4. bölüm · Gölgedeki Kanatlar

Bölüm 3 İlk Görev

Asena Şimşek

Bursa'nın geceye teslim olmuş yollarında araçların motor sesleri birbirine karışıyordu.
Ben arka koltukta oturmuş, camdan dışarı bakıyordum. Şehrin ışıkları geride kaldıkça içimdeki huzursuzluk daha da büyüyordu.
Bursa...
Yıllar önce burada bıraktığımı sandığım anılar, tek tek zihnimin kapısını çalıyordu.
Yanımda oturan Yunus, sessizce beni izledi. Birkaç saniye sonra konuştu.

"Komutanım."

Bakışlarımı ona çevirdim.

"Buyurun."

"İyi misiniz?"
Kaşlarımı çattım.

"Gayet iyiyim."
Yunus birkaç saniye sustu.

"Öyle görünmüyorsunuz."

"İnsanları gözlemlemek görev tanımınızda mı?"

Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Şahin'in işi bu."
Ön taraftan Burak'ın sesi geldi.

"Komutanım, bölgeye yaklaşıyoruz."
Ateş telsize uzandı.

"Durum?"
Telsizden kısa bir cızırtı geldi.

"Bölgede hareketlilik devam ediyor. Sayıları kesin değil."
Ateş başını salladı.

"Herkes dikkatli olsun. Önceliğimiz bilgi toplamak."
Araç yavaşladı.
Ben silahımı kontrol edip kapıya baktım.
Ateş bana döndü.

"Kılıç."

"Efendim?"

"Benimle geleceksiniz."

"Emir mi?"

"Evet."
Gözlerimi kıstım.

"Peki, Kartal."
Ateş'in kaşı hafifçe kalktı.
İlk kez kod adını kullanmıştım.

"Çabuk öğreniyorsunuz, Üsteğmen."

"Unutmam."
Araç durdu.
Herkes sessizce indi.
Gece, ormanın üzerinde ağır bir örtü gibi duruyordu.
Yunus elindeki ekipmanı kontrol ederken Emre çevreyi dikkatle tarıyordu. Kerem diğerlerinin gerisinde duruyor, Yiğit ise yerinde duramayacak kadar heyecanlı görünüyordu.
Ateş elini kaldırdı.

"Herkes yerini alsın."
Bir anda timin bütün havası değişti.
Az önceki konuşmalar, tartışmalar yok olmuştu.
Artık herkes görevindeydi.
Ben Ateş'in yanında ilerlerken fısıldadım:

"Umarım bu sefer birbirimizin önüne geçmeyiz."
Ateş gözlerini karşıdaki karanlıktan ayırmadan cevap verdi.
"Ben de aynısını umuyorum."
Tam o sırada Emre'nin sesi telsizden geldi.

"Kuzgun'dan bilgi. İleride ışık gördüm."
Ateş hemen durdu.

"Herkes olduğu yerde kalsın."
Kalbim hızlandı.
Emre tekrar konuştu.

"Bir araç var."
Yunus başını kaldırdı.

"Tek mi?"

"Şimdilik tek."
Ateş bana baktı.
"
Kılıç, benimle gel."
Başımı salladım.
İkimiz birkaç adım ilerledik.
Sonra...
Uzakta bir kapı açıldı.
Bir adam dışarı çıktı.
Yüzünü tam seçemiyordum.
Fakat elindeki dosyayı gördüğüm anda olduğum yerde kaldım.
Dosyanın üzerindeki işaret...
Kalbimin hızla çarpmasına neden oldu.
Aynı işareti yıllar önce görmüştüm.
Ateş bana döndü.

"Üsteğmen?"
Cevap veremedim.
Adamın yüzünü yeniden gördüğümde nefesim kesildi.
Çünkü onu tanıyordum.
Ve o adam, geçmişimde öldüğünü sandığım birinin adını taşıyan dosyayı elinde tutuyordu.

Bir süre hiçbir şey söyleyemedim.
Ateş, yüzüme baktı.
"Kılıç?"

Gözlerimi dosyadan ayıramıyordum.
"Bu işaret..."

Sesim istemeden alçalmıştı.
Ateş hemen ciddileşti.
"Neyi hatırlattı?"

Başımı iki yana salladım.
"Bilmiyorum."

Yalan söylüyordum.
Biliyordum.

Hem de fazlasıyla iyi biliyordum.
Yıllar önce hayatımın en kötü günlerinden birinde, aynı işareti bir kapının üzerinde görmüştüm.
O günden sonra o sembolü bir daha görmemiştim.
Ta ki bu geceye kadar.
Telsizden Emre'nin sesi geldi.
"Kuzgun. Araç hareket ediyor."

Ateş hemen telsize cevap verdi.
"Takip mesafesini koru."

"Anlaşıldı."

Ateş bana döndü.
"İyi misin?"

"Görevdeyim, Yüzbaşı."

"Bu bir cevap değildi."

"Benim için yeterli."

Ateş birkaç saniye sustu.
Sonra başını salladı.
"Peki. Ama benden bir şey
saklıyorsanız..."

Sözünü tamamlamadı.
Ben de tamamlamasına izin vermedim.
"Önce görevi bitirelim."

Ateş telsize uzandı.
"Kanat Timi, ilerliyoruz."

Tim sessizce hareket etmeye başladı.
Yunus önde ilerliyor, ara sıra arkasına bakıyordu.
"Şahin."

"Dinliyorum."

"İleride ne var?"

Yunus kısa bir süre çevreyi inceledi.
"Eski bir yapı. Büyük ihtimalle kullanılmıyor."

Emre hemen ekledi:
"Kuzgun. Araç oraya girdi."

Burak kaşlarını çattı.
"Komutanım, içeride kaç kişi olduğunu bilmiyoruz."

Ateş sakin bir sesle cevap verdi.

"Kimse tek başına hareket etmeyecek."
Yiğit başını salladı.
"Anlaşıldı komutanım."

Kerem ise kısa ve net konuştu.
"Hazırım."

Ben herkese baktım.
Az önce tanıştığım bu insanların, birkaç dakika içinde birbirlerine nasıl uyum sağladığını görmek garipti.
Ateş'in liderliği...
Yunus'un sakinliği...
Emre'nin dikkatli bakışları...
Kerem'in ağırbaşlılığı...
Yiğit'in enerjisi...
Ve Burak'ın her şeyi dikkatle takip etmesi.
Belki de bu yüzden Kanat Timi deniyordu.
Herkes farklıydı.
Ama aynı yöne bakıyorlardı.
Ateş elini kaldırdı.
"Herkes dikkat."

Tam o sırada içeriden bir ses duyuldu.
"Biri geliyor."

Hepimiz durduk.
Kapı yavaşça açıldı.
Bir adam dışarı çıktı.
Elinde az önce gördüğüm dosya vardı.
Bizi görünce olduğu yerde kaldı.
Sonra gözleri doğrudan bana çevrildi.
Yüzündeki şaşkınlık, yerini garip bir gülümsemeye bıraktı.
"Sonunda..."

Kaşlarımı çattım.
"Ne demek istiyorsun?"

Adam cevap vermedi.
Dosyayı yere bıraktı.
Dosyanın kapağı açıldı.
İçindeki ilk sayfayı gördüğüm anda bütün bedenim gerildi.
Üzerinde benim adım yazıyordu.
ALEV KESKİN

Altında ise tek bir tarih vardı:
Aralık 2010.

Nefesim kesildi.
Ateş bana baktı.
"Alev..."

İlk kez bana ismimle hitap etmişti.
Ben ise gözlerimi dosyadan ayıramıyordum.
Adam arkasını dönüp kaçmaya çalıştı.
Ateş hemen emir verdi:
"Kanat Timi, durdurun!"

Tim harekete geçti.
Ben ise olduğum yerde kalmıştım.
Çünkü artık bunun sıradan bir görev olmadığını anlamıştım.
Bu görev beni geçmişime götürmüyordu.
Geçmişim beni bulmuştu.

__________________________________________
Arkadaşlar lütfen hayalet okuyucu olmayın görenlerin yarısı oy vermiyor yada yorum yazmıyor lütfen hayalet okuyucu olmayın
Seviliyorsunuz🫶🫶