım atmayacaktı.
Bölüm etkileşimi
