6. bölüm · Gölgedeki Kanatlar
Bölüm -5 Gölgedeki Gerçek
Kapı büyük bir gürültüyle kapandı.
Bir an boyunca kimse konuşmadı.
Sonra Ateş'in sesi karanlığı böldü.
“Kimse yerinden ayrılmasın.”
Sesi sakindi ama sertti.
Acil durum ışıkları birkaç saniye sonra yanınca odanın içi soluk bir ışığa büründü.
Adam yoktu.
Sanki hiç orada bulunmamış gibiydi.
Yiğit etrafa baktı.
“Nasıl kayboldu?”
Emre duvarı inceledi.
“Bir çıkış olmalı.”
Kerem kapıya yaklaştı.
“Kapı kilitli.”
Burak telsizini kontrol etti.
“Sinyal yok.
”
Yunus sakinliğini bozmadan konuştu.
“Bizi buraya çekmişler.”
Ateş başını salladı.
“Evet.”
Ben hâlâ aynı yerde duruyordum.
Adamın sözleri zihnimde dönüp duruyordu.
*Ayşe Keskin'in öldüğüne dair hiçbir kayıt yok.*
Annem…
Yaşıyor olabilir miydi?
Yıllardır kabul ettiğim bir gerçek, birkaç saniyede paramparça olmuştu.
Ateş yanıma geldi.
“Alev.”
Cevap vermedim.
“Alev, bana bak.”
Başımı kaldırdım.
“Annem yaşıyor olabilir.”
Ateş sustu.
“Bunun mümkün olduğunu düşünmek bile…”
Cümlemi tamamlayamadım.
Yunus yaklaştı.
“Komutanım.”
“Ne?”
“Bazen bir insanın gerçeği öğrenmesi, gerçeğin kendisinden daha ağırdır.”
Ona baktım.
“Bana teselli vermeye çalışma, Şahin.”
“Teselli etmiyorum.”
Yunus masadaki dosyaları gösterdi.
“Size bir şey göstermeye çalışıyorum.”
Dosyalardan birini açtı.
İçinden eski bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta annem vardı.
Ama yanında başka biri daha vardı.
Ateş fotoğrafa yaklaştı.
“Bu adam…”
Ben gözlerimi kıstım.
Tanımıyordum.
Yunus fotoğrafın arkasını çevirdi.
“Bir isim var.”
Murat Erden.
Emre hemen telefonundaki ekipmanla dosyaları incelemeye başladı.
“Bu isim tanıdık.”
Burak ona baktı.
“Nereden?”
“Eski istihbarat kayıtlarında geçiyor.”
Ateş'in yüzü ciddileşti.
“Ne görevi varmış?”
Emre birkaç saniye sustu.
“Resmî kayıtlara göre…”
Durdu.
“Ölü.”
Odadaki hava yeniden ağırlaştı.
Ben fotoğrafa baktım.
“İki kişi…
”
Ateş bana döndü.
“Ne?”
“Annem ve bu adam. İkisinin de öldüğünü söylüyorlar.”
Yunus başını kaldırdı.
“Ve ikisinin de ölüm kayıtları şüpheli.”
Kerem kollarını bağladı.
“Yani biri yıllardır sahte bir hikâye anlatıyor.”
“Büyük ihtimalle,” dedi Emre.
Tam o anda odanın diğer tarafından bir ses duyuldu.
Bip.
Hepimiz sustuk.
Bir ekran açıldı.
Eski bir bilgisayar kendiliğinden çalışmıştı.
Ekranda tek bir yazı vardı:
KANAT TİMİ
Altında ise isimlerimiz sıralanıyordu.
Ateş'in bakışları sertleşti.
“Bizi izliyorlar.”
Ekranda yeni bir satır belirdi.
ALEV KESKİN — DOSYA: AÇILDI
Ardından:
ATEŞ KARACA — DOSYA: AÇILDI
Sonra diğer isimler.
Yunus.
Burak.
Emre.
Kerem.
Yiğit.
Son satır geldiğinde ekran tamamen karardı.
HEDEF: KANAT TİMİ
Yiğit'in yüzündeki heyecan kayboldu.
“Komutanım…”
Ateş hemen karar verdi.
“Buradan çıkıyoruz.”
Kapıya yöneldik.
Fakat tam o anda dışarıdan birkaç ses duyuldu.
Adımlar.
Birden fazla kişi.
Kerem kapının yanında durdu.
“Kalabalıklar.”
Ateş elini kaldırdı.
“Herkes sakin.”
Yunus çevreyi kontrol etti.
“Başka çıkış bulmalıyız.”
Emre duvarın kenarına baktı.
“Burada.”
Eski bir rafı kenara çekti.
Arkasında dar bir geçit vardı.
Yiğit şaşkınlıkla baktı.
“Bunu nasıl gördün?”
Emre omuz silkti.
“Kuzgun.”
Yunus hafifçe gülümsedi.
“Bazen kod adını hak etmek lazım.”
Ateş önden ilerledi.
“Herkes sırayla.”
Geçide girdik.
Dar koridor bizi tesisin arka tarafına çıkardı.
Tam dışarı çıktığımızda uzaktan araç sesleri duyuldu.
Ateş telsizini kaldırdı.
“Merkez, Kanat Timi. Acil tahliye talep ediyoruz.”
Cızırtı.
Cevap yoktu.
Bir kez daha denedi.
“Merkez?”
Yine sessizlik.
Emre başını kaldırdı.
“Sinyali kesmişler.”
Ateş bir an düşündü.
Sonra gülümsedi.
“Demek bizi burada bırakacaklarını düşünüyorlar.”
Burak şaşkınlıkla baktı.
“Komutanım?”
Ateş sakin bir şekilde:
“Yanılıyorlar.”
Bana baktı.
“Kılıç.”
“Efendim?”
“Bu gece senden bir şey istiyorum.”
“Ne?”
“Geçmişinle yüzleşmeye hazır ol.”
Kaşlarımı çattım.
“Zaten yüzleşiyorum.”
Ateş'in yüzündeki ifade değişti.
“Hayır.”
Başını hafifçe kaldırdı.
“Bu daha başlangıç.”
Tam o sırada cebimdeki telefon titreşti.
Bilinmeyen numara.
Mesajı açtım.
Tek bir fotoğraf vardı.
Annem.
Canlı.
Elinde bir gazete tutuyordu.
Fotoğrafın altında yalnızca şu yazıyordu:
“Beni bulmak istiyorsan, babanın sakladığı şeyi bul.”
Telefon elimden düşecek gibi oldu.
Ateş fotoğrafı gördü.
Yunus da yaklaştı.
Kimse konuşmadı.
Ben gözlerimi fotoğraftan ayırmadan fısıldadım:
“Annem yaşıyor.”
Ateş başını salladı.
“Evet.”
Sonra telsizini kaldırdı.
“Kanat Timi…”
Herkes ona döndü.
“Görev değişti.”
Bir anlık sessizlik.
Ateş'in sesi kararlıydı.
“Artık sadece bir tim değiliz. Bir gerçeğin peşindeyiz.”
Yunus silahını kontrol etti.
“Şahin hazır.”
Emre:
“Kuzgun hazır.”
Kerem:
“Çelik hazır.”
Yiğit hafifçe gülümsedi.
“Fırtına da hazır.”
Burak başını salladı.
“Aslan hazır.”
Ben Ateş'e baktım.
Ateş gözlerimin içine baktı.
“Hazır mısın, Kılıç?”
Fotoğrafa son kez baktım.
Sonra cebime koydum.
“Hazırım, Kartal.”
Ve o gece…
Kanat Timi'nin asıl görevi başladı.
Gece sessizdi.
Ama o sessizliğin altında bir şeylerin yaklaşmakta olduğunu hepimiz hissediyorduk.
Ateş telefonumdaki fotoğrafa son kez baktı.
“Bu fotoğraf nerede çekilmiş?”
Emre hemen yanıma geldi.
“Kuzgun olarak bir tahminim var.”
“Dinliyorum.”
Fotoğrafı inceledi.
“Arka plandaki tabelanın bir kısmı görünüyor.”
Hepimiz ekrana eğildik.
Gerçekten de fotoğrafın arkasında silik bir yazı vardı.
KARACA...
Ateş'in yüzü bir anda değişti.
“Bu benim ailemin eski arazisi.”
Burak şaşırdı.
“Karaca ailesinin mi?”
Ateş başını salladı.
“Yıllardır kullanılmıyor.”
Ben ona baktım.
“Annem neden orada?”
Ateş cevap vermedi.
Yunus araya girdi.
“Çünkü belki de bu işin başlangıç noktası orası.”
Ateş birkaç saniye düşündü.
Sonra kararlı bir şekilde:
“Kanat Timi, hareket.”
23.47
Araçlar karanlık yolda ilerliyordu.
Bu kez kimse konuşmuyordu.
Ben camdan dışarı bakarken Yunus yanıma oturdu.
“Komutanım.”
“Evet?”
“Bir şey soracağım.”
“Gidin.”
“Annenizi bulduğunuzda ona ilk ne söyleyeceksiniz?”
Soruyu beklemiyordum.
Bir süre sustum.
Sonra gözlerimi camdan ayırmadan cevap verdim.
“Bilmiyorum.”
Yunus başını salladı.
“Bazen en zor cümleler, en çok beklediklerimizdir.”
Ona baktım.
“Şahin.”
“Efendim?”
“Sen hiç geçmişinden kaçtın mı?”
Yunus'un yüzündeki ifade değişti.
Kısa bir sessizlik oldu.
“Kaçtım.”
“Peki kurtuldun mu?”
Yunus dışarı baktı.
“Hayır.”
Sonra bana döndü.
“İnsan geçmişinden kaçamaz. Sadece onunla ne yapacağına karar verir.”
Bu kez cevap veremedim.
Ön taraftan Ateş'in sesi geldi.
“Beş dakika.”
Herkes hazırlandı.
Emre silahını kontrol etti.
Kerem ekipmanını düzeltti.
Yiğit derin bir nefes aldı.
Burak telsizi kontrol etti.
Yunus ise her zamanki gibi sakindi.
Ateş bana baktı.
“Kılıç.”
“Hazırım.”
“Bu gece ne olursa olsun tek başına hareket etmiyorsun.”
Kaşımı kaldırdım.
“Bana güvenmiyor musun?”
“Tam tersine.”
Bir an sustu.
“Sana güveniyorum. Ama seni kaybetme riskini almak istemiyorum.”
İlk kez Ateş'in sesindeki sertliğin altında başka bir şey hissettim.
Endişe.
Başımı çevirdim.
“Anlaşıldı, Kartal.”
23.52
Araç durdu.
Hepimiz indik.
Karşımızda eski bir malikâne vardı.
Yıllardır terk edilmiş gibi görünüyordu.
Ama Emre'nin bakışları hemen değişti.
“Kuzgun.”
Ateş ona baktı.
“Ne gördün?”
“Üst kattaki perde.”
“Ne olmuş?”
“Hareket etti.”
Herkes sustu.
Ateş elini kaldırdı.
“Kanat Timi, dikkat.”
Yavaşça ilerledik.
Kapının önüne geldiğimizde kapı zaten açıktı.
Ateş bana baktı.
“Bu hoşuma gitmedi.”
“Bana da.”
İçeri girdik.
Koridor karanlıktı.
Duvarlarda eski aile fotoğrafları asılıydı.
Birinin önünde durdum.
Fotoğrafta genç bir Ateş vardı.
Yanında da ailesi.
Ama fotoğrafın köşesinde...
Annem vardı.
Gözlerim büyüdü.
“Ateş.”
O da fotoğrafa baktı.
Bir anda yüzündeki ifade değişti.
“Bu fotoğraf…”
“Annem burada.”
Ateş fotoğrafı dikkatlice inceledi.
“Bu fotoğrafın çekildiği günü hatırlıyorum.”
“Ne zaman?”
“2010.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
“Annem seni tanıyordu.”
Ateş başını kaldırdı.
“Ben de onu tanıyordum.”
“Bunu neden daha önce söylemedin?”
“Çünkü hatırlamıyordum.”
Tam o anda yukarıdan bir ses geldi.
Tak.
Hepimiz aynı anda yukarı baktık.
Sonra bir ses daha.
Tak.
Yunus fısıldadı:
“Biri var.”
Ateş işaret verdi.
“Yukarı.”
Merdivenlerden çıktık.
Üst kattaki koridorun sonunda bir kapı vardı.
Kapının altından ışık sızıyordu.
Ateş kapıya yaklaştı.
Elini kapının koluna uzattı.
Ben yanında durdum.
“Hazır mısın?”
Ateş bana baktı.
“Her zamanki gibi.”
Kapı açıldı.
Oda boştu.
Masada yalnızca bir bilgisayar ve bir zarf vardı.
Ateş zarfı aldı.
Üzerinde tek bir isim yazıyordu:
ALEV.
Zarfı elimden aldı.
“Bunu ben açacağım.”
“Hayır.”
Ateş bana baktı.
“Bu benim geçmişim.”
“Tam olarak.”
Zarfı açtım.
İçinden eski bir mektup çıktı.
İlk satırı okuduğumda nefesim kesildi.
“Sevgili Alev…”
Parmaklarım titredi.
Mektubu okumaya devam ettim.
Ama ikinci satırda donup kaldım.
Çünkü mektubun sonunda tek bir isim vardı.
Ayşe.
Annem.
Yunus sessizce:
“Komutanım…”
Mektubu sıkıca tuttum.
“Devamını okuyacağım.”
Sesim titriyordu ama kararlıydı.
Tam o sırada bilgisayar açıldı.
Ekranda bir video başladı.
Annem görünüyordu.
Yıllar önce çekilmiş bir görüntüydü.
Annem kameraya bakıyordu.
Ve söylediği ilk cümle hepimizi susturdu:
“Alev, eğer bu videoyu izliyorsan, artık güvendesin demektir.”
Gözlerim doldu.
Annem devam etti:
“Babanın sana anlattığı hiçbir şeye inanma.”
Ekrandaki görüntü birkaç saniyeliğine dondu.
Sonra annem son kez kameraya baktı.
“Ve Ateş Karaca'ya güven.”
Odadaki herkes Ateş'e döndü.
Ateş olduğu yerde kaldı.
Ben ona baktım.
“Annem seni neden tanıyordu?”
Ateş cevap veremedi.
Çünkü video yeniden başladı.
Annemin sesi bu kez daha kısık çıktı:
“Çünkü Ateş, senin geçmişini benden bile daha iyi biliyor.”
Ekran karardı.
Ve odanın ışıkları bir anda söndü.
Karanlığın içinden bir ses duyuldu:
“Geç kaldınız.”
Ateş hemen önümde durdu.
Yunus:
“Şahin, herkes yerinde.”
Emre:
“Kuzgun, çıkışları kontrol ediyorum.”
Kerem:
“Çelik hazır.”
Yiğit:
“Fırtına hazır.”
Burak:
“Aslan hazır.”
Ateş silahını kaldırdı.
“Kanat Timi…”
Karanlığın içindeki ses güldü.
Ateş'in sesi buz gibiydi:
“Kanatlarınızı açın.”
Ben de yanına geçtim.
“Bu gece kimse kaçamayacak.”
Ve karanlığın içinden ilk adım sesi geldi.
_______________________________________
Evet bölüm nasıldı bence artık herşey şimdi başlıyor bölümü beğenmeyi unutmayın bir sonraki bölümde görüşürüz 💮
