Gölgedeki ışık kitap kapağı

5. bölüm / 5

Gölgedeki ışık

Bölüm 5

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: Bölüm 5

Holdingin cam kapılarından içeri girdiğimde saat dokuzu biraz geçiyordu.

Bir kolumda Engin, diğer elimde onun eşyalarla dolu çantası vardı. Üzerimde koyu lacivert takım elbisem, beyaz gömleğim ve özenle bağladığım kravatım bulunuyordu. Saçlarımı her zamanki gibi geriye taramıştım. Yüzümdeki ifade de değişmemişti.

En azından çalışanlarım için.

Güvenlik görevlileri bizi görür görmez ayağa kalktı.

“Günaydın, Erdem Bey.”

Başımı hafifçe salladım.

“Günaydın.”

Ardından Engin'e baktım.

“Sen de günaydın diyecek misin, küçük patronum?”

Engin, kucağımda kıpırdandı. Güvenlik görevlilerinden birine baktı ve yüzünü omzuma sakladı.

Adamın gülümsemesini fark ettim.

“Çok tatlı olmuş bugün,” dedi dikkatlice.

“Her gün böyle.”

Bunu öyle ciddi bir ifadeyle söylemiştim ki adam bir an ne cevap vereceğini bilemedi.

Sonra Engin başını kaldırıp ona gülümsedi.

Güvenlik görevlisinin yüzü aydınlandı.

“Gerçekten size çok benziyor, efendim.”

Bu kez duraksadım.

“Öyle mi?”

“Evet. Özellikle gözleri.”

Oğluma baktım. Küçük ela gözleri bana çevrilmişti. Bir an için Elif'i düşündüm. Engin'in yüzünde benim çizgilerim vardı ama gülümsemesinde annesinden kalan bir şeyler bulduğuma emindim.

“Bazı yönleri annesine de benziyor,” dedim.

Sesim farkında olmadan yumuşamıştı.

Daha fazla konuşmadan asansöre yöneldim.

Kapılar kapanırken Engin kravatımı fark etti. Küçük eli hemen kumaşa uzandı.

Elini tuttum.

“Hayır, oğlum. Bugün kravatıma dokunmak yok.”

Bana baktı.

“Baba!”

“Biliyorum. Çok güzel. Ama bu kravat bugün benimle toplantıya girecek.”

Engin yeniden uzandı.

İç çektim.

“Anlaşıldı. İlk toplantımızı daha asansörde kaybettik.”

Özel katıma çıktığımızda sekreterim Derya ayağa kalktı. Elindeki dosyayı masaya bıraktı.

“Günaydın, Erdem Bey. Yönetim kurulu üyeleri saat onda toplantı odasında olacak. Ayrıca Almanya'daki ortaklarımızla yapacağınız görüşmenin saati öne alındı.”

“Ne zamana?”

“Dokuz kırk beşe.”

Saatime baktım.

“Yirmi dakika içinde.”

“Evet, efendim.”

Derya'nın bakışları kucağımdaki Engin'e kaydı. Yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

“Günaydın, Engin Bey.”

Engin onu dikkatle inceledi.

Derya biraz eğilerek el salladı.

“Bugün nasılız bakalım?”

Engin yüzünü göğsüme çevirdi.

“Yabancılara karşı biraz çekingen,” dedim.

Derya gülümsedi.

“Bana alıştı aslında. Geçen sefer kitabını birlikte okumuştuk.”

Engin başını kaldırıp onu tanımış gibi baktı. Sonra elindeki ayıcığı Derya'ya doğru uzattı.

Derya şaşırdı.

“Bana mı veriyorsun?”

Ayıcığı hemen geri çektim.

“Hayır. Sadece gösteriyor.”

Derya dudaklarını birbirine bastırarak gülümsemesini gizlemeye çalıştı.

“Anladım, efendim.”

Ona baktım.

“Gülmeyin.”

“Gülmüyorum, efendim.”

“Derya.”

“Özür dilerim.”

Fakat gözleri hâlâ gülüyordu.

Ofisime girdim. Masamın üzerindeki dosyalar düzenli biçimde sıralanmıştı. Pencerenin önündeki küçük oyun alanına da yeni oyuncaklar eklenmişti. Engin'i yere bırakmadan önce çevreyi kontrol ettim. Küçük parçalar yoktu, kablolar ulaşamayacağı yerdeydi ve oyun alanının kapısı açıktı.

Ardından onu minderin üzerine oturttum.

“Bak bakalım, oğlum. Yeni oyuncakların var.”

Engin renkli bir halkayı eline aldı.

“Şimdi baban biraz çalışacak. Bir şey istersen seslenirsin.”

“Baba!”

“Evet, biliyorum. Ben de seni seviyorum.”

Eğilip alnını öptüm.

Tam ayağa kalkarken pantolonuma tutundu.

Bir kez daha eğildim.

“Ne oldu?”

Kollarını açtı.

Onu yeniden kucağıma aldım.

Derya kapıdan başını uzattı.

“Erdem Bey, Almanya görüşmesi için bağlantı hazır.”

“İki dakika.”

Derya başını sallayıp çıktı.

Engin'i tekrar mindere bıraktım. Bu kez eline halkasını verip önüne oturdum.

“Şimdi bak, küçük patron. Ben buradayım. Ama senin de biraz kendi başına oynaman gerekiyor.”

Engin halkayı yere attı.

Sonra bana baktı.

Ben halkayı aldım.

O yeniden attı.

Bir kez daha aldım.

Üçüncü kez attığında elimi uzatmadım.

Engin kaşlarını çattı.

“Baba?”

“Burada, oğlum.”

Halkayı işaret etti.

“Almamı mı istiyorsun?”

Başını hafifçe yana eğdi.

Bir süre bekledim.

Sonra kendisi eğilip halkayı aldı.

İçimden küçük bir zafer çığlığı atmak geldi.

“İşte bu!”

Engin halkayı elinde salladı.

Ben de alkışladım.

“Bravo, aslanım!”

Engin kahkaha attı.

O anda kapı açıldı ve Burak içeri girdi.

Bizi görünce durdu.

“Ben yanlış zamanda mı geldim?”

“Ne oldu?”

Burak, benim yerde oturmuş oğlumu alkışlamama baktı.

“Hiç. Sadece holdingin sahibinin bir plastik halkaya alkış tuttuğunu görmek istiyordum. Hayalim gerçekleşti.”

Ayağa kalktım.

“Çık dışarı.”

Burak kahkaha attı.

“Tamam, patron. Ama önce şunu söyleyeyim: Toplantı on dakika sonra.”

Bir an durdum.

Ardından saatime baktım.

“Ne?”

“On dakika.”

Engin halkayı yere attı.

Burak parmağıyla onu gösterdi.

“Bak, küçük patron bile senin zaman yönetimini bozduğunu kabul ediyor.”

Engin kahkaha attı.

“Sen ikiniz birleşip bana karşı mı çalışıyorsunuz?”

Burak hiç düşünmeden cevap verdi.

“Kesinlikle.”

Toplantı odasında büyük ekran açılmış, Almanya'daki iş ortaklarımızın görüntüsü hazırlanmıştı. Masanın çevresinde birkaç yönetici bulunuyordu. Önümde sözleşme dosyaları, bilgisayarım ve notlarım vardı.

Kucağımda ise Engin oturuyordu.

Onu toplantıya götürmeden önce biraz düşündüm. Normalde bu tür görüşmelerde dikkatimin dağılmasına izin vermezdim. Fakat bugün Engin'in yanımdan ayrılmak istemediğini anlamıştım.

Üstelik oyun alanında bir süre kendi başına oynayabilmişti. Şimdi yanımda oturması sorun olmamalıydı.

En azından ben öyle düşünüyordum.

Ekranda iş ortaklarımız belirdi.

“Günaydın, Erdem Bey,” dedi karşı taraftaki yönetici. “Bizi duyabiliyor musunuz?”

“Evet. Günaydın. Başlayabiliriz.”

Toplantı başladı.

Yatırım planlarını, teslim tarihlerini ve yeni anlaşmanın maddelerini konuşuyorduk. Sesim sakindi. Her zamanki gibi ayrıntıları tek tek ele alıyor, belirsiz kalan noktaları soruyordum.

Engin başlangıçta sessizdi.

Kucağımda oturuyor, masanın üzerindeki kalemlere bakıyordu.

Sağ elimle dosyayı çevirirken sol elimle onun sırtını okşuyordum.

“Üçüncü maddenin yeniden değerlendirilmesini istiyorum,” dedim. “Teslimat takvimi bu hâliyle şirketimizi gereksiz bir riske sokuyor.”

Karşı taraf cevap vermeye başladı.

Tam o sırada Engin elini uzattı.

Önümdeki kalemi aldı.

Sonra kapağını ağzına götürmeye çalıştı.

Kalemi hemen elinden aldım ve yerine güvenli bir diş kaşıyıcı verdim.

“Hayır, oğlum. Bu değil.”

Engin oyuncağına baktı.

Sonra benim elimdeki kaleme.

Kaşlarını çattı.

Ekrandaki yönetici konuşmasını sürdürüyordu.

“Bu teslimat tarihinin değiştirilemeyeceğini düşünüyoruz çünkü—”

Engin birden sesini yükseltti.

“BABA!”

Toplantı odasında sessizlik oldu.

Ekrandaki adam durdu.

Ben gözlerimi bir an kapattım.

Sonra profesyonel bir ifadeyle konuşmaya devam ettim.

“Özür dilerim. Oğlum da görüşmeye katılmak istedi.”

Karşı taraftan bir kahkaha duyuldu.

“Hiç sorun değil. Görünüşe göre yeni bir yönetim kurulu üyemiz var.”

“Oldukça talepkâr bir üye,” dedim.

Engin, sanki kendisinden bahsedildiğini anlamış gibi gülümsedi.

Ardından kravatıma uzandı.

Elini tuttum.

“Hayır, küçük patronum.”

Ekrandaki yönetici yeniden güldü.

“Anlaşılan babasıyla aynı fikirde değil.”

“Bu şirkette herkes fikrini söyleyebilir,” dedim. “Ancak sözleşmeyi imzalayacak kişi hâlâ benim.”

Burak toplantı odasının arka tarafında oturuyordu. Başını önüne eğmişti ama omuzlarının hareketinden güldüğünü anlayabiliyordum.

Ona sert bir bakış attım.

Burak hemen dosyasını açtı.

Sözleşmenin maddelerine geri döndük. Birkaç dakika sonra önemli bir noktada anlaşmaya vardık. Karşı taraf yeni bir teslimat takvimini değerlendirmeyi kabul etti.

Görüşme sona ererken Almanya'daki yönetici gülümseyerek konuştu.

“Erdem Bey, oğlunuza da teşekkür ederiz. Toplantıya farklı bir enerji kattı.”

Başımı hafifçe eğdim.

“Ben teşekkür ederim. Ancak kendisi ücret konusunda oldukça pahalıdır.”

Bu kez odadaki herkes güldü.

Engin ise hiçbir şeyden habersiz, diş kaşıyıcısını iki eliyle tutuyordu.

Onu yanağından öptüm.

“İşini iyi yaptın, küçük patronum.”

Burak hemen araya girdi.

“Primini ben ödeyeyim mi?”

“Burak.”

“Tamam, sustum.”

Toplantıdan sonra Engin yorulmaya başladı. Gözlerini ovuşturuyor, kucağımda dönüp duruyordu.

Saat on buçuktu.

Onu ofisimdeki dinlenme bölümüne götürdüm. Perdeleri biraz kapattım, ışığı azalttım ve kucağımda hafifçe salladım.

“Uykun mu geldi, kuzum?”

Engin başını omzuma koydu.

“Baba…”

“Buradayım.”

Sırtını yavaşça okşadım. Birkaç dakika içinde gözleri kapandı. Onu küçük yatağına yatırıp üzerini örttüm. Ayıcığını yanına koydum.

Sonra masama döndüm.

Telefonumu elime aldığımda ekranın kilitli fotoğrafı karşıma çıktı. Elif'in gülümsediği fotoğraf…

Bir süre ekrana baktım.

Son zamanlarda Engin büyüdükçe Elif'i daha sık düşünüyordum. Belki de oğlumun her yeni hareketinde onun da burada olmasını istemem yüzündendi. Engin ilk kez yürüdüğünde, ilk kez konuştuğunda, ilk kez kendi başına bir şey başardığında…

Bunları Elif'e anlatmak istiyordum.

Bazen akşamları eve geldiğimde ona günümü anlatıyormuşum gibi konuşuyordum. Sonra sessizlik cevap veriyordu.

Telefonun ekranını kapatmak üzereydim ki arkamdan küçük bir ses duydum.

“Anne…”

Elim havada kaldı.

Başımı çevirdim.

Engin yatağında doğrulmuştu. Gözleri hâlâ uykuluydu ama bakışları doğrudan telefonuma yönelmişti.

“Ne dedin, oğlum?”

“Anne…”

Kalbim hızlandı.

Yanına gidip onu kucağıma aldım. Telefonu elime alarak Elif'in fotoğrafını açtım.

“Bu annen, Engin.”

Fotoğrafı ona gösterdim.

“Annenin adı Elif.”

Engin ekrana dokundu. Küçük parmağını fotoğraftaki yüzün üzerinde gezdirdi.

“Anne.”

Bu kez kelime daha netti.

Gözlerim doldu.

Onu göğsüme çektim, saçlarını öptüm. Bir süre konuşamadım.

Sonra kendimi toparlayıp fotoğrafı yeniden ona gösterdim.

“Annen seni çok severdi, oğlum. Seni kucağına almayı, seninle konuşmayı, sana ninniler söylemeyi çok isterdi.”

Engin fotoğrafa bakmaya devam etti.

“An-ne…”

“Evet, kuzum. Anne.”

Boğazım düğümlendi.

“Bir gün büyüdüğünde sana onunla ilgili her şeyi anlatacağım. Nasıl güldüğünü, neleri sevdiğini, yağmur yağdığında nasıl mutlu olduğunu… Sana olan sevgisini de anlatacağım.”

Engin başını göğsüme koydu.

Ben de gözlerimi kapatıp onu kucakladım.

Bir an için odadaki bütün sesler kayboldu.

Ne toplantılar vardı ne sözleşmeler ne de bekleyen telefonlar.

Yalnızca oğlum vardı.

Ve onun henüz tam olarak anlamlandıramadığı bir kelime…

Anne.

Telefonu kapatıp masaya bıraktım. Engin'i yeniden yatağına yatırdım. Bu kez uykuya dalmadan önce elimi tuttu.

Parmakları avucumun içinde küçücük kaldı.

“Merak etme, oğlum,” diye fısıldadım. “Anneni hiçbir zaman unutmayacağız.”

Engin gözlerini kapattı.

Ben bir süre daha yanında kaldım.

Çünkü o gün, ilk kez, oğlumun yalnızca benim sevgimi değil, annesinin hikâyesini de öğrenmeye başladığını hissetmiştim.

Ve ona bu hikâyeyi anlatmak, hayatımın en önemli görevi olacaktı.

Saat on ikiye yaklaşırken Burak ofisime yeniden geldi. Kapıyı hafifçe çaldıktan sonra içeri girdi.

“Yemek söyleyelim mi?”

Bilgisayarımdan başımı kaldırdım.

“Engin uyanınca.”

Burak saate baktı.

“Erdem, senin de yemek yemen gerekiyor.”

“Biliyorum.”

“Son üç gündür öğle yemeğini oğlunun kalanlarıyla geçiştiriyorsun.”

“Abartma.”

Burak kollarını göğsünde birleştirdi.

“Dün yarım sandviç yedin. Ondan önce de soğumuş çorba.”

Ona baktım.

“Beni takip mi ediyorsun?”

“Hayır. Seninle aynı ofiste çalışıyorum. Üstelik sen bir yaşındaki çocuğunun önüne dünyanın en güzel yemeklerini koyarken kendi yemeğini unutuyorsun.”

Cevap vermedim.

Burak'ın yüzündeki ifade yumuşadı.

“Bak, iyi bir babasın. Bunu biliyorum. Ama Engin'in sana ihtiyacı olduğu kadar senin de kendine bakmana ihtiyacın var.”

Sandalyeme yaslandım.

Bu kez itiraz etmedim.

“Peki. Yemek söyle.”

Burak zafer kazanmış gibi gülümsedi.

“İşte benim tanıdığım Erdem.”

“Ve sen de fazla konuşan Burak'sın.”

Burak kapıya yöneldi.

“Engin uyandığında bana haber ver. Ona kitabını okuyacağım.”

“Önce benim iznimi alacaksın.”

Burak kapıda durup bana baktı.

“Sen gerçekten kıskanç bir babasın.”

“Dışarı.”

Burak kahkaha atarak çıktı.

Ben de istemeden gülümsedim.

Sonra bakışlarımı Engin'in uyuduğu yere çevirdim.

Küçük göğsü düzenli aralıklarla inip kalkıyordu. Ayıcığı kollarının arasındaydı.

Ona baktım ve içimden bir söz daha verdim.

Ne kadar yoğun olursam olayım, onun çocukluğunu yalnızca fotoğraflardan izleyen bir baba olmayacaktım.

İlk adımlarını görecektim.

İlk kelimelerini duyacaktım.

Kahkahalarını ezberleyecektim.

Ve bir gün, büyüyüp kendi yoluna yürüdüğünde, dönüp arkasına baktığında beni yanında bulacaktı.

Çünkü holdingde yüzlerce karar verebilirdim.

Ama hayatımın en önemli kararını çoktan vermiştim.

Ben yalnızca başarılı bir iş insanı olmayacaktım. Engin'in her zaman güvenebileceği babası olacaktım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18