11. bölüm · Gölgede Kalan Işık/ Stranger Things Billy fanfic

Ay Işığında Kaybolan Harfler

E ‘

“Bazı insanlar doğru değildir, ama gerçek hisseder.”

Billy’yle tartışmadan iki gün sonra her şey normal görünmüştü.

Ben özellikle normal davranmıştım.

Koridorda Steve’le şakalaşmıştım.
Robin’le kantinde oturmuş, Nancy’yle bir ödev hakkında konuşmuştum.
Mike’la saçma bir şeye gülmüştük.

Kimse bir şey sormamıştı.

Çünkü sorulacak bir şey yoktu.

Ben düzgündüm.

Fazla düzgündüm belki.

Ama kimse buna takılmamıştı.

🩶🩶🩶

Bir hafta geçmişti.

Ben daha sık yanlarına gitmeye başlamıştım.

Önceden erken ayrılmak için tonlarca bahane sıralardım.
Şimdi ise kalıyordum.

Ama hep kalkacak duruyordum.

Bunu bilinçli yapmıyordum.

Sadece öyle oluyordu.

Robin bir gün omzuma çarpmıştı.

“Yine mi gitmeyi düşünüyorsun?”

Gülmüştüm.

“Temiz hava sadece.”

O da gülmüştü.

Konu kapanmıştı.

🩶🩶🩶

İkinci hafta.

Will fark etmişti ilk.

Will zaten hep ilk sessiz şeyleri fark ederdi.

Kütüphanede oturuyorduk. Herkes bir şeyle meşguldü.

Ben sayfaya bakıyordum ama okumuyordum.

Arkamdaki raflara iki kere bakmıştım.

Üçüncüde Will konuşmuştu.

“Birini mi bekliyorsun?”

Başımı çevirmiştim.

“Ne?”

“Bakıyorsun.”

Omuz silktim.

“Alışkanlık.”

Bir süre sustu.

Sonra yavaşça, beni izlemeye başladığını hissettim.

Hiç soru sormasada bir şeyler düşündüğünü fark ettim.

O gün orada kalmıştı.

Kimseye söylememişti.

🩶🩶🩶

Birkaç gün sonra Max sorguladı beni.

Soyunma odasında çantamı kapatırken arkamı kontrol etmiştim.

Max aynadan görmüştü.

“Birini mi bekliyorsun?” demişti Will gibi. Garipsemiştim yine.

“Hayır.”

“Takip eden biri falan mı var?”

“Film izlemeyi azaltmalısın.”

Max bana birkaç saniye daha bakmıştı.

Sonra konuyu değiştirmişti.

Ama yüzünde küçük bir soru işareti kalmıştı.

🩶🩶🩶

Asıl olan iki buçuk hafta sonra olmuştu.

Akşamüstü merdivenlerde oturuyorduk.

Hava kararmaya başlamıştı.

Ben fark etmeden sessizleşmiştim.

Steve bir hikâye anlatıyordu ama ben dinlemiyordum.

Gölgeler uzuyordu.

Gölgeleri izliyordum.

Robin bunu fark etmişti.

Yavaşça bana dönmüştü.

“Scarr.”

“Ne?”

“Bu aralar iyi görünmüyorsun.”

Sesi sakindi.

Sıkıştırma yoktu.

Yargı yoktu.

Sadece gözlemdi.

Gülmeye çalışmıştım.

“Abartıyorsun.”

Başını hafifçe yana eğmişti.

“Belki. Ama eskiden böyle bakmıyordun.”

“Nasıl bakmıyordum?”

“Kaçış yolu arar gibi.”

Bu cümle içime oturmuştu.

Çünkü doğruydu.

Ama ben bile farkında değildim.

Omuz silktim.

“Yorgunum.”

Robin bir an daha baktı.

Sonra konuyu değiştirdi.

O kadar.

Ne dramatik bir müdahale olmuştu
ne toplu sorgu
ne herkes bir anda üstüme gelmişti.

Sadece,

İlk taş yerinden oynamıştı.

Ve en kötüsü şuydu,

Ben gerçekten neden böyle olduğumu bilmiyordum.

Sadece yalnız kalmak istemiyordum.

Çünkü yalnız kaldığımda,

O his büyüyordu.

Adını koyamıyordum.

Ama varlığını inkâr da edemiyordum.

🩶🩶🩶

O gün Hawkins’in üstüne çöken bulutları ilk gördüğümde önemsememiştim. Akşamüstüne doğru rüzgâr sertleşmişti ama yine de “geçer” diye düşünmüştüm.

Geçmemişti.

Gece olduğunda yağmur camlara çarpıyor değil, saldırıyordu. Rüzgâr evin etrafında dönüyor, bacadan uğulduyordu. Elektrikler bir anda kesilmişti. O an kısa bir boşluk olmuştu. Ev sessizleşmişti. Sadece fırtınanın sesi kalmıştı.

Yalnız kalabileceğimi sanmıştım.

Beş dakika sonra kapı çalmıştı.

Robin gelmişti. Arkasında Nancy duruyordu. İkisi de ciddi görünüyordu.

“Steve’in evine gidiyoruz,” demişti Robin.

“Gelmiyorum,” demiştim.

“Geliyorsun,” demişti Nancy.

Bir süre diretmiştim. Gerçekten bir şey olmayacağını söylemiştim. Ama onlar vazgeçmemişti. Sonunda montumu almıştım. İkna olmamıştım; sadece yorulmuştum.

Salona geri döndüğümde herkes hâlâ mumun etrafında oturuyordu.

Billy sandalyeye yaslanmıştı. Vanessa ise onun kolunun yanında, neredeyse üstüne eğilmiş gibiydi.

Bir an onları izledim.

Sonra anladım.

Billy bunu bilerek yapıyordu.

Vanessa bir şey söylemişti. Billy gülmüştü. Vanessa da onun koluna dokunmuştu.

Gözlerimi onlardan çekmiştim.

Eskiden olsa sinirlenirdim. Hatta büyük ihtimalle bir şey söylerdim.

Ama Billy’yi çok iyi tanıyordum.

Bu bir oyundu.

Benim sinirlenmemi istiyordu. Tepki vermemi. Tartışmamızı.

Belki kıskanmamı.

İçimden kısa bir gülme kaçmıştı.

“Ne var?” demişti Robin.

“Hiç,” demiştim.

Beni bu kadar kolay oynatamazsın, Hargrove.

Billy’nin bakışını üzerimde hissetmiştim.

Bilerek görmezden gelmiştim.

Lucas korku hikâyesi anlatmaya başlayacağından bahsediyordu. Dustin hemen atlamıştı. Mike itiraz ediyordu. Eleven merakla dinliyordu.

Ben de Robin’in yanına kaymıştım.

Billy’nin bakışının hâlâ üzerimde olduğunu hissediyordum.

Ama o tarafa dönmemiştim.

Bir süre sonra Vanessa’nın kahkahası duyulmuştu.

Billy de gülmüştü.

Bir saniye.

İki saniye.

Üç saniye.

Hiç tepki vermemiştim.

Sonunda Billy konuşmuştu.

“Scarlett.”

Başımı çevirmiştim.

Kaşlarımı kaldırmıştım.

“Evet?”

Billy beni birkaç saniye incelemişti.

Sanki bir şey bekliyordu.

Sonra hafifçe gülmüştü.

“Hiç.”

Omuz silkip tekrar Vanessa’ya dönmüştü.

Ben de mumun alevine bakmıştım.

Ve içimden tek bir şey geçirmiştim,

Eğer bu bir savaşsa, bu sefer ben oynamayacağım.

Yağmur camlara öyle sert vuruyordu ki konuşmalarımızın arasına sürekli o ses giriyordu.

Dustin sandalyesinde öne eğilmişti.

“Birisi korku hikâyesi anlatsın artık!”

Max hemen karşılık vermişti.

“Sen ilk çığlık atan olacaksın.”

Lucas gülmüştü.

“Geçen sefer gerçekten öyle olmuştu.”

Steve ellerini kaldırmıştı.

“Ben anlatmam. En son anlattığımda kimse uyuyamamıştı.”

Robin ona bakmıştı.

“Steve, sen sadece pizzanın soğuk gelmesinden bahsettin.”

Herkes hafifçe gülmüştü.

Ben duvara yaslanmıştım. Mum ışığı tam yüzüme gelmiyordu, bu iyiydi.

Bir süre sonra gözlerim Billy ve Vanessa’ya kaydı.

Billy’nin saçları yağmurdan ıslanmıştı. Üzerindeki ceketi aylar önce bana verdiği ve benim uzun süre itiraz edip vermediğim ceketti.

Bakışları bir saniye bana değmişti.

Sonra hemen başka tarafa kaymıştı.

Sanki hiç bakmamış gibi.

Vanessa kolunu Billy’nin koluna dolamıştı.

“Elektrik hâlâ yok mu? Gerici bu havada birde elektriklerin olmaması!”

Steve başını sallamıştı.

Billy kısa bir nefes vermişti.

“Tam Hawkins’e yakışır.”

Sonra bakışları Vanessa’ya döndü ve bir şey konuşmaya başladılar kısık sesle.

Bana değil.

Benden biraz uzağa.

Ama mum ışığında yüzünü görüyordum.

Ben de bakmıyormuş gibi yapıyordum.

Robin dirseğiyle hafifçe bana dokunmuştu.

Hiç tepki vermemiştim.

Bir süre herkes konuşmuştu. Saçma hikâyeler, eski olaylar, Dustin’in bitmeyen teorileri.

Sonra üst katta bir şey gıcırdamıştı.

Eleven başını kaldırmıştı.

“Duydunuz mu?”

Max hemen omuz silkti.

“Eski ev.”

Ama tam o sırada bir kapı sertçe çarpmıştı.

Bir an herkes susmuştu.

Ben de irkilmiştim.

Ama hemen toparlanmıştım.

“Rüzgâr.”

Robin bana bakmıştı.

“Emin misin?”

Ayağa kalkmıştım.

“Bakarım.”

Lucas hemen itiraz etmişti.

“Yalnız gitme.”

Gözlerimi devirmiştim.

“Üst katta hayalet yok.”

Tam merdivene yönelirken Billy’nin sesi gelmişti.

“Scarlett.”

Durmamıştım.

“Ne var?”

“Kapı çarptıysa kapıdır.”

Ses tonu sakindi.

Ama alay vardı.

“Dedektifliğe gerek yok.”

Arkamı dönmemiştim.

“Merak etme.”

Vanessa hafifçe gülmüştü.

“Bırak gitsin Billy.”

Billy bir şey söylememişti.

Ama ben merdivene çıkarken sırtımda hâlâ o bakışı hissediyordum.

Üst kata vardığımda ev çok daha sessizdi.

Yağmurun sesi bile uzaktan geliyordu.

Koridor karanlıktı.

Bir kapı yarı açıktı.

Rüzgâr içeri giriyordu.

Kapıyı kapatmak için elimi uzattığımda,

çok hafif bir ses duymuştum.

Sanki biri kulağımın hemen yanında fısıldamış gibiydi.

Ama kelimeleri seçememiştim.

Donup kalmıştım.

Sonra tekrar dinlemiştim.

Hiçbir şey yoktu.

Aşağıdan Dustin’in sesi geliyordu.

“ÖLDÜN MÜ?”

Gözlerimi devirmiştim.

Kapıyı kapatıp merdivene dönmüştüm.

Ama içimde garip bir his kalmıştı.

Sanki biri beni izliyormuş gibi.

🩶🩶🩶

Sabah okulun uzun koridorları her zamanki gibi gürültülüydü.

Dolapların kapakları kapanıyor, insanlar bağırarak konuşuyor, bir yerden kahkaha geliyordu.

Ben dolabımı kapatırken Robin yanımda belirmişti.

“Bugün tuhaf hissediyorum.”

“Sen her gün tuhaf hissediyorsun.”

“Hayır ama bugün özellikle.”

Tam o sırada koridorda bir hareketlenme olmuştu.

Herkes biraz yana çekilmişti.

Billy.

Yanında Vanessa vardı.

Vanessa bir şey anlatıyordu, Billy ise yarım yamalak dinliyordu. Ama yürürken bir an başını kaldırıp koridora bakmıştı.

Göz göze gelmiştik.

Sadece bir saniye.

Sonra Billy bakışını başka yere çevirmişti.

Robin bunu fark etmişti.

“Hmm.”

“Ne?”

“Hiç.”

Dolabıma sırtımı yaslamıştım.

Beni kıskandırmaya çalışıyor.

Umurumda değil.

🩶🩶🩶

Öğle arasında okul bahçesi kalabalıktı.

Jonathan ve Nancy bir bankta oturuyordu, Steve basket sahasının yanında birilerine bir şey anlatıyordu.

Ben Robin’le birlikte merdivenlere oturmuştum.

Robin konuşurken gözüm istemeden basket sahasına kaymıştı.

Billy oradaydı.

Vanessa kenarda durmuştu. Billy atış yapıyordu.

Top potaya girince Vanessa alkışlamıştı.

Billy gülümsemişti.

İçimde küçük bir şey sıkışmıştı.

Hemen başka tarafa bakmıştım.

Robin konuşmayı kesmişti.

“Scarlett.”

“Ne?”

“Sen şu an hiç dinlemiyorsun.”

“Dinliyorum.”

“Hayır dinlemiyorsun.”

Robin başıyla basket sahasını işaret etmişti.

“Oraya bakıyorsun.”

“Bakmıyorum.”

Robin gülmüştü.

“Scarlett.”

“Robin.”

Robin omuz silkti.

“Tamam.”

🩶🩶🩶

Son ders bitmişti.

Okulun önü yavaş yavaş boşalıyordu.

Arabalar çalışıyor, insanlar gruplar halinde yürüyordu.

Ben merdivenlerden inerken Billy’nin sesini duymuştum.

Vanessa ile konuşuyordu.

“Akşam sahile gidelim mi?”

Vanessa gülmüştü.

“Cidden mi?”

“Evet.”

“Arkadaşların?”

Billy omuz silkti.

“Onlar idare eder.”

Ben yürümeye devam etmiştim.

Umurumda değil.

Adımlarımı eskiden bir süreliğine takıldığım, çoğu zaman kafası iyi olan, adını dahi tam hatırlamadığım o çocuğun arkadaşlarıyla oturduğu tenha köşedeki banka çevirdim.

Billy arkamdan beni izlemeye devam ediyordu. Dönüp bakmasam bile hissediyordum. Bakışlarının yoğunluğunu adım kadar ezbere biliyordum.

Banka vardığımda çocuğun bakışları bana döndü. Oturan diğer arkadaşları ise varlığımı umursamayıp konuşmaya devam etmişlerdi.

“Hey, Axel.” Dedim isminin doğruluğundan emin olamayarak. Pek umrumda değildi. Sadece biraz ot alıp gidecektim.

“İsmim Aidan bebeğim,” dedi “Aidan”. Artık bana bakmıyordu. Kafasını geriye atarak konuşuyordu. Kafasının iyi olduğu ses tonundan dahi belliydi.

“Otun var mı?” Dedim aceleci bir şekilde. Bunu söylerken sanki çok normal birşey istiyormuş gibi rahattım.

“Neredeyse yeni reşit olmuş bir kızın torbacılığını yapmayacağım. Bu konularda bana gelme, Hale.” Dedi. Oldukça umursamaz görünüyordu ve bu beni deli ediyordu. Ciddiye alınmamaya tahammülüm yoktu.

Fakat uzun süre geçmeden onu böyle ikna edemeyeceğimi fark ettim. Elbette pes etmeyecektim. Hızlı bir şekilde bankın kenarında kalan, neredeyse bir çocuğun bile sığmayacağı kısma oturarak ona olabildiğimce yaklaştım. Ne yaşarsam yaşayayım, ben hâlâ Scarlett Hale’dim. Ve hâlâ Hale cazibesine kanacak bir çok insan vardı.

“Oradan bakınca çocuk gibi mi görünüyorum?” Dedim iğneleyici bir tonda konuşarak.

Birkaç saniye düşündükten sonra bıkkın bir nefes vererek elini deri ceketinin içindeki cebe attı Aidan.

“Bu son olsun,” dedi elinde tuttuğu poşeti bana uzatırken.

“Ayrıca beni kullandığının farkında olmadığımı düşünme, Hale.” Dedi benim yaptığım gibi iğneleyici bir ton kullanarak.

Göz devirerek ona karşılık verdim ve yanından kalkarak ani bir şekilde yürümeye başladım. Konuşma boyunca çaktırmadan defalarca arkama bakarak, Billy’nin tepkilerini ölçmüştüm. Vanessa’ya gülümsemeye çalışıyordu fakat ben bize bakarken defalarca çenesinin kasıldığını elbette fark etmiştim.

Böylece bir düşüncemi de tekrardan doğrulamış oldum.

Hargrove deli gibi kıskanıyordu ve bu durumdan hoşnut olmamıştı.

Kendimden emin bir şekilde yürümeye başladığımda yüzümde haklı olmanın verdiği özgüvenle yerleşmiş bir gülümseme vardı.

Ama birkaç adım sonra arkamdan bir ses gelmişti.

“Scarlett.”

Durmamıştım.

Adımlarım hızlandı.

Sonra biri kolumdan tutmuştu.

Billy.

“Bir dakika.”

Kolumu çekmeye çalışmıştım.

“Bırak.”

“Hayır.”

Sinirlenmiştim.

“Senin sorunun ne? Sapık gibi davranıyorsun. Git de biricik sevgilini yalnız bırakma, Hargrove.”

Billy birkaç saniye bana bakmıştı.

Sonra gerçekten patlamıştı.

“Benim sorunum sensin Scarlett! Bunu bilerek yaptığının farkında olmadığımı mı sanıyorsun? Bana isteyerek ellerinle işkence ediyorsun. Sence ben aptal olduğum için mi sessiz kalıyorum?”

Donup kalmıştım.

“Ne?”

Billy sakinleşmeyi başaramıyormuş gibi ellerini saçlarına geçirdi.

“Seni görmezden gelmeye çalıştıkça başına iş alıyorsun. Evinin önünden geçmeye cesaret bile edemeyecek adamlardan uyuşturucu istiyorsun. Beni delirtmeye falan mı çalışıyorsun Scarlett?!”

Cümleyi bitirmemişti.

Dişlerini sıkmıştı.

“Sana bazen çok sinir oluyorum.”

“Berbat bir his.”

“Ve bundan nefret ediyorum.”

Kalbim hızlanmıştı.

“Bir sevgilin var ve beni mi kıskanıyorsun Hargrove?”

Billy hemen cevap vermemişti.

Sonra kısa bir nefes vermişti. Cevabı kendine yediremiyor gibiydi.

“Evet.”

Sessizlik olmuştu.

Okulun önü neredeyse boşalmıştı.

Rüzgâr hafifçe esiyordu.

Billy bir adım yaklaşmıştı.

“Vanessa’yı kullanıyorsun.”

Billy gözlerini kaçırmıştı.

“Belki.”

Sonra tekrar bana bakmıştı.

“Sende kıskan istedim Scarlett. Gel bağır çağır ama sessiz kalma istedim.”

Başımı hafifçe eğmiştim.

“Ve işe yaramadı.”

Gözlerimi kaçırdım ve hafifçe başımı eğdim.

Billy olan biteni anlamış olacak ki bana bir adım daha yaklaştı. Artık aramızda neredeyse hiç mesafe yoktu.

Tam bir şey söyleyecekken Billy beni kendine çekmişti.

Ve öpmüştü.

Bir saniye donup kalmıştım.

Sonra onu itmiştim.

“Billy bu doğru olm-”

Kalbim deli gibi atıyordu.

Kelebekler her yerdeydi.

Billy hafifçe gülümsemişti.

“Şimdi söyle.”

“Kıskanmadın mı?”

Gözlerimi devirmiştim.

“Belki biraz.”

Billy’nin gülümsemesi büyümüştü.

“Biliyordum.”

“Ama bu hâlâ yaptığının doğru olduğunu göstermiyor Hargrove!” Dedim kaşlarımı çatarak. Sonra elimle bizden oldukça uzakta olan Vanessa’yı işaret ederek konuşmaya devam ettim.

“Sevgilin var senin. İkimizde bunu ne kadar istemesekte gerçeklerden kaçamazsın.”

Sesim artık o kadar güçlü çıkmıyordu. Omuzlarım düştü. Billy’nin cevap vermesini beklemeden hızlıca yürümeye başladım. Gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum.

Bundan defalarca nefret ettim.

Belkide sadece bundan nefret etmedim.

🩶🩶🩶

Ertesi gün okulun koridoru her zamanki gibi gürültülüydü. Dolabımı kapattığımda metalin çıkardığı ses koridorda kısa bir an yankılanmıştı. Robin yanımda bir şey anlatıyordu, ama söylediklerinin yarısını bile dinlemiyordum.

Tam o sırada bir ses duymuştum.

Tik, tak, tik, tak

Kaşlarımı çatmıştım.

Başımı kaldırıp etrafa bakmıştım. Koridor hâlâ aynıydı. İnsanlar konuşuyor, gülüyor, dolaplarını kapatıyordu. Kimse durmamıştı. Kimse irkilmemişti.

Ama o ses,

Tik, tak,

Kalbim bir an garip şekilde hızlanmıştı.

Robin konuşmayı kesmişti.
“Scarlett?”

Ona dönmüştüm.
“Bir şey duymadın mı?”

Robin kaşlarını kaldırmıştı.
“Ne duymam gerekiyordu?”

Bir saniye daha dinlemiştim.

Hiçbir şey yoktu.

Başımı sallamıştım.
“Boş ver.”

Dolabımı kapatıp yürümeye başlamıştım. Robin de omuz silkip peşimden gelmişti. Ama o ses birkaç saniye boyunca hâlâ kulaklarımın içinde çınlamaya devam etmişti.

Tik, tak,

Sanki biri çok yakınımda bir saat kurmuştu.

Ama bu pek mümkün görünmüyordu.

🩶🩶🩶

Birkaç gün sonra okul bahçesinde oturuyorduk. Mike, Dustin ve Lucas saçma bir tartışmaya girmişti. Robin yanımda gülüyordu. Steve bir şeyler anlatıyordu.

Ama ben duymuyordum bile.

Gözüm bir noktaya takılmıştı.

Boşluğa bakıyordum.

Düşünmüyordum hatta.

Sadece bakıyordum.

“Scarlett.”

Bir ses gelmişti.

Duyduğumu sanmamıştım.

“Scarlett.”

Yine aynı ses.

Ama beynim sanki geç çalışmıştı.

Üçüncü kez duyduğumda biri elimin önünde elini sallamıştı.

İrkilmiştim.

Gözlerimi kırpıp yukarı bakmıştım.

Billy karşımda duruyordu.

Kaşları çatılmıştı.

“Ne?” demiştim.

Billy başını hafifçe yana eğmişti.

“Az önce seni çağırıyordum.”

Omuz silkmeye çalışmıştım.
“Duymadım.”

Billy’nin bakışları birkaç saniye yüzümde kalmıştı.

“Üç kere söyledim.”

Gözlerimi devirmiştim.
“Abartıyorsun.”

Billy başını hafifçe sallamıştı. Ama bakışlarını çekmemişti.

“Hayır.”

O bakışı tanıyordum.

Bir şeyleri çözmeye çalıştığı zaman yüzünde olurdu o bakış.

Sinirlenmiş gibi yapmıştım.

“Bana psikologluk yapmayı bırak.”

Robin gülmüştü.

Billy kısa bir nefes vermişti ama gözlerini hâlâ benden ayırmamıştı.

Sanki kafasının içinde bir şey yerine oturmaya çalışıyordu.

Ben ise başımı başka yöne çevirmiştim.

Çünkü o anda tekrar duymuştum.

Çok uzak bir yerden.

Çok hafif.

Ama oradaydı.

Tik, tak

Kalbim bir saniyeliğine duracak gibi olmuştu.

Ama hiçbir şey dememiştim.

Hiçbir şey olmamış gibi davranmıştım.

🩶🩶🩶

Okul çıkışında herkes dağılmıştı. Bahçede sadece birkaç kişi kalmıştı ve rüzgâr garip şekilde sert esiyordu.

Ben dolabımı kapatıp çıkışa doğru yürüyordum.

Arkamdan o sesi duymuştum.

“Scarlett.”

Adımlarımı yavaşlatmıştım ama durmamıştım.

“Scarlett, dur.”

Bu sefer durmuş ve gözlerimi kapatıp kısa bir nefes almıştım. Sonra dönmüştüm.

Billy birkaç adım arkamda duruyordu.

Elleri cebindeydi ama bakışları sabit ve inatçıydı.

“Ne var?” demiştim.

Billy omuz silkmıştı.

“Konuşacağız.”

Kısa bir kahkaha atmıştım.

“Hayır, konuşmayacağız.”

Tekrar yürümeye başlamıştım ama Billy önümden geçip yolumu kesmişti.

Kaşlarımı kaldırmıştım.

“Ciddi misin?”

Billy başını hafifçe eğmişti.

“Evet.”

Kollarımı göğsümde bağlamıştım.

“Billy, aramız iyi değil.”

Hiç tepki vermemişti.

Devam etmiştim.

“Kaç kere söylemem gerekiyor bilmiyorum ama senin hâlâ bir sevgilin var.”

Billy’nin çenesi hafifçe kasılmıştı.

“Vanessa.”

Başımı yana eğmiş ve omuz silkmıştım.

“Evet. Vanessa.”

Billy birkaç saniye sessiz kalmıştı.

Sonra bana doğru bir adım yaklaşmıştı.

“Bu konuyla ne ilgisi var?”

Gerçekten sinirlenmiştim.

“Ciddi misin sen?”

Billy hiçbir şey söylememişti.

Ben konuşmaya devam etmiştim.

“Billy, senin bir sevgilin var. Ben de seninle romantik drama yaşayacak son insanım.”

Billy kaşlarını çatmıştı.

“Romantik drama mı?”

Gözlerimi devirmiştim.

“Beni kafana estiği gibi gelip öpemezsin. Hatta şuan konuşmamız bile doğru değil.”

Billy bir an gülmüş gibi olmuştu ama o gülüş hemen kaybolmuştu.

Gözlerimi kaçırmıştım. Böyle olması gerekmiyordu.

“Onca şey hiç yaşanmamış gibi mi davranacağız?”

Omuz silkmıştim.

“Evet.”

Billy bir süre bana bakmıştı.

Gerçekten uzun bir süre.

Sonra başını hafifçe sallamıştı.

“Buna sende inanmıyorsun, Scarlett.”

Kaşlarımı çatmıştım.

“Ne?”

Billy bir adım daha yaklaşmıştı.

“Sen de biliyorsun, yıllarca yaşanan onca şey hiçbir zaman ‘hiçbir şey’ değildi.”

Sinirle gülmüştüm.

“Billy, lütfen. Bu gerçekten çok saçma ve uygunsuz-”

Sözümü kesmişti.

“Kolay değil.”

Bir an susmuştu.

Sonra sesini biraz düşürmüştü.

“En azından benim için değil.”

Kalbim istemeden hızlanmıştı ama belli etmemiştim.

Başımı yana eğmiş ve sert bir şekilde konuşmuştum.

“Bu benim problemim değil.”

Billy’nin çenesi tekrar kasılmıştı.

Bir süre hiçbir şey söylememişti.

Sonra aniden sinirli bir nefes vermişti.

“Elbette senin problemin değil.”

Bir adım daha yaklaşmıştı.

“Çünkü sen kaçmakta çok iyisin.”

Gözlerimi devirmiştim.

“Tanrım, yine mi aynı konuşma?”

Billy bu sefer gerçekten sinirlenmişti.

“Evet aynı konuşma!”

Sesi biraz yükselmişti.

“Çünkü sen sürekli hiçbir şey olmamış gibi davranıyorsun!”

Ben de sinirlenmiştim.

“Çünkü hiçbir şey olmadı!”

Billy bana birkaç saniye öyle bakmıştı.

Sonra başını hafifçe sallamıştı.

Ve daha sessiz ama çok daha sert bir sesle konuşmuştu.

“Benim delirtiyorsun Scarlett!”

Donup kalmıştım.

Billy devam etmişti.

“Benden kaçıyorsun, hatta çoğu zaman konuşmuyorsun bile. Bundan nefret ediyorum!”

Cümleyi yarıda kesmişti.

Saçlarının arasından elini geçirmişti.

“…lanet olsun.”

Sonra tekrar bana bakmıştı.

“Ben bunu yapamıyorum.”

Sessizce bakmıştım.

Billy gözlerini gözlerimden ayırmamıştı.

“Ben seni hâlâ istiyorum.”

Kalbim o an gerçekten sert atmıştı.

Ama yüzümde hiçbir şey belli etmemeye çalışmıştım.

Billy başını hafifçe sallamıştı.

“Ve sen bunu görmezden gelmeye devam ediyorsun.”

Aramızdaki sessizlik bu sefer çok daha ağır olmuştu.

“Ben seni hâlâ başıma sürekli bela açan, partilerde kör kütük sarhoş olup yine bana gelen Scarr olarakistiyorum.”

Kalbim istemeden hızlanmıştı.

Ama yüzümde hiçbir şey belli etmemiştim.

“Billy-”

“Hayır.”

Başını sallamıştı.

“Sen sürekli kaçıyorsun.”

Bir adım daha yaklaşmıştı.

“Ve ben artık bundan yoruldum.”

O an gerçekten susmuştum.

Çünkü söyleyecek bir şey bulamamıştım.

Billy birkaç saniye bana bakmıştı.

Sonra başını hafifçe sallamıştı.

“Boşver.”

Arkasını dönmüştü.

Gidiyordu.

İşte o anda bir şey olmuştu.

Garip bir boşluk hissetmiştim.

Sanki biri içimden bir parçayı çekip alıyormuş gibi.

Onun uzaklaştığını görmek,

Beklediğimden çok daha kötü hissettirmişti.

Bir anda anlamıştım.

Onu özlemiştim.

Nefesim hızlanmıştı.

“Billy.”

Durmamıştı.

Bir an daha düşünmemiştim.

Koşup arkasından gitmiştim.

Ve düşünmeden kollarımı onun etrafına dolamıştım.

Billy bir anda durmuştu.

Gerçekten donmuş gibiydi.

Yüzümü omzuna gömmüştüm.

Kalbim deli gibi atıyordu.

Birkaç saniye hiçbirimiz hareket etmemiştik.

Sonra Billy yavaşça konuşmuştu.

“…Scarlett?”

Ama cevap vermemiştim.

Sadece sarılmaya devam etmiştim.

Billy’nin nefesi değişmişti.

Sanki ne yapacağını bilmiyordu.

Tam o sırada arkamızdan bir ses gelmişti.

“Billy?”

Donup kalmıştım.

Yavaşça başımı kaldırmıştım.

Vanessa birkaç metre ötede durmuştu.

Bize bakıyordu.

Yüzündeki ifade şok ile öfke arasında bir yerdeydi.

Bahçedeki rüzgâr daha da sert esmişti.

Ve o an gerçekten büyük bir şeyin başladığını hissetmiştim.

Fakat içimde birşeylerin rahatladığı hissettim.

Vanessa’nın tepkisi bende garip bir sevinç ve hırs duygusu uyandırdı.

Ve garip bir şekilde bu beni üzmedi.