6. bölüm · Gölge Tahtın Esirleri

꧁4 : GÖLGELERİN ALFABESİ꧂

꧁Tunys book꧂

BÖLÜM 4: Gölgelerin Alfabesi

Odanın tavanındaki eski vantilatörün ritmik gıcırtısı, zihnimdeki uğultuyu bastırmaya yetmiyordu. Perdenin arkasından süzülen o soluk, dumanımsı silüet köşede dikilmiş, bana o sinir bozucu, donuk ifadesiyle bakmaya devam ediyordu.

"Bana bakmayı kes," diye fısıldadım, sesimin dışarı sızmasından korkarak. "Konuşmayacaksan, defol git zihnimden."

Silüet derin, yankılı bir nefes aldı. "Eskisi gibi olamazsın," dedi. Sesi sadece kafamın içinde yankılanıyordu. "Sen bir kovanı uyandırdın. Işığı yutan bir boşluksun artık. Ve boşluklar... asla gizli kalamaz."

"Sus artık" diye tısladım yatağın içinde doğrularak. "Zaten zihnim yeterince bulanık."

Cevap vermedi. Sadece odanın köşesindeki kararmış saksı bitkisine doğru baktı. Haklıydı. Birkaç saat önce dokunarak kuruttuğum o bitki, içimdeki kırılmanın ilk somut kanıtıydı. Kendimden korkuyordum. Annemin mutfaktan gelen tıkırtıları, babamın gazete hışırtısı aşağıda devam ederken, ben odamda bir hayaletle yaşam savaşı veriyordum.

Ertesi sabah, "normal" hayatıma dönmek için evden çıktım. Ancak sokak kapısını kapattığım an, dünyanın benim için değiştiğini anladım.
Mahallenin fırıncısı amcanın her sabah dükkanının önünde beslediği sokak köpekleri, ben kaldırımdan geçerken aniden sustular. Kulaklarını dikip, kuyruklarını bacaklarının arasına kıstırarak arkalarını döndüler ve acı acı uluyarak ara sokağa kaçtılar. Göğsümde garip bir sızı hissettim. Doğa, beni artık bir "insan" olarak görmüyordu. Ben bir tehdittim. Bir yırtıcı.Daha da kötüsü, öğle güneşinin altında yürürken fark ettiğim o detay oldu. Güneş tam tepemdeydi, sokaktaki direklerin, insanların gölgeleri ayaklarının dibinde küçücüktü. Ama benim gölgem... Benim gölgem sanki güneşin açısına meydan okuyor gibi, arkamdaki duvara doğru upuzun uzanıyor, sanki benden bağımsız bir şekilde betonun üzerindeki çatlakları takip ederek tırmanmaya çalışıyordu.

"Gölgeni topla," diye fısıldadı içimdeki ses. "Açlığını hissediyorlar. Seni bulacaklar."

Sessizce fısıldadım. "Kim beni bulacak.?"

Adımlarımı hızlandırdım. Kalabalık caddede yürürken, insanların omuzları omuzlarıma değdiğinde mideme kramplar giriyordu. Her temasta, o yabancı insanların yaşam enerjileri, damarlarındaki kanın sıcaklığı parmak uçlarıma çekilmek istiyor, içimdeki o karanlık mahzen açgözlülükle haykırıyordu.Bu bir açlık gibi değildi,daha çok kontrolsüzlüktü. Daha ısız ve sakin bir yere gitmeliydim. Bu kalabalık beni delirtecekti.

Evimin ilerisinde bir park vardı.Biraz tepelik bir alandı ve surlara kasar bütün şehri ve denizi izleyebileceğim kadar güzeldi.Ne zaman kafam esse buraya gelirdim.Park tıka basa dolu olsa da tepenin üst kısmı genelde boş olurdu.Belki orada biraz olsun nefes alabilirdim düşüncesi ile yolumu oraya yönelttim.

.................................

Orada kaç saat öylece denizi izledim bilmiyorum ama hava kararmaya başladığında yavaş yavaş eve gitmem gerektiğini anladım.Mahalleme yakın bir yerde,şehrin o kadar da tekin olmayan eski mahallelerinin birinden kestirme yapmak istedim. Sokak lambaları titreyerek yanıyordu. Tam tenha bir sokağa saptığımda, arkamdaki ayak seslerini duydum.

Hızlı, ritmik ve çok hafifti. İnsani olmayan bir hafiflik.

Arkamı döndüğümde, gri montlu, şapkasını gözlerine kadar indirmiş bir adamın bana doğru yürüdüğünü gördüm. Ama yüzünü görebiliyordum; cildi şatodaki vampirler gibi soluktu, gözleri ise aç bir kurdun gölgeleri andırıyordu.
"Valerius haklıymış," dedi adam, sesi bir yılanın tıslaması gibiydi. "Şehir sınırlarında kadim bir koku var diyordu. Drake'in oyuncağı meğer küçük bir Sciaphon’muş."

Korkuyla geri adım attım ama sırtım soğuk bir tuğla duvara çarptı. Kaçacak yerim yoktu. Yine de içimdeki o ani panik, yerini garip bir öfkeye bırakıyordu.

"Benden ne istiyorsunuz?" diye bağırdım, sesimi güçlü tutmaya çalışarak. "Ve adımı ağzına alırken dikkat et, leş kargası."

Vampir, bu çıkışım karşısında duraksadı. Dudakları geriye doğru kıvrılarak sivri dişlerini açığa çıkardı, gözlerinde alaycı bir pırıltı belirdi. "Bak sen şu küçük fareye... Dişlerini mi gösteriyorsun bana? Drake seni fazla şımartmış."

"Drake'in beni şımartıp şımartmadığını bilmem," dedim, çenemi dikleştirerek. "Ama senin gibi bir köpeğe yem olmayacağımı iyi biliyorum."

"İçindeki o gücü," dedi adam, üzerime doğru bir adım daha atarak sesi daha da tehlikeli bir hal aldı. "Valerius, o mühürlenmiş ruhları serbest bırakmadan önce seni ortadan kaldırmamı istedi. Drake seni koruyamaz küçük kız. O gelene kadar çoktan küle dönmüş olacaksın."

"Denemesi bedava," diye tısladım.

Vampir aniden, insan gözünün seçemeyeceği bir hızla üzerime atıldı. Normal bir insan olsaydım darbeyi göremeden boynum kırılırdı. Ancak tam o salisede, içimdeki o yabancı ruh kafamın içinde çığlık attı: "Bırak karanlığı! Bırak emsin!"

Bedenim benden bağımsız bir refleksle sola doğru eğildi. Vampirin pençeye benzeyen tırnakları tuğla duvarı sıyırarak taşları un ufak etti. Iskaladığı anı fırsat bilerek, tüm gücümle dizimi onun kasığına doğru savurdum. Vampir acıyla homurdanarak bir adım geri çekildi ama çabuk toparlandı. Yüzündeki alaycı ifade yerini saf bir öfkeye bırakmıştı.

"Seni gidi pislik!" diye kükredi.

Bu kez boğazımı hedefleyerek hamle yaptı. Beni sertçe duvara çarptı; sırtımdaki acıyla inledim. Ellerim nefes alabilmek için içgüdüsel olarak onun buz gibi kollarına yapıştı. İşte o an, parmak uçlarımda o kontrolsüz açlığı tekrar hissettim. Benim dokunmamla birlikte, vampirin kollarındaki o gri kumaş kararmaya, tıpkı odamdaki bitki gibi küle dönüşmeye başladı. Enerjisi parmak uçlarımdan içeri çekilmek istiyordu.

Vampir, kollarındaki erimeyi ve tenini yakan acıyı fark edince dehşetle gözlerini açtı. "N-ne yapıyorsun sen? Bırak beni!" diye bağırdı. Beni üzerinden fırlatmak için savurdu.

Yere sertçe düştüm, avuç içlerim betonun üzerinde yırtıldı. Acı içindeydim ama o da acı çekiyordu. Vampir, solan kollarına bakarak hırladı ve kalan son gücüyle, işi bitirmek için havaya sıçrayarak doğrudan üzerime doğru ölümcül bir darbe indirmek için atıldı.

Ölümün soğuk nefesini boynumda hissettiğim o salisede, sokaktaki tüm ışıklar aynı anda patladı.

Karanlık. Zifiri bir karanlık sokağı kapladı.

Avcının havadaki çığlığı karanlığın içinde yankılandı ama bu sefer korku dolu olan oydu. Gözlerimi açtığımda, sokağın ortasında, gölgelerin içinden şekil almış devasa bir silüet gördüm. Hayır, gölge değildi. O buradaydı.

Drake.

Drake, avcının boğazını tek eliyle havada kavramış, onu duvara çivilemişti...
Gözleri kapkara, etrafındaki hava adeta buz tutmuş gibiydi.

"Sana ne demiştim amcamın köpeği?" diye fısıldadı Drake, sesi tüm sokakta yankılanan bir ölüm fermanı gibiydi. "Ona yaklaşanın... varoluşunu silerim."

Drake’in elinden yayılan o simsiyah enerji, avcının bedenini sarmaya başladı. Adam acıyla çığlık atarken, bedeni yavaş yavaş gölgelere karışarak, kelimenin tam anlamıyla un ufak oldu ve havaya karıştı. Drake, elindeki tozu silkeleyerek yavaşça bana döndü. O korkutucu, kadim lord gitmiş, yerine yine o endişeli bakışlar gelmişti.

"Sana normal davranmanı söylemiştim," dedi Drake, bana doğru bir adım atarak. "Ama içindeki güç o kadar hızlı büyüyor ki, buradaki diğer leş kargalarının dikkatini çekmen uzun sürmedi."

"Ben... ben bir şey yapmadım," dedim, sesim titriyordu. "Köpekler benden kaçıyor, gölgem benden bağımsız hareket ediyor. Drake... İçimde birinin konuştuğunu duyuyorum!"

Drake bana yaklaştı. O soğuk, büyük ellerini yüzüme koydu. Garip bir şekilde, onun bu buz gibi teması, içimdeki o cayır cayır yanan iştahı ve karmaşayı anında sakinleştirdi. İçimdeki o ruhani silüet bile Drake’in varlığıyla derinlere çekilip sustu.

"Çünkü o emdiğin ruh seni bir rehber gibi kullanmaya çalışıyor," dedi Drake gözlerimin içine bakarak. "Sciaphon’lar böyledir Nora. Sen sadece bir insan değilsin. Sen, karanlığın alfabesisin. Ve eğer bu alfabeyi okumayı öğrenmezsen, içindeki o ordu seni diri diri yutar."

Derin bir iç çekerek bana baktı."Seni yalnız bırakmayacağımı söylemiştim, Nox..." dedi.

Gözlerim faltaşı gibi açılmıştı.Tuttuğu elimi aniden çektim.Nox...Bunu daha önce de söylemişti sanki ama karmaşanın içinde yanlış duydum diye düşünüp boşvermiştim.Bu kelime, annemin ya da babamın bana asla hitap etmediği, sadece rüyalarımda, çocukluğumun o kabus dolu ama gizemli gecelerinde duyduğum bir isimdi.

"Sen..." dedim.Sesim adeta fısıldayarak çıkmıştı. "Bana az önce ne dedin?"

Drake'in yüzünde gözle görülür bir şaşkınlık oluşmuştu.Hafifçe kaşlarını çatarak, "Nox,dedim.Latincede 'gece' demek."

Yaşadığım şokla iki adım geri çekildim.

Zihnimde canlananlarla büyük bir şok dalgası etrafımı sardı.bir vampir,insanların tabiri ile canlıların kanı ile beslenen bir "canavardan" tanıştığım ilk günden itibaren bir an bile korkmamışım.Oysaki korkmam gerekirdi ama içimde hep gereksiz bir güven vardı -ki güven sorunları olan biriyim- ve normal şartlarda karşımda bir vampir belirse az önceki gibi korku dolu olurdum.Sonuçta onlar birer avcı,ben ise yemdim.

Kafamı kaldırarak dikkatlice ona baktım.İlk tanıştığımızdan beri güvenden yana eski bir anı gibiydi zihnimde.Sanki zihnimde yolculuğa çıkmışım gibiydi.bu tanıdık simayı asla çözememiştim,ancak şimdi taşlar yerine oturuyordu.Oydu...o canavarlardan her seferinde beni kurtaran ve beni o karanlık boyuttan ışığa kavuşturan çoçuk.Onun da gözleri Drake'in gözleri gibiydi,gamzeleri vardı.Bana güldüğünde birkaç kere onunla aynı yerde olan gamzelerini görmüştüm.Onun gibi bakıyordu bana...daha önce ailem dahil kimsenin bana bakmadığı gibi.

Dolan gözlerimle ona bakarken bir terslik olduğunu fark edip kaşlarını çatmıştı. Tam bana doğru bir adım atacaktı ki hızla söze girdim."Beni sınıra bırakmadan önce de aynı şeyi söylemiştin. Nox... Bunu bana hayatım boyunca sadece bir kişi söyledi."

İçimde patlayan hissin mutluluk mu, büyük bir rahatlama mı yoksa derin bir şok mu olduğunu ayırt edemiyordum. Kalbim göğsümü döverken başımı hızla gökyüzüne kaldırdım; amacım gözlerimde biriken yaşları geri göndermek, sesimin titremesini engellemekti. Ama nafileydi.

"Yıllar önce, son kez o çukura düştüğümde... Bir yaratıkla savaşıp beni kurtarmış ve evime geri göndermişti. Ağır yaralıydı. Ne dersem diyeyim, ne kadar yalvarırsam yalvarayım benimle gelmeyi reddetmişti. Ben güvenli evime dönmüştüm ama o... O orada yapayalnız ve kanlar içindeydi. Günlerce, aylarca onun ölmüş olmasından o kadar çok korkmuştum ki..."

Bakışlarımı gökyüzünden indirip doğrudan onun gözlerinin içine diktim. Geçmişin sisli perdesi zihnimde tamamen aralanmıştı."O günden sonra onu bir daha hiç görmedim. Ama gitmeden önce son kez yüzüme bakıp gülümsemiş ve... 'Korkma Nox, gölgeler sadece ışığın yokluğudur, senin düşmanın değil,yolumuz yine kesişecek' demişti."

Boğazımdaki düğüm canımı yaksa da gözlerimi bir an bile kırpmadan ona doğru bir adım attım. Yıllardır zihnimin kuytu köşelerinde sakladığım o küçük çocuğun yüzü, tam karşımda duran adamın hatlarında canlanmıştı.
"O çocuk... sendin.

Drake, duyduğu sözlerle buz kesmiş gibi kalakaldı. Yüzündeki o her zamanki alaycı ve mesafeli ifade, saniyeler içinde yerini derin bir sarsıntıya bıraktı. Dudakları aralandı ama kelimeler boğazında tıkandı; gözlerinde aniden canlanan geçmişin gölgelerini, o tanıdık acıyı görebiliyordum.

Atacağı o adımı tamamlayamadı. Sadece donakalmış bir hâlde, sanki karşısında bir hayalet varmış gibi bana baktı. Aramızdaki sessizlik uzadıkça kalbimin ritmi hızlanıyordu. Derken, dudaklarının kenarında kırık, acı bir tebessüm oluştu. Bakışlarındaki o şoke olmuş ifade, yerini yılların biriktirdiği o tanıdık ağırlığa bıraktı.

"Beni hatırlaman bu kadar uzun sürmemeliydi," dedi, sesi fısıltıdan farksızdı ama her bir kelimesi göğsüme oturdu. "O gün... Ben o karanlığa mahkum edildim Nora. Sen ise ait olduğun yere, ışığa döndün. Ama kaderi görüyorsun ya... Karanlık, seni eninde sonunda yine bana getirdi."

Zihnim bir anlığına durdu. Duyduklarımı sindirmekte zorlanıyordum. Göğsüm hızla inip kalkarken, içimdeki şok dalgası yerini büyük bir şaşkınlığa bıraktı. Nasıl yani? O her şeyin farkında mıydı? Beni ilk gördüğü andan beri kim olduğumu biliyor muydu?

"En başından beri..." Sesim bir fısıltı halinde dudaklarımdan döküldü, gözlerimin içine bakan adama inanamayarak baktım. "En başından beri biliyor muydun?"

Drake, sorumla birlikte aramızdaki o son mesafeyi de kapattı. Ağır, yavaş adımlarla yanıma yaklaştı. Aramızda sadece santimler kalana kadar durmadı. Elini yavaşça kaldırdı; parmak uçları, tenimi yakacak bir sıcaklıkla yanağımdan süzülen yaşı sildi. Bakışları, adeta ruhumu okur gibi derinleşmişti.

"Seni unutmak mümkün mü, Nox?" diye fısıldadı, dudaklarındaki o buruk tebessüm derinleşirken gözlerinde ilk defa bu kadar savunmasız bir parıltı gördüm. "Hele ki o gözlerini... Dünyadaki hiçbir karanlık, o gün bana bakan gözlerini unutturamazdı."

Duyduklarımın ağırlığı ve içimde biriken o devasa şok dalgası, birdenbire bedenimde tuhaf bir enerji patlamasına sebep oldu. Ellerim titremeye başladı, parmak uçlarımda kontrol edemediğim bir sızlama hissettim. Panikle ve ne yapacağımı bilemeyerek geriye doğru bir adım attım. Dengemi sağlamak için hemen yanımdaki büyük yapraklı bitkiye tutundum.

Ama tutunmamla birlikte dehşet içinde kalmam bir oldu.

Benim dokunmamla birlikte, saniyeler içinde yeşil yapraklar karardı, kurudu ve parmaklarımın arasında ufalanarak simsiyah bir küle dönüştü. Korkuyla ellerime baktım, nefesim boğazımda tıkandı.

"Bir bitki..." dedim sesim titreyerek. Bakışlarımı dehşet içinde Drake’e çevirdim. "Drake... Bir bitkiye dokundum ve kül oldu. Neye dokunsam yok olacak... Ben bununla yaşayamam."

Drake, titreyen ellerime ve yüzümdeki o çaresiz korkuya baktı. Ama beklentimin aksine ne şaşırmıştı ne de benden uzaklaşmıştı. Adımlarını tekrar bana doğru attı, aramızdaki mesafeyi kapatıp tam karşımda durdu. Sesinde zerre şüphe barındırmayan, sarsılmaz bir güven vardı.

"Hayır, Nox," dedi, gözlerimin içine kararlılıkla bakarak. "Aksine, sen buradaki her şeyin zıddısın.Bana güven,sen türünün tek örneğisin,sen yok etmek için değil var etmek için yaratıldın.Senin dokunduğun her yerde çiçekler açacak."

Şaşkınlıkla ona bakarken yavaşça eğildi, az önce küle çevirdiğim bitkinin hemen yanındaki solmuş, kurumuş başka bir dala parmağının ucuyla dokunmamı sağladı. Benim elimi kendi güçlü avucunun içine alıp yönlendirdi.

"Şimdi korkmadan, sadece odaklanarak tekrar dokun," diye fısıldadı.

Parmaklarım solmuş dala değdiği an, içimdeki o yıkıcı enerjinin yerini sıcak, canlandırıcı bir akıntı aldı. Saniyeler içinde, o kuru daldan taze yeşil yapraklar fışkırdı ve tam ortasında büyüleyici bir çiçek hızla taç yapraklarını açtı. Gözlerime inanamayarak açan çiçeğe baktım.İçimde biraz da olsa bir umut kırıntısı vardı. Artık gölgem bile bende bağımsızca atılmıyordu. Drake ile tam dibimize uslu bir çocuk gibi sokulmuştu.

Tam o sırada, az önce Drake'in küle çevirdiği avcının havada asılı kalan simsiyah tozları, görünmez bir rüzgârla arkamızdaki tuğla duvarın üzerinde birleşmeye başladı. Drake anında beni arkasına alarak siper oldu. Duvarın üzerindeki küller, adeta dumanımsı ve karanlık bir mühre, Valerius'un sembolüne dönüştü. Mühür duvarda kısa bir an boyunca uğursuzca parıldadı ve saniyeler içinde havaya karışarak tamamen yok oldu. İzleniyorduk. Valerius burayı çoktan görmüştü.
Drake, çenesini sıkarak yavaşça arkasını döndü ve bana baktı. Bakışlarındaki o yumuşaklık tamamen gitmiş, yerini savaşmaya hazır bir lordan beklenen o sertliğe bırakmıştı. Zamanımız sandığımızdan çok daha azdı.

"İçindeki bu gücü ne zaman serbest bırakacağını, ne zaman dizginleyeceğini bilmiyorsun. Neye dokunursan yok olmayacak Nora, sen ona hayat da verebilirsin. Ama önce bunu yönetmeyi öğrenmelisin," dedi sesi buz gibi bir kararlılıkla çıkarken. "Beni takip et. Sana güçlerini nasıl kontrol edeceğini öğreteceğim. Eğitimin şimdi başlıyor."

BÖLÜM SONU....
Kurgumu desteklemek için bölümü beğenip kurgumu kitaplığınıza kaydederseniz çok sevinirim.Teşekkürler...