GÖLGEDEKİ NÖBET kitap kapağı

13. bölüm / 15

GÖLGEDEKİ NÖBET

Bedeli Ağir Bir Sır

Yazar: Buğlem’in Dünyası 🌍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: Bedeli Ağir Bir Sır

Eren, defterindeki son soruya uzun süre baktı.
Ve neden şimdi?
Kalemini masaya bıraktı. Arşivde buldukları eski işlem defteri, üzerindeki silinmiş açıklamalar ve on yedi numarasının yanına düşülmüş belirsiz işaret hâlâ zihnindeydi. Üstelik arşivden ayrılmadan önce karşılarına çıkan not, bütün bu soruların üzerine yeni bir gölge düşürmüştü.
Yanlış izi takip ediyorsun, Başkomiser.
Eren bu cümlenin kime ait olduğunu bilmiyordu. Ancak birileri onun araştırmasını takip ediyor olabilirdi. Bu ihtimal bile dikkatini iki katına çıkarması için yeterliydi.
Telefonu çaldığında düşüncelerinden sıyrıldı.
Arayan Mert'ti.
"Alo?"
"Eren, karakola gelebilir misin? Yeni bir ihbar var."
Eren sandalyesinde doğruldu.
"Ne ihbarı?"
"Eski sanayi bölgesindeki bir depoda şüpheli hareketlilik görülmüş. Gece boyunca birkaç araç giriş çıkış yapmış. İhbarı yapan kişi, binanın uzun zamandır kullanılmadığını söylüyor."
Eren birkaç saniye sessiz kaldı.
"Adres sende mi?"
"Dosyayı hazırlıyorum. Geldiğinde konuşuruz."
Telefon kapandığında Eren gözlerini masanın üzerindeki deftere çevirdi. Bir an için bu ihbarın araştırdığı eski kayıtlarla bağlantılı olup olmadığını düşündü. Ardından kendi kendine durmasını söyledi.
Henüz hiçbir şey bilmiyordu.
Birbirine benzeyen iki olayın mutlaka bağlantılı olması gerekmiyordu. Mesleği ona, şüphelenmekle kanıt bulmak arasındaki farkı öğretmişti.
Defterini kapattı, ceketini aldı ve evden çıktı.
Fakat kapıyı kilitlerken aklından geçen düşünceyi bir türlü susturamadı.
Ya bu kez karşısındaki iz, aradığı cevaba düşündüğünden daha yakınsa?
Karakola ulaştığında Mert, toplantı odasındaki masanın üzerine birkaç fotoğraf yaymıştı.
Mert, Eren'in en güvendiği insanlardan biriydi. Yıllardır birlikte çalışıyorlardı ve birbirlerinin sessizliğinden bile ne düşündüklerini anlamaya alışmışlardı. Mert, Eren kadar içine kapanık değildi; gerektiğinde ortamı yumuşatmayı bilirdi. Ancak bir dosyanın içinde tehlike ihtimali gördüğünde yüzündeki o rahat ifade kaybolur, en küçük ayrıntıyı bile gözden kaçırmamaya çalışırdı.
Eren içeri girdiğinde Mert başını kaldırdı.
"Tam zamanında geldin."
"Önce şu fotoğrafları göster."
Mert fotoğraflardan birini ona uzattı.
Görüntüde iki katlı, geniş bir depo vardı. Binanın dış cephesi yıpranmış, bazı pencereleri içeriden kapatılmıştı. Giriş kapısının önünde eski bir kamyonet duruyordu.
Eren fotoğrafı dikkatle inceledi.
"Ne zamandır takip ediliyor?"
"Resmî bir takip yok. İhbar dün gece yapı bu lmış. İhbarı yapan kişi, önceki gece de aynı yerde araç gördüğünü söylemiş. Bu sabah bölgeye giden ekip, kapının önünde yeni lastik izleri bulmuş."
"İçeride kaç kişi olduğunu biliyor muyuz?"
"Hayır."
"Silah var mı?"
"Buna dair kesin bir bilgi yok."
Eren fotoğrafı masaya bıraktı.
"Yani elimizde şüpheli hareketlilik dışında bir şey bulunmuyor."
"Şimdilik."
Eren başını salladı.
"Öyleyse operasyonu buna göre hazırlayacağız. Kimse içeri girer girmez kahramanlık yapmaya kalkmasın. Önce çevreyi kontrol edeceğiz, ardından binaya yaklaşacağız. Durum değişirse planı da değiştiririz."
Mert dosyayı kapattı.
"Ekibi çağırdım. Birkaç dakika içinde burada olurlar."
Eren pencereye yöneldi. Karakolun bahçesinde araçlar gelip geçiyor, görevliler kendi işleriyle ilgileniyordu. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir gündü.
Fakat Eren son zamanlarda sıradan görünen şeylerin arkasında ne kadar çok soru saklanabildiğini öğrenmişti.
Toplantı odasının kapısı açıldı.
İlk giren, uzun boylu, koyu kumral saçlı bir adamdı. Üzerindeki üniformayı düzenli taşır, konuşurken doğrudan göz teması kurardı. Adı Kerem'di. Ekibin genç polis memurlarından biri olmasına rağmen görev sırasında dikkatli davranmasıyla tanınıyordu. Bir olay yerine girdiğinde önce çevresini inceler, sonra harekete geçerdi.
Ardından Baran geldi. Daha iri yapılıydı; kısa saçları ve ciddi yüz ifadesi nedeniyle ilk bakışta mesafeli görünürdü. Ancak ekip arkadaşlarının zorlandığı anlarda ilk yardıma koşanlardan biriydi. Özellikle olay yerindeki delillerin korunması konusunda titiz davranırdı.
Son olarak Selim içeri girdi. Ekibin sakin isimlerinden biriydi. Herkes aynı anda konuşurken sessiz kalır, sonra kimsenin fark etmediği bir ayrıntıyı ortaya çıkarırdı. Olay yerindeki çevreyi ve olası kaçış yollarını değerlendirmekte başarılıydı.
Eren hepsini tanıyordu. Birlikte pek çok zor görevde bulunmuşlardı. Yine de her operasyon öncesinde aynı şeyi hatırlatırdı: Birbirlerini tanımaları, tehlikeyi hafife alabilecekleri anlamına gelmiyordu.
"Hoş geldiniz," dedi.
Kerem masadaki fotoğraflara baktı.
"Bu kez nereye gidiyoruz, Başkomiserim?"
Eren fotoğrafı önüne çekti.
"Eski sanayi bölgesindeki bir depoya. İçeride ne olduğunu bilmiyoruz. Bu yüzden hiçbir varsayımla hareket etmeyeceğiz."
Selim fotoğrafın köşesini işaret etti.
"Buradaki araç yeni görünüyor. Binanın kendisi terk edilmiş olsa bile birileri burayı kullanıyor olabilir."
"Doğru," dedi Eren. "Ama bunu içeride bir suç işlendiğinin kanıtı olarak kabul edemeyiz."
Baran kollarını masaya dayadı.
"Çevreyi kim kontrol edecek?"
Eren görev dağılımını anlattı. Selim ve Kerem çevredeki hareketliliği kontrol edecek, Baran diğer görevlilerle birlikte giriş ve çıkış noktalarını gözlemleyecekti. Mert ise Eren'le beraber binanın içini kontrol edecekti. Telsiz bağlantıları ve ekiplerin konumları operasyon öncesinde yeniden gözden geçirilecekti.
Eren konuşmasını bitirdiğinde odada kısa bir sessizlik oluştu.
Ardından Mert, dosyadaki adrese baktı.
"Bir şey dikkatimi çekti."
Eren ona döndü.
"Nedir?"
"İhbarın yapıldığı saat. Gece yarısını biraz geçiyor. İhbarı yapan kişi, araçlardan birinin depoya girdikten sonra uzun süre çıkmadığını söylemiş. Ama sabah yapılan kontrolde içeride herhangi bir araç bulunamamış."
Kerem kaşlarını çattı.
"Başka bir çıkış olabilir."
"Olabilir," dedi Eren. "Bunu öğreneceğiz."
Selim fotoğrafı eline aldı.
"Ya da araç binadan çıkmadı. İçeride başka bir bölüm vardır."
Eren'in bakışları fotoğrafa döndü.
Bu da mümkündü.
"İşte bu yüzden acele etmiyoruz. Herkes hazırlığını tamamlasın. Birazdan hareket ediyoruz."
Ekip odadan ayrılmaya başladığında Mert, Eren'in yanında kaldı.
"Sen de fark ettin, değil mi?"
"Neyi?"
"Son zamanlarda önümüze çıkan her şeyin birbiriyle bağlantılı olabileceğini düşünüyorsun."
Eren ona baktı.
"Birbirine benziyorlar diye olayları birleştiremem."
"Biliyorum. Ama aklından geçtiğini de biliyorum."
Eren cevap vermedi.
Çünkü Mert haksız değildi.
Eski arşivdeki kayıtlar, on yedi numarası ve şimdi gelen ihbar…
Belki hepsi birbirinden bağımsızdı.
Belki de birileri onun önüne yeni bir iz bırakmıştı.
Eren dosyayı eline aldı.
"Bunu operasyon sırasında düşünmeyeceğim. Önce görevimizi yapacağız."
Mert başını salladı.
"Anlaştık."
İkisi toplantı odasından çıktığında Eren'in aklında tek bir düşünce vardı.
Bu operasyonun sonunda ne bulurlarsa bulsunlar, hiçbir ayrıntıyı gözden kaçırmayacaktı.
Akşam çökerken ekip, deponun bulunduğu bölgeye ulaştı.
Sanayi bölgesi, gündüzleri bile insanın kendisini yalnız hissedebileceği bir yerdi. Eski fabrikalar, kapalı atölyeler ve uzun süredir kullanılmayan binalar yol boyunca sıralanıyordu. Hava karardıkça sokaklar boşalmış, açık kalan birkaç iş yerinin ışıkları da birer birer sönmüştü.
Rüzgâr, kaldırım kenarındaki kâğıt parçalarını sürüklüyordu.
Eren araçtan indiğinde çevresine baktı. Deponun önündeki sokak neredeyse tamamen karanlıktı. Yalnızca uzaktaki bir lambanın solgun ışığı, binanın paslı giriş kapısını aydınlatıyordu.
Telsizinden Selim'in sesi geldi.
"Çevrede ilk kontrolü yaptık. Şimdilik olağan dışı bir hareket görünmüyor."
Eren telsizi eline aldı.
"Kontrolü sürdürün. Şüpheli bir durum görürseniz hemen bildirin."
Kerem'in sesi ardından duyuldu.
"Anlaşıldı."
Eren, Mert'le birlikte binanın yan tarafına ilerledi. Yerdeki izler, fotoğraflarda göründüğünden daha belirgindi. Çamurlu zeminde birkaç aracın lastik izi birbirinin üzerine geçmişti.
Mert eğilerek izlere baktı.
Buradan en az iki farklı araç geçmiş."
Eren, izlerin devam ettiği yöne baktı.
"Birinin izleri daha yeni."
"Diğerleri?"
"Ya daha önce geldiler ya da aynı aracın izleri zaman içinde birbirine karıştı. Kesin bir şey söyleyemeyiz."
Mert hafifçe başını salladı.
Eren ayağa kalktı ve kapının çevresini inceledi. Kilidin üzerinde çizikler vardı. Kapı yeni zorlanmış gibi görünmüyordu ama üzerindeki izler de sıradan bir eskimeye benzemiyordu.
"Buraya sonradan bir kilit takılmış olabilir," dedi Mert.
Eren kapının kenarına baktı.
"Olabilir. İçeri girdiğimizde daha iyi anlarız."
Telsizden Baran'ın sesi geldi.
"Başkomiserim, binanın arka tarafında kapalı bir geçit var. Kapının önünde yeni ayak izleri bulunuyor."
Eren hemen cevap verdi.
"Konumunuzu koruyun. Tek başınıza içeri girmeyin."
"Anlaşıldı."
Eren ile Mert birbirlerine baktılar.
Arka tarafta yeni ayak izleri vardı. Ön kapının kilidiyle ilgili şüpheleri vardı. Üstelik binaya gece saatlerinde araçların girdiği bildirilmişti.
Bütün bunlar, içeride birilerinin bulunduğunu düşündürüyordu.
Ancak Eren yine de temkinliydi.
"İçeride kim varsa önce kim olduklarını anlamaya çalışacağız," dedi. "Tehlike oluşturmadıkları sürece kimseye gereksiz yere müdahale etmeyeceğiz."
Mert telsizden ekiple iletişim kurdu. Gerekli kontroller yapıldıktan sonra binaya yaklaştılar.
Kapı açıldığında ağır, kapalı bir hava yüzlerine çarptı. İçerideki sessizlik, dışarıdaki rüzgârdan bile daha rahatsız ediciydi.
Eren el fenerini kaldırdı.
Işık, dar bir koridoru aydınlattı.
Duvarlarda eski raflar vardı. Zeminin bazı bölümleri tozla kaplanmıştı. Ancak tozun üzerinde uzanan ayak izleri, buranın tamamen terk edilmediğini gösteriyordu.
Eren elini kaldırarak ekibine durmasını işaret etti.
Bir süre dinlediler.
Önce hiçbir şey duyulmadı.
Sonra binanın iç tarafından hafif bir tıkırtı geldi.
Kerem telsizden fısıltıyla konuştu.
"Sesin geldiği tarafı kontrol ediyoruz."
Eren cevap verdi.
"Birbirinizden ayrılmayın."
Mert, koridorun sonundaki kapıyı gösterdi.
"Ses oradan gelmiş olabilir."
Kapıya yaklaştılar. Eren kapıyı yavaşça açtı.
İçeride devrilmiş bir sandalye, eski kutular ve ortasında masa bulunan küçük bir oda vardı. Masanın üzerinde açık bir dizüstü bilgisayar duruyordu.
Eren önce odanın köşelerini kontrol etti. Ardından masaya baktı.
Bilgisayar açıktı.
Ekranda birkaç klasör görünüyordu.
Mert yaklaşmadan önce etrafı inceledi.
"Buradan biri az önce ayrılmış olabilir."
Eren ekranı uzaktan inceledi. Görünen klasörlerden birinin yanında bir numara vardı.
17.
Bir an için koridorun bütün sesleri uzaklaşmış gibi oldu.
Eren'in bakışları numaraya kilitlendi.
Mert de fark etmişti.
"Yine on yedi..."
Eren cevap vermedi.
Bu, arşivdeki kayıtla aynı şey miydi? Yoksa yalnızca bir klasör numarası mıydı? Elinde bunu kanıtlayacak hiçbir şey yoktu.
"Bilgisayara dokunmayın," dedi. "Teknik ekip inceleyecek."
Tam odadan çıkmak üzereyken telsizden Baran'ın sesi duyuldu.
"Başkomiserim, arka tarafta hareket var!"
Eren hemen döndü.
"Ne gördünüz?"
"Bir kişi. Binanın arkasından geçip yan sokağa yöneldi."
Eren koridora çıktı.
"Konumunu bildirin. Kimse tek başına peşine düşmesin!"
Ancak cevap gelmeden önce binanın arka tarafından sert bir ses yükseldi.
Metal bir kapı çarpmıştı.
Ardından hızlı ayak sesleri duyuldu.
Eren koşmaya başladı.
Mert arkasından ilerlerken telsizden ekibin diğer üyelerine haber verdi.
Eren koridorun sonuna ulaştığında arka kapının açık olduğunu gördü. Dışarı çıktığında koyu renkli mont giymiş bir adamın dar geçide doğru koştuğunu fark etti.
"Polis! Dur!"
Adam arkasına baktı ama durmadı.
Eren peşinden koştu. Ayak sesleri dar geçitte yankılanıyordu. Adam köşeyi döndüğünde Eren de hızını artırdı. Birkaç metre ileride, iki binanın arasında kalmış eski bir araç vardı.
Şüpheli araca ulaşmadan önce yön değiştirdi.
Eren onun önünü kesmeye çalıştı ama adam aradaki mesafeyi koruyarak kaçmaya devam etti.
Telsizden Kerem'in sesi geldi.
"Şüpheliyi görüyorum! Kuzey çıkışına doğru ilerliyor!"
Eren cevap verdi.
"Mesafeni koru. Destek gelene kadar tek başına müdahale etme!"
Şüpheli bir kapının önünde durdu, cebinden bir şey çıkardı ve kapıyı açmaya çalıştı. Eren yaklaşırken adam aniden geri döndü.
Elinde bir silah vardı.
Eren hemen siper aldı.
"Silahını bırak!"
Adam birkaç saniye boyunca ona baktı.
Ardından silahı kaldırıp ateş etti.
Mermi, Eren'in bulunduğu yerin yakınındaki metal yüzeye çarptı. Çıkan ses dar geçitte yankılandı.
Eren kendisini koruyarak karşılık vermeye hazırlandı ama adam yeniden ateş etmek yerine kaçmayı seçti. Arka taraftaki bir geçitten kayboldu.
Eren peşinden gitmek üzereydi ki Mert yanına ulaştı.
"İyi misin?"
"İyiyim. Şüpheli kaçıyor."
Mert ileriyi kontrol etti.
"Kerem diğer çıkışa yöneldi. Baran da arkadan geliyor."
Eren telsizi eline aldı.
"Herkes dikkatli olsun. Şüphelinin silahlı olduğunu unutmayın."
Birkaç saniye sonra Selim'in sesi duyuldu.
"Başkomiserim, sokağın sonunda hareket eden bir araç gördüm. Şüpheli oraya ulaşmaya çalışıyor olabilir."
Eren ile Mert birbirlerine baktılar.
"Konumunu gönder," dedi Eren.
Fakat araç hareket ettiğinde şüpheli çoktan gözden kaybolmuştu.
Eren bir an durdu. Bu kadar kısa sürede binadan çıkmış, ateş etmiş ve kaçış güzergâhına ulaşmıştı. Belli ki bölgeyi biliyordu.
Ya da bu kaçış için önceden hazırlanmıştı.
Mert'in sesi düşüncelerini böldü.
"Eren, içeride hâlâ biri olabilir."
Eren hemen arkasını döndü.
Haklıydı.
Silahlı adam kaçmıştı ama depodaki bilgisayar hâlâ oradaydı. Ayrıca binanın içinde başka birinin bulunduğuna dair izler vardı.
"Önce binayı kontrol edeceğiz," dedi. "Şüpheliyi bulmak için ekiplere bilgi verildi. Tek başımıza peşinden gitmeyeceğiz."
İkisi yeniden içeri girdi.
Bu kez binanın sessizliği daha da ağır geliyordu. Az önce yaşanan silah sesinden sonra her küçük gürültü, yaklaşan bir tehlikenin habercisi gibi duyuluyordu.
Arka odanın yanındaki dar koridorda bir kapı aralıktı.
Eren kapının önünde durdu.
İçeriden boğuk bir ses geldi.
"Kimse var mı?"
Eren el fenerini kaldırdı.
"Polis. Dışarı çıkın."
Bir süre cevap gelmedi.
Ardından kapının arkasından bir adam çıktı. Otuzlu yaşlarında görünüyordu. Yüzü solgundu, elleri titriyordu. Üzerindeki gömleğin yakası açılmış, saçları dağılmıştı.
Mert adamın yanına geçti.
"Adınız ne?"
Adam cevap vermekte zorlandı.
"Ben... Ben sadece buraya bir şey bırakacaktım."
Eren'in dikkati keskinleşti.
"Neyi bırakacaktınız?"
Adam gözlerini önce Eren'e, sonra koridora çevirdi.
"Bir dosya."
"Hangi dosya?"
Adam dudaklarını araladı ama konuşamadı. Sanki bir şey söylemekle susmak arasında kalmıştı.
Eren sesini yumuşattı.
"Bakın, şu anda güvendesiniz. Bize ne olduğunu anlatmanız gerekiyor."
Adam başını iki yana salladı.
"Ben kimseye zarar vermedim. Bana yalnızca buraya getirmemi söylediler."
"Kim söyledi?"
Adam cevap vermedi.
Mert bir adım yaklaştı.
"Sizi buraya gönderen kişiyi tanıyor musunuz?"
Adamın bakışları kapıya kaydı.
"Yüzünü görmedim."
Eren'in yüzündeki ifade değişmedi.
"Telefonla mı konuştunuz?"
Adam başını salladı.
"Bir numara aradı. Bana bir adres verdi. Bir de dosyayı teslim etmemi söyledi."
"Dosya nerede?"
Adam masanın altındaki kutuyu işaret etti.
Eren kutuya baktı ama hemen açmadı.
"İçinde ne olduğunu biliyor musunuz?"
"Hayır. Açmamamı söylediler."
Eren kutuyu incelemek için teknik ekibin gelmesini beklemeye karar verdi. Fakat adamın bir sonraki cümlesi onu durdurdu.
"Dosyayı teslim ettiğimde bana bir isim söyleyeceklerini söylediler."
"Hangi isim?"
Adam yutkundu.
"Bir kadının adı."
Eren'in aklına istemsizce Alya geldi. Ancak yüzündeki ifadeyi değiştirmedi.
"Adını söylediler mi?"
Adam başını iki yana salladı.
"Hayır. Sadece dosyayı doğru kişiye ulaştırırsam öğreneceğimi söylediler."
Mert, Eren'e kısa bir bakış attı.
Eren adamın üzerine gitmedi. Henüz bu anlatılanların doğru olup olmadığını bilmiyorlardı. Yine de söz konusu dosyanın, bilgisayarda gördükleri on yedi numarasıyla bağlantılı olma ihtimali vardı.
"Bu adamı karakola götürün," dedi Eren. "İfadesi alınacak. Kutuyu da teknik ekibe teslim edin."
Görevliler adamı dışarı çıkardığında Eren bir kez daha bilgisayarın bulunduğu odaya yöneldi.
Ekran kararmıştı.
Mert yanına geldi.
"Az önce açıktı."
Eren bilgisayara dokunmadı.
"Biliyorum."
"Birisi kapatmış olabilir mi?"
"Olabilir. Ama bunu kanıtlamadan söyleyemeyiz."
Eren ekrandaki yansımasına baktı. Sonra odanın çevresini inceledi.
Masanın kenarında, bilgisayarın yanında küçük bir kâğıt parçası vardı. İlk bakışta diğer kâğıt kırıntılarından farksız görünüyordu. Ancak üzerinde kalemle yazılmış bir numaranın son kısmı seçilebiliyordu.
Eren eğilmeden önce teknik ekibin gelmesini bekledi. Kâğıt parçasını bulunduğu yerde işaretledi ve fotoğrafının çekilmesini istedi.
Numaranın yalnızca son iki karakteri okunuyordu.
17.
Eren yavaşça doğruldu.
Bu kez on yedi numarası yalnızca bir bilgisayar klasöründe görünmemişti. Aynı odada, teslim edilmek üzere getirilen bir dosya ve kimliği belirsiz bir adam da vardı.
Bunların birbiriyle bağlantılı olduğunu henüz bilmiyordu.
Ama artık araştırılması gereken yeni bir şey vardı.
Operasyonun geri kalanında ekip, depodaki bütün odaları kontrol etti. Başka bir şüpheli bulunamadı. Teknik ekip bilgisayarı ve kutuyu incelemek üzere teslim aldı. Çevredeki kameralar için gerekli kayıt talepleri oluşturuldu.
Eren, olay yerinden ayrılmadan önce ekip üyelerini yanına çağırdı.
Kerem'in yüzünde, şüphelinin kaçmış olmasından kaynaklanan bir huzursuzluk vardı.
"Onu yakalayabilirdik," dedi.
Eren başını iki yana salladı.
"Şu anda önemli olan, kimsenin yaralanmamış olması. Adamın silahlı olduğunu bilmiyorduk. Bundan sonra da aceleyle hareket etmeyeceğiz."
Baran, depo kapısının bulunduğu tarafa baktı.
"İçerideki adamın anlattıkları doğruysa, buraya kendi isteğiyle gelmemiş."
"Doğru," dedi Eren. "Ama anlatılanları doğrulamamız gerekiyor."
Selim de konuşmaya katıldı.
"Kaçan kişinin araca ulaşıp ulaşmadığını araştıracağım. Yakındaki kameralar işimize yarayabilir."
Eren ona başını sallayarak karşılık verdi.
"Önce görüntüleri güvenceye al. Sonra birlikte inceleyeceğiz."
Mert, ekibin yanına geldiğinde Eren'in yüzüne baktı.
"Bir şey daha var."
Eren ona döndü.
"Nedir?"
"Az önceki adamın bir kadının adını öğrenmek için dosyayı getirdiğini söylediğini duydum. Sence bu, bizim araştırdığımız kayıtlarla bağlantılı olabilir mi?"
Eren cevap vermeden önce çevresine baktı.
"Olabilir. Ama şu anda yalnızca bir ihtimal."
Mert sesini alçalttı.
"Alya'yı düşündün mü?"
Eren'in yüzü sertleşti.
"Düşündüm."
"Onunla ilgili bir şey biliyor musun?"
"Hayır. Onun bu olayla bağlantısı olduğunu gösteren hiçbir kanıtımız yok."
Mert daha fazla soru sormadı.
Eren de konuşmayı uzatmadı.
Alya'nın adını her duyduğunda zihninde yeni sorular oluşuyordu. Fakat bu kez, yalnızca şüphelerinden yola çıkarak bir sonuca varmayacaktı.
Önce operasyonun kayıtları incelenecek, kutudaki dosya araştırılacak ve yakalanan adamın ifadesi alınacaktı.
Gerçek, ne olursa olsun, kanıtların içinden çıkmalıydı.
Ekip araçlara yönelirken Eren son kez depoya baktı.
Karanlık pencerelerin arkasında hiçbir hareket görünmüyordu.
Ama artık o binanın içinde gördüğü on yedi numarasını unutması mümkün değildi.
Karakola dönüş yolunda Eren'in telefonu çaldı.
Arayan Selim'di.
"Başkomiserim, kaçan şüpheliyle ilgili bir şey bulduk."
Eren doğruldu.
"Anlat."
"Yakındaki bir iş yerinin kamerasında araç görünüyor. Ancak plaka tam seçilmiyor. Görüntüde, şüpheli olabilecek bir kişinin araca binmeden önce telefonla konuştuğu görülüyor."
"Yüzü seçiliyor mu?"
"Hayır. Görüntü çok net değil."
Eren birkaç saniye düşündü.
"Kaydı silinmeden güvenceye alın. Başka kameralar da var mı, araştırın."
"Anlaşıldı."
Telefon kapandığında Mert ona baktı.
"Bir şey var mı?"
"Bir araç ve telefonda konuşan biri. Henüz kimliğini bilmiyoruz."
Mert camdan dışarı baktı.
"Bu işin arkasında birden fazla kişi olabilir."
Eren başını salladı.
"Olabilir. Ama önce elimizdekileri doğrulamamız gerekiyor."
Karakola ulaştıklarında yakalanan adamın ifadesi henüz tamamlanmamıştı. Eren, ilk incelemenin ardından dosyanın teknik ekip tarafından incelenmesini bekleyecekti.
Ancak tam odasına geçmek üzereyken koridorda bir hareketlilik oldu. Bir görevli hızla yanlarına geldi.
"Başkomiserim, depodaki adamın ifadesiyle ilgili yeni bir durum var."
Eren durdu.
"Ne olmuş?"
"İfadesi sırasında kendisini arayan numarayı hatırladığını söyledi. Ancak numarayı kontrol ettiğimizde kayıtlı bir kullanıcıya ulaşamadık."
"Telefonunu kullandığı cihaz?"
"Onu da inceliyoruz. Şimdilik kesin bir sonuç yok."
Eren kısa bir süre düşündü.
"İfade tutanağını hazırlayın. Söylediği her şeyi ayrıntılı şekilde kaydedin."
Görevli uzaklaşırken Mert ona döndü.
"Yani bizi buraya gönderen kişi de kimliğini gizlemiş olabilir."
"Olabilir."
Eren'in aklında aynı soru dönüp duruyordu.
Neden birine dosya taşıtıp adını bile söylemezlerdi?
Ve neden o dosyanın doğru kişiye ulaşması bu kadar önemliydi?
Henüz cevap yoktu.
Ama Eren, bu soruların peşini bırakmayacaktı.
Gece ilerledikçe karakoldaki hareketlilik azaldı. Eren odasına geçip operasyon raporunu hazırlamaya başladı. Mert de diğer belgeleri toparlamak için yan masaya oturdu.
Bir süre yalnızca klavye sesleri duyuldu.
Sonra Mert konuştu.
"Eren, biraz dinlenmen gerekiyor."
Eren gözlerini ekrandan ayırmadı.
"Raporu bitireyim."
"Sabaha kadar burada kalırsan yarın hiçbir şeye odaklanamazsın."
Eren cevap vermedi.
Mert sandalyesini ona doğru çevirdi.
"Bak, arşivdeki kayıtlar, bu operasyon, bilinmeyen numaralar... Hepsini aynı anda çözemezsin."
Eren sonunda başını kaldırdı.
"Biliyorum."
"O zaman neden kendini bu kadar zorluyorsun?"
Eren birkaç saniye sessiz kaldı.
Çünkü bütün bu olayların arasında, kendisine açıklayamadığı bir his vardı. Sanki birileri onun karşısına tesadüfen çıkmıyor, neyi araştıracağını ve hangi soruyu soracağını önceden biliyordu.
Ama bunu Mert'e anlatmak için henüz yeterli bir nedeni yoktu.
"Yalnızca hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemiyorum," dedi.
Mert onu daha fazla zorlamadı.
"Raporu bitir. Sonra eve git."
Eren yeniden bilgisayarına döndü.
Tam son satırı yazdığı sırada telefonuna bir çağrı geldi.
Ekranda kayıtlı olmayan bir numara görünüyordu.
Eren'in parmakları klavyenin üzerinde durdu.
Mert de numarayı fark etti.
"Bu saatte kim arıyor?"
Eren telefonu eline aldı.
Bir an için cevap vermemeyi düşündü. Sonra çağrıyı açtı.
"Alo?"
Karşıdan birkaç saniye boyunca ses gelmedi.
Eren bekledi.
"Kimle görüşüyorum?"
Nihayet bir ses duyuldu.
"Bugün yanlış yere baktın, Başkomiser."
Eren'in yüzü sertleşti.
"Sen kimsin?"
Karşıdaki kişi soruyu yanıtsız bıraktı.
"Depoda bulduğun şey, aradığın cevap değil."
Eren ayağa kalktı.
"Orada ne olduğunu nereden biliyorsun?"
Kısa bir sessizlik oldu.
Ardından karşıdaki kişi konuştu.
"On yedi numarasını bulduysan, neyi araman gerektiğini de anlamış olmalısın."
Eren'in bakışları Mert'e kaydı.
Mert sessizce onu izliyordu.
Eren telefonu daha sıkı kavradı.
"On yedi numarasının ne anlama geldiğini biliyorsan açıkça söyle."
Karşıdaki kişi derin bir nefes aldı.
"Yanlış kişiye güveniyorsun."
Eren'in yüzündeki ifade değişmedi.
"Kimi kastediyorsun?"
Ancak cevap gelmedi.
Hat kapanmıştı.
Eren birkaç saniye telefonu elinde tuttu. Ardından arama kaydını kontrol etti.
Numara görünüyordu.
Ama arayan kişinin kim olduğunu gösteren hiçbir bilgi yoktu.
Mert ayağa kalktı.
"Ne söyledi?"
Eren telefonu masaya bıraktı.
"Depoda bulduğumuz şeyin cevap olmadığını söyledi. Bir de yanlış kişiye güvendiğimi."
Mert'in yüzü ciddileşti.
"Sence bu kişi depodaki adam mı?"
"Bilmiyorum."
"Ya da arşivdeki kayıtları değiştiren kişi?"
Eren başını iki yana salladı.
"Bunu da bilmiyorum. Ama artık arayan kişinin söylediklerini yalnızca bir uyarı olarak değerlendiremeyiz. Kim olduğunu bulmamız gerekiyor."
Mert telefonun ekranına baktı.
"Numarayı araştırabiliriz."
"Yarın ilk işimiz bu olacak."
Eren arama kaydını not etti. Ardından operasyon dosyasına geri döndü.
Bu kez, karşısındaki kişinin kim olduğuna ilişkin yeni bir soru daha vardı.
Ama Eren, bilinmeyen bir sesin onu yönlendirmesine izin vermeyecekti.
Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, gerçekleri kendi yöntemleriyle bulacaklardı.
Ertesi gün ekip, depoda ele geçirilen dosyanın ilk inceleme sonuçlarını bekliyordu.
Eren sabah erkenden karakola geldiğinde Mert çoktan bilgisayarının başındaydı. Kerem, Selim ve Baran da operasyonla ilgili görüntüleri incelemek üzere görevlendirilmişti.
Eren toplantı odasına girdiğinde Mert elini kaldırdı.
"Bir gelişme var."
Eren hemen yanına gitti.
"Ne buldunuz?"
Mert ekrandaki görüntüyü açtı.
"Depodaki bilgisayarın teknik incelemesi tamamlanmadı ama cihazda daha önce açılmış bir klasörün izine rastlandı."
Eren ekrana yaklaştı.
"Dosyanın adı belli mi?"
"Tam olarak değil. Bir kısmı kurtarılabilmiş."
Mert görüntüyü büyüttü. Ekranda okunabilen birkaç karakter vardı.
Eren gözlerini kıstı.
YALÇİN...
Bir an boyunca konuşamadı.
Mert de sessizleşti.
Klasör adının geri kalanı okunmuyordu. Bunun hangi Yalçın dosyası olduğunu söylemek mümkün değildi. Aynı soyadı taşıyan başka insanlar da olabilirdi.
Ama Eren'in bu kelimeyi görmesi bile içindeki huzursuzluğu artırmıştı.
"Dosyanın geri kalanı kurtarılabilir mi?" diye sordu.
"Teknik ekip çalışıyor. Şimdilik kesin bir şey söyleyemiyorlar."
Eren ekrana bakmayı sürdürdü.
Yalçın.
Aynı soyadı, eski arşiv kayıtlarının arasında da karşısına çıkmıştı. Ancak iki yerde aynı kelimenin bulunması, aralarında mutlaka bağlantı olduğu anlamına gelmiyordu.
Bunu biliyordu.
Yine de bu ihtimali görmezden gelemiyordu.
Mert ona döndü.
"Eren, bu kayıt seninle ilgili olabilir."
Eren gözlerini ekrandan ayırdı.
"Olabilir. Ama henüz kanıtımız yok."
"Yine de araştırmamız gerekiyor."
"Kesinlikle."
Eren dosya numarasını not etti. Ardından ekibin diğer üyelerini toplantı odasına çağırdı.
Kerem içeri girdiğinde Eren ona görüntüleri sordu.
"Kaçan kişinin aracını tespit edebildiniz mi?"
Kerem başını salladı.
"Aracın marka ve modeline benzeyen bir görüntü bulduk ama plaka okunmuyor. Aynı aracın farklı bir kamerada görünüp görünmediğini araştırıyoruz."
Selim de elindeki notları masaya bıraktı.
"Depoya yakın bir sokakta aynı aracın gece saatlerinde durduğu görülüyor. Fakat görüntüde sürücünün yüzü seçilemiyor."
Baran ekledi:
"Depoda bulunan adamın telefonuyla ilgili inceleme de sürüyor. Arama kayıtlarının bir kısmına ulaşılmış ama arayan numaranın sahibini henüz belirleyemedik."
Eren hepsini dinledi.
"İyi. Şimdi elimizdeki bilgileri birbirinden ayıracağız. Kaçan kişi, bilinmeyen arama ve eski kayıtlar... Aralarında bağlantı olabilir ama bunu kanıtlamadan birleştirmeyeceğiz."
Mert başını salladı.
"Önce dosyanın adını netleştirelim."
Eren bilgisayardaki görüntüyü yeniden açtı.
YALÇIN...
Kelimenin geri kalanı hâlâ görünmüyordu.
Eren, o an kendisine ait olabilecek bir geçmişin izine dokunduğunu hissetti. Ancak bu hissin doğru olup olmadığını öğrenmek için daha çok çalışması gerekecekti.
Toplantı bittiğinde ekip görevlerine döndü.
Eren ise birkaç saniye daha ekrana baktı.
Sonra bilgisayarı kapattı.
Henüz hiçbir şey kesin değildi.
Ama artık on yedi numarasının yanında yeni bir soru vardı.
Yalçın dosyası kime aitti?
O günün akşamında Eren, karakoldan ayrılmadan önce operasyon dosyasını son kez kontrol etti. Hastaneye gitmesi gerekmiyordu; henüz kimsenin yaralanmadığı bir operasyondan dönmüşlerdi. Yine de içinde açıklayamadığı bir huzursuzluk vardı.
Tam odasından çıkarken telefonu yeniden çaldı.
Bu kez arayan Mert'ti; ancak Mert birkaç metre ötesinde duruyordu.
Eren kaşlarını çattı.
"Mert, zaten buradasın."
Mert telefonunu kaldırdı.
"Ben aramadım."
Eren kendi telefonuna baktı. Ekranda Mert'in adı görünüyordu.
İkisi de birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra Mert kendi telefonunu kontrol etti.
"Benim arama geçmişimde de senin numaran yok."
Eren'in yüzü ciddileşti.
Telefonunu kapatıp yeniden açtı. Arama kaydı hâlâ ekrandaydı.
Mert yanına yaklaştı.
"Bir sistem hatası olabilir."
"Olabilir," dedi Eren. "Ama bunu da kontrol ettireceğiz."
Telefonu cebine koydu.
Artık karşısındaki kişinin yalnızca eski kayıtları değil, kendilerine ulaşma yollarını da biliyor olabileceğini düşünüyordu. Bunun ne kadarının gerçek, ne kadarının tesadüf olduğunu henüz ayırt edemiyordu.
Karakoldan çıkarken bir an durdu.
Aklına Alya geldi.
Onun hakkında düşündüğü her şey, hâlâ cevapsız sorulardan ibaretti. Alya'nın eski kayıtlarla ilgili bazı şeyleri bildiği açıktı. Ama bunun onu suçlu yaptığı söylenemezdi.
Eren, onu suçlamak için elinde kanıt olmadığını biliyordu.
Yine de bir gün karşı karşıya geldiklerinde, ona sorması gereken çok şey vardı.
Özellikle de on yedi numarasını nereden bildiğini.
Eren arabasına bindi ve motoru çalıştırdı.
Gün boyunca yaşananları düşündü.
Depodaki bilgisayar…
Teslim edilmek üzere getirilen dosya…
Kaçan silahlı adam…
Yalçın soyadının yarım kalmış görüntüsü…
Ve kimliği belirsiz kişinin sözleri.
Bütün bunların birbirine nasıl bağlandığını henüz bilmiyordu.
Ama bir şeyden emindi.
Bu kez, karşısındaki kişi yalnızca geçmişi saklamaya çalışmıyordu.
Eren'in geçmişe ulaşmasını engellemeye çalışıyordu.
BİRKAÇ DAKİKA SONRA
Eren, arabasını çalıştırdıktan sonra birkaç dakika boyunca yerinden kıpırdamadı.
Gözleri önündeki yoldaydı ama aklı hâlâ karakolda gördüğü görüntüde, yarım kalmış dosya adında ve telefondaki yabancı sesin söylediklerindeydi.
Yanlış kişiye güveniyorsun.
Bu cümle zihninde dönüp duruyordu.
Kimi kastediyordu?
Mert'i mi? Ekibinden birini mi? Yoksa Eren'in henüz tam olarak tanımadığı birini mi?
Direksiyonu kavrayan ellerini gevşetti. Kanıt olmadan kimseyi suçlayamazdı. Yıllardır kendisine öğretilen en önemli şeylerden biri buydu. Şüphe, araştırmanın başlangıcıydı; gerçek ise ancak sabırla bulunabilirdi.
Motoru yeniden çalıştırdı ve yola çıktı.
Ancak eve gitmek için kullandığı ana caddeye ulaştığında ilerideki kavşakta beklenmedik bir trafik yoğunluğu gördü. Araçlar yavaşlıyor, sürücüler korna çalıyordu. Eren başka bir sokağa yöneldi. Bu yol daha tenha olduğu için eve biraz daha geç ulaşacaktı.
Bir süre ilerledikten sonra kırmızı ışıkta durdu.
Tam o sırada kaldırımın karşısında bir kadın dikkatini çekti.
Omuzlarına dökülen koyu kahverengi saçları, karanlıkta bile seçilebilen sakin ama dikkatli bakışları…
Alya.
Eren önce yanıldığını düşündü. Fakat kadın başını çevirdiğinde yüzünü açıkça gördü.
Gerçekten oydu.
Alya kaldırımın kenarında duruyor, sanki birini bekliyormuş gibi ara sıra sokağın başına bakıyordu. Üzerinde koyu renkli bir palto vardı. Yüzündeki ifade alışılmış sakinliğini korusa da gözleri çevresini dikkatle inceliyordu.
Işık yeşile döndü.
Eren aracı kenara çekti.
"Alya!"
Kadın sesin geldiği yöne döndü. Eren'i görünce yüzündeki ifade bir anlığına değişti. Şaşırmış gibiydi ama bu şaşkınlık çok kısa sürdü.
Eren arabadan indi.
"Burada ne yapıyorsun?"
Alya ona doğru birkaç adım attı.
"Senin de aynı soruyu sormaya hakkın var mı, Başkomiser?"
Eren bu cevaba aldırmadı.
"Bugün yaşananlardan haberin var mı?"
Alya'nın bakışları keskinleşti.
"Neler yaşandı?"
"Eski sanayi bölgesindeki depoya operasyon düzenledik. Bilgisayarda on yedi numaralı bir klasör bulduk. Bir adam dosya getirdiğini söyledi. Bir de kaçan silahlı bir şüpheli var."
Alya'nın yüzü ciddileşti.
Eren bu değişimi fark etti.
"On yedi numarası sana bir şey ifade ediyor mu?"
Alya hemen cevap vermedi. Önce sokağın iki tarafına baktı, ardından yeniden Eren'e döndü.
"Burada konuşmamız doğru değil."
Eren'in sabrı tükenmeye başlamıştı.
"Ne zaman doğru olacak? Her seferinde bir şey biliyormuş gibi konuşuyorsun ama sorularıma cevap vermiyorsun."
"Çünkü bazı soruların cevabı, onları soran kişinin düşündüğünden daha tehlikeli olabilir."
"Bu kararı benim yerime sen veremezsin."
Alya'nın bakışları bir an yumuşadı.
"Biliyorum."
Eren onun yüzünü dikkatle inceledi.
"Öyleyse bana bildiklerini anlat."
Alya konuşmak üzereyken sokağın diğer ucunda bir araç yavaşladı. Aracın camları koyu renkliydi. Önlerinden geçip gitmesi gerekirken birkaç metre ileride durdu.
Alya'nın bakışları araca kaydı.
Eren de döndü.
"Tanıyor musun?"
Alya cevap vermedi.
Aracın motoru çalışmaya devam ediyordu.
Sonra arka kapı açıldı.
İçinden koyu renkli kıyafetler giymiş bir adam indi. Yüzü gölgede kalıyordu. Etrafına kısa bir bakış attıktan sonra doğrudan Eren'e yöneldi.
Eren'in bütün dikkati bir anda o adama çevrildi.
"Burada bekle," dedi Alya'ya.
Fakat Alya yerinden kıpırdamadı.
Adamın sağ eli montunun altında kaybolduğunda Eren'in içindeki alarm harekete geçti.
"Polis! Olduğun yerde kal!"
Adam duraksadı.
Bir saniyelik sessizlik oldu.
Ardından adam elini montundan çıkardı.
Elinde bir silah vardı.
Eren silaha uzanırken adam namluyu doğrudan ona çevirdi.
Her şey birkaç saniyede gerçekleşti.
Eren silahın doğrultusunu gördü. Adamın parmağı tetiğe yaklaşıyordu. Eren kendisini korumak için hareket etmek üzereydi ama aralarındaki mesafe çok kısaydı.
Tam o anda Alya ileri atıldı.
"Eren!"
Alya, Eren'in önüne geçti.
Silah sesi geceyi yardı.
Eren önce ne olduğunu anlayamadı. Bir an önce karşısında duran Alya'nın bedeni sendeledi. Yüzündeki ifade değişti; gözleri Eren'in gözlerini buldu.
"Alya…"
Kadın bir adım geri çekildi.
Eren onu düşmeden yakaladı.
"Alya!"
Bu kez sesi sokağın iki tarafında yankılandı.
Alya'nın ağırlığı kollarına doğru kayarken Eren onu dikkatle yere indirdi. Bakışları bir an için silahlı adama döndü. Adam yeniden nişan almaya çalışıyordu.
Eren Alya'yı koruyacak şekilde kendisini konumlandırdı ve telsizine uzandı.
"Silahlı saldırı! Acil destek gönderin! Konumumu iletiyorum!"
Adam kaçmaya başladı.
Eren peşinden gitmek için hareketlendi ama Alya'nın elinin ceketini tuttuğunu hissetti.
"Gitme…" diye fısıldadı Alya.
Eren olduğu yerde kaldı.
Bir tarafta kaçan saldırgan, diğer tarafta kollarında yaralanmış Alya vardı. Eren birkaç saniye içinde karar vermek zorundaydı.
Alya'yı bırakıp saldırganın peşinden gitmeyecekti.
Telsizden destek ekibinin yola çıktığına dair yanıt geldi. Eren, Alya'nın yanında diz çöktü.
"Bana bak, Alya. Beni duyuyor musun?"
Alya gözlerini güçlükle açık tutuyordu.
"Eren…"
"Konuşma. Yardım geliyor."
Alya başını çok hafifçe salladı.
"Sen… iyisin, değil mi?"
Eren'in boğazı düğümlendi.
"Ben iyiyim. Sen bana bak. Tamam mı? Gözlerini kapatma."
Alya bir şey söylemeye çalıştı ama sesi duyulmayacak kadar kısıktı.
Eren onun elini tuttu.
"Buradayım. Seni duyuyorum."
Uzaktan siren sesleri yükseldi.
Eren başını kaldırıp sokağın başına baktı. Birkaç saniye sonra ekip araçları göründü. Mert'in arabası da onların arasındaydı.
Mert araçtan iner inmez Eren'in yanına koştu.
"Eren! Ne oldu?"
Eren başını kaldırdı. Yüzündeki ifade Mert'in alışık olduğu ifadeye benzemiyordu. Normalde en zor anlarda bile soğukkanlılığını koruyan Eren'in gözlerinde bu kez saklayamadığı bir korku vardı.
"Alya vuruldu. Ambulans nerede?"
Mert telsizine sarıldı.
"Ambulans geliyor. Saldırgan hangi yöne kaçtı?"
Eren sokağın sonunu işaret etti.
"Şu tarafa. Bir araçla gelmiş olabilir. Ekibi yönlendir ama dikkatli olun. Silahlı."
Mert bir an Alya'ya baktı, sonra Eren'in omzuna dokundu.
"Onunla kal. Biz ilgileneceğiz."
Eren cevap vermedi.
Alya'nın elini bırakmamıştı.
Ambulansın sesi yaklaştıkça Eren'in içindeki korku büyüyordu. Birkaç dakika önce Alya karşısında dimdik duruyor, sorularına cevap vermekten kaçınıyordu. Şimdi ise gözlerini açık tutmak için mücadele ediyordu.
Eren onun yüzüne baktı.
"Neden yaptın bunu?"
Alya güçlükle nefes aldı.
Eren sorusunu tekrarladı.
"Neden önüme geçtin?"
Alya'nın dudakları hafifçe aralandı.
"Çünkü…"
Sesi kesildi.
Eren ona biraz daha yaklaştı.
"Çünkü ne?"
Alya gözlerini kapatır gibi oldu ama Eren'in sesini duyunca yeniden açtı.
"Çünkü seni… kaybedemezdim."
Eren'in kalbi sıkıştı.
Bu sözlerin ardında ne olduğunu anlamaya çalışıyordu ama şimdi bunu soramazdı.
"Sonra konuşacağız," dedi. "Bana anlatacağın her şeyi sonra anlatacaksın. Yeter ki şimdi dayan."
Ambulans sokağa girdiğinde sağlık görevlileri hızla yanlarına geldi. Eren geri çekilmek zorunda kaldı. Görevliler Alya'ya müdahale ederken Mert de yeniden yanlarına döndü.
"Eren, ambulansla git. Ben saldırganın peşindeki ekiple kalacağım."
Eren başını salladı.
Alya sedyeye alınırken gözleri bir an Eren'i buldu.
Eren onun yanında yürüdü.
"Buradayım," dedi bir kez daha.
Ambulansın kapıları kapandığında sirenler yeniden yükseldi.
Eren, Alya'nın yanında otururken ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi. Parmakları hâlâ titriyordu.
Kendisine doğrultulan silahı görmüştü.
Tetiğe yaklaşan eli fark etmişti.
Ama Alya'nın kendisini korumak için araya gireceğini tahmin edememişti.
Şimdi zihninde tek bir soru vardı.
Alya, hayatını tehlikeye atacak kadar onu neden korumak istemişti?
Ve daha da önemlisi…
Bu saldırıyı gerçekleştiren adam, Eren'i nereden tanıyordu?
Hastanenin acil girişine ulaştıklarında sağlık görevlileri Alya'yı hızla içeri aldı. Eren sedyenin arkasından ilerlemek istedi ama kapıda durduruldu.
"Buradan sonrasına yalnızca sağlık personeli girebilir."
Eren bir an olduğu yerde kaldı.
"Ama ben—"
"Size haber vereceğiz, lütfen bekleyin."
Kapı kapandı.
Eren koridorda tek başına kaldı.
Birkaç saniye sonra Mert aradı.
"Eren, hastaneye ulaştınız mı?"
"Evet."
"Alya nasıl?"
Eren gözlerini kapının üzerinden ayırmadı.
"Henüz bilmiyorum."
Mert'in sesi ciddileşti.
"Saldırganı bulacağız. Kerem ve Selim çevredeki kameraları inceliyor. Baran da olay yerinde kalan delillerin korunmasıyla ilgileniyor."
Eren derin bir nefes aldı.
"Kimse tek başına hareket etmesin. Bu adamın kim olduğunu öğrenmeden başka bir risk almak istemiyorum."
"Merak etme. Ekibi ben yöneteceğim."
Telefon kapandığında Eren yeniden kapıya baktı.
Alya'nın neden kendisini koruduğunu hâlâ bilmiyordu. Ona güvenmesi gerektiğini söyleyen hiçbir kanıt yoktu. Hatta Alya'nın sakladığı şeyler yüzünden ondan şüphelendiği zamanlar olmuştu.
Fakat o sokakta, silah kendisine doğrultulmuşken Alya hiç tereddüt etmeden önüne geçmişti.
Eren bunu unutamayacaktı.
Dakikalar geçiyordu.
Koridordaki saat ilerlerken Eren yerinden ayrılmadı. Bir sağlık görevlisi yanından geçtiğinde başını kaldırdı, ama Alya hakkında bir haber alamadı.
Sonunda ameliyathanenin kapısı açıldı.
Eren hemen ayağa kalktı.
Doktor yanına geldiğinde yüzündeki ifadeyi anlamaya çalıştı.
"Alya Aydın'ın yakını mısınız?"
Eren bir an duraksadı.
Bu soruya nasıl cevap vereceğini bilmiyordu.
"Ben… onunla birlikte geldim. Durumu nasıl?"
Doktor sakin bir sesle konuştu.
"Şu anda müdahale ediliyor. Bir süre daha beklememiz gerekiyor. Durumu hakkında kesin bir şey söylemek için erken."
Eren'in içindeki korku dinmedi.
"Onu görebilecek miyim?"
"Şimdilik beklemeniz gerekiyor. Gelişme olduğunda size bilgi vereceğiz."
Doktor uzaklaştı.
Eren yeniden oturdu.
Başını ellerinin arasına almadı, ağlamadı ya da öfkeyle duvarlara vurmadı. Yalnızca kapıya baktı. İçinde biriken korkuyu, çaresizliği ve öfkeyi kelimelere dökemiyordu.
Bir süre sonra Mert hastaneye geldi.
Eren'in yanına oturdu.
"Saldırganı bulamadık," dedi. "Araç olay yerinden uzaklaşmış. Kameralardan görüntü toplamaya devam ediyoruz."
Eren başını kaldırdı.
"Yüzü?"
"Şimdilik net değil."
Eren yeniden sessizleşti.
Mert bir süre onu izledi.
"Eren, bu senin suçun değil."
Eren ona baktı.
"Bana ateş edecekti, Mert. Alya önüme geçmeseydi…"
Cümlesini tamamlayamadı.
Mert ne söyleyeceğini bilemedi. Bir süre ikisi de konuşmadı.
Sonra Mert alçak sesle konuştu.
"Alya bunu kendi kararıyla yaptı. Şimdi onun iyileşmesini bekleyeceğiz. Saldırganı bulmak için de elimizden geleni yapacağız."
Eren yavaşça başını salladı.
Fakat içindeki sorular hâlâ cevapsızdı.
Alya, kendisini korumak için neden bu kadar ileri gitmişti?
Ve saldırganın asıl hedefi gerçekten Eren miydi?
Yoksa bu saldırının arkasında, henüz bilmedikleri başka bir neden mi vardı?
Eren hastanenin koridorunda beklerken ilk kez, araştırdığı sırların yalnızca geçmişte kalmadığını bütün ağırlığıyla hissetti.
Geçmiş, bir şekilde bugüne ulaşmıştı.
Ve bu kez bedelini Alya ödemişti.
()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()
BU BÖLÜMDE SİZİ ÜZMÜŞ OLABİLİRİM AMA KUSURA BAKMAYIN
()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()()

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

30okunma 10beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…